BAYRAK ŞAİRİ ÂRİF NİHAT ASYA

20 Şubat 2023 10:55 Prof.Dr.H.Ömer ÖZDEN
Okunma
914
BAYRAK ŞAİRİ ÂRİF NİHAT ASYA

BAYRAKŞAİRİ ÂRİF NİHAT ASYA

H.Ömer ÖZDEN*

Kültürün temelini oluşturanmillî ve manevi değerlerin öğrenilmesinde ve yeni yetişen nesillere budeğerlerin aktarılmasında sanatın her türünün çok büyük bir önemi vardır. Sanatınher türü önemli ve etkilidir, ancak milletimiz en çok şiir sanatını sevmekte veşairlere ayrı bir değer vermektedir. Bunun sebebi İslam öncesi dönemde doğandestanlar ile kamların söyledikleri şiir tadındaki hikmetli sözler ve İslamiyetsonrası ilk dönemin önemli şahsiyetlerimizden biri olan ve giyinişiyle,tavırları ve hikmetli sözleriyle kamları hatırlatan Ahmet Yesevî olsa gerektir.Türk milleti, Anadolu’yu vatan tuttuğu Malazgirt Zaferi’mizden bu yana çoksayıda şair yetiştirmiştir. Anadolu maceramızın ilk dönemlerinde, Yesevîocağının nefesiyle yetişen ve arı duru Türkçesiyle milletimizin gönlünde tahtkuran Yunus Emre’nin herkes tarafından anlaşılan şiirlerinin de şiirsevgimizdeki yeri tartışılmazdır. Altı asırlık egemenliğinin son dönemlerindesıkıntı yaşayan Osmanlı Devleti’nde de önemli şairler yetişmiştir. Fakat gereko dönemde gerekse Osmanlının devamı niteliğindeki Türkiye Cumhuriyeti’nde yeninesiller üzerinde etkili şairlerden biri de Türk tarihini en doğru anlayıp,bizzat yaşayarak anlatan Yahya Kemal’dir.  Yahya Kemal ve adını sayamayacağımız kadar çokmillî şairimizle aynı çağda yaşayan, onlarla aynı havayı soluyan ve birkaçkuşağın millî ve manevi değerlerini tanımasında etkili olan önemlişairlerimizden biri de “Bayrak Şairi Ârif Nihat Asya”dır.

HAYATHİKÂYESİ

7 Şubat 1904 yılında, şimdiİstanbul’un bir ilçesi olan Çatalca’ya bağlı İnceğiz köyünde doğan Ârif NihatAsya’nın baba tarafı, Kafkasya’dan Tokat’a göç eden Türkmenlere, anne tarafıise Bulgaristan’ın Tırnova şehrinden göçen bir aileye dayanır. Ârif NihatAsya’nın babası Ziver Bey’in büyük dedesi, Kapusuz Ahmet, Tokat’ın Kapusuzköyünden İstanbul’a göç edip Çatalca’nın İnceğiz köyüne yerleşmiş ve buradaderi tabakçılığıyla uğraşmıştır. Ailenin diğer fertleri de bu mesleği devamettirmişler ve sonraki zamanlarda deri ihracatçılığına başlamışlardır.Annesinin adı ise Fatma Hanım’dır. Ârif Nihat Asya, tanınmış bir şair olduktansonra nereli olduğunu soranlara “İnceğiz köyünde doğmuşum, İnceğiz’iÇatalca’ya, Çatalca’yı İstanbul’a bağlamışlar, İstanbullu olmuşum.” cevabınıvermiştir.

