BİLGE KAĞAN

11 Mart 2024 14:20 Prof.Dr.H.Ömer ÖZDEN
Okunma
239
BİLGE KAĞAN

BİLGE KAĞAN

Prof. Dr. H. Ömer ÖZDEN[1]

 

Birinci Gök TürkDevleti’nin yıkılışı ve elli yılı aşkın Çin egemenliği ve iç karışıklıklardansonra İlteriş Kutlug Han 682 yılında İkinci Gök Türk Devleti’ni kurmayıbaşarmış ve diğer Türk boylarının büyük kısmını da hâkimiyeti altına almıştır.O sıralarda Çin’de esir olan Tonyukuk serbest bırakılınca derhâl İlteriş KutlugHan’ın bulunduğu bölgeye gelmiş ve askerî işleri düzenlemeklegörevlendirilmiştir. On yıl boyunca birlikte çalışan İlteriş Kutlug Kağan veTonyukuk, önce devletin ekonomisini düzeltip sonra Dokuz Oğuzlarıegemenliklerine alarak Çin’le savaşmaya başlayıp eski Gök Türk topraklarınıyeniden ele geçirip oralardaki Türkleri de Çin esaretinden kurtarmışlardır.Ancak bu başarıların ardından Kutlug Kağan aniden ölünce yerine kardeşi Kapgangeçmiştir. Kapgan Kağan da İlteriş Kutlug Kağan’ın siyasetini güderek devletinigüçlendirmek için elinden gelenher gayreti göstermiştir. Babası İlteriş KutlugKağan’ın İkinci Gök Türk Devleti’ni kurmasının ertesi yılı olan 683 yılındadünyaya gelen Bilge, babası İlteriş Kutlug Kağan 691 yılında öldüğünde henüz 8yaşındaydı ve küçük oluşundan dolayı kurultay tarafından kağan yapılmamış,yerine İlteriş Kutlug Kağan’ın kardeşi Kapgan’ın kağan olmasına onayverilmişti. Devleti hem ekonomik hemaskerî hem de yönetim bakımından geliştirmek isteyen Kapgan Kağan, 697 yılında14 yaşında olan yeğeni Bilge’ye orduların komutanlık kademelerinde görevlervermiş, sağ kanat komutanlığına atayarak Tarduş halkı üzerine şad tayinetmiştir.   Bilge de genç yaşına rağmenkardeşi Kül Tegin’le birlikte omuz omuza vererek tüm görevlerde, özellikleKapgan Kağan’ın yaşlılığı zamanında kendi halkına karşı sert ve acımasızyönetiminden dolayı çıkan iç karışıklıkların olduğu dönemdeki isyanlarınbastırılmasında çok başarılı olmuştur. Bilge Kağan, kağanlığı döneminde kardeşiKül Tegin/Tigin’in ölümü üzerine Orhun bölgesinde bulunan Kül Tegin Kitabesi’ndebu durumu şöyle ifade etmiştir. “Türk milleti için gündüz oturmadım, geceuyumadım. Kardeşim Kül Tegin’le şadlarla ölesiye çalıştık.” Bu isyanlarınçıkmasında ezeli düşman Çin’in de parmağı bulunmaktadır. Bu isyanlar, İkinciGök Türk Devleti’ni hayli yıpratmıştı. Bütün bunlar 20 yıl boyunca Bilge’ninorduların ve devletin yönetilmesinde tecrübe sahibi olmasına yol açmıştır.Kapgan Kağan, 716 yılında ortaya çıkan yeni bir iç karışıklık sırasında çıkan isyanı bastırmak isterken kurulan pusudaöldürülmüştür. Kağan olması gereken İlteriş Kutlug Kağan’ın oğlu Bilge’ninyerine Kapgan Kağan’ın devlet işlerinden anlamayan ve tecrübesi olmayan küçükoğlu İnel tahta geçirilmiştir. Hâlbuki İlteriş Kutlug Kağan öldüğünde oğluBilge, küçük olduğu için kağan yapılmamış onun yerine kağanlık amcası Kapgan’a verilmişti.Aradan geçen yaklaşık 25 yıllık zamanda kayınpederi Tonyukuk’un itinasıile de devlet işlerinde maharet kazanmış olan Bilge’nin tahta geçmesibeklenirken Kapgan Kağan’ın oğlunun kağan yapılması, yeni bir haksızlıktı.Yeterli tecrübesi olmayan İnel Kağan, bir yıl içinde çeşitli başarısızlıklargösterince, bunu fırsat bilen Bilge’nin küçük kardeşi Kül Tegin, bir ihtilal yaparakİnel ve taraftarlarını öldürüp ağabeyi Bilge’nintahta çıkmasının yolunu açtı ve Bilge, 717yılında yani 34 yaşındayken, hakkı olan kağanlığa getirilmiş oldu. Bilge Kağantahta geçtikten sonra da boylar arasındaki isyanlar devam ettiği, hatta bazıboylar bağımsızlıklarını ilan ettiği ve bu durumun devlete bağlı olanlarıngüvenlerini sarsıntıya uğrattığı için Bilge Kağan, kayınpederi Tonyukuk’ukendisine yardım etmesi için devlet işlerinde planlamacı ve stratejibelirleyici olarak göreve çağırdı. Tonyukuk’un göreve başlamasıyla birlikteTatabılar ve Karluklar yenilgiye uğratılıp önemli bir iç çekişmeye son verildi.Bilge Kağan, bu başarılardan sonra yönünü Çin’e çevirdiğinde, Kapgan Kağan’ınsert yönetiminden dolayı devlete olan güvenlerini kaybederek Çin’e giden bazıTürk boyları, güven ortamının yeniden