ERMENİLER ÜZERİNDE KATOLİK MİSYON VE ERMENİ BAŞRAHİP MEKHİTAR (MIHİTAR)

24 Temmuz 2015 19:06 Selim YILDIZ
Okunma
4154
ERMENİLER ÜZERİNDE KATOLİK MİSYON VE ERMENİ BAŞRAHİP MEKHİTAR (MIHİTAR)

 
 

 
Ermeniler, sözde Ermeni soykırımının anma etkinlikleri kapsamında her yıl mart ayının ortasından başlamak suretiyle nisan ayı boyunca çeşitli faaliyetler yürütmektedir. Türkiye Cumhuriyeti içinde de aidiyet duygusunu yitirmiş kimi beyinlerin “1,5 milyon Ermeni I. Dünya Savaşı sırasında katledildi.” ve “Bu, soykırımdır.” gibi ifadeleri Türkiye’deki tüm çabaları altüst etmektedir. Bu durum, Ermeni asıllı Türk vatandaşlarla bütünleşmeyi zorlaştırırken Türk tarihinin karalanması yoluyla da Türkiye Cumhuriyeti’nin altını açık bir şekilde oymaktadır. 7 Haziran 2015 Seçimleri öncesinde Agos Ermeni gazetesi ve yazarlarının özellikle HDP’den yana tavır sergilemeleri gelecekte iç siyasette Ermeni vatandaşların yönünü göstermesi bakımından önem taşımaktadır.  Diğer yandan, Ermenistan Parlamentosu geçtiğimiz günlerde sözde Ermeni soykırımı davasını da aşarak Osmanlı Devleti’nin Süryani ve Yunan soykırımı yaptığını ve bunu kınadığını da kabul etmiştir.[1] Sonraki yıllarda Türkiye aleyhine daha girift bir hal alacak olan meseleyi 1878’den başlatıp 1915 Tehcir Olayı’na kilitlemek kanaatimizce tarihî olayların arka planını yok saymaktadır. Dünyamızda bir devlet ve düzene sahip veya bu yolda ilerleyen toplumlarda bir milletleşme, modernleşme ve siyasallaşma süreci olmuştur. Bu süreçler Ermenilerde kendini nasıl göstermiştir? Öncelikle bu süreçlerin doğru algılanması ve ortaya konması gerekliliğini düşünüyoruz.
Ermenilerin inanışına göre İsa, Erivan civarındaki Eçmiyazin’e inmiş ve burada diğer patriklerden ayrı olarak bağımsız Ermeni kilisesini kurmuştur. Bu bakımdan Ermeniler Hristiyanlığı devlet dini olarak kabul eden ilk millet olarak değerlendirilmektedir.[2] Ermenilerin Hristiyan olmaları IV. yy.de Kirkor Lusavoriç ile başlamıştır. Kirkor, Kayseri’ye giderek Hristiyan patriği olan Leons tarafından Ermenistan dinî reisi olarak tanınmıştır. Kirkor, Ermenistan’da 400’e yakın piskoposluk kurmuş ve gönderdiği kilise mensupları ve şefleri vasıtasıyla Kafkas Albanya’sının ve Gürcistan’ın Hristiyanlaşmasını sağlamıştır.[3]  
Sadi Kocaş’a göre, Kirkor Lusavoriç’i bazı eserler Partlı, bir kısım eserler de İranlı olarak göstermektedir. O devirde kral olan II. Tridat’ın sekreteri Romalı Agathangeles bu bölge halkının Türk-Türkmen; Kirkor’un ise büyük Arsaklılardan tahta geçemeyen Suren Bahlav ailesinden aslen Horasanlı Anak Bey’in oğlu olduğunu belirtmekteydi.[4] Diğer yandan, Ermeni Kilisesi’nin temelini atan Kirkor olduğu için bugün de Hristiyan mezhebine Kirkoriye (Fransızca: Gregorien), Ermeni dilinde de nur saçıcı, aydınlatıcı anlamına gelen Lusavoriçayan denilmektedir.[5]
Ramazan Çalık’ın tespitiyle Ermeni Kilisesi mevcudiyetini koruyabilmesi için bir kuvvete yani bir devlete ihtiyaç duymuştur. Böylece Ermeni devleti fikrini doğuran Ermeni milleti değil, Ermeni Kilisesi olmuştur. Kilisenin Ermeni ruhunun yaşadığı vücut olması ise Ermeniler için güç olduğu kadar çoğu zaman zaafı da beraberinde getirmiştir.[6]
Ermeni Gregoryen Kilisesi, Doğu Kilisesi (Ortodoks) içinde yer aldığı için Katolik mezhebi akidelerinden genelde ayrılan Gregoryenler, günümüzde Gregoryen Kilisesi’nin bulunmadığı yerlerde dinî vecibelerini Ortodoks Kilisesi’ne giderek yerine getirmektedirler.[7] Ancak Papa’nın, Roma Kilisesi’nin kurucusu Saint Pierre’in halefi olduğu ve Gregoryen Ermenilerin İncil’i kabul ettikleri gibi, Papa’nın da üstünlüğünü kabul etmeleri gerektiği sürekli öne sürülmüştür.[8] Bu durum Ermeniler üzerinde Katolik baskısını göstermesi bakımından önem taşımaktadır.