Küçük Ârif, maalesef hayatayenik başlamıştır. Babası Ziver Bey’in hastalığı ilerlemiş ve oğlu Ârif’indoğumunun üzerinden daha yedi gün geçmişken vefat etmiştir. Büyükbabası vebabaannesi, Ârif ile annesini yanlarına almışlar ve bakımlarınıüstlenmişlerdir. Ârif üç yaşına geldiğinde annesi Fatma Hanım, Filistin Cephesindesubay olarak görev yapan ve oralı olan Abdürrezzak Bey ile evlenmiş, bir yılİstanbul’da kaldıktan sonra tayini tekrar Filistin’e çıkınca babaannesi vebüyükbabası, torunlarının uzaklara gitmesine razı olmamış ve ana oğul dabirbirinden ayrılmak mecburiyetinde kalmıştır. Anne ile oğlun ayrılışı çokhazin olmuştur. Küçük Ârif, babaannesinin vefat etmesinden sonra halası GülfemHanım’ın evine yerleşmiş ve halasıyla kocası Yüzbaşı Mehmet Fevzi Beytarafından himaye edilmiştir. Halasının kızlarıyla birlikte güzel bir çocuklukgeçirmeye başlayan ve ilkokula Çatalca’nın Örçünlü köyünde başlayan Ârif’in mutlugünleri, Balkanlar’ın karışmasıyla sonlandı. Bulgar ordusunun Çatalcayakınlarına kadar gelişi dolayısıyla İstanbul’a göç eden aile, Ârif’i de öğreniminedevam etmesi için Kocamustafa Paşa ve Haseki okullarına gönderdi. İstanbul’dahalasının yanında kalmaya devam ederken bazen de babasının amcası Recai Bey’inyanında kalan Arif, bu büyük amcasından Ahî geleneğinin dürüstlük, doğruluk,kanaatkârlık, vatan sevgisi, insan sevgisi, tevazu gibi ilkeleri öğreniphayatına tatbik etti. Kendisini çok seven ve üzerine titreyen halası GülfemHanım da onun iyi bir eğitim alması için elinden geleni yapmaktaydı. 1911’debaşladığı Gülşen-i Maarif Rüştiyesinden 1915’te mezun olduktan sonra OsmanlıDevleti’nin Birinci Dünya Savaşı’na girmesi dolayısıyla bir ara eğitimi aksayanÂrif’in eğitim hayatı, yine halası Gülfem Hanım’ın gayretleriyle BoluSultanîsine yatılı olarak kaydedilmiş, sonra bu okulun kapatılması üzerine1920’de Kastamonu Sultanîsinde devam etmiştir. Bu iki okula devam ederkenBirinci Dünya Savaşı sona ermiş ve Millî Mücadele yılları başlamıştır.İstanbul’dan Anadolu’ya geçen vatanseverlerle birlikte gönderilen silah vemühimmatın İnebolu’ya getirilişine tanık olan Ârif Nihat’ın milliyetçilikduyguları oluşmaya başlamıştır. İstanbul’dan Anadolu’ya geçmek üzere İnebolu’yagelen vatanperverlerin, burada halkı aydınlatmak için yaptıkları konuşmalar,bildiriler, gazete ve dergilerde yazdıkları yazılar, Ârif Nihat’ın da MillîMücadele’yi desteklemek için şiirler yazmasına yol açmış ve bu şiirler Gençlikadlı dergide yayımlanmıştır. Daha on beş on altı yaşındayken başta Mehmet ÂkifBey ve Orhan Şaik Gökyay olmak üzere birçok tanınmış şair ve yazarlatanışmıştır. Denilebilir ki Ârif Nihat’ın şair ve yazar olmasının tohumları,Kastamonu’da atılmıştır. Buradayken yazıp Gençlik adlı dergide yayımladığışiirlerini sonraları Heykeltıraş adıyla 1924 yılında yayımladığı ilk şiirkitabına almıştır. 1923 yılında İstanbul Yüksek Öğretmen Okulunda yatılı olarakyükseköğrenimine devam ederken, bir taraftan da İstanbul Postanesindememuriyete atılmış, sonrasında Anadolu Ajansı’nda çalışmış, son sınıftayken deilk evliliğini Semiha Hanım’la yapmıştır. Bu evlilikten iki oğlu olan ÂrifNihat Bey, 1928 yılında Adana Erkek Lisesine edebiyat öğretmeni olarak tayinedilmiştir. Burada farklı okullarda on dört yıl öğretmenlik yapan Ârif NihatBey, 1933 yılında Mevlevî dedesi Remzi Akyürek ile tanışmış ve gerekleriniyerine getirerek Mevlevîlik mensubu da olmuştur. 1934 yılında çıkarılan SoyadıKanunu ile Asya soyadını almış ve aynı yıl İstanbul ve Adana’da askerlikgörevini de yerine getirmiştir. 