başladığını görünce geri dönmeyebaşladılar ve böylece Bilge Kağan’ın gücü daha da arttı. Tonyukuk, devletinhenüz tam güçlenmediğini, bunun için en az 3 yıl daha barış içinde yaşayıpzenginleşmesi gerektiğini belirterek Bilge Kağan’ın Çin’e karşı savaş açmasınıengelledi. Bilge Kağan’ın şehirlerin etrafını surlarla çevirme fikrinin yanlışolduğunu anlatarak bu düşüncesinden vaz geçirdiği gibi, Budist tapınağıyaptırma fikrinin de zarardan başka bir şey getirmeyeceğine de ikna edip bunuda engelledi. Bu gelişmeleri yakından takip eden Çin imparatorunun, KapganKağan’ın oğulları, Tatabılar, Basmıllar ve Kıtanlarla anlaşıp hep birdensaldırarak Gök Türk Devleti’ni yıkma planını iyi analiz eden Tonyukuk,belirlediği strateji ile savaşmaksızın Çinlilerin planlarını boşa çıkardı.Bilge Kağan, 720 yılında elde ettiği bu strateji zaferiyle geri çekilen Çinordusuna baskın yapıp onları bozguna uğrattı. Yine Tonyukuk’un tavsiyesi ileÇin içlerine doğru ilerlemeyip barış teklifinde bulundu. 721 yılının kış aylarındaKıtanları, 722 yılının ilkbahar aylarında da Tatabıları bozguna uğratıp Çin’ibarış yapmaya zorladı ve nihayet Çin ile barış antlaşması yapıldı. Buantlaşmanın maddeleri elbette ki Gök Türklerin lehine göre yazılmıştı. BilgeKağan, 726 yılında Bilge Tonyukuk’un ölümüyle sarsıldı; 731 yılında ise küçükkardeşi ve en önemli destekçisi olan Kül Tegin öldü. Çok büyük bir cenazetöreni düzenlendi. Bilge Kağan, 732 yılında Kül Tegin adına Yollug Tegin’ekendi ağzından bir kitabe yazdırıp onu bir kaide üzerine yerleştirterek asırlarsonrasına önemli bir belge bırakmış oldu. Bu dikili taşta kardeşinin ölümündenduyduğu acıyı şu cümlelerle ifade etti. “Kardeşim Kül Tegin öldü. Kendim yastuttum. Gören gözlerim görmez, esen aklım esmez oldu. Kendim düşünceye daldım.Tanrı buyurduğu için insanoğlu hep ölümlü yaratılmış. Öyle düşündüm,gözlerimden yaş gelse engel olarak, gönülden feryat gelse geri çevirerek yastuttum. İki şad başta olmak üzere kardeşlerimin, oğullarımın, beylerimin vehalkımın gözleri, kaşları berbat olacak diye düşündüm.” Bilge Kağan, artık tekbaşına kalmıştı. Bunu fırsat bilen Tatabılarla Kıtanlar yeni bir başkaldırıdabulundularsa da bu iki orduyu kesin bir zafer kazanarak darmadağın etti.  Böylece Orta Asya’da ona başkaldıracak önemlibir güç de kalmamıştı. Yıllar önce Çin ile yapılan antlaşmanın yerinegetirilmeyen şartlarından biri olan Bilge Kağan’ın bir Çin prensesiyle evlenmemaddesini hatırlatan Kağan’ın bu isteği Çin tarafından kabul edildi. Derhâldüğün hazırlıklarına başlandı. Ancak Bilge Kağan, vezirlerinden biri olanBuyruk Çor tarafından zehirlendi. Zehir etkisini yavaş yavaş gösterdiği içinderhal ölmeyen Bilge Kağan, yaptırdığı incelemeyle kendisini zehirleyeninBuyruk Çor olduğunu anladı ve onunla birlikte tüm ailesini öldürttü. Zehirvücuda tam yayıldığında Bilge Kağan da 25 Kasım 734 yılında öldü. Türk töresigereğince kışın ölenler bahara kadar bekletildiği için cenaze töreni 735yılının 22 Haziran’ında yapıldı. Çin ve diğer komşu ülkelerden çok sayıdadevlet adamının katılımıyla cenazesi defnedildi. 735 yılında da Bilge Kağan’ınoğlu İçen, babası adına bir taşı kazıyarak yazdırdı. Bu abideyi de Yollug Teginkazıyarak yazdı. Kül Tegin kitabesinde olduğu gibi taşın süslemesinde ve biryönünde Çin imparatorunun sözlerinin yazılmasında da Çinli ustalar görev aldı. Kendisindenbahseden kaynaklarda Bilge Kağan, önceki Gök Türk kağanlarından farklı olarakinsani yönü çok gelişmiş, halkını seven ve dost canlısı olan bir şahsiyetolarak anlatılmıştır. Öldüğünde Gök Türk Devleti bir cihan devleti olmuştu.Geride bıraktığı eser yalnızca büyük Gök Türk Devleti değildi; aynı zamanda o,dünya var olduğu müddetçe kalsın ve gelecek nesillere örnek teşkil etsin diyebiri doğrudan doğruya kendisi tarafından kardeşi adına yazdırdığı, diğeri de oğlutarafından onun söylediği sözlerini bir araya getirdiği iki önemli abidebırakmıştı ki bunlar günümüzde Orhun Abideleri olarak bilinen bengü taşlardır(sonsuza kadar kalacak olan abidevi taşlar).