Haçlı Seferlerinden sonra Katoliklik Ermeniler üzerindeki etkisini hissettirmiş ve Latin kilisesi ile Ermeni Kilisesi’nin birleştirilmesi için yapılan ilk atılımlar, 1294-1307 yıllarında başlamıştır.[9] Nitekim bu dönemde Latin Katolik misyonerlerinden Saint François ve Saint Dominique tarikatlarının rahipleri İstanbul’a gelmişlerdir. Bu birleşme teşebbüslerinde Latin-Katolik misyonerlerinin göz ardı edilmemesi gerekir.[10]
Anadolu’da Selçuklu Türklerini bir kurtarıcı olarak karşılayan Ermeniler[11] İstanbul’un Fethi’nden sonra da Fatih Sultan Mehmet tarafından özel muamele görmüşlerdir. Bursa’daki dinî lider Başpiskopos Hovakim, 1461 yılında yeni başkent İstanbul’a getirilmiş ve bir ferman ile Samatya’daki Sulu Manastır’da Ermeni Patrikhanesi kurulmuş idari ve dinî imtiyazlar verilmiştir.[12] Ermenice bir eserde, Fatih’in Ermenilere gösterdiği bu özel ilginin sebebi olarak daha İstanbul’un Fethi’nden önce Bursa’da Ermeni patriği Hovakim’in padişaha “İstanbul’u alarak bütün dünyaya hükmeden bir hükümdar olacağını müjdelemiş olması” gösterilmektedir.[13] Diğer yandan,  Ermeni Patrikhanesinin farklı yanı Fatih tarafından ilk kez kurulmuş olmasıdır. Bu, İslam hukukuna kesinlikle aykırı ve İslam dünyasında görülmeyen bir olay olduğu gibi Hristiyan dünyasında da pek az görülen bir olaydır.[14]
Bununla birlikte Alper Gazi Giray’ın anlatımıyla “Memoires de Baron de Tott Sur les Turcs et les Tartares” isimli kitapta belirtildiği üzere “Türkiye’de tıpkı Türkler gibi, Rumlar ve Ermeniler hatta Yahudiler bile milliyetlerinden dolayı hiçbir esaret kaydına bağlı değillerdir. Padişahın yetkisi en ateşli aşkı ilham etmiş bir kızı bile zorla alıvermesine müsait değildir.”[15] Buna rağmen XV. yy.de bir kısım Ermenilerin dış tesirlere kapılarak Osmanlı Devleti aleyhine faaliyete giriştiklerini görmekteyiz.
İşte bu dönemde dinî telkin ve Hıristiyan öğretisini yayma adı altında temayüz eden dinî misyon esasında Avrupa emperyalizminin propaganda dönemini teşkil eder ki Ermeniler de bundan büyük ölçüde etkilenmiştir, diyebiliriz.
1541’de Eçmiyazin’de Ermeni Katogikos’u olan Salmaslı Stepanos’un Ermenileri Müslüman hâkimiyetinden koparmak için tertip ettiği 1547 tarihindeki gizli toplantının ardından 1562’de Sivas’ta aslen Tokatlı olan, kendisinin Çukurova Ermeni kralları soyundan geldiğini öne süren Abgar isminde bir Ermeni de gizli bir toplantı yapar. İçerisinde kendisinin ve oğlunun da bulunduğu üç kişilik bir heyet Roma’ya Papa’yı ziyarete gönderilir. Döndüğünde kendisine Ermeni Kralı denilecektir. Ermeni Kilisesi’ni Roma Kilisesi hâkimiyeti altına sokacak ve onun üstünlüğünü de kabul edecektir.[16] Bernard Lewis’e göre de Venedik’te matbaacılık eğitimi görmüş bazı araştırmalarda Sivaslı Abgar, bazılarında ise Hetum adını taşıyan bu papaz, hükümetin izniyle 1567’de İstanbul’da bir matbaa açmıştır.[17] Ancak Abgar’ı 1562’de Eçmiyazin Katogikos’u olan Sivaslı Mikael’in Roma’ya gönderdiğini ve en eski Ermeni matbaasının Venedik’te Abgar tarafından kurulduğunu ve Abgar’ın burada ilk Ermenice takvimle bir Mezamir kitabını bastığına yönelik iddia ve görüşler de bulunmaktadır. [18]
Diğer yandan, Papa Sixte Quint (1585-1590) de Osmanlı Ermenilerinin yoğun olduğu bölgelere heyetler göndermiş ve bu heyetlerle birlikte de Fransa himayesi altındaki Katolik misyonerlere Ermenileri kazanmaları yönünde emirler vermiştir. 1603-1604 yıllarında Erivan’la birlikte Eçmiyazin Kilisesi’nin de Osmanlı Devleti’nin elinden çıkarak İran’a katılması, Şah Abbas’ın Ermeni ileri gelenlerinden birçoğunu İsfahan’a götürmesi[19] ve yine 1604’te yinelenen Türk-Fransız Antlaşması’nda Fransa’ya Katolikler üzerinde resmen himaye hakkı tanınmasıyla Ermeni camiasında çözülme ve diğer mezheplere bilhassa Katolikliğe geçme eğilimi artmıştır.[20]
