TÜRKİYE’DE “ERMENİ-YAHUDİ CEMAATİ: PAKRADUNÎLER” ÜZERİNE ÖN DÜŞÜNCELER

27 Ağustos 2021 15:25 Prof. Dr.Abdurrahman KÜÇÜK
Okunma
191

TÜRKİYE’DE “ERMENİ-YAHUDİ CEMAATİ:
PAKRADUNÎLER”  ÜZERİNE ÖN DÜŞÜNCELER

Prof. Dr. Abdurrahman Küçük

“Türkiye’de ‘Ermeni-Yahudi Cemaati: Pakradunîler’ Üzerine Ön Düşünceler” başlıklı “Sunuş” niteliğindeki bu yazı/makale;“Pakradunîler veya Bir Ermeni-Yahudi Cemaati” adlı Fransızca yazılmış kitapçığı/risaleyi Türkçeye çevirip yayına hazırlamam dolayısıyla yazılmıştır. Çevirisini yaptığım “Pakradunîler veya Bir Ermeni-Yahudi Cemaati” başlıklı kitapçık/risale hakkında bir sunuş/giriş yazısı yazmanın ve bazı özet bilgiler vermenin yararlı olacağı düşünülmüştür. Çünkü bu konu; birkaç boyutu olan ve oldukça karmaşık (paradoksal) bir konudur.
“Pakradunîler veya Bir Ermeni-Yahudi Cemaati” isimli kitapçık; Türk Yahudi’si Prof. Avram Galanti’nin, Fransızca olarak kaleme aldığı eserlerde kullandığı Abraham Galanté adı ile 1933 yılında İstanbul’da Fransızca olarak yayımlanan ve TBMM Kütüphanesinde de nüshası bulunan bir kitapçıktır.
Konunun önemi, zaman zaman Türkiye’nin gündemine girmesi, Türkiye’de bilinen bazı siyasetçilerin isimleri başta olmak üzere çeşitli spekülasyonlara ve bilgi kirliliğine yol açan bir konu olması dolayısıyla; ilgili kitapçığı/risaleyi hem Fransızca aslından Türkçeye tercüme ettim hem özet olarak ön düşüncelerimi yazdım hem de bu konuyu Allah ömür verirse ve nasip olursa hayatımın son çalışmaları arasında kitap hâline getirmeye başladığımı da okuyucuyla paylaşmak istedim. Çünkü merhum Hasan Celal Güzel’in 5 cilt olarak yayımladığı “Yeni Türkiye-Ermeni Meselesi Özel Sayısı”nda yer alan “Ermeni Meselesi ve Ermeni Kilisesi Üzerine Düşünceler” başlıklı makalemin sonuç kısmındaki bir dipnotta Pakradunîler ile ilgili olarak şunları yazmıştım: “Pakradunîler konusunda bir çalışma yapmakta olduğumu, yakın zamanda bu iddiaların gerçekliğini ortaya koymaya çalışacağımı ilgililere duyurmayı bilimsel bir görev bilmekteyim. Çünkü bu konunun Yahudi, Ermeni ve “Dönme” gibi üç boyutu vardır. Bu üç boyutu itibarıyla Pakradunîler (Ermeni-Yahudi Cemaati); hem Yahudiler hem Ermeniler hem de Dönmeler (Sabatayistler) konusunda araştırmalar ve yayınlar yapmış bir bilim adamı olarak benim uzmanlık alanıma girmektedir. Yanlış kanaatlerin, yanlış nitelendirilmelerin önüne geçmek ve gerçeğe yakın sonucu ortaya çıkarabilmek için böyle bir çalışma yapmanın bilimsel görevim olduğunu düşünerek işe başladım”.