1935 yılında terhis olup bu kez Adana ErkekLisesinde edebiyat öğretmenliğine devam etmiştir. Bu yıllarda ilk eşindenayrıldığı için aynı okulda fizik-kimya öğretmeni olan Servet Akdoğan’a âşıkolmuş, Servet Hanım’a şiirler ve mektuplar yazıp gönlünü kazanmış ve 1941yılında Servet Hanım ile evlenmiş ve bu evlilikten de bir kızı ve bir deoğulları olmuştur. Ârif Nihat Asya’nın bu evliliği ona huzur ve saadet getirmiş,ömrünün sonuna kadar da bu mutluluğu devam etmiştir. Bu mutluluğunu da “Neşiirden ne de şöhrettendir, Mutluluk Arif’e Servet’tendir.” mısralarıyla ifadeetmiştir. 1942 yılında Malatya Lisesine müdür olarak tayin edilmiş, buradamevcut iktidara karşı muhalif görüşleriyle öne çıkmaya başlamış ve devrinMaarif Vekili Hasan Ali Yücel ile aralarında geçen sert tartışmadan dolayı üçyıl sonra tekrar Adana’ya öğretmenliğine dönmüştür. Burada da muhalif tavrınıdevam ettirince sıkıntılar yaşamaya devam etmiştir. Ancak o sırada sevindiricibir olay yaşamış ve annesinin izini bulmuştur. Yazılarında sık sık anne vebabasından ve annesiyle nasıl ayrıldıklarından bahsettiği için olsa gerek,Filistin’de bulunan ve Türkiye’den gelen gazete ve dergileri okuyan Türkler, budurumdan Fatma Hanım’ı haberdar etmişler, bu yazılardaki tasvirlerden ÂrifNihat Asya imzasını taşıyan yazıların kendi oğlu tarafından yazılmış olduğusonucuna ulaşarak Türk Dışişleri Bakanlığına müracaatta bulunmuş ve oğlunakavuşturulmasını istemiştir. Bu durumu öğrenen Ârif Nihat Asya da 1947 yılınınyaz tatilinde eşi Servet Hanım ve küçük kızıyla birlikte Filistin Akka’yagitmiş ve kırk üç yıl sonra tekrar annesine kavuşmuştur. Burada on beş günkaldıktan sonra yurda döndüler, annesi ve eşi Abdürrezzak Bey de ertesi yılAdana’ya geldiler ve yaklaşık bir yıl oğlunun evinde kaldılar. Muhalif tavrınıdevam ettirdiği için hakkında soruşturmalar açılan Ârif Nihat Asya, 1948yılında Edirne’ye sürgün edildi. Adanalılar tarafından çok sevilen Ârif NihatBey, Adana’dan binlerce kişi tarafından uğurlandı. Çok sevdiği Adana veAdanalılardan ayrılmanın üzüntüsüyle Edirne’ye ulaşan Ârif Nihat Asya,Edirne’nin tarihî dokusuyla burayı da çok sevmiştir. Ancak annesi ve üveybabası, yaşlı olduklarından Edirne’nin soğuğu onlara dokunmuş ve Edirne’denayrılıp Filistin’e dönmüşlerdir; iki yıl sonra da annesinin ölüm haberigelmiştir. Kendisini çok seven Adanalılar, Ârif Nihat Asya’nın 1950 SeçimlerindeAdana’dan milletvekili adayı olmasını isteyince Arif Nihat Bey, böyle birmaceraya atılmakta tereddüt geçirmiş, bunun üzerine Adanalılar bir heyetoluşturup Edirne’ye giderek onu ikna etmişlerdi. 1950 yılında Demokrat PartidenAdana milletvekili olarak “Mektep kürsüsünden, Meclis kürsüsüne” yani TBMM’yegiden Ârif Nihat Asya, fikir ve inançlarından taviz vermeksizin Adanalılarıtemsil etmiştir. Bir dönem milletvekilliğinden sonra 1954 Seçimlerinde adayolmayarak öğretmenliğe dönmüş ve Eskişehir Lisesine tayin edilmiştir. Bir yılsonra Ankara Gazi Lisesine atanmış, buradayken Ankara Polis Kolejinde deöğretmenlik yapmıştır. Dönemin hükûmeti, Kıbrıs’la ilgili bazı kararlar almışve Ârif Nihat Asya ve eşi Servet Hanım da dâhil 30 kadar öğretmenle birlikteKıbrıs’a tayin edilmişler ve iki yıl burada çalışmışlardır. Tekrar GaziLisesine dönmüş ve bir yıl sonra 1962 yılında emekli olmuştur.  1924’ten 1962’ye kadar yedi şiir ve nesirkitabı yayımlayan Ârif Nihat Asya, vefat ettiği 1975 yılına kadar da on sekizkitap daha yayımlamış, gazete ve dergilere yazılar göndermeye devam etmiş,1968’de bir aylık Avrupa gezisi yapmıştır. Adana’nın düşman işgalindenkurtuluşunun yıl dönümü olan 5 Ocak tarihinde yazdığı BAYRAK şiirini yazan ÂrifNihat Asya, belki de kaderin garip bir cilvesi olarak yine 5 Ocak 1975tarihinde geçirdiği kalp krizi sonucunda yetmiş bir yaşında bu fâni âleme vedaetmiştir.