OrhunAbideleri

Orhun Yazıtları veya Gök TürkYazıtları diye isimlendirilen taşlara kazınan buyazılar, 38 harfli Gök Türk alfabesiyle yazılmışlardır. Türklerin İslam dininikabul edinceye kadar kullandıkları en yetkin alfabe ve Orhun Yazıtları da Türk milletinin o zamana kadaryazılmış en kapsamlı ve en yetkin eserleridir. Çünkü yazıtlarda, deyimler,vecizeler, atasözleri gibi kalıplaşmış ifadelerin yanında edebî dile aitkavramlar da ustaca kullanılmıştır. Bir dilin iletişim dili olması kolaydır amaatasözleri, vecizeler, deyimler gibi anlamlı dil unsurları üreterek biredebiyat ve sanat dili olabilmesi, en az iki veya üç bin yıllık birgeçmişi gerektirmektedir. Demek ki Türk dili, OrhunYazıtları’na kadar böyle bir dönemi geride bırakmış, alfabesi oturmuş, imlakuralları belirlenmiştir.

Orhun Yazıtları, geçmiştebirçok Türk boyunun ortaya çıkıp devletler kurduğu, Türk kültür ve medeniyetinekaynaklık eden topraklarda bulunmaktadır. Orhun Yazıtları’nın aleladetaşlardan farkı, bunların, değeri maddi hiçbir şeyle ölçülemeyecek olan birertarih ve kültür mirası olmalarıdır. Bu bölgede birçok dikili taş olmasınarağmen bizim kültürümüzü ilgilendirmesi açısından en önemlileri, yüksek birdil, edebiyat, tarih, özetle yüksek bir kültür taşıyan Orhun Yazıtları’dır. Buadı almasının nedeni de Orkun ya da Orhun Nehri yakınlarında bulunmalarındandolayıdır.