Bu doğrultuda Galanus isminde bir rahibin 1641’de İstanbul’a geldiğini görmekteyiz. Bu rahip Ermeniler arasında kültür kampanyası adı altında çalışmış ve anlaşmazlıklardan istifade ederek Eçmiyazin taraftarlarından birçoğunu Katolik mezhebine çekmiştir.[21] Galata’da Ermeni çocuklarını toplayarak ders veren Galanus ve arkadaşları İstanbul Ermenilerinin baskıları sonucu İstanbul’dan kaçmışlardır. [22]
Fransa hükûmeti de Cizvit ve Kapusen misyonerleri aracılığıyla yerli ve yabancı Katolikler arasında Fransız himayesinin tesisi için yoğun bir faaliyetin içinde bulunuyordu. Cizvit tarikatı ve Cizvitlerin kendi tabiriyle “Compagnie de Jesus”, İgnace de Loyola[23] adlı eski bir İspanyol subayı tarafından kurulmuştur. İgnace Paris’te uzun yıllar teoloji tahsil etmiş, 1534’te altı arkadaşlarıyla beraber Cizvit tarikatını kurmuştur. Cizvit misyonerleri 18 Kasım 1583’te Galata’da St. Benoit Manastır ve Kilisesi’ne yerleştirildiler. Cizvitler burada bir okul açtılar ve misyonerlik faaliyetlerine başladılar. İstanbul’a Cizvitlerden sonra gelen misyonerler Kapusen rahipleri olmuştur. 1587’de İstanbul’a gelip 2 yıl kaldıktan sonra geri giden Kapusen rahipleri, 37 yıl aradan sonra tekrar İstanbul’a geldiler. 1622’de Fransa hükûmetinin başında meşhur devlet adamı Kardinal Richelieu bulunuyordu. Kardinalin kâtibi ve sır ortağı bir Kapusen rahibi olan Joseph du Tremblay idi.[24] Fransa Dışişleri Bakanlığının amacı Lübnan, Doğu Akdeniz, Suriye ve Toroslar’a kadar olan alanda Fransa hâkimiyetini sağlama ve buradaki Hristiyanları kullanarak bir Oriental Empire (Doğu İmparatorluğu) kurmaktı.[25] Nitekim 1643-1715 yıllarında hüküm süren Fransa Kralı XIV. Louis, Fransa’nın geleceğini Akdeniz bölgeleriyle bağlantılı görmüştür.[26] Şöyle ki Ermenistan Fransızların kudretli bir kralı tarafından kurulacaktır, diyen Halep Ermeni patriğinin ve XIV. Louis’ye yazdığı mektuba bakılırsa Fransızlar bu topraklara davet ediliyordu. 1649’da İngiliz Parlamentosu da bütün dünyaya Hıristiyanlığın yayılması için büyük bir teşkilat yapmaya karar vermiştir. 1656’da İstanbul’daki Rum patriğinin Türkler aleyhine casusluk yaptığı görülmüştür. Ermeniler de Rumlar da artık Batı devletlerinin elinde oyuncak olmuşlardı.[27]
1669’da Fransız Kraliyet Konseyi tarafından İstanbul ve İzmir’deki Kapusen okullarına altı çevirmen gönderildi. Okulda Türkçe, Arapça, Farsça dil eğitimi ağırlıktaydı. Fransızlar bu okullarda sonuç alamayınca 9 – 10 yaşlarında Ermeni, Maroni, Rum ve İtalyan çocuklarını Osmanlı ülkesinden Paris’e götürerek Cizvitlerin Paris’te açtıkları “Lovis Le Grad Kolejine[28] yerleştirmeye çalıştılar.[29] İstanbul’daki Fransız papazları Ermenilere eğer Katolik olursanız Fransızların her türlü himayesine kavuşursunuz diyerek aldatmışlardı. Bu düşünceden hareketle Ermeni Çugayesi, Eçmiyazin’de altı din adamı altı sivil olmak üzere gizli bir cemiyet toplamış Ermenistan’ın istiklali için tekliflerde bulunmuştur.[30] 1683 yılındaki Viyana bozgununda ise Ermeniler Papalığın başında bulunduğu Katolik mezhebine karşı yakınlıklarını artırmıştır.[31] Diğer taraftan Cizvitler XVII. yy. sonuna doğru Ermeni Patriğinin izni ile Ermeni Kiliselerinde Türkçe vaaz vermeye başladılar. Ermeniler arasında Katoliklerin çoğalması üzerine Gregoryen mezhebinde olan Ermeniler bu hareketler karşısında endişe duyuyorlardı. Bu sırada Cizvitlere karşı müsamahakâr hareket eden Ermeni patriği Sahak’ın yerine Katolik düşmanı Avedik getirildi. Yeni Patrik Avedik ile Gregoryen mücadelesi başladı. Cizvitler 1703’te bir matbaa kurdular ve şiddetli bir propaganda yayımını gerçekleştirdiler.[32]