Türkiye’deki Ermenilerin en az %80’ninin Türk olduğu yönündeki tezimizi günümüzde de destekleyen araştırmalar ve yayınlar yapılmaktadır.  Geri kalan kesim için ise farklı iddialar vardır. Bu iddialardan biri de Yahudi kökenli Türk vatandaşı, Araştırmacı, Tarihçi ve 7. Dönem (1943-1946) CHP Niğde Milletvekili Prof. Avram Galanti/Abraham Galanté’ye aittir. Galenté; Anadolu’nun bazı yörelerinde, tercümesini sunduğumuz “Pakradunîler veya Bir Ermeni-Yahudi Cemaati” başlıklı risalesinde / kitapçığında “Ermeni-Yahudi Cemaati” (Yahudi Dönmesi Ermeni Cemaati) Pakradunîler”  denilen bir cemaatin yaşadığından söz etmektedir. Ön araştırmalarıma göre; bu “Pakraduniler veya Bir Ermeni-Yahudi Cemaati” olarak gösterilen topluluk; Yahudi de bazı araştırıcıların ayrı bir soy şeklinde göstermeye çalıştığı gibi “Ermeni” de değildir, Tevrat’ı kabul edip-Talmud’u ve buna bağlı Yahudi kültürünü kabul etmeyen- Tevrat ile amel eden Musevî Türkler, Musevî Hazarlar, Karay Türkleri olmalıdır. Hatta bunların bir kısmının Hristiyan ve önemli bir kısmının da diğer Türk boyları gibi sonradan Müslüman olduğu kaynaklarda yer almaktadır. Pakradunîler konusu; doktora tezi olarak hazırladığım Dönmeler (Sabatayistler) konusu gibi hatta ondan da daha “paradoksal / karmaşık” bir konudur.
Aslında hem Ermeni Meselesi hem Ermeni Gregoryen Hristiyanlık hem Yahudilik ve Musevîlik hem de Dönmelik/ Sabatayistlik konusu kendi başına oldukça karmaşık bir konudur. Bunların üçüyle olduğu gibi Yahudilik, Musevîlik, Hristiyanlık ve İslam ile de Dönmelik ve Mühtedilik ile de ilgisi olan Pakradunîler konusu; diğerlerinden daha da karmaşıktır. Çünkü Pakradunîler; “Yahudi/Musevi” iken Gregoryen Errmeni/Monofizit Ermeni mezhebini benimseyen, sonra da büyük bir çoğunluğu Müslüman olan, özellikle de Türkiye’de yaşamış ve yaşayan bir grubu, bir cemaati ifade etmektedir. Bundan dolayı böyle karmaşık bir konuyu, bu üç dört hatta beş altı boyutu olan alanla ilgisi bulunmayan kişilerin, çalakalem “veceddü (buldum)!” misali konuya girmesi, tuttukları yere göre fili tarif edenler misali, daha da karmaşık hâle getirdiği ve bunda, hem Ermenilerin hem Yahudilerin hem de Müslümanların yaklaşımlarının ve bakış açılarının etkili olduğu dikkati çeken hususlardandır.
Söz konusu karışıklıkta Musevilik ile Yahudilik farkının bilinmemesi, Türk gelenek ve görenekleri ile Yahudi gelenek ve göreneklerinin karıştırılması, Musevî (Hazar ve Karay) Türklerin kök Yahudilerle aynı görülmesi konuyu içinden çıkılmaz hâle getirdiği, yapacağımız kitap çalışmasında örnekleriyle ortaya konulacağı ve konunun açığa çıkarılmasına katkı sağlayacağı öngörülmektedir. Çünkü Ermenilerin büyük çoğunluğunun, Türk kökenli olması, örf ve âdetleri bakımından aralarında büyük benzerlikler bulunması, bazı dış devletlerin güdümündeki Hınçak ve Daşnak/Taşnak gibi terör örgütlerinin başlattığı “Sözde Ermeni Meselesi”nin okun yaydan çıkmasına ve bu ortamda bilimsel olarak ortaya konulan gerçeklerin görmezlikten gelinmesine yol açmıştır.
Bin yıllık sürede, Türklerin yönetiminde, Ermenilerin herhangi bir sorunu da XIX. yüzyılın sonlarına kadar bir “Sözde Ermeni Meselesi” de olmamıştır. Dinî ve siyasi mülahazalar ile Doğu’da Rusya, Batı’da İngiltere başta olmak üzere Amerika, Fransa, İtalya gibi devletlerin Osmanlı Devleti’ni parçalamak ve ondan koparacakları parçalar üzerinde yetki sahibi olmak istemeleri; Hristiyanlığın dolayısıyla da Ermeni Kilisesi’nin devreye sokulmasını gündeme getirmiştir. Bütün dış ve iç desteğe/yönlendirmeye rağmen Ermeni Kilisesi’nin ve Ermenilerin büyük çoğunluğu, sağduyunun galip gelmesi ile terör örgütlerinin güdümüne girmemiş fakat terör örgütlerinin baskısı ve katliamları altında-tıpkı günümüzdeki PKK’nın Kürt Türkleri üzerindeki baskıcı durumları gibi- etkin rol da oynayamamışlardır.