Gök Türk/Orhun Abideleri’yle ilgili ilk kayıtlar Çin kaynaklarında bulunur. Daha sonra 12. asırİlhanlı tarihçisi Alaaddin Ata Melik Cüveynî, Tarih-i Cihangûşay isimlikitabında bu eserlerden söz etmiştir. Altı asır boyunca adlarındanbahsedilmeyen ve âdeta kayıp gibi olan Orhun Yazıtları’na, bilim dünyasınındikkatini, 1709 yılında Poltava Muharebesi’nde Ruslara esir düşerek  Sibirya’ya sürülen İsveçli Subay Strahlenberg’in makalesi çekmiştir. Bu makaledenilham alan Rus Bilim Adamı Yadrintsev, 1889’dasonradan Kül Tegin ve Bilge Kağan Abideleri olduğuanlaşılan yazıtları bulmuştur. 1890’da bir Fin bilim heyeti ile W. Radloffbaşkanlığındaki bir Rus heyeti bölgede araştırmalar yapıp yazıtların fotoğraflarınıçekmiş ve Avrupa bilim merkezlerine dağıtmışlar, bu fotoğraflarla abidelerinokuma çalışmaları hız kazanmış ve nihayet 1893’te Danimarkalı Thomsen,yazıtlarda sıkça geçen Tengri (Tanrı), Kül Teginve Türk kelimelerinden hareketle yazıtlardaki yazıyı çözmüştür. W. Radloff daThomsen’i takip edip yazıtlar üzerine çalışmalar yapmışsa da ilk olarakThomsen, bazı noksanlıklar bulunmasına rağmen yazıtların tam metnini 1922yılında yayımlamaya muvaffak olmuştur.

Türk tarihinin önemli birdönemine ışık tutan bu tercümeden sonra Türkiye’de de Orhun Yazıtları hakkındaŞemseddin Sami, Necip Asım, Hüseyin Namık Orkun ve Hüseyin Nihal Atsızaraştırmalar yapmışlardır. Yazıtlar, günümüz Türkçesine Necip Asım, H. NamıkOrkun, Fuat Köprülü, Ragıp Hulusi ve H. Nihal Atsız tarafından tercümeedilmiştir; ama bunlar arasındaki en düzgün tercüme, Nihal Atsız’ın yaptığıdır.Yazıtlar daha sonra da muhtelif Türkologlar tarafından tercüme edilmişlerdir.

Yazıtların Önemi

Yazıtlar birçok bakımdanönemlidir. Bunlardan bazıları şöyle sıralanabilir.

a- Türk edebiyatının ilkyetkin metinleridir. Dolayısıyla Türklerin bu yazıtlarda kullandıkları Gök Türkalfabesinin bilinip tanınması, Türk dili, edebiyatı ve sanatı bakımındanönemlidir. Kitabelerde birçok vecize, atasözü ve deyimler bulunmaktadır. Birdilin yazı dili hâline gelebilmesi için çok uzun yıllar konuşulmuş olmasıgereklidir. Anlaşılıyor ki Türkçe, çok eski bir dildir. Bunlara “adak kamşıtmak(ayağı dolaşmak)”, “atı küsi yok bolmak (adı sanı yok olmak)”, “körür közikörmez teg, bilir biligi bilmez teg bolmak (görür gözü görmez, bilir aklıbilmez gibi olmak)” deyimlerini örnek olarak verebiliriz.

Benzetmeler için tagça (dağ gibi),böriteg (kurt gibi), otça (ateş gibi) örneklerini; atasözleri için de “tokluğunkıymetini bilmezsin, acıksan tokluk düşünmezsin” (tok açın halinden ne anlaratasözünün ilk hâli) “Yufka olanın delinmesi kolay imiş ince olanı kırmakkolay. Yufka kalın olsa delinmesi zor imiş. İnce yoğun olsa kırmak zor imiş”(birlikten kuvvet doğar veya bir elin nesi var iki elin sesi var atasözlerininilk hâli) örneklerini verebiliriz. Kitabelerde çeşitli resim, figür vekabartmalar da bulunduğu için Türk resim sanatı açısından da önemlidir.

b- Yazıtlar,özelde Gök Türk, genelde Türk tarihininöğrenilmesi, aydınlatılması bakımından önemlidir. Göktürklerin siyasi ve ticariilişkilerde bulundukları Çin, Tibet ve Bizans gibi yabancı devlet vetopluluklar ile birçok Türk devlet veboylarıyla akraba topluluklardan bahsetmesi açısından önemlidir. Böylece hem ozamanki yabancı devlet ve Türk boyları tanınmakta hem de devletlerarasıilişkilerden haberdar olunmaktadır.

e- Türklerin icat ettiği vesadece Türklerin kullanmasıyla kalmayıp bölgedeki diğer devletler, özellikleÇin tarafından da kullanılan 12 Hayvanlı Türk Takvim’inin tanınması bakımındanda önemlidir. Kitabelerde, tavuk, maymun ve koyun yılından söz edilmektedir.Sözgelimi “Kül Tegin, koyun yılında onyedinci günde uçtu. Dokuzuncu ay yirmi yedinci günde yas törenini tamamladık.Türbesini, resmini, heykelini, taşını (kitabe taşı) maymun yılında yedinci ay,yirmi yedinci günde hep bitirdik. Kül Teginkendisi kırk yedi yaşında bulut çöktürdü (öldüğünde kırk yedisindeydi)…” “Bukadar kazanıp babam kağan köpek yılı onuncu ay, yirmi altıda uçup gitti.”

