ÇEĞEN TEPESİNDEN ABİDE-İ HÜRRİYETE BİR BÜYÜK ADAM: ENVER PAŞA

29 Ekim 2019 10:31 Selim YILDIZ
Okunma
132
ÇEĞEN TEPESİNDEN ABİDE-İ HÜRRİYETE BİR BÜYÜK ADAM: ENVER PAŞA

Büyük adamlar ve adamlık konusunda konuşan değerlerimizden biri Hüseyin Nihal Atsız´dır. Türk´ün gören gözü, işiten kulağı ve uyanık vicdanı olarak Hüseyin Nihal Atsız, hiçbir zaman bugünün ve her devrin adam tipi olmamış millî şuur ahlak ve terbiyeden örülü yüksek karakteri ile 20. yüzyıl Türk dünyası için model bir kişilik olmuştur. 1300 yıl öncesinden Kürşad´ın ruhunu 20. yüzyıl Türk gençliğine taşıyan Atsız, tek lisanı Türklük olan Türk gibi yaşayıp Türk gibi ölmüş bir Türk büyüğüdür.
     Hüseyin Nihal Atsız´a göre millete ve vatana bağlılık bakımından birkaç türlü vatandaş vardır. Bunların başında kahramanlar gelir. Hiçbir karşılık beklemeden kendisini her zaman millet ve vatan uğruna harcayabilenler, kahraman vatandaşlardır. Bu birinci sınıfın sayısı oldukça azdır. İkinci sınıfı iyi vatandaşlar teşkil eder. Bunlar tek başlarına ve her zaman kendilerini kendi istekleriyle feda etmeseler bile, iyi bir ad bırakmak pahasına kendilerini feda edebilen kimselerdir. Kutlu görevler için, ülküler için kendilerini harcayan bu iyi vatandaşlar, yanlarında kendilerine benzeyenleri gördükçe cesaretlenir ve birinci sınıfa yaklaşırlar. Üçüncü sınıf, kendilerini feda edebilecek yaratılışta olmamakla beraber, başka her hususta fedakârlığa katlanabilen, hatta kendisini feda etmek gerektiği zaman, bu fedakârlığı hiçbir istek duymadığı hâlde katlanan, yani kaçmayı düşünmeyen vatandaşlardır. Dördüncü sınıf, vatan ve millet için ancak başka bir kazanç karşılığında fedakârlık yapabilen, fakat hiçbir zaman kan fedakârlığına girişemeyen ve kan fedakârlığından kaçınmak için her çareye başvuran, her hileyi yapan kötü bir sınıftır. Atsız´a göre, bir de hainler vardır ki, onlardan bahsetmeyi lüzumsuz bulmaktadır. Ona göre, büyük adamlar, ancak ilk iki sınıftan çıkmıştır.
Nihal Atsız “Büyük Adam” yazısında “Büyük Adam”ın esaslarını şu şekilde ortaya koymuştur:
     "Alelade adamları ´büyük adam´ sanmak gaflettir. Büyük adam, iyi niyet sahibi adamdır. Büyük adam, her devirde erdem ve meziyet diye tanınan vasıfların birçoğuna sahip olan adamdır. Bir takım meziyetleri olan reziller hiçbir zaman büyük adam değildir. Mevkileri için milleti feda eden değil aksine millet uğruna mevkiini hatta hayatını verebilen adam, büyük adamdır. Gerçekleri görebilen, acı gerçeklere cesaretle bakabilen, haksızlık bilmeyen adam, büyük adamdır. Sözü ile işi arasında zıtlıklar bulunmayan, yalan ve hileden payı bulunmayan adam, büyük adamdır. Büyük adamlığın bir göstergesi de zekâdır. Ahmaklardan büyük adam çıktığı tarihte görülmemiştir. Adam seçmesini, her işin ehlini bulmasını bilen adam, büyük adamdır. Soysuzlardan büyük adam çıkmaz. Karakter yoksullarından büyük adam olmaz. Büyük adam, şeref konusunda çok titizdir. Büyük adam, sorumluluktan kaçmaz."
    Tarihimizin şeref levhasının en başında bulunanlardan birisi şüphesiz bugün “büyük adam” olarak ifade edebileceğimiz şehit Enver Paşa’dır. Enver Paşa, vatanı, vicdanı, dini bir Türklüğün son asrımızdaki yalansız ve riyasız bir şekilde hayalleriyle büyüdüğü isimdir. Çabuk ve kesin kararlı olması, teşkilatlı ve disiplinli tarzı ve inisiyatif alabilmesi yönü onun bir asker olarak önemli kılan hususiyetleridir. Resneli Niyazi Bey ile giriştikleri mücadele onu Hürriyet Kahramanı yapacağı gibi demokrasi tarihimizde de ne surette olursa olsun bir kırılma noktası hâline getirmiştir. 1908-1918 Meşrutiyet Dönemi’ne genel olarak baktığımızda Türk milliyetçiliğinin her alandaki yürüyüşünü görmemiz mümkündür. Bu yürüyüş içinde Türk Ocakları, Türk Derneği, Türk Yurdu, Genç Kalemler vb. milliyetçi yapı ve teşekküller, gençlik teşkilatları ayrı bir önem taşır ki Paşa, Türk Ocakları ve Türk Yurdu’nu maddi ve manevi yönden desteklemiştir. Diğer yandan kapitülasyonların kaldırılması yönündeki düşünceler ve millî ekonomi yapısını kurmaya dönük teşebbüs ve düşünceler bu dönemin birer ürünüdür. Aile Hukuku Kararnamesi, tek eşle evlilik, ailenin ve kadının korunması, kadınlara yüksek öğrenim hakkının verilmesi Paşa’nın içinde bulunduğu yapının Türkiye Cumhuriyeti’ne de temel oluşturmuş uygulamalarıdır.