Türkler ile Ermeniler; asgari müşterekler, benzerlikler, aynı soya ve aynı kültüre mensup olma bir yana, bin yıla yakındır aynı kaderi paylaşmanın bilinci ile hareket etmek zorunda olmuş ve öyle de hareket edilmiştir. Zaten Anadolu’da bulunan Ermenilerin büyük çoğunluğunun Türkçeden başka dil bilmediği, örf ve âdetler bakımından Türkler ile benzerlik gösterdiği yapılan araştırmalarla ortaya konulmuştur. Tek Tanrı inancı, dağ, yer-su kültü, ateş kültü, gelin ile damadın el ele tutuşup yanan ateşin etrafında oynaması, ilkbaharda baharın gelişinde dinî törenlerin yapılması, “kansız kurban/saçı” sunulması, yemek kültürü,  iyi ve kötü ruh anlayışı, lohusaları “kötü güçler”den korumak için yatağa demir cinsinden objeler konulması, yuğ törenleri, ölü aşı âdeti, ölüm sonrası uygulamaları, ölümün vuku bulması üzerine ölü evindeki eşyaların değiştirilmesi ve evdeki suların boşaltılması, yas tutulması ve bu sürede çalışılmaması, kirvelik töresi, at veya koç şeklinde mezar geleneği gibi hususlar Türkler ile ortak paydalardan bazılarıdır.  Ortak paydaları çoğaltmak mümkündür. Bu ortak paydalar, ortak kaderin ve birlikteliğin yanında başka özellikleri de çağrıştırmaktadır. Bu durum; Türk harsının tesirine bağlandığı gibi Türk soyundan gelmiş olmalarına, Hristiyanlaşmış Türkler olmalarına da bağlanmaktadır. Çünkü Ermeniler ile özdeşleşen ve Ermenilerin yaklaşık %90 gibi bir çoğunluğunun mezhebi olan Gregoryen mezhebinin kurucusu Suren Bartev, Partlı bir Türk’tür. Yapılan bazı araştırmalar; Anadolu’da yaşamış Ermenilerin büyük çoğunluğunun Hristiyan Türk olduğunu ortaya koymuştur/koymaktadır. Ayrıca son zamanlarda Türkiye Ermenileri/Türk Ermeniler üzerinde yapılan anket araştırmalarına katılanların %79.5’in en iyi bildiği dilin Türkçe olduğu açıklanmıştır. Bu sonuç bizim, en az 30 yıldan bu tarafa gündeme getirdiğimiz “Anadolu’daki Ermenilerin en az %80’i Türk’tür.” yönündeki tezimizin günümüzdeki en önemli göstergelerinden birini oluşturmaktadır.
Ermeni Kralı Tiridat’ı ve “Ermenistan”ı Hristiyanlaştıran Suren Bartev ; Part menşeinden Arşaklar hanedanına mensuptur. Partlılar (Arsakidler/Arşaklılar) da Türk’tür.  Suren, Kayseri’de vaftiz olduktan sonra, Hristiyan ismi olarak, Kirkor’u/Grégoir’u almıştır. Vaftiz ismi Kirkor/Grégoir olan bu dinî liderin Türk olmasının ötesinde Dede Korkut olduğu yönünde iddialar hatta görüşler de vardır.  Bütün bunlar, bugün Ermeni denilen topluluğun Hristiyanlık şemsiyesi altında bir araya gelmiş, değişik soylardan, boylardan ve kültürlerden oluşmuş bir “cemaat” olduğunu ortaya çıkarmaktadır. Bu cemaat; Kirkoryan/Gregoryen Kilisesi ile ayrı bir Hristiyanlık anlayışının temsilcisi olmuştur. Gregoryen Ermeni Kilisesi; farklı soylardan, boylardan ve kültürlerden meydana gelen cemaatin  “Türk şemsiyesi”dir ve onları günümüze taşıyan önemli bir etkendir.