ÂRİFNİHAT ASYA’NIN YETİŞMESİNDE KATKISI OLAN ETKENLER

Bir insanı örnek şahsiyet hâlinegetiren, içinde yetiştiği çevre, çektiği ıstıraplar ya da içinde bulunduğumutlu ve huzurlu ortamdır. Bunların hepsi, Ârif Nihat Asya’nın hayathikâyesinde bir araya gelmiş ve böyle büyük bir şair, yazar ve mütefekkirinyetişmesine yol açmıştır. Daha bir haftalıkken yetim kalmış, baba şefkati vesevgisini tadamamıştır. Dört yaşında annesinden ayrılmış ve yetimliğine bir deöksüzlük katılmıştır. Hala, dayı amca yanı derken ana-baba yokluğuna bir deÇatalca’dan uzaklaşmakla memleket hasreti ve devamında yatılı okul dönemiylesevdiklerinden uzak kalma eklenmiş. Bu sıkıntıların yanında ergenlik dönemi,gurbette yaşarken, milletimizin yeniden var olma mücadelesine denk düşmüş.Fakat bütün bu olumsuzluklar, Ârif Nihat’ın sevgi dünyasına olumlu katkılarsunmuş ve Kastamonu, Millî Mücadele’nin doğuşuna tanıklık ederken, millî birşairin duygu dünyasını da doldurmaya başlamıştı. İstanbul’dan Anadolu’ya geçmekiçin gelenleri karşılarken destanlar okuyan destancılar, şair ve yazarlarınşiirleri, Mehmet Âkif Bey’in Nasrullah Camii’nde verdiği Millî Mücadele’yedavet eden hitapları Arif Nihat’ın fikir ve duygu dünyasını besleyen olgulardı.

Küçüklüğünde babasınınamcasından aldığı Ahi terbiyesinin gereği olarak vatan sevgisini deiçselleştirmişti. Bu duygu, Kastamonu’da daha da ilerlemiş ve vatanın herköşesinin, ovalarının, dağlarının, nehirlerinin, denizlerinin, ağaçlarının,bütün canlılarının ve insanlarının aşkını da kapsamıştır. Bu aşkı o, şefkatlebeslemiş ve tüm varlıklara müşfik davranmıştır; çünkü o, yaratılanı Yaradan’danötürü sevmiş ve şefkat duymuştur. O, tıpkı Yunus Emre, Mevlânâ, Hacı BayramVeli gibi bir gönül adamı olduğu için gönlü her varlığa her canlıya yuvaolmuştur. Bu sevginin bir yansıması olarak vatanın hangi köşesine gönderilirsegönderilsin aynı sevgiyle orada çalışmış, hiçbir zaman şikâyetçi olmamıştır.Türk’ü anlatan türkülere, şarkılara âşıktı. Sadece şair değil, aynı zamandaamatör anlamda fotoğrafçılığı, zengin bir tespih koleksiyonu, antika eşyamerakından dolayı eski eserler koleksiyonu ve kara kalemle resimler çizecek kadarda ressamlığı vardı.

ÂRİFNİHAT ASYA’NIN ESERLERİ

Ârif Nihat Asya, hem şair hemde yazar kimliğine sahip bir sanatkârdır. Şiirleri muhtelif zamanlarda çeşitliyayınevlerinde basılmakla birlikte son olarak Ötüken Neşriyat tarafından, “ÂrifNihat Asya Bütün Eserleri” başlığı altında 12 kitap hâlinde eserleri bir arayagetirilmiştir. Bu eserlerin adları aşağıdaki listede verilmiştir.