XVIII. yy. başlarından itibaren misyoner faaliyetleri ve Batılıların kiliseler vasıtasıyla Ermenileri kendi taraflarına çekme gayretlerine girmeleriyle birlikte Ermeni Kilisesi’nde dinî konuların yanı sıra millî konularda gündeme getirilmeye başlanmış hatta tesirsiz de olsa Müslüman–Hristiyan ayrımı yapılmaya başlanmış ve Müslüman düşmanlığı aşılanmıştır.[33] İşte Ermeni uyanışının mimarı Ermeni Başrahip Sivaslı Mekhitar (Mıkhitar-Mıhitar) bu dönemde ortaya çıkmıştır.
Yaptığı seyahatler sırasında bir Cizvit papaz tarafından koyu bir Katolik yapılan Mekhitar, yeni aydınlatıcı (Lusanarak) sıfatı ile 1840 yılına kadar süren Ermeni “yeniden doğuş” döneminin hazırlayıcısıdır. Bu modernleşme sürecinde Ermenilerin Batı’dan gelen yeni düşünceleri ve atalarından kalan değerleri yeni ve uyumlu bir sentez dâhilinde “Ne inancım için ulusumu ne de ulusum için inancımı feda ederim.” diyerek Ermeni millî şuurunu ulusal birlik ideolojisini ile formüle etmeye çalışmış olan Mekhitar, böylece esasında Ermeni istiklalinin de fikir babası olmuştur.
Vaftiz ismi Manuk olan Sivaslı Mekhitar, 7 Şubat 1676’da doğmuştur. Babası Çerçi Bedros Manukyan, annesinin adı Şehristan olan Mekhitar, henüz 5 yaşındayken eğitilmek üzere bir rahibe verilmiş ve 10 yaşındayken de okul eğitimini bitirmiştir.[34] 1691’de Sivas’ta Surp Nişan Kilisesi’ne “diyakos” olmuştur. Ardından Eçmiyazin’e giden Mekhitar, bir süre orada kaldıktan sonra Erivan’a oradan da Erzurum’a geçmiştir. Yirmi yaşında Anadolu’yu dolaşarak Ermenileri irşat eden Mekhitar, 1696’da yurduna dönmüş ve “vardabet” derecesine çıkmıştır. Ermenilerin zamanla Türkler arasında eriyeceğinden endişe duyan Mekhitar, 1700’de Ermeniler arasında millî şuuru uyandırmaya yönelik bir faaliyetin içerisine girmiştir.[35] Bunun için de Ermenilerin dinsel ve bilimsel alanda aydınlatılmasına yönelik çalışmak istemiştir. Mekhitar, Ermenileri Türklere karşı himayeye mazhar etmek için hariçten kuvvet temin etmek istemiştir. Ermeni Patrikliği ile Roma – Katolik Kilisesi’ni birleştirmeyi zihnine koymuştur. 1700 yılında müritleri ve yakınlarıyla birlikte Sivas’ı terk ederek İstanbul’a gelmiştir.[36] Kevork Pamukciyan, Mekhitar’ın Sivaslı olmasına rağmen aslında Erzurum’un Hintzk köyündeki Surp Astvadzadzin Manastırı’ndan geldiğini yazmaktadır.[37]
Simeon, Mekhitar’ın bir süre faaliyet yürüttüğü İstanbul ve Ermenilerin durumu hakkında şunları yazmaktadır:
“İstanbul’da Ermenilere ait beş kilise vardır. Bunlardan Surp Nikogayos, Surp Astvadzadzin ve Surp Sarkis adlı olan üçü Langa’da biri Balat’ta; Surp George adını taşıyan diğeri de Sulu Manastır’dadır. Şehirde keşişler hariç olmak üzere, dört beş vardabet, üç piskopos ve yüzden fazla papaz vardır. İstanbul’un yerli Ermeni halkı ancak seksen haneden ibarettir. Ama dışarıdan gelerek İstanbul, Galata ve Üsküdar’da gurbet hayatı geçirenlerin sayısı 40 bin haneyi geçer. Boğdan’dan İstanbul’a ve bütün Rumeli’den büyük Venedik şehrine kadar her yerde Ermeni bulunmayan tek bir şehir, tek bir köy ve çiftlik yoktur.”
Simeon, sözlerini ”İşte, deniz kadar çoğalmış günahlarımızdan dolayı yeryüzüne yoz gibi dağılmış bir hâlde bulunuyoruz.” şeklinde tamamlamaktadır.[38] Diğer yandan İstanbul’a ilk getirilen Ermenilerin çoğunluğu Kilikya’dan geldikleri için Katolikliğe daha yakındırlar. Gregoryen Ermenilere nazaran Batı’yla olan münasebetlerinden dolayı bunlara ince yontulmuş tabiri kullanılmıştır.[39]
