27 MAYIS VE KORKULAN ADAM: ALPARLAN TÜRKEŞ

11 Temmuz 2020 14:41 Selim YILDIZ
Okunma
293
27 MAYIS VE KORKULAN ADAM: ALPARLAN TÜRKEŞ

    27 MAYIS VE KORKULAN ADAM: ALPARLAN TÜRKEŞ
       Selim YILDIZ
 
“…İdaremiz hiç kimse hakkında şahsiyata müteallik tecavüzkâr bir fiile teşebbüs etmeyeceği gibi, edilmesine de asla müsamaha etmeyecektir. Kim olursa olsun ve hangi partiye mensup olursa olsun her vatandaş kanunlar ve hukuk prensipleri esaslarına göre muamele görecektir. Bütün vatandaşların partilerin üstünde aynı milletin aynı soydan gelmiş evlatları olduklarını hatırlayarak ve kin gütmeden birbirlerine karşı hürmetle, anlayışla muamele etmeleri ıstıraplarımızın dinmesi ve millî varlığımızın selâmeti için zaruri görülmektedir. Kabineye mensup şahsiyetlerin Türk Silahlı Kuvvetlerine sığınmalarını rica ediyoruz. Şahsi emniyetleri kanun teminatı altındadır.”
Millî Yol dergisinde 27 Mayıs Harekâtı ile ilgili yapılan değerlendirmelere göre kudretli albayın bu sesi sanki 20 ay evvelden değil de 20 yıl, 100 yıl, 1000 yıl evvelden geliyor gibiydi. Ancak aradan öyle hadiseler geçmiş ve bu sesin prensiplerinden o kadar uzaklaşılmıştır ki bu yüzden 27 Mayıs Harekâtı yapılış sebepleri ve sonuçları itibarıyla anlaşılabilmiş değildir. Ucuz, karanlık ve makyajlı siyaset ne yazık ki bugün bu harekât söz konusu olduğunda tüm oyunları tamamen Alparslan Türkeş üzerinde kurmakta, gerek Türkeş Bey gerekse bütünüyle milliyetçi camia ahlak ve edep sınırlarını zorlayarak demokrasiden ve millî şuurdan yoksun şekilde âdeta altmış yıldır Yassıada’da yargılanmaktadır. Milliyetçiliği demokrasinin, demokrasiyi milliyetçiliğin vazgeçilmez bir unsuru olarak gören ve bu temelde siyaset yürüten bir siyasi hareketin yıllarca karanlık odaklar tarafından hedef alınması sebepsiz değildir.
 
