ALPARSLAN TÜRKEŞ’İ ANLAMAK!

29 Mayıs 2020 12:21 Selim YILDIZ
Okunma
464
ALPARSLAN TÜRKEŞİ ANLAMAK!

Alparslan Türkeş, 25 Kasım 1917-4 Nisan 1997yılları arasında yaşamış, Türklüğe zor zamanlarda siper olmuş, hamuru cesaret,irade ve zekâ ile yoğrulmuş bir Türk büyüğüdür. Ömrü boyunca Türk’ün görengözü, iştiten kulağı ve uyanık vicdanı olmuştur. MHP Genel Başkanı Sn. DevletBahçeli’nin de işaret ettiği üzere ona aziz Türk milleti “Karizmatik Lider”,“Bilge Lider”, “Tarihî Şahsiyet” ve en önemlisi de “Başbuğ” demiştir.

Azerbaycan’ın ilk Cumhurbaşkanı Ebulfeyz Elçibey’e göreTürkeş, “Türk millî maneviyatı uğrunda dayanmadan mübarize ve mücadele aparan,gönlünü yalnız ve yalnız Türk milletine Tanrı bağları ile bağlamış kahraman biraziz.” idi.

Türkeş, Rauf Denktaş’a göre hep Kıbrıs davasının yanında yeralmış, Türkiyenin kılına zarar gelmesin diye didinen cesur ve kararlı birlider; Kırım Türklerinden Mustafa Kırımoğlu’na göre Türkeş Bey, “alicenap birinsan”dı. Türkeş’in bozkurtları ise iyi insanlardı ve iyi işler yapıyorlardı.Birlikte Türklüğün hürriyeti yolunu aradıkları Baymirza Hayıt da Türkeş için“mazlum Türklerin himayecisi” demiştir. Bu yüzden onun ruhu karşısında dizçöken Hayıt, Türkeş’in adını Sibirya’nın Türk ormanlarına, Altay ve Tanrı Dağı’nataşımıştır.

Kader çizgisinde yürüdüğü doğru yolların da yanlış yollarında farkına varmış bir lider olan Türkeş, tercihlerini toplum ve ülkeden yanakullanmış olması yönüyle tarihimizde yarının adamı olmayı hak etmiş birkarakter, yüksek bir ruhtur.

Türkeş, dudakların çatlak, midelerin boş,köylerin karanlık, dağ ve tepelerin çıplak olduğu, halkın yoksul, milletin güneküskün ve gelecekten ümitsiz olduğu zamanlarda Türk milletine bir bozkurt, yolgösterici ve yoldaş olmuş bir liderdir. Türkeş’i her dönem yeniden Türklüğe veTürk siyasetine doğmasını sağlayan özellikleri arasında elbette ki kararlı,mücadeleci, yılgınlık bilmeyen bir dava adamı olması, kurmaylığın getirmişolduğu teşkilatçı ve inşa edici bir kafa yapısına sahip olması öndegelmektedir. Onu bu özellikleri ile 21. yy.e taşıyan temel husus çizmiş olduğuTürkiye vizyonudur. Türkeş’e göre, tarih milletler mücadelesi tarihidir. Buyolda her bakımdan kuvvetli olmak, sosyal, siyasi ve ekonomik yapıları millîşartlara uydurmak gerekti. Büyük ve milliyetçi Türkiye’yi kurmak için gerekliolan ideoloji çağın en dinamik ideolojisi olan Türk miliyetçiliği idi. Türkeş,millî doktrin olarak belirlediği sistemde liberal ve kapitalist sistemin sahtedüzenine, Marksist-sosyalist sistemin sınıf düzenine, Batı’nın burjuvadiktatörlüğüne, Doğu’nun proletarya yönetimine de karşı olduğunu açıkçayazmıştır. Devleti millî devlet ve millî demokrasi yolunda yapılandırmayı amaçedinen Türkeş, ekonomik bakımdan kuvvetli ve üst olanın siyasi demokrasidüzenine de karşıdır. 

Türkeş, en hassas dönemlerde sergilediğiyapıcı-uzlaşmacı muhalefet anlayışı ile geleceğin Türk siyasetine model ve dersolmuş; siyasette denge, sorun çözen, ihya ve inşa edici bir anlayış vekavrayışın öncülüğünü yapmıştır.

Türkeş, Türk dünyası vizyonu olan birliderdir. Türk Devlet ve Toplulukları Dostluk, Kardeşlik ve İşbirliği Kurultayınınfikir babası olan Türkeş bu kurultayın düzenleyicisi TÜDEV’in kurucu üyesidir.