Sivaslı Mektihar, İstanbul’da dört kitap neşretmiştir. Hepsi de dinî mahiyette olup üçü 1700’de dördüncüsü de 1701’de basılmıştır. Matbaa belli değildir. Ancak 1718 yılına kadar Galata’da muhtemelen bir Latin Kilisesi’nde Katoliklerin gizli bir Ermeni matbaası faaliyette bulunmuştur.[40] Kitaplardan birinin ismi “Hazret-i İsa’nın Siyreti” ismini taşımaktadır. Bundan başka “Haygazyan” isimli Büyük Ermenice lügati, onun en önemli eseridir. Zira bu eser Ermenilerin hümanistik modernitede yakaladıkları sıra dışı başarı hakkında genel bir fikir vermektedir. Birinci cildi 1749 yılında basılan bu çalışma daha önce Latince (1541 - 1543), Yunanca (1572), Fransızca (1606), İtalyanca (1612 ) ve İspanyolca (1726 - 1739) dilleri için yapılan benzer çalışmaları takip etmiştir. İngilizce ve Almanca benzerleri ise daha önce yayımlanmıştır. Mekhitar, Aziz Matta’nın İncil’i üzerine de bin sayfalık büyük bir tefsir yazmıştır.[41]
Mekhitar’ın İstanbul’da bulunduğu sıralarda İran’da ve Osmanlı ülkesinde Katolik misyonerlerin faaliyetlerine paralel olarak birtakım Ermeniler Papalık tarafına uymuş ve Katolikliği kabul etmiştir.[42] Fakat ruhani bir başvurma yerleri olmadığı için nikâh, gömülme gibi törenleri için Ermeni rahiplerine; günahlarını itiraf ayin gibi konularda da Katolik papazlara başvuruyorlardı.[43]
Mekhitar, 8 Eylül 1701’de öğrencileriyle birlikte Ermeni milletinin fikrî ve dinî alanda uyarılması için bir örgüt meydana getirdi. Mekhitar, Benediktin tarikatı[44] mensubu olarak İstanbul’da meydana getirdiği bu topluluğunun merkezini rakiplerinin hasedine uğraması sebebiyle Mora Yarımadası’nın güneyinde Modon’a nakletmek zorunda kaldı.(1703).[45] Burası o sırada münasebette bulunmak istediği adamların yani Venediklilerin elinde bulunuyordu. Venedikliler Mekhitar ve talebesini teveccühle karşıladılar. Papa XI. Clement, Mekhitar Manastırı’nı tasdik etti. Bu cemaatte Benoit icazeti verdi. Mekhitar’ın Papa ile Roma’da görüşmesi 1705 tarihinde gerçekleşmiştir.[46]
Mora’da Türkiye ile savaş yüzünden Mekhitar ve müritleri de Türkler Modon’u alıp (1715) Venediklikleri çıkarınca kaçtılar. Pasarofça Antlaşması ile bu toprakların Türkiye’ye devrinden sonra Venedik şehrine gelen bu papaz, Venedik Senatosundan tasavvurlarını gerçekleştirebilmek için boş bir yer istemiş[47] Venedik Cumhuriyeti de Mekhitar ve arkadaşlarına vaktiyle cüzzamlılara verilmiş olan bir yerle birlikte San Lazzaro Adası’nı ebediyen vermiştir.[48]
Venedik başta olmak üzere İtalyan şehirlerinde Ermeni kolonilerinin mevcudiyetine ait kayıtlar XIII. asırdan başlamaktadır. Daha önce Kilikya Krallığı devrinde, Ermeniler ticari bağlantılarından dolayı Venedik ile sıkı ilişkilerde bulunmuşlardır. Ara sıra da aynı şehri ziyaret etmişlerdir.[49] Venedik şehri “Hümanizma” hareketinin başlangıç şehri olmasının yanı sıra meşhur Bessarione’nin burada yetiştiği bilinmektedir. Modern matbaanın mübeşşirlerinden Aldo Manuzio’nın ve sülalesi de Venediklidir.[50] Ayrıca Venedik’te “Fondaco Dei Turchi” adlı bir Türk hanı da bulunmaktadır.[51]
San Lazzaro Adası’nda bir manastır yaptıran Mekhitar, burada Ermeni kültür müesseselerini kurmuştur. Bugün görülen dinî ve ilmî müesseseler 1740’ta yani oraya girişlerinden itibaren yirmi beş yıl içerisinde yapılmış ve bitmiştir. 1749 yılında ölen Mekhitar, Ermeni kültürünü Avrupa’da kök tutması için otuz beş yıl çalışmıştır. Mekhitar, o adada bulunan meşhur kilisede yatmaktadır. [52]
XVIII. yy.de başta Mekhitar tarafından kurulan Mekhitarist Katolik teşkilatı olmak üzere Avrupa klasik eserlerinin Ermeni diline çevrilmesi, Ermeni dilinin gelişmesini sağlamış ve bu dille yazılan eserler de Ermenilerin Batı’ya tanıtılmasında en önemli etken olmuştur.[53] Bu devrede Ermeni dili ve edebiyatına politik etki ve özendirmelerle milliyetçilik akımları da egemen olmuştur. Zira, Mekhitar’ın kurmuş olduğu Mekhitarist teşkilatının gayesi de Ermeni dilini işler kılma, Ermenice eserleri ucuz fiyatla halka yaymak, Batı dillerindeki önemli eserleri Ermeniceye tercüme etmek ve Ermenileri Roma Katolik Kilisesi ile birleştirip yalnızlıktan kurtarmaktı.[54]