Aziz Türk milletinin kabul ettiği 27 Mayıs Harekâtı’ndan sonra yaşananlar ve bu yaşananlar karşısında Türkeş Bey’in duruşu bu süreç açısından ve meselenin doğru anlaşılması bağlamında büyük önem arz etmektedir. Harekâta katılan bir subay olarak Alparslan Türkeş, millî devletin ve demokrasinin varlığı adına oldukça samimidir. Türkeş’in kafasında iç ve dış politikada tek parti döneminden itibaren devam eden devletin yabancılaşması sorunu vardır. Onun kafasında ordunun yıpranmış olması sorunu ve subayların sıkıntıları, partilerin uzlaşmaz hâlleri, eğitim, kültür ve gençlik sorunları, yıpranmış kurumların onarılması ve fezalar çağına uygun kurumsal yapıların inşası, üretime ve ağır sanayiye dönük güçlü ve millî bir ekonomik model, kısaca Türk milletinin geleceği gibi kaygılar vardı.
Türk Bey’i Alparslan Türkeş, bu noktada 27 Mayıs hükûmetinde Başbakanlık Müsteşarlığı döneminde çok önemli kurumsal yapıların oluşturulması için çalışmalar yürütmüştür. Aziz millete yüksek ruhunu fark ettirecek ve hayat görüşünü bu ruhun üzerinde şekillendirmesi amacıyla Türk Kültür Derneklerinin kurulması, Devlet Planlama Teşkilatı, bütün Türk halkını içine alan bir Sosyal Yardımlaşma ve Sosyal Güvenlik Teşkilatının hazırlatılması, toprak reformu yapılması, tarım kooperatifleri, köy üniteleri kurulması, millî eğitim seferberliği yapılması,  İş Seferberliği Kanunu, Basın Kanunu, köylü ile aydını buluşturmak adına Yedek Subay Öğretmen Sistemi, şehir ve kasabalarda duraklarda ve belli yerlerde gazete sandıklarının yapılması, Ordu Yardımlaşma Kurumunun kurulması vb. faaliyetlerde Alparslan Türkeş’in katkıları vardır.
13 Kasım 1960’ta kudretli albayın da içinde bulunduğu 14 kişi Millî Birlik Komitesince tasfiye edilmişlerdir. Bu tasfiyede MBK’deki CHP yanlılarının büyük rol oynadığını Türkeş yazmaktadır. Daha açık bir ifade ile İsmet İnönü, 27 Mayıs’ı amacından saptırma yoluna gitmiştir. Kaldı ki harekât sonrasında bir an önce seçimlerin yapılması ve yönetimi sivillerle devretme yönünde görüş beyan edenler de bu amacı gözetiyorlardı. Zira teşkilatlı parti olarak İnönü’nün CHP’si ve Osman Bölükbaşı’nın Millet Partisi bulunmaktaydı. Türkeş, burada da seçimler konusunda acele edilmemesi, demokratik zeminin ve partilerin hazırlanması, her şeyden önce de demokratik kurumsal yapının oturması, asayişin kalıcı hâle getirilmesinin gerekliliği üzerinde durmuştu. Diğer yandan Millî Birlik Komitesi toplantılarında Cemal Gürsel Paşa’nın “İnönü gerdeğe girecek bir delikanlı gibi bir an önce iktidara gelmek için sabırsızlanıyor.” demesi ise 27 Mayıs’a ihanet eden 27 Mayısçıları gösteriyordu.
Türkeş ve onun gibi düşünenlerce harekât muhalefetteki bir partiyi iktidara getirme amacı veya particilik adına yapılmamıştı. Türkeş’e göre, adi hırs ve alçak menfaatler ne yazık ki milletin sevdiği, inandığı, güvendiği üç dört saatte gerçekleşen kansız harekât, “Ak Devrim”, “Huzur ve Asayiş Harekâtı”, “Millî Birlik Harekâtı” gibi isimlerle anılan, Türk milletine taraf olan 27 Mayıs’ın amacı dışına çıkmasına sebep olmuştur.
1944’te boğulmak istenen ruhun millî devlet ve güçlü iktidar amacına yürüyeceği sezilmiş olmalı ki Türkeş’i hedef alan kampanyalar başlatılmıştır. Milliyetçiler tarafından anlaşılan şu idi ki MBK içindekilerden 27 Mayıs’taki hakiki payı en büyük olanlar, umumiyetle, en fazla itidal taraftarı olmuşlar ve payları en küçük olanlar da sonraları en fazla şiddet taraftarlığı ve partizanlık göstermişlerdi. Zira MBK’nin kuruluşu 14 Eylül 1959’da Türkeş’in Ankara Gençlik Parkı’nda Sezai Okan, Suphi Karaman, Sadi Kocaş, Osman Köksal, Kadri Kaplan, Dündar Seyhan, Orhan Kabibay, Orhan Erkanlı ve Rıfat Baykal ile yaptığı gizli toplantı ile mümkün olmuştu. Kara Kuvvetleri Komutanı olan Cemal Gürsel ise komiteye sonradan on birinci üye olarak katılmıştır. Bu toplantıda yer almış olan kişilerden bazıları 14’ler olarak bahsi geçen tasfiye içinde yer almıştır. 14’ler Türkeş’in gönlünde 1962 yılında “Türklüğün ümit dünyasını aydınlatan meşale” şeklinde yer bulacaktır.  
Millî Yol dergisinin 7. sayısının kapağında Türkeş’in fotoğrafı altındaki “Bir yandan 27 Mayısı Koruma Kanunu çıkarılırken, bir yandan emirle kendisine sövdürülen 27 Mayısçı: ALPARSLAN TÜRKEŞ” ifadesi 27 Mayıs sonrası ortaya çıkan tablonun ifadesidir. Yine devletini ve milletini sevmekten başka suçu olmayan Türkeş’in 815 gün kaldığı bir nevi sürgün olarak bulunduğu Hindistan günlerinde “vatandaşlıktan çıkarma” kampanyaları da işin vahim tarafını gösterdiği gibi 27 Mayıs’ı saptıranlarca hâlâ Türkeş’in korkulan adam olduğuna işarettir.
Bu noktada 27 Mayıs’ı doğru anlamak adına Türkeş’in yazdığı 27 Mayıs ve Gerçekler kitabı tarih adına bugünün insanı tarafından mutlaka okunmalı ve değerlendirilmelidir. 27 Mayıs Harekâtı’nı ana kaynakların birinden okumanızı sağlayacak ve yakın tarihimizin daha doğru anlaşılmasına vesile olacak olan kitapta Alparslan Türkeş Tek Parti Dönemi’nden itibaren ülkenin genel durumu, ordu ve subayların içinde bulunduğu sıkıntılar ve 1940’lı yıllarda orduda bazı subayların ilk ihtilal teşebbüsleri, 27 Mayıs’ın mana ve maksadı, Türkeş’in şahıs, grup ve particilik namına yapılan darbe ve ihtilallere bakışı, kurmay bir kafa olarak yaptıkları ve yapmaya çalıştıklarını, 13 Kasım ihanetini ve bu süreçte CHP ve İnönü’nün nerede nasıl durduğu görülecektir.
Her yıl 27 Mayıs’ın yıl dönümünde Adnan Menderes ve arkadaşlarının idam edilmesi ile ilgili Türkeş’e atılan çamurun ahlaksız siyaset, cehalet ve bilgisizliğin bir yansıması olduğu kanaatindeyiz. Türkeş, o süreçlerde en ağır cezanın sürgün olması gerektiğini vurguladığı gibi, 7 Eylül 1960’ta Orgeneral Cemal Gürsel’e yazdığı mektupta da idam cezalarının infazının millî birlik ruhunda açacağı tahribattan, huzursuzluktan ve yurt dışında oluşturacağı yankılarından bahsetmiş, bundan vazgeçilmesini istemiştir. Türkeş’in harekât sonrasında Menderes ve Celal Bayar’la görüşmeleri onların hayatlarından endişe etmemelerine yönelik tutumu, karanlık birtakım çevrelerin çirkin ithamlarına dün olduğu gibi bugün de bir cevaptır.