Bir Ermeni-Yahudi cemaati olarak gösterilen Pakradunîlerin, ön araştırmalarıma ve aşağıda tercümesini sunacağım kitapçıkta yer alan bazı bilgilere göre, Musevî Hazar ve Karay Türk’ü olması ; “Buhara Yahudileri” ile “Kırım Yahudileri” ve “Dağ Yahudileri” olarak nitelendirilenlerin de bunlarla ilişkisinin bulunması ihtimalini kuvvetlendirmektedir. Bunun yanında Karay, Kabar, Kuman-Kıpçak, Kırımçak, Kazak, Kürt gibi Türk boyları arasında “Musevîliği” din olarak benimsemeyenlerin ve az da olsa Hazarları “Ermeni Hristiyan” gösterenlerin bulunduğu;  Azerbaycan’dan Doğu Avrupa’ya kadar geniş bir Türklük coğrafyasında var olduğu ancak bu coğrafyadaki Türk boylarının, İslam’ın yayılış dönemine kadar, “Gök Tengri/Tek Tanrı dini”ni uyguladıkları, İslam ile karşılaşınca kendi “millî dinleri”ne uygun ilkeler içermesini göz önünde bulundurarak çoğunluğun Müslüman olmasına rağmen Museviliği ve Hristiyanlığı devam ettiren Türklerin olduğu da bilinen hususlardandır. Museviliği kabul edenler arasında Hazar ve Karay Türkleri, Hristiyanlığı kabul edenler arasında Gregoryen Türkleri olduğu ilk dikkati çekenlerdendir. Ancak hem Gregoryenlerin Hristiyanlığı hem de Hazarların ve Karayların “Yahudiliği/Museviliği”; Yahudi/İsrail ırkından olanların benimsediği Yahudilikten farklıdır. Çünkü Hazar ve Karay Türklerinin önemli bir kısmı; Tevrat’ı kabul etmekle beraber Yahudi kültürünün bir ürünü olan Talmud’u kabul etmemiş, Hz. Musa’ya verilen ve buna bağlı olarak Musevilik olarak adlandırılan bir dini benimsemiş olmakla diğer Yahudilerden ayrılmışlardır. Musevi denilince Karaim mezhebindekiler gibi Yahudi soyundan gelmemiş, Yahudi kültürünü benimsememiş, kendi soyları, kimlikleri ve kültürleri ile sadece Tevrat’ı kabul etmiş Museviler, özellikle de Musevi Hazar ve Karay Türkleri hatırlanmaktadır. Zaten Hazarların Ermenistan’da hâkimiyet kurduğu ve o bölgeyi yönettiği dikkate alındığında; oralarda “öz Türkler”in varlığı ve iddia ettiğimiz konuya ışık tutacağı anlaşılmaktadır.
Türkiye söz konusu olduğunda da Anadolu’su ve Balkanlar’ı ile Türkiye, en az yedi bin yıllık Türk yurdudur ve bu yurtta uzun süreli Türk’ten başka hâkimiyet kurmuş hiçbir soy olmamıştır. Onun için Türkiye denilince akla farklı dinleri benimsemiş Türk’ün şu ve bu boyu gelmektedir. Dolayısıyla hem Türkiye’deki hem de dünyadaki Pakradunîlerin büyük bir bölümü; bana ve benim ön araştırmalarıma göre “Musevi Türk’ü”, Karaimler gibi özelliklere sahip ve Yahudiler arasında da Ermeniler arasında da, Gürcüler arasında da bu özelliklerini korumuş olmalıdır. Museviliği benimsedikten sonra Ermenilerin Gregoryen/ Monofizit karakterli inanışlarını kabul eden yani din değiştiren Pakradunîlerin hem Yahudiler/Museviler hem Ermeniler hem de Gürcüler ile ortak noktaları ve özellikleri Türk boyundan olmalarından ve Türk kültürünü yaşatmalarından ileri gelmektedir* Çünkü Pakradunîler; Hristiyanlar arasında da Yahudiler arasında da Müslüman Türkler arasında da yeni bir inanışın, cemaatin hatta mezhebin örnekliğini oluşturmuşlardır. Bunların bir kısmı Türkiye’de diğer Türk soydaşlarıyla İslam dininde buluşup “Müslüman Türk” olmuşlardır. Ancak bazı tavırları, davranışları ve takip ettikleri siyasetleri; Pakradunîlere “Ermeni-Yahudi cemaati” olarak ihtiyatla ve şüphe ile bakılmasına sebep olmuş ve bu kimlik her yerde onların yakasını bırakmamıştır.