Türkeş, 20. yy.in son yarısında TürkiyeCumhuriyeti’nin yeni kurumsal yapılarının mimarı olmuştur. DPT, Devletİstatistik Enstitüsü, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü gibi kurumlar onuneseridir. Tarım Kentleri Projesi Türkiye’nin hâlâ ihtiyaç duyduğu bir proje,Toplum Güvenliği Kurumu özlemi çekilen bir kurum ve ihracata yönelmiş imalatise güçlü ve millî ekonominin gereği olarak güncelliğini korumaktadır.

 Türkeş, “Milli Doktrin” adıyla  “Dokuz Işık”ı Türkiye, Türklük ve Türkmilleti adına “üçüncü yol” olarak belirlemiş, Türklüğün güçlü ve müreffehyarınlarına armağan etmiştir.

Sonuç olarak Türklükle bütünleşmiş olanTürkeş, son 50 yılda Türkiye ve Türk dünyasında adından en çok bahsedilen birlider olarak önemini korumaktadır. Türkeş, Mustafa Kemal Atatürk’ten sonraTürkiye’de gençliğe en fazla ilham vermiş bir siyasi lider, milliyetçiliğigerçek sahipleriyle yani milletle bütünleştirmiş bir millet adamı idi.Ölümünden bir gün önce rejimin ayakta durması için hükûmeti ve parlamentoyuuyaran Türkeş, erken seçim ve millete müracatı en akılcı yol olarak göstermiş,son vazifesini yapmıştır. Zaman onu haklı çıkarmıştır.

Ülkücü Hareket ve MHP, bütün tarihi boyunca iki sabitözelliğe sahip olmuştur: Türkeş’in karizması ve yoğun milliyetçilik duygusu. Buikisi dışında MHP çizgisinde siyasi fikirler son derece esnektir. ŞevketSüreyya Aydemir’e gore, “Türkeş gelişigüzel ve sıradan bir adam değildir.Kendinden evvelki nesilde pek çoklarını gördüğümüz, ihtiraslı ve mücadelecikurmay tipini verir.” Kendinden evvelki nesil, Millî Mücadele kuşağıdır. (TahaAkyo, Türkeş’e Saygı)

Liderin mutlaka takipçileri olması şarttır. Bu açıdanbaktığınızda, gerçek siyasi lider, öğrencileri ile interaktif ilişki kurabilmişiyi bir öğretmen de olmak zorundadır. Gençlik şart! Liderin yaşı ne olursaolsun, onun çevresinde, her an ve değişen zamanlarda da gençler bulunmalıdır.Aksi hâlde lider yaşlandıkça, hareket de yaşlanır ve lider öldüğü zaman,hareket de ölür. Siyasi liderin vizyonu, yerel ölçülere bağımlı olduğu zaman,onun siyasi ömrü de kısalır. Gerçek siyasi lider, evrensel olanı yakalayabilmişve sade yurtta değil, cihanda da söylediği önemle dinlenilmiş kişidir…Türkeş’in bir söylemi de vardı vizyonu da. Söylem milliyetçilik, vizyon Türkdünyası idi.

Türkeş’in erdemi, ilerleyen yaşına rağmen, geçmişe takılıpkalmamayı başarmasıdır. Milliyetçiliği ve siyasi devletçiliği bırakmadı. Amaşiddet yerine hukukun, içe dönüklük yerine uzalaşmanın sözcüsü oldu. NazımHikmet’in şiirini bile okumadı mı kendi kitlesi önünde! (Mehmet Barlas, Sabah,6. 4. 1997)

Kızlarının adlarına bakıyorum. Ayzıt: Göktürklerde faziletve güzellik ilahesi, Umay: Göktürklerde fazilet ve şefkat meleği, Sevenbige:Kazan’da hükümdarlık yapmış ahlaklı bir bayanın ismi, Selcen: Dede Korkut Hikâyeleri’ndekiSelcen Hatun’dan geliyor. Anlamı, hamaratlık, güzellik ve fazilet. Oğlu Tuğrulda ismini Türk büyüklerinden almış. Yaşamının her boyutunda Türklük duygusu veheyecanı var. Köklü inancıyla yarattığı kazriması, dalga dalga inanan kitleleryaratmış. Yaşamında karizmanın ilmik ilmik dokunuşunu görüyorsunuz. (GüneriCivaoğlu, Milliyet, 10. 4. 1997)

Alparslan Türkeş ve onun siyasi mücadelesinin, yani Ükücülükhareketinin yakın dönem Türk tarihindeki rolünü, katkılarını ve kazanımlarınışöyle özetleyebiliriz:

Türkiye’nin bir Türk devleti olduğu fikri kitlelereyayılmış, kitleselleşmiştir.