Mekhitar ile başlatılan Ermeni hümanizmi döneminde dil alanında kaydedilen en gözle görülür başarı, eski edebî Ermenicenin yeniden keşfedilmesidir. Ermenice bu dönemde, yazılı bir dil “dünyevi” yani seküler alanın dili olarak kendi statüsü ve itibarını kazanır. Modern Ermenicenin kullandığı süreli yayınlarda yine Mekhitaristler tarafından çıkarılmıştır. Mekhitarist Keşiş Peder Guyas İnciyan ile başlayan (1799) süreli yayın hareketi Tiday Püzantyan adlı siyasi aktüalite dergisi ile halk dilinin gelişimi ve nihai zaferi için sağlam bir temel oluşturmuştur. Yine modern zamanların ilk Ermenice oyunlarına 1668 yılında Lvov’da rastlanmış olmakla birlikte modern anlamda Ermeni tiyatrosu[55] San Lazzaro’da başlamış (1730) ve Mekhitar’ın takipçileri tarafından da Ermeni kitlelerine tanıtılmış ve yaygınlaştırılmıştır.[56]
Mekhitar’ın Venedik’te bütün Ermeniliği ihya için kitap yetiştirmek amacıyla açtığı millî matbaada basılan kitaplar İstanbul ve Asya’daki Ermeni merkezlerine gönderilmiştir. Böylece halk dilinin yazıya, gazeteye, kitaba geçtiği günlerden beri Ermeni milleti uyanmıştır. Rehberler, vaizler, muallimler, papazlar ve muharrirler halk dilini kullanmak sayesinden her şeyi halka kolayca anlatmaya muvaffak olmuşlardır.[57] Bu faaliyetler sayesinde Ermeni siyasi düşüncesinin tesisi de kolaylaşmıştır diyebiliriz.
Mekhitar ve müritleri, XIV. yüzyılda Avrupa’yı etkilemeye başlayıp yeni bir ruhun doğmasına sebep olan hümanizm gibi bir yeniliği Ermeni toplumuna mal etmeyi başarmıştır. Esas olarak bu yenilik, Mekhitar ve Mekhitaristler’in ilk mitolojik eserlerden en yakın tarihli çağdaş eserlere kadar Avrupa edebiyatının tamamına açılmaları ile mümkün olmuştur. Mekhitarist kurumun bir manastır hüviyeti taşımasının getirdiği bazı sınırlandırmalara rağmen Ermeniler daha önce Batı kültürüyle hiç bu kadar yakın, geniş ölçekli ve kalıcı bir temas kurmamıştı. Dolayısıyla Mekhitarist ekolün en verimli çağında gerçekleşen bu temas sayesinde daha sonraki değişim ve dönüşümlere giden yol da açılmıştır.[58]
San Lazzaro Matbaası, Mekhitar öldükten sonra da Ermeni âlimlerinden İstanbullu Melişor’un idaresi altında çalışmıştır. Bir süre sonra bunun ikinci şubesi Viyana’da açılmıştır. Açıldıkları tarihten beri Venedik ve Viyana Ermeni Akademileri matbaalarından çıkan eserler Avrupa ile Şark’ta pek makbuldür. Harflerin güzelliği, metinlerin tertibi ve mevzuların iyi seçilişleri, doğru basılışları itibarıyla şöhretleri vardır. Mekhitarist papazların birinci hizmetleri böyle yeni ilmî eserler neşir ve tercümesi, ikinci büyük hizmetleri de Ermeni edebiyatına ve millî tarihine ait eski kitapları basmalarıdır. [59]
Sivas Ermenileri ve Dostları Derneğinin düzenlediği bir panele konuk olan ve Ermeni Mekhitar (Mıhitar) ve teşkilatı üzerine çalışmaları olan Prof. Dr. Boğos Levon Zekiyan, Ermeni milletini her alanda kalkındırmak için arı yetiştiriciliğinden, muhasebe defterlerinin tutulma şekline, gemicilikten tarıma kadar birçok kitap yazan Mıhitaristlerin Ermeniceye çok büyük katkılarda bulunduklarını vurgulamaktadır. Onların klasik ve modern Ermenice çalışmalarını bir arada yürüttüklerini söyleyen Zekiyan: “Ben 1972 yılında klasik Ermenice öğretiyordum. Ama artık bu dili bilen neredeyse kimse yok artık. Kaybolan dil ebediyen yok oluyor. O nedenle biz elimizdekini korumalıyız.” demiştir. Mıhitaristlerin manevi (ruhani) bir vatan yarattığını ifade eden Zekiyan, “Manevi vatan olmadan, toprak üzerinde kurulan vatan eksik kalır. Herhangi bir ulusu, ülkeyi ayakta tutan manevi değerleridir.” yorumunu yapmıştır.[60]