Osmanlı Devleti’nin son on yılına doğrudan damga vurmuş ve tarihe mal olmuş bir kişilik olan Enver Paşa, 23 Kasım 1881’de dünyaya gelmiş, 4 Ağustos 1922’ye kadar 41 yıllık ömründe Makedonya’dan Orta Asya’ya uzanmış, tüm samimiyetine rağmen politik, duygusal, cahil ve kör, vicdanı sakat yaklaşımların sabah akşam karalamalarına rağmen hâlâ bazen Çeğen Tepesi’nden bazen Abide-i Hürriyet’ten Türk milletine ve Türk dünyasına gülümseyebilen ölümsüz bir ruh, bir yol, bir ışıktır. O, Türkiye’min şairin Dilaver Cebeci’nin dediği gibi “kutlu toprağın bağrında vuran bir yürek, koşan bir atın soluğu”dur.
Enver, 1902 yılında kurmay sınıfını ikincilikle bitirmiş, 3. Orduya tayin edilmiş, 1905’te kolağası, 1906’da binbaşı olmuştur. Altın Liyakat Madalyası alıp, binbaşılığa yükseltilmesinin yegâne sebebi, Makedonya topraklarındaki çete temizlik faaliyetleridir. Diğer yandan hürriyete ve vatan topraklarına âşık bu asker, Kâzım Karabekir ile Osmanlı Hürriyet Cemiyetinin bir şubesini kurmuş ve Meşrutiyet yolunda mücadele etmeye başlamıştır. Sarıklı Mücahit Ali Süavi’nin Çırağan Sarayı Baskını’ndan dolayı Enver Paşa’nın Süavi adını da kullandığını bilmekteyiz. Meşrutiyet’in ilanı, II. Abdülhamit’in tahttan indirilmesi, Trablusgarp Savaşı, Balkan Savaşları ve Edirne’nin kurtarılması (Edirne Fatihi), I. Dünya Savaşı (Harbiye Nazırı ve Başkumandan Vekili) Enver Paşa’nın tarihe yazıldığı yerlerdir. Mondros Mütarekesi sonrasında Enver, Talat ve Cemal Paşalar Almanların Loreley Elçilik vapuru ile yurdu terk etmek durumunda kalmışlardır. İttihat ve Terakkinin içerideki kadroları Millî Mücadele için çalışırken Enver Paşa’da Türklük yolunda kaderini yaşamış, tarihe yazıldığı yerlerden sonra Türkistan coğrafyasında tarihin bağrına düşmüştür.
Enver Paşa hakkında Türkiye’de kimi çevrelerin, kişilerin, yapıların birtakım eleştirileri tarihin de sabrını zorlayacak niteliktedir. Nedir bunlar?
•    Enver Paşa, Alman hayranı bir maceraperestti ve Turancılık bir maceradır.
•    Enver, Sarıkamış’ta 90 bin askerin tek kurşun atmadan donarak şehit olmasına sebep oldu.
•    Enver Paşa ve İttihat-Terakki, koca imparatorluğu eritmişler, yıkmışlardır.
•    Enver Paşa ve İttihat Terakki masonlarla iş birliği yaptılar. Yahudi emellerine hizmet ettiler.
Bunların dışında tarihin ve birbirlerinin hakkını vermiş olan Mustafa Kemal Paşa ile Enver Paşa’yı karşılaştırmak, polemik üretmek de fevkalade hatalıdır. İkisi de hayalci yahut rasyonel yönleriyle, vatanı algılama ve kurtarma projeleri ile bugüne ve yarına kattıkları ile Türk tarihinde özel yere sahip karakterler ve büyük adamlardır.
Yukarıda tarihin sabrını zorlayacak eleştirilere dönelim. Enver Paşa’nın Alman hayranlığına yönelik iddialara Emre Demir’in yaptığı röportajda  Nevzat Kösoğlu şu şekilde cevap vermektedir. 
“Enver’in Almancılık yaptığı iddiaları falan yanlıştır. Evet, Alman hayranıydı. Nitekim bizim ordunun eğitimi Almanların elinde oldu. Ve Balkan Harbi’nde dökülen, rezil olan o ordu, dünya savaşında harikalar yarattı. O orduyu Almanlar eğitti ve Enver Paşa yönetti. Savaşa Almanlarla beraber girdik ama hep Alman komutanların direktifleriyle hareket ettik deniyor, bunlar da yanlış. Harbe beraber girince, bizimkiler ortak karargâh kurdular. Dünyanın dört bir yanında ordular çarpışacaksa, ortak bir koordinasyon merkezi kurulmalı, gayet doğaldır bu. Beraber savaşıyorsun; Almanlar giderse sen de gittin. Onlar kurtulursa sen de kurtuldun. Bu noktada Alman menfaati, Türk menfaati diye bir şey olabilir mi? Peki savaşta Alman ve Türk menfaatleri çakışamaz mı? Çakışır ve nitekim çakıştı da. Menfaatler çakıştığı zaman asıl Enver Paşa’yı göreceksin.