Yazıtlarda Ele AlınanKonular

Orhun Yazıtları, sadecetecrübelerin aktarıldığı bir öğütler manzumesi değil, aynı zamanda bir düşünceörgüsü de barındıran, Türklerin sosyal hayatı, inançları, sanatları, ahlakiyapıları, kısacası hayat felsefeleri hakkında da çok önemli ipuçları vebilgiler ihtiva eden belgelerdir. Yazıtlarda ele alınan konuları fazlaayrıntıya girmeden şöyle sıralayabiliriz:

1- Tanrı: Orhun Yazıtları’nda ele alınan konuların başında Tanrıgelmektedir. “Tengri teg Tengri” yani Tanrı gibi Tanrı ifadesi, Tanrı’nınkendinden başka hiçbir şeye benzemediğini, özü bakımından ancak kendisiyletanımlanıp anlaşılabileceğini anlatmaktadır.

Orhun Yazıtları’nda geçen “Üstte mavigök, altta yağız yer kılındıkta, ikisi arasında kişioğlu kılınmış” ifadesi,evrenin yaratılmış olduğunu ve üstelik bu yaratılışta bir sıralama bulunduğunuçok açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Buna göre önce, gökyüzü, sonra yeryüzüve sonra da insan yaratılmıştır. Yaratıcı ise, Bilge Kağan’ın “kendindenbaşkasına benzemeyen Tanrı, Türk Bilge Kağan’ı yaratmış” sözünden deanlaşılacağı üzere Tanrı’dan başkası değildir.

Yazıtlardaki “üstte Tanrı güçlü”ifadesinden anlaşıldığına göre Tanrı, güç, kudret ve irade sahibidir. Çalışana,hak edene de bu kudretinden ihsan edip yardım eden ve onu başarıyaulaştırandır. Gök Türk Hakanı da gücünüTanrı’dan almaktadır. İlteriş Kutlug Kağan’ınmilletini esaretten kurtarmasının temelinde Tanrı’dan aldığı bu güç vardır.Hatta kağanlığı veren de Tanrı’dır. “Yukarıda Türk Tanrı’sı, kutsal yeri vesuyu öyle yapmış. Türk milleti yok olmasın diye, millet olsun diye babamİlteriş Kağan’ı, annem İlbilge Hatun’u göğün tepesinden tutup yukarıkaldırmış.” Bilge Kağan’ın babası İlteriş’e kağanlık veren Tanrı, BilgeKağan’ın da hakan olmasını istediği için kağan olmuştur. “Tanrı buyurduğu için,kağan oldum. Türk milletinin adı sanı yok olmasın diye babam kağanı annemhatunu yükselten Tanrı, Türk milletinin adı sanı yok olmasın diye, kendimi oTanrı kağan oturttu.” Demek ki yazıtlara ve dolayısıyla da eski Türk dininegöre Tanrı dilemedikçe ve nasip etmedikçe hiçbir şey olmamaktadır.

Yine yazıtlarda zamanı varedip de onda sonsuz olarak yaşayanın da Tanrı olduğu ve Tanrı’dan başka herşeyin ölümlü olduğu, “zamanı Tanrı yaşar, kişioğlu hep ölmek için türemiş”ifadelerinden anlaşılmaktadır.

