BEKLENEN VE ARANAN ADAM “ALPARSLAN TÜRKEŞ”İN ARDINDAN

11 Mart 2021 13:25 Selim YILDIZ
Okunma
141
BEKLENEN VE ARANAN ADAM “ALPARSLAN TÜRKEŞ”İN ARDINDAN

BEKLENEN VE ARANAN ADAM “ALPARSLAN TÜRKEŞ”İN ARDINDAN
Selim YILDIZ

“Türk milleti içine kapanık, cihan ve insanlık bütünlüğünden tecrit edilmiş bir hayata hiçbir zaman iltifat etmemiş, cihanşümul bir hayatı kıtalar üzerinde cihan devletleri kurarak yüzyıllar boyu sürdüregelmiştir. …Buluşma yerimiz ne doğudur ne batıdır ne kuzeydir ne güneydir. Buluşma yerimiz Büyük Türkiye’dir. Buluşma noktamız Türk’ün kafası, Türk’ün kalbi, Türk’ün imanı, Türk’ün cevheriaslisidir. Bu yer ve noktada milletçe asgari müştereklerde değil, azami müştereklerde birleşeceğiz ve mutlaka birleşeceğiz...” Alparslan TÜRKEŞ

 

Yakın tarihimizin çok  önemli simalarından biri olan Alparslan Türkeş, 25 Kasım 1917-4 Nisan 1997 yılları arasında yaşamış, Türklüğe zor zamanlarda siper olmuş, hamuru cesaret, irade ve zekâ ile yoğrulmuş bir dava ve devlet adamı, bir Türk büyüğüdür. Ömrü boyunca Türk’ün gören gözü, iştiten kulağı ve uyanık vicdanı olmuştur. MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin de işaret ettiği üzere ona aziz Türk milleti “karizmatik lider”, “bilge lider”, “tarihî şahsiyet” ve en önemlisi de “Başbuğ” demiştir. Bugün ise Türkeş, sadece MHP’nin kurucusu değil, bütün bir Türk dünyası için Mustafa Kemal Atatürk gibi millî mihver olma özelliğine bürünmüştür. Mesela Azerbaycan’ın ilk Cumhurbaşkanı Ebulfeyz Elçibey, büyük Türk dünyasının zaman zaman yeni başbuğlar yetiştireceğine inanırken, gelecek nesillerin Türkeş’i gurur ve iftiharla hatırlayacağını büyük bir samimiyetle dile getirmiştir. Elçibey’e göre Türkeş, “Türk millî maneviyatı uğrunda dayanmadan mübarize ve mücadele aparan, gönlünü yalnız ve yalnız Türk milletine Tanrı bağları ile bağlamış kahraman bir aziz.” idi.
Türkeş, Rauf Denktaş’a göre hep Kıbrıs davasının yanında yer almış, Türkiye’nin kılına zarar gelmesin diye didinen cesur ve kararlı bir lider; Kırım Türklerinden Mustafa Kırımoğlu’na göre Türkeş Bey, “Alicenap bir insan”dı. Türkeş’in bozkurtları ise iyi insanlardı ve iyi işler yapıyorlardı. Birlikte Türklüğün hürriyeti yolunu aradıkları Baymirza Hayıt da Türkeş için “Mazlum Türklerin himayecisi.” demiştir. Bu yüzden onun ruhu karşısında diz çöken Hayıt, Türkeş’in adını Sibirya’nın Türk ormanlarına, Altay ve Tanrı Dağı’na taşımıştır.