Ermeni-Yahudi cemaati olarak bilinen Pakradunîler; başta Abraham Galente’nin tercümesini sunduğumuz kitabı, bu kitabı esas alıp genel ifadelerle makaleler yazan Millî Gazete yazarı merhum Mehmet Şevket Eygi ve Türkiye Ermenileri konusunda eserleri olan merhum Levon Panos Dabağyan ile yoğun olarak Türkiye’nin gündemine girmiştir. Eygi’nin atıfta bulunup genel ifadelerle yazdığı gazete makaleleri ile Türk Ermeni’si Dabağyan’ın Ermeniler konusunda yazdığı yazılar merkez alınıp yeni yazılar hatta kalınca kitaplar yazıldığı şahit olduğumuz hususlardandır.  Adı Pakradunî olmasa da muhtevasının tamamı Pakradunîlere ayrılmış ve müstear isimle yazıldığı anlaşılan kitap da başka bir örnektir. Söz konusu edilen bu kitaplar yanında, Türkiye’de kaos ortamı oluşturmak isteyen örgütün ve 15 Temmuz darbe kalkışması’nın  “bir numarası” kabul edilen Fethullah Gülen’in, 2015 yılındaki bedduasında, “…Pakrudin terör örgütünün Allah belasını versin…”  ifadesi ile Pakradunîlerin kim olduğu, bu bedduada Pakrudin adının niçin yer aldığı, işbaşındaki iktidarın önde gelen bazı yöneticilerinin Pakradunîlik ile itham edilmesinin rolünün olup olmadığı veya hangi mesajların verilmek istendiğinin “şifreler”i yazılara / makalelere konu edilmiştir.
“Millî Görüş çizgisi”nden olup Türkiye Cumhuriyeti Devleti siyasetinin son dönemine, özellikle 1970-2021 yıllarına bakan, Başbakan ve Cumhurbaşkanı olarak damga vuran siyasetçiler ile ilgili ya ima ya isnat, ya iltisak ya iddia ve zorlama yaklaşımlarla/yorumlarla “Pakradunî” veya “Yahudi/Kırım Yahudi’si” nitelemesiyle gündeme taşıyan yayınlar ortaya çıkmaya başlamıştır.  Türkiye’nin gündemine giren Pakradunîler konusunda yazılan kitaplarda ve makalelerde; Türk siyasetinde bilinen ve önemli görevler ifa etmiş bazı isimler hakkında “Pakradunî” iddiaları konunun daha dikkatli incelenmesini ve günümüze ulaşmış bazı ezberlerin bozulmasını gerekli kılmıştır, kılmaktadır.
Güncel gelişmeler dışında günümüzde yazılan ve tercüme edilen Hazar Türkleri konusundaki eserlerin sayısında Türkiye’de dikkati çeken artışlar olmuştur.  Bu yayınlarda görüldüğü gibi Hazarlarla Museviliğin değil de doğrudan Yahudiliğin eşleştirilmesi yolu benimsenmiş hatta bu ayırım gözetilmeden Selçuklu Devleti’nin kurucusu Selçuk Bey bile  “Yahudi” gösterilmiştir. Selçuk Bey’in oğullarının adlarının Mikail, İsrail (Arslan),Yusuf, Musa olması da bu niteleme için delil olarak sunulmuştur. Bu nitelemeler yapılırken Türklerin benimsedikleri dinlerin kutsal kitabında yer alan isimleri köküne bakmadan isim olarak kullandıkları-Müslümanlıktaki gibi- dikkate alınmadan Yahudi olarak gösterme girişimleri, Türkler hangi dini benimsemişlerse tarih boyunca o dinden olmayan Türk’ü bile Türk saymamama taassubu içinde bulunmaları dikkate alınmamıştır. Yapılan bu yorumlar ve yaklaşımlar; yazmaya niyet ettiğimiz Pakradunîler konusunun gerçeğe yakın olarak ortaya konulmasına, Pakradunî denilenlerin Hazar ve Karay Türk’ü olduğunun, Kuman-Kıpçak Türkleri arasına karıştığının, Museviliğe ait bazı âdetleri yaşatan Hristiyan Hazarların  Karadeniz, Doğu, Güneydoğu ve İç Anadolu bölgesinin bazı şehirlerine yerleştiğinin ortaya çıkarılmasına bizi teşvik etmiştir. Hazar İmparatorluğu yıkıldıktan sonra Hazar Türklerinin Avrupa’ya ve Avrupa’dan da Amerika’ya göç ettikleri, onların torunlarının günümüzde Amerika’da bir milyon civarında olduğu ve Hazarların neslinden olduğu tahmin edilen bu Türklerin sadece 40 bin kadarının soyadının Türk’ün değişik söylenişlerini içerdiği hatta Doğu Avrupa’daki Aşkenaz Yahudiler olarak bilinenlerin de Hazar Türkleri olabileceğinin dile getirilmesi teşvikimizi destekleyen amiller arasındadır.