2- Bilgi: Yazıtlarda bilgiye oldukça önemli bir yer verildiği görülmektedir.Yazıtlarda, Çin’in entrikalarından söz edilerek bu tuzaklara bilgisizlerindüştüğünden, iyi bilgili insanların bu tuzağa düşmemesinden dolayı da Çin’inbilgili ve cesur insanların ilerlemesine engel olmasından söz edilmektedir.Yazıtlarda Türk milletine bilgili olmadığı takdirde ölüp yok olacağı uyarısındabulunularak geçmişten ders çıkarılması gerektiği hatırlatılmaktadır. Butuzaklardan söz edilerek şöyle denilmektedir: “Bilgi bilmez kişi o sözü alıp,yakına gidip, çok insan öldün! O yere doğru gidersen Türk milleti, öleceksin!Ötüken yerinde oturup kervan, kafile gönderirsen hiçbir sıkıntın yoktur. Ötükenormanında oturursan ebediyen il tutarak oturacaksın.” Bu genel bilgisizlik,kağanlara da sirayet ettiği için durumun böyle olduğundan bahsedilen yazıtlarda“oğlu babası gibi kılınmamış olacak ki bilgisiz kağan oturmuştur, kötü kağanoturmuştur. Buyruğu da bilgisizmiş tabii. Beyleri milleti uyumsuz olduğu için,Çin milleti sahtekâr ve hilekâr olduğu için, kardeşleri birbirine düşürdüğüiçin, Türk milleti, il yaptığın ilin elinden almış.”

Yazıtlarda, I. Gök TürkDevleti’nin yıkılış sebeplerinden söz edilmekte, Çin’in esareti altında geçenyıllara dikkat çekilmektedir. Çin’in ipeklerine, kadınlarına ve hilelisiyasetlerine kanan bilgisiz kağanların Türk milletini iyi idare edemedikleriiçin devletin yıkılmasından, parçalanan Türklüğün Çin boyunduruğunagirmesinden, Türk kızlarının cariye, yiğit delikanlıların köle edilmesinden,bahsedilmektedir. “Çin milletinin sözü tatlı, ipeği yumuşak imiş. Uzak milletibunlarla yaklaştırırmış. Yakına doğru konduktan sonra fitneyi orada yayarimiş…. Tatlı sözüne yumuşak ipeğine kanıp çok Türk milleti öldü” diyegeçmişteki hatalardan söz edilen yazıtlarda halkın “ülkesi olan millet idim,ilim hani; hakanı olan millet idim hakanım hani?” şeklinde sızlandığı, BilgeKağan’la kardeşi Kül Tegin’in millet ve vatan için yaptıkları anlatılmakta vegeçmiş tecrübelerden ders çıkarılması öğütlenmektedir.

Bu sebeplerden dolayı BilgeKağan abidesinde Bilge Kağan’ın oğlu “Tanrı, Türk Bilge Kağan’ı yaratmış”demektedir. Hakanın en mühim niteliğinin bilgi olduğundan söz edilerek,hakanlığın üst düzey bilgiyle yapılabileceği ve böyle bir hakanın da bilge kişiolduğu vurgulanmaktadır. Yazıtlarda geçen Türk Bilge Kağan, Bilge Kağan, OğuzBilge gibi terimler, kağanların, hata yapmamak ve Türk milletini sonu kötüolabilecek bir maceraya sürüklememek için, mutlaka üst düzeyde bilgi sahibiolmaları gerektiğini ortaya koymaktadır.

Bu anlayış fevkaladeönemlidir. Orhun Yazıtlarının yazılışından yaklaşık iki yüz yıl sonra yaşamışolan büyük Türk filozofu Fârâbî(870-950) de hükümdarın bilge olması gerektiğinisöylemiştir. Geçmişte hangi devlet yönetim biçimi olursa olsun hepsindeyönetime geçmesi düşünülen kişiler, çok iyi bir eğitimden geçirildikten sonra omakama oturmuşlardır. Bilge Kağan da işte bu konuya vurgu yaparak yöneticilerinbilgili olmalarına dikkat çekmektedir. Hatta o, sadece yöneticinin değil, Türkdevlet geleneğinin bir gereği olarak kağanın eşinin de bilgili olmasıgerektiğini belirtmekte ve yazıtlarda annesi İlbilge Hatun’dan söz etmektedir.

3- İl-Devlet, Töre: Yazıtlarda Türk devlet felsefesinin temel ilkeleri bulunmaktadır.Yazıtlarda dikkat çeken hususlardan biri, devleti yönetecek olan kişiyle halkarasındaki uyumdur. Devletin yöneticisi bilgisiz olduğu takdirde buyruğu dabilgisizce olacağından dolayı, milletiyle uyumsuz olur, devlet yönetiminde sıkıntılar çıkar ve sonunda devletinyıkılması kaçınılmaz olur. Yönetici iyi, bilgili, erdemli ise, toplum da iyi,bilgili ve erdemli olur. Bilge Kağan, “Türk beyleri ve milleti bunu işitin:Türk milleti derlenip toplandığında, birlik ve beraberlik içinde olduğunda Türkdevletinin güçlü olacağını buraya kazıdım; birlik ve beraberlikten ayrıldığındada öleceğini yine buraya kazıdım” diyerek birlik ve beraberliği öğütlemekte, içve dış tehditlere karşı Türk milletinin uyanık olmasını istemektedir.