 

Türkeş, 27 Mayıs Askerî Harekâtı sonrasında Başbakanlık Müsteşarlığı görevinden alınmasını müteakip sürgün döneminde arkadaşlarıyla kafalarında oluşturdukları düşünceler ekseninde hareket ederek gerek CHP’nin 27 Mayıs’ı amacından saptırması gerek koalisyon hükûmetlerinin oluşturduğu istikrarsız sürece ve 1961 Anayasa’sının getirdiği özgürlükçü ortamdan istifade edip flizlenmeye başlayan yabancı ideolojilere karşı siyaseti tercih edecektir. Bunun için en elverişli parti olarak da sonradan MHP olacak olan CKMP gündeminde olmuştur. Bununla birlikte Baran Dural’ın da yer verdiği ve işaret ettiği üzere daha 1961’de Türkeş’in siyasete atılacağı gündem olmuştu. Son Havadis gazetesi, Türkeş’in fotoğrafıyla yayımladığı manşet haberinde, yeni politikacı adayı için “Beklenen Adam” ifadesini kullanmıştı. Türkeş, sosyalist Yön dergisinin 6 Ağustos 1965 tarihli sayısında da “Aranan Adam” olarak değerlendirilmiştir.
 Kader çizgisinde yürüdüğü doğru yolların da yanlış yolların da farkına varmış bir lider olan Türkeş, tercihlerini toplum ve ülkeden yana kullanmış olması yönüyle tarihimizde “Yarının Adamı” olmayı hak etmiş bir karakter, yüksek bir ruhtur. Zira 12 Eylül Askerî Mahkemesindeki savunmasında takındığı tavır ve gösterdiği irade bunun bir tecellisi idi. Alparslan Türkeş, askerken 1944’te de aynı duruşu sergilemiş, dava arkadaşları ile çelikten bir irade olup zamanın dönekliği karşısında başı dik bir şekilde durabilmiştir. O, 12 Eylül Mahkmesindeki savunmasının bir bölümünde şöyle konuşmuştur:
 “Huzuruilahiye yüz akı ile çıkmaktan başka bir endişeye gönlümde yer yoktur. Hiç bir beşerî kudret önünde eğilmem. Kimsenin merhamet ve insafına şahsen ihtiyacım yoktur. Sözüm, tenkidim, talebim yalnız hak ve hakkaniyet namınadır. Yalnız mülkün temeli olan adalet namınadır. Yalnız milletim ve devletim içindir…”
    Türkeş’in 4 Nisan 1997’de ölümünün ardından, Sami Kohen, Milliyet gazetesinde (9 Nisan 1997) şunları yazmıştır:
“Dün görkemli bir cenaze töreni ile toprağa verilen MHP Lideri Alparslan Türkeş, Türk siyasi tarihine farklı dönemlerde değişik düşünce ve tutumları ile damgasını vuran, karizmatik ve etkin bir politikacı olarak geçecektir.
1940’ların ve 1950’lilerin Turancısı ve radikali, 1960’ların darbecisi ve devrimcisi Başbuğ, 1970’lerden sonra özellikle son yıllarda Türk siyasal yaşamında, “Akil Adam” mertebesine ulaştı. Kavgaların ve kargaşanın hâkim olduğu bir ortamda Türkeş sağduyunun, hoşgörünün, uzlaşmanın güçlü bir sesi oldu. Her türlü aşırılığa ve özellikle şiddete karşı çıktı. Siyaset yelpazesinde partisini merkez sağ çizgiye oturttu. Bu arada Atatürkçülüğü ve özellikle laikliği büyük bir inançla savunmaya devam etti. Dış dünya da bu örneği gözden kaçırmamalıdır.”
Onun ölümünün ardından Ortadoğu gazetesi nöbetin süreceğini belirterek Ülkücü disiplini öne çıkarmış; Son Çağrı, muhteşem veda manşetini atmış; Günaydın gazetesi, “Kıymetini Ölünce mi Anladılar?” demiş ve onun büyük bir siyaset adamı ve lider olduğu yönüne dikkat çekmiştir.   Güneş gazetesi, onun cenaze merasimini “Yer Gök Ağladı” diye vermiş; Akşam gazetesi ardından “Fırtınalı Yıllar” yazı dizisini hazırlamıştır. Türkiye gazetesi, âdeta bir tarihin yürüyüşü gibi olan cenaze merasimi hakkında hazırlanan bir çizimde “Helal olsun Türkeş’e! Giderken bile millete bir hizmette daha bulunup seçim sisteminin ne kadar yanlış olduğunu gösterdi.” ifadelerine yer verdi.