Türk milliyetçiliğinin sadece entelektüel bir kültürhareketi olarak güdükleşmesi, boğulması önlenmiş, Türk milliyetçiliğisiyasileştirilmiş, siyasi bir güç olmuştur.

Türkiye’de gençliğin siyasete taşınması konusunda hiç kimse AlpArslan Türkeş ve Ülkücü Hareket ayarında başarı sağlayamamıştır. Moderniteninen temel hususlarından biri de siyasetin kitleselleşmesidir ki bu mücadele,Türkiye’ye bu bakımdan büyük ufuklar açmıştır… Türkiye’de hemen hemen bütünkitle partileri bir nebze Ülkücüleşmiş, hatta MHP tarafından savunulan birçokfikir ve ilke, bu partiyi kapatıp liderini ve kadrolarını hapse atanlartarafından bir devlet politikası olarak uygulanmıştır. Bu itibarla, devletindahi bazı bakımlardan Ülkücüleşmiş olduğunu söylemek abartı olarak kabul edilmemelidir.

Türklüğün, Anadolu coğrafyası ve Anadolu Türk tarihi ilesınırlandırılarak dejenere edilmesi önlenmiş, Anadolu’yu da kuşatan çok büyükbir coğrafyası ve çok derin bir tarihsel boyutu olduğu fikri canlı tutulmuştur.

Bunun sonucu olarak, bütüncül ve kuşatıcı dünya Türklüğüfikrî canlılık kazanmış; Azeri, Türkmen, Kırgız vb. gibi isimlerin zamanla ayrıbir millet hâline inkılap ederek dünya Türklüğünün parçalanması gibi tarihçapında dehşetli felaket önlenmiştir. (Durmuş Hocaoğlu, Son Çağrı, 10.4.1997)

Daha düne kadar “Devleti çeteler istila etti.” diyerekÇatlı’nın gıyabında Ülkücülere it, uğursuz diyen Sayın Mesut Yılmaz’I, Türkeş’ihayalcilikle suçlayan, akabinde Antalya’da yapılan Türk Devlet ve TopluluklarıKurultayında örs üzerinde demir döven Erdal İnönü’yü cenaze töreninde görmek vedahası Türk düşmanı Yunan parlamenterin “Mert bir düşmanımı kaybettim.”şeklinde konuşması Türkeş’in davasında ne kadar haklı olduğunun birgöstergesidir. (Ertuğrul Kalafat, Ortadoğu, 25. 4.1997)

Evet o, her zaman bir ümitti. Toplumsal hayatımızın veözellikle iç ve dış siyasetimizin bir emniyet supabı hâline gelmişti. Bizlerbir hareketin içinde Türkeş var mı yok mu hesabını yapıyor, varsa güvenduyuyor, yoksa o hareketi şüphe ile karşılıyorduk… Siyasi hayatımızdagerginliği yumuşatan, temaslarıyla liderleri sükûnete ve sağduyuya davet edenyine o idi. Türkeş bir barış ve uzlaşma sembolü olmuştu. Fakat onun bize mirasolarak bıraktığı en büyük ümit, arkasında bu davaya baş koyan milyonlarca Ülkücüidi. (Ömer Öztürkmen, Türkiye, 9.4.1997)

Gazeteye sohbete geldiğinde eli boş gelmez, hediyelerimizitek tek verirdi… On yıl önce beni mahkemeye veren, çok büyük olasılıkla bendennefret eden bir insan, şimdi teşekkür ediyor. Türkeş’in bir özelliği büyük birAtatürkçü olmasıdır. Diğer bir özelliği inatçı bir müslüman olması. Ama asla Müslümanlıktüccarı değildi. Din sömürüsü yoluyla oy avcılığına hiçbir zaman soyunmamıştı.(Emin Çölaşan, Hürriyet, 6. 4. 1997)

Rudyard Kipling’in “Eğer” şiirini ve Yunus Emre’nin Divan’ınıyüksek sesle okumayı ve ailesiyle paylaşmayı severdi.  Ben bu sahneleri hatırladığım zaman daha beşaltı yaşlarındaydım. Yunus’un “Ne varlığa sevinirim, ne yokluğa yerinirim, banaseni gerek seni” mısraları ilk hatırladığım mısraları arasındadır. Herkesinnasıl katlandığına hayret ettiği çilelere nasıl katlandığının ve haksızlıklaranasıl göğüs gerdiğinin bir bölümünün Kipling’in “Eğer” ve Yunus’un şiilerinintamamında olduğuna inanıyorum. Bugünkü tecrübemle geriye baktığımda ilkokulüçüncü sınıfta Nihal Atsız’ın Bozkurtların Ölümü ve Reşat Nuri’nin Çalıkuşu’nuokuyabilmeme pek şaşmıyorum. Onunla yaşamak öyle idi. Okurdunuz, hepöğrenirdiniz. Karamsarlık, çaresizlik, sünepelik, nemelazımcılık, tembellikonun yaşadığı yerde barınamazdı. Hep üretken, hep meşguldü. Canım sıkıldı,bugün ne yapsam düşüncesi onda hiç olmadı… Atatürk’ün “Hayatta en hakiki mürşitilimdir.” sözünü hayatının rehberi yapmıştı. Bu sebepledir ki “Dokuz Işık”tanbiri “İlimcilik”tir. (Umay Türkeş)