Orhun Yazıtlarında, devletyönetiminde, diğer devletlerle ilişkilerde dikkatli olunması ve öncelikle kendidevletinin çıkarlarının korunması gerektiği vurgulanmaktadır. Bunlara dikkatedilmemesi durumunda düşmanların Türk milletini hilelerle aldatıp devletiyıkabileceklerine işaret edilerek bu hilelere aldanılmaması istenmektedir.Nitekim Çin’in tatlı sözleriyle yumuşak ipeklerinin her zaman tehlikeoluşturduğu belirtilerek geçmişteki tecrübelerden ders alınması gerektiğivurgulanmaktadır ki bu, Bilge Kağan’ın sadece kendi devletine değil,gelecekteki tüm Türk devletlerine sunduğu ölümsüz bir uyarıdır.

Devlet yönetiminde yönetimmerkezinin iyi seçilmesi de önemli bir husustur. Çevresi sağlam bir yönetimmerkezi, devletin güvenliği açısından çok önemlidir. Bu yüzden Bilge Kağan,Ötüken ormanları ve Ötüken dağlarını yönetim merkezi olarak belirlemiş vekendinden sonrakilere de burayı elden çıkarmamaları gerektiğini salık vermiştir.

Orhun Yazıtlarında önemlibir konu da ‘töre’dir. Bilge Kağan, atalarının töreye çok önem verdiklerini,devletin ve törenin yıkılıp da esirlik günlerinin başlamasından sonra tekrartoparlanıp devlet kurulunca törenin de kurulduğunu “ilsizleşmiş, kağansızlaşmışmilleti, cariye olmuş, kul olmuş milleti, Türk töresini bırakmış milleti,ecdadının töresince yaratmış” diyerek belirtmektedir. Devlet veya il ile törebirbirlerini gerektiren iki önemli kavramdır. Bilge Kağan, “Ben kendim kağanoturduğum için Türk milletini……kılmadım. İli, töreyi çok iyi kazandım” diyerekbu iki olgunun bir arada olması gerektiğini anlatmak istemektedir. Devlet varsatöre vardır; töresiz devlet olmaz. Devleti yönetecek olanların bilge olmasıgerektiğinden yukarıda söz etmiştik. Yöneticinin bilge olmasının önemlinedenlerinden biri de töre yapıcı olmasındandır. İhtiyaca göre kanun yapmak vebunu uygulamak, bilge yöneticinin en önemli görevidir. Töre’nin yapılması kadaryaşatılması ve devam ettirilmesi de önemlidir. Bunu sağlayacak olan da halktır.Halk, töreyi benimserse yaşar.

Nihayet Bilge Kağan’ın“Türk Oğuz Beyleri, üstte gök çökmese, altta yer delinmese senin ilini, törenikim bozabilir!” ifadesi, Türk milletinin örf, adet, inanç ve değerlerine bağlıkaldığı müddetçe ilelebet baki olacağını belirtmektedir. Bu itibarla OrhunYazıtları, Türk devlet ve siyaset felsefesinin temellerini oluşturan, birlik veberaberliğin korunmasında çok önemli mesajlar içeren tarihi belgelerdir.

4- Ahlaki Erdemler: Orhun Yazıtlarında Türk ahlak yapısıyla alakalı olarak da önemlibilgiler bulunmaktadır. Bunları şöyle sıralayabiliriz.

a- Çalışkanlık ve fedakarlık: Bilge Kağan, kağanı olduğu İkinci Gök Türk Devleti’nin çok zayıf düştüğünü, zengin olmadığını“varlıklı, zengin millet üzerine kağan olmadım. İçte aşsız, dışta donsuz (karnıaç, sırtı çıplak), düşkün, perişan millet üzerine hakan oldum. Küçük kardeşimKül Tegin ile konuştuk. Babamızın, amcamızın kazanmış olduğu milletin adı sanıyok olmasın diyin (diye) Türk milleti için gece uyumadım, gündüz oturmadım.Küçük kardeşim Kül Tegin ile iki şad ile öle yite kazandım...” cümleleriyleanlatmış ve milletinin yücelmesi ve geri kalmaması için yanındakilerle birlikteçok çalıştıklarını ve her türlü fedakârlığı gösterdiklerine vurgu yapmaktadır. YineBilge Kağan, “Ben kazandığım için ve Tanrı bahşettiği için Türk milleti dekazanmıştır. Eğer böyle çalışıp kazanmasaydım, Türk milleti ölecek,mahvolacaktı” demektedir.