ŞİİR KİTAPLARI

Bir Bayrak Rüzgâr Bekliyor

Ses ve Toprak

Dualar ve Aminler

Kökler ve Dallar

Fatihler Ölmez ve Takvimler

Rübaiyyat-ı Arif 1

Rübaiyyat-ı Arif 2

 

NESİR KİTAPLARI

Kanatlarını Arayanlar

Kubbeler

Top Sesleri

Ayın Aynasında

Aramak ve Söyleyememek

Sevgi Mektupları

 

YAZARVE ŞAİR OLARAK ÂRİF NİHAT ASYA

Hiçkuşku yok ki şair ve yazar olmak kolay değildir. Her iki alan da insana ıstırapçektiren bir yapıya sahiptir. Nesirde bazen bir cümle, şiirde bazen bir mısraoluşturabilmek için saatlerce, hatta belki günlerce kafa yorarsınız. Zamanzaman sayfalarca yazdığınız bir yazıyı beğenmeyip çöpe attığınız olur. Bazenbitti dediğiniz şiirdeki tek bir kelime veya mısra içinize sinmez de günlercedüşünüp durursunuz. Kısacası çile çekersiniz. Bu bakımdan şair ve yazar olmakhele de bu sanatlara talip olmak kolay değildir. Zaten insan biraz şair birazda yazar olarak doğmalıdır ki bu meşakkatli sanatlara talip olsun. Yazar veşairler duygusal yapılıdırlar, bu nedenle çabuk incinirler. Nasıl incinmesinlerki, günlerce uğraşıp ortaya koydukları eser için bir takdir ifadesi beklerken,insanların sanki hiçbir şey yapılmamış gibi davranmaları, onların gönülleriniincitir. Ârif Nihat Asya da böyle bir yapıdadır. Her gördüğü güzellikkarşısında sarsıntı geçiren, o güzelliğe âşık olan ve bu aşkını da şiirle,mektupla ya da nesirle ifade eden Ârif Nihat Asya, şiire nesirden daha fazladeğer vermiştir. Çünkü şiirde az sözle çok şey anlatma gücü vardır. Şiir,geçmişle gelecek arasında köprüdür; tabiatla insan arasındaki iletişimaracıdır; hayallerin ifadeye dönüştürülmesidir. Hayal edemeyen, sanatkârolamaz. Gördüğünü, işittiğini, algıladığını kendisine mal edemeyen şair olamaz.İşte tüm bunları göz önünde bulunduran Ârif Nihat Asya, kendi politikasını şusözleriyle ifade etmektedir:

“Şairgeçmişten, gelecekten, günden, çevreden, gaipten, canlılardan, eşyadantelepatiler alıp bunları bir terkiple, bir büyüyle, dinlenir, seyredilir,okunur hâle getiren kabiliyettir. Boşluktaki dalgaları bize hitap eder hâlegetiren cihazlar gibi… Hayatın maddeden ibaret olduğu inancıyla şiirin birleşmesiimkânsızdır. Şiir, maddeyi de içine alır ama maddeden ibaret kalamaz… Hayal,hayal hâliyle kaldığı gerçekle akrabalık kuramadığı takdirde şiir olamaz,gerçek de aslındaki hâliyle kaldığı müddetçe şiir değildir.”

Şiirdevezin, kafiye eskiden bu yana tartışılan konular arasında yer alır. Ârif NihatAsya, bu formal vezinlerin yanında bir de serbest vezinden söz etmektedir kison zamanlarda şiirimizde sıkça rastlanan tarz da budur. Ârif Nihat Asya, bukonulardaki düşüncelerini de şu cümlelerle dile getirmektedir: “Serbest vezindenbaşka biri hece biri aruz, iki veznimizin bulunması ikilik değil kazançtır vearuz, mutlaka kalıplarla tespit edilmiş ses ve uzunlukları manasına gelmez;nesrin de arzu vardır… Şiir vezni ile doğar, serbest vezinle doğanı aruz adına;aruz veya hece ile doğanı serbest vezin adına zorlamak hem manasız hem degülünçtür. Serbest vezin adından da anlaşıldığı gibi vezindir; vezinsizlikdeğildir. Bilinen vezin kalıplarından başka türlü vezin kalıpları icat etmekdemektir.” Onun bu ifadelerinden de anlaşıldığı gibi şiirde asıl olan ölçüdenziyade kulağa hoş gelmesidir. Bu da şiirde musiki demektir ki bunu Yahya KemalBeyatlı’nın şiirlerinde görmek mümkündür. Asya’nın, bu anlayışı Yahya KemalBey’den aldığı anlaşılmaktadır.