   Yine bir gün borularçalındı, davullar dövüldü. Ak koyun kara koyun birbirine karıştı. Yaş kurudan,kuru yaştan ayrılmadı. Ölsün diyene vuruldu, yaşasın diyene tepildi. Kocakurtlar ve genç kurtlar bir bir devşirildi, zindana kondu; ölüm fermanlarıyazıldı. Çakallar kurtları boğdu, yıllar çileye döndü. Gel gör ki yiğidim zulümpayidar olmaz. Gün eskiye döndü; yiğitler meydana doldu. Alp Arslan yine ülküerlerinin, erenlerinin başında durdu. Çakallar uluyanda gök yeleli kurt,dostlar dara düşende ak sakallı koca oldu. At bindi kılıç kuşandı. Kâh engineindi kâh yalçın dağlara vurdu. Diyar diyar gezdi, meclis açtı, keneş kurdu.Oğuz erenlerine akıl verdi. Gün oldu, ala sayvan göğe yükseltti; gündoğusundan, gün batısından, gece ortasından, gündüz ortasından Türk beylerinibir yere yığdı. Ulu toy, ulu yığıncak eyledi. Türk Oğuz Beyleri iyice işitsin,katıca dinlesin diye mehter vurdurdu. Bak yiğidim, bu dünya gelimli gidimlidünya, ahir son uç ölümlü dünya. Avşar oğlu Alp Arslan dahi bir gece yerindendurmuş idi. Altın makas eline almış idi. Gençlere altın sırmalı kuşakkuşandırmış idi. Hayat, çeşitli ihtimallerle dolu uzun bir yolculuktur, demiş,atına binmiş ve tatlı can al kanatlı Azrail’e vermiş idi. At ayağı külük, ozandili çevik olur; kara haber tez yayılır yiğidim. Alp Arslan öldüğün dahi tezzamanda kamu âlem işitti. Karalar bağladı. Yakalar yırtıldı, bağırlar döğüldü.Ak pürçekli analar saçlarını yoldu, ak sakallı kocalar göz yaşlarını sildi.Geceden yollara vuruldu. Konstantiniyye’den Kars elinden, Diyarbekir’den,Cezire-i Kıbrıs’tan, Frenk ellerinden, ulu deniz ötelerinden genç yiğitler, aksakallı kocalar, yeşil gözlü sunalar, ak pürçekli analar akın akın geldiler.Dağlar taşlar insane oldu. Engürü, Engürü olalı böyle kalabalık, böyle ahüfigangörmedi. Yiğitler ünü yedi kat arşa dayandı. Yer sarsıldı, gök çalkalandı. Gözler kısılıp,  yüzler çizgilendi. O gün kız gelinlerin benzisoldu, bey yiğitlerin yüreği daraldı. Tekbir tekbir üstüne dalgalandı… Beyazkanatlı güvercinler dahi ulu kurdun ölümüne ağladılar… Dedem Korkut geldi, boyboyladı, soy soyladı:

Bu boy Avşar oğlu Alp Arslan’ın olsun, benden sonra alpozanlar söylesin, alnı açık comer erenler dinlesin dedi. Yöm vereyim hânım hey!Yerli kara dağların yıkılmasın! Gölgelice kaba ağacın kesilmesin! Kanlı akangüzel suların kurumasın! Kadir Tanrı seni namerde muhtaç etmesin! Koşar iken akboz atın sürçmesin! Vuruşanda kara polat öz kılıcın çentilmesin! Allah verenümidin kesilmesin! Ahir sonu arı imandan ayırmasın! Ak alnına beş kelime duakıldık, kabul olsun! Yağıştırsın, deriştirsin, günahınızı adı görklü Muhammed’ebağışlasın, hânım hey! (Ahmet Bican Ercilasun, Avşar Oğlu Alp Arslan BoyunuBeyan Eder, Türkeli, 16.4.1997)



*Öğretim Görevlisi, Ardahan Üniversitesi Nihat DelibaltaGöle MYO.