Türkeş, dudakların çatlak, midelerin boş, köylerin karanlık, dağ ve tepelerin çıplak olduğu, halkın yoksul, milletin güne küskün ve gelecekten ümitsiz olduğu zamanlarda Türk milletine bir bozkurt, yol gösterici ve yoldaş olmuş bir liderdir. Türkeş’i her dönem yeniden Türklüğe ve Türk siyasetine doğmasını sağlayan özellikleri arasında elbette ki kararlı, mücadeleci, yılgınlık bilmeyen bir dava adamı olması, kurmaylığın getirmiş olduğu teşkilatçı ve inşa edici bir kafa yapısına sahip olması önde gelmektedir. Onu bu özellikleri ile 21. yüzyıla taşıyan temel husus çizmiş olduğu Türkiye vizyonudur.  Türkeş’e göre, tarih milletler mücadelesi tarihidir. Bu yolda her bakımdan kuvvetli olmak, sosyal, siyasi ve ekonomik yapıları millî şartlara uydurmak gerekti. Büyük ve milliyetçi Türkiye’yi kurmak için gerekli olan ideoloji çağın en dinamik ideolojisi olan Türk miliyetçiliği idi. Türkeş, millî doktrin olarak belirlediği sistemde liberal ve kapitalist sistemin sahte düzenine, Marksist-sosyalist sistemin sınıf düzenine, Batı’nın burjuva diktatörlüğüne, Doğu’nun proletarya yönetimine de karşı olduğunu açıkça yazmıştır. Devleti millî devlet ve millî demokrasi yolunda yapılandırmayı amaç edinen Türkeş, ekonomik bakımdan kuvvetli ve üst olanın siyasi demokrasi düzenine de karşıdır.  
Türkeş, en hassas dönemlerde sergilediği yapıcı-uzlaşmacı muhalefet anlayışı ile geleceğin Türk siyasetine model ve ders olmuş; siyaset de denge, sorun çözen, ihya ve inşa edici bir anlayış ve kavrayışın öncülüğünü yapmıştır.
Türkeş, Türk dünyası vizyonu olan bir liderdir. “Türk Devlet ve Toplulukları Dostluk, Kardeşlik ve İşbirliği Kurultayı”nın fikir babası olan Türkeş, bu kurultayın düzenleyicisi TÜDEV’in kurucu üyesidir.
Türkeş, 20. yüzyılın son yarısında Türkiye Cumhuriyeti’nin yeni kurumsal yapılarının mimarı olmuştur. DPT, Devlet İstatistik Enstitüsü, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü gibi kurumlar onun eseridir. Tarım Kentleri Projesi Türkiye’nin hâlâ ihtiyaç duyduğu bir proje, Toplum Güvenliği Kurumu özlemi çekilen bir kurum ve ihracata yönelmiş imalat ise güçlü ve millî ekonominin gereği olarak güncelliğini korumaktadır.
 Türkeş, “Millî Doktrin” adıyla “Dokuz Işık”ı Türkiye, Türklük ve Türk milleti adına “Üçüncü Yol” olarak belirlemiş, Türklüğün güçlü ve müreffeh yarınlarına armağan etmiştir.
Sonuç olarak Türkeş, son 50 yılda Türkiye ve Türk dünyasında adından en çok bahsedilen bir lider olarak önemini korumaktadır. Türkeş, Mustafa Kemal Atatürk’ten sonra Türkiye’de gençliğe en fazla ilham vermiş bir siyasi lider, milliyetçiliği gerçek sahipleriyle yani milletle bütünleştirmiş bir millet adamı idi. Ölümünden bir gün önce rejimin ayakta durması için hükûmeti ve parlementoyu uyaran Türkeş, erken seçim ve millete müracatı en akılcı yol olarak göstermiş, son vazifesini yapmıştır. Zaman onu haklı çıkarmıştır.  Ruhu şad olsun.