Yukarıda konu edilen gelişmeleri gördükten ve yazılanları okuduktan sonra;  Galanté’nin Les Pacradounis ou Une Secte Arméno-Juive adlı kitapçığını tercüme etmenin ve Klasik Dönem’den XXI. yüzyıla kadar bu konuya temas eden kaynaklara  başvurarak Dinler Tarihi perspektifinden yeni bir çalışma yapmanın gerektiği kanaatim iyice pekişti. Bunda; konunun hem Yahudilik hem Gregoryen/Monofizit Ermeni Hristiyanlık hem “Dönmelik / Sabatayistlik” hem Mühtedilik hem Müslümanlık hem de Türklük boyutunun bulunması, çok karmaşık bir konu olması, yazılanların bilgi kirliliğine sebep olması ve bu alanın Türkiye’nin “yegâne uzmanları”ndan sayılmam dolayısıyla meraklı araştırıcıların benden bu konuda bilgi istemesi etkili oldu.
Sonuç olarak “Bir Ermeni-Yahudi Cemaati: Pakradunîler” olarak bilinen topluluğun; Gregoryen Türklerin Hristiyanlık içinde kaybolmuş Türkler, Hazarların “Yahudilik/Musevîlik” içinde kaybolmuş Musevî Türkler veya onların hem Hristiyanlar hem de Yahudiler/Musevîler arasında kaybolmuş Türklerin kesişme/buluşma noktasını oluşturduğu öngörüsünü taşımaktayım. Çünkü Galanté’nin Yahudiler ile ilişkilendirdiği hususların çoğu, Yahudilerden çok Türklerle, Yahudilikten çok geleneksel Türk inançları ve Türk örfü ile ilgilidir. Zaten hem Gregoryen Ermeniler hem Musevi Hazar ve Karaylar hem Orta Asya’dan Amerika’ya kadar hemen hemen dünyanın her yerinde Musevi ve Hristiyan Türklerin bulunduğu dikkate alındığında hem de Pakradunîler konusunda yapılan çalışmaların  satır araları dikkatlice okunduğunda ortak paydanın/kesişme noktasının Türklerin inançları, töreleri, gelenekleri ve görenekleri olduğu görülebilecektir.
Pakradunîler konusunda yapmakta olduğum çalışmanın; yukarıda ifade edilen hususları açıklığa kavuşturacağı, yapılacak karşılaştırmalarla bir sonuca varılacağı veya en azından bu konuda da -Dönmelik/Sabatayistlik ve Gregoryen Ermeni Hristiyanlığı/ Gregoryen Türkler konularında olduğu gibi- yeni araştırmalar yapılmasına öncülük edeceği kanaatini taşımaktayım.
 (Not: Bu makalede/yazıda söz konusu edilen Abraham Galanté’nin Faransızca yazdığı Pakradunîler veya Bir Ermeni-Yahudi Cemaati isimli kitapçığının/risalesinin Abdurrahman Küçük tarafından Fransızcadan Türkçeye tercümesi bu derginin bir sonraki nüshasında yayımlanacaktır)