ÂrifNihat Asya, edebiyatın da bir milleti ve milliyeti olduğunu belirtmektedir. Onagöre özgün bir Türk edebiyatı vardır ve o, buna gönülden inanmaktadır. Edebiyatise bir sanattır. Sanat, geçmişle bugünü bir araya getiren bir yapıya sahiptirve olmalıdır. Bu düşüncelerini de şöyle dile getirmektedir:

“Bir Fransız,bir İngiliz, bir Alman edebiyatı gibi bir Türk edebiyatı vardır; öncekilerdenayrılığı, dil ayrılığından ibaret değildir. Millî edebiyatın ilk şartı, milleti,milliyeti kabul etmektir. Öteki vasıflar bu şarttan sonra gelir. Dünyaya gidenyol da milletten geçer. Yeniler reddin değil, devamın inancı içindeolmalıdırlar. Hiç kimse, hiçbir şey kendisinden başlamaz. Sanatta da dedelerlenineler, çocuklarla torunlar vardır. Bu bir imtihandır ki değerlendiren görevlileribugünkülerle yarınkilerden olduğu gibi dünkülerden de gelir. Yaptıklarımızı busonunculara da beğendirmek zorundayız. Ben bunu ‘Göçmüşlerden de okuyucularımvardır.’ diye ifadelendirmeye çalışırım. Bugün, kendisini yarının yolu üzerindebir uçurum değil, bir kasaba, bir durak, bir köprü olarak düşünmelidir. Sanat,tekniğin yenilmesi ile başlar. Orijinal olmak iyi bir şeydir, fakat sanatkârlaseyirci, dinleyici veya okuyucu arasında -hiç değilse yer yer- ortak güzellikanlayışları bulunmalıdır.”

Görülüyorki Ârif Nihat Asya, geçmişle bugün, bugünle gelecek arasında bağlar, köprüler,yollar kurmak isteyen bir sanatkârdır. Bundan dolayı şiirlerinde sık sıkgeçmişe atıflar vardır. Bugüne ve geleceğe öğütler vardır. Ârif Nihat Asya’nınşiirleri arasında bütün milletimizin gönüllerine taht kurmuş olan “Bayrak”şiiri en önde gelenlerden biridir. Yazımızı bu şiirle sonlandıralım.

Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü…

Kızkardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü,

Işık ışık, dalga dalga bayrağım,

Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım.

 

Sana benim gözümle bakmayanın

Mezarını kazacağım.

Seni selâmlamadan uçan kuşun

Yuvasını bozacağım.

 

Dalgalandığın yerde ne korku, ne keder...

Gölgende bana da, bana da yer ver!

Sabah olmasın, günler doğmasın ne çıkar:

Yurda ay yıldızının ışığı yeter.

 

Savaş bizi karlı dağlara götürdüğü gün

Kızıllığında ısındık;

Dağlardan çöllere düşürdüğü gün

Gölgene sığındık.

 

Ey şimdi süzgün, rüzgârlarda dalgalı;

Barışın güvercini, savaşın kartalı…

Yüksek yerlerde açan çiçeğim;

Senin altında doğdum,

Senin dibinde öleceğim.

 

Tarihim, şerefim, şiirim, her şeyim:

Yeryüzünde yer beğen

Nereye dikilmek istersen

Söyle, seni oraya dikeyim!

 

Ruhu şad, mekânı cennet, makamı yüceler olsun!

Not:

Bu yazıyı hazırlarken, Ârif Nihat Asya’nın ikinci eşiServet Hanım’a yazdığı ve Servet Hanım’ın da isteği üzerine kendisinin devefatından sonra yayımlanan “Sevgi Mektupları” adlı son eserindenyararlanılmıştır.

 

 



*Prof. Dr. Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Felsefe Tarihi ve TürkDüşünce Tarihi Öğretim Üyesi.