b- Vatan sevgisi: Yazıtlarda Türk vatanının da Tanrı’nın bir armağanı olduğu söylenmektedir.“Yukarıda Türk Tanrısı, kutsal yeri ve suyu öyle yapmış.”

c- Cesaret-Kahramanlık: Ahlaki erdemlerin önemlilerinden olan cesaret, yazıtlarda üzerindeen fazla durulan konular arasında yer almaktadır. Bilge Kağan, kardeşi Kül Tegin’indüşmanlarla nasıl kahramanca ve cesaretle savaşlar yaptığını, yazıtların birçokyerinde övgüyle ifade etmiştir. Çin askerlerinin elli bin askerle saldırdığıbir savaşta “Kül Tegin, yaya olarak atılıp hücum etti…. O orduyu orda yokettik”, “Kül Tegin, Bayırku’nun ak aygırınabinip atılarak hücum etti” gibi ifadeler ve daha niceleriyle Kül Tegin’in kahramanlıklarını ve cesaretini anlatır. BilgeKağan, kendi niteliklerinden ise tevazu gereğince bahsetmez. Çünkü Türk örfündeinsan, kendini övmez.

d- Değerlere Saygı: Yazıtlar incelendiğinde, değerlere saygının da önemli olduğugörülmektedir. İnsan, saygı duyulması gereken bir varlıktır. Yazıtlarda “kişi,kişioğlu” terimleriyle ifade edilen insan, Tanrı’nın yarattığı en değerlivarlıktır. Hayat boyunca yaptığı işlerle anılan insan, öldükten sonra da uçmağayani cennete varır. Dolayısıyla insan, hem yaşarken, hem de ölümünden sonrakıymetlidir. Bu demektir ki beden ölse de ruh yaşamaya devam etmektedir. Bunedenle de eski Türklerde atalara saygı bir inanç motifi idi. Bu bakımdanölenler, mezarları başında anılırdı.

Türkler kadınlara saygıduyan bir millettir. Evde alınan kararlar, ortak alınır, kağanlar savaşaçıktıklarında eşleri onun yerini doldururdu. Hatta yazıtlarda Bilge Kağan,annesi için “Ögüm İlbilge Hatun” ismini kullanmaktadır. Demek ki annesi,devlet işlerinde söz sahibi olabilecek kadar bilge bir kişidir. Diğer taraftanög ya da ök, anne anlamına gelmektedir. Annesini yitirmiş çocuğa öksüzdenmesinin nedeni budur.

Yine yazıtlarda doğruluk vedürüstlük önemli değerler arasında gösterilerek, Çinlilerin sürekli sahtekârlıkpeşinde olduklarından, Türk milletinin ise doğru bir millet olduğu için Çin’inoyunlarını anlayamayıp oyuna geldiklerinden söz edilmektedir.

KAYNAKLAR:

-Ahmet Taşağıl, Ergenekon’dan Kağanlığa Türk Model Devleti Gök Türkler, BilgeKültür Sanat Yayınları, İstanbul, 2016.

-Ahmet Taşağıl, Kök tengri’nin Çocukları, Bilge Kültür Sanat Yayınları, 5.Baskı, İstanbul, 2005.

- Cengiz Alyılmaz, “Orhun Yazıtları”, Türkler, Editörler:Hasan Celal Güzel-Kemal Çiçek-Salim Koca, Cilt: 3, Türkiye Yayınları, Ankara,2002.

-Erol Kürkçüoğlu, Türklerin Siyasi Tarihi, Bilge Kültür Sanat Yayınları, 2.Baskı, İstanbul, 2019.

-H. Ömer Özden, Türk Düşünce Tarihi, Bilge Kültür Sanat Yayınları, 2. Baskı,İstanbul, 2023.

- Muharrem Ergin, OrhunAbideleri, Boğaziçi Yayınları, 6. Baskı, İstanbul, 1978.

- Mustafa S. Kaçalin, “Orhon Yazıtları”, Türkiye Diyanet Vakfıİslam Ansiklopedisi (DİA), Cilt: 33, İstanbul, 2007.

- Nihad Sami Banarlı,Resimli Türk Edebiyatı Tarihi I, MEB Yayınları, İstanbul, 2004.

 

 



[1] Atatürk Üniversitesi