Diğer yandan, 1811’de Viyana’da Ermeni Akademisi[61], 1834’de Padova’da Moorat ve 1836’da Venedik’teki Rapheel Kolejleri Mekhitaristler tarafından kurulmuştur. Bu iki kolej 1870 yılında Moorat-Raphael adıyla birleştirilmiştir.[62] Paris’te de Mıhitaryan-Muradyan Okulu kurulmuştur. Esat Uras’ın anlatımıyla gelecekteki Ermeni harekâtını idare edecek gençler, burada hazırlanıyordu. Bunlar, yalnız milletin kültürel değil, siyasi alanda da önderliğini yapmak için hazırlanmışlardı. Batı ihtilallerinden alınan sonuçları ülkelerinde de daha köklü bir şekilde uygulamaya, ulusa önayak olmaya çalışacaklardı. Ermeni fikir adamı Grikor Ardzruni bunlardan biridir. Grikor Ardzruni, 1845-1892 yılları arasında yaşamıştır. Moskova’da doğan Ardzruni, ilk ve ortaöğrenimini Tiflis’te tamamlamış, Moskova St. Petersburg, Zürih ve Cenevre’de üniversite öğrenimini sürdürmüştür. 1870’de Heidelberg Üniversitesinden derece almıştır. Bir süre Venedik ve Viyana’daki Mekhitarist manastırlarında görev yapan Grikor Ardzruni, 1871 yılında Tiflis’e dönmüş, bir yıl sonra da Ermeni ihtilalcı fikirlerini işleyen Mushak gazetesini yayımlamaya başlamıştır. 1877 – 1878 Savaşı’nda, Rus ordusuyla Anadolu’ya da gelmiştir.[63]
Sivaslı Mekhitar’ın fikirleri üzerinde Ermeni papazlarınca yürütülen Ermeni milliyetçiliği, XIX. yy.nin başlarından itibaren başta Katolik dünyası ve Papa tarafından olmak üzere Protestan devletler tarafından da desteklenerek uluslararası politikalarda yerini almıştır.
Islahat Fermanı’nı takip eden yıllarda Ermeni Milleti Nizamnamesi’nin yayımlanmasıyla başlayan hareketi aynı tarihte Hayırsever Cemiyeti, Fedakârlık Cemiyeti, 1870-1880 tarihleri arasında Araratlı, Okul Sevenler, Doğulu ve Kilikya cemiyetlerinin, 1879 yılında Milliyetçi Kadınlar Cemiyetinin kuruluşu şeklinde teşkilatlanmaları takip etmiştir. Daha sonra Türkiye’de yaşayanlarla Ermenistan Ermenileri arasındaki millî amaç için birleşme olarak yorumlanabilecek Araratlılar, Okul Sevenler, Doğulu ve Kilikya Cemiyetlerinin birleşmesinden Ermenilerin birleşik cemiyeti doğmuştur.[64]
Ermeni toplumundaki değişim ve gelişimin etkileri sadece eğitim, edebiyat, kültür veya siyasi temsil noktasındaki kurumlaşma, yani siyasallaşma çabalarında önemli bir dönüm noktası olan meclisin tesisi ile sınırlı kalmamıştır. Alışkanlıklar, gelenek ve görenekler, cemaat ilişkileri vs. gibi sosyal hayat ve davranış biçimlerinde kısa bir süre içerisinde baş gösteren genel bir değişim; daha derin etkiler bırakmış ve buna bağlı yeni değişme ve gelişmeler ortaya çıkmıştır.[65]
1877-1878 Türk-Rus Savaşı’nı müteakip Rus General İgnatiyef, gelecekte Ermenilerden faydalanmayı planladığı için onlara derhâl mücadeleye başlamaları tavsiyesinde bulunmuştur. Sözde Ermenilerin isteği üzerine Rusya, Ayastefanos Antlaşması’nın 16. maddesini “Anadolu’nun doğusunda Ermenilerle meskûn olan yerlerde ıslahat yapmayı; Ermenileri, Kürtlere ve Çerkezlere karşı himaye etmeyi” Babıâli’ye kabul ettirmiştir.[66] Antlaşmadan sonra Osmanlı Devleti’nin meseleye tepkisi hudutlarımıza yapışık ikinci bir Bulgaristan istemiyoruz.” şeklinde olmuştur.[67] Avrupa’nın çeşitli merkezlerinde kurulan ve Rusya tarafından da desteklenen ihtilal komiteleri, Sivaslı Mekhitar’ın misyonunu Ermeni istiklaline taşımışlardır ve bu dönemde Ermeni meselesinin en ateşli savunucuları da Mekhitaristler olmuştur. Bugün de misyonundan hiç taviz vermeden hararetle savunulan ve çeşitli yayın kuruluşlarında gündeme getirilen düşünceler, bu sürecin uzantısı olarak düşünülmelidir.


* Ardahan Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Okutmanı




[1] http://news.am/tur/news/258534.html  (4. 4. 2015/ 00:05)

[2] Necla Başgün, Abdülhamit’in Cülusundan Zamanımıza Kadar Türk Ermeni Münasebetleri, İstanbul, 1973, s. 19.

[3] Abdurrahman Küçük, Ermeni Kilisesi ve Türkler, Ankara, 1997, s. 94.

[4] Sadi Kocaş, Tarihte Ermeniler ve Türk-Ermeni İlişkileri, İstanbul, 1990, s. 58.

[5] İhsan Sarıkaya, Belgelerle Ermeni Sorunu, Ankara, 1984, s. 17.

[6] Ramazan Çalık, Alman Kaynaklarına Göre II. Abdülhamit Döneminde Ermeni Olayları, Ankara 2000, s. 100.

[7] İlter, Ermeni Kilisesi ve Terör, s. 19.

[8] Sarıkaya, Belgelerle Ermeni Sorunu, s. 17.

[9] Esat Uras, Tarihte Ermeniler ve Ermeni Meselesi, İstanbul, 1987, s. 129.

[10] Nurettin Polvan, Türkiye’de Yabancı Öğretim I, İstanbul, 1952, s. 17.

[11] Ermeni Patriği Basile’nin vergilerin affı konusunda Selçuklu Sultanı Melikşah’tan ferman alması bu bakımdan bir örnek teşkil etmektedir. Bkz. Osman Turan, Selçuklular Tarihi ve Türk İslam Medeniyeti, İstanbul, 1994, s. 325.

[12] İlter, Ermeni Kilisesi ve Terör, s. 21

[13] Kocaş, Tarihte Ermeniler ve Türk-Ermeni İlişkileri, s. 59.

[14] Yavuz Ercan, “Türkiye’de Gayrimüslimler”, Belleten, Sayı: 188, Ekim 1983, s. 134.

[15] Alper Gazi Giray, Ermeni Terörünün Kaynakları, İstanbul, 1982, s. 50.

[16] Nejat Göyünç, Osmanlı İdaresinde Ermeniler, İstanbul, 1983, s. 52.

[17] Bernard Lewis, Modern Türkiye’nin Doğuşu, (çev. Metin Kıratlı), Ankara, 1970, s. 51.

[18] Pars Tuğlacı, “Osmanlı Türkiyesi’nde Ermeni Matbaacılığı ve Ermenilerin Türk Matbaacılığına Katkısı”, Tarih ve Toplum, Sayı: 86, s. 49.

[19] Şah Abbas İran’a götürdüğü bu Ermeniler için Yeni Gulfa’yı tesis etmiştir. bk. Neşide Kerem Demir, Türkiye’de Ermeni Meselesi, Ankara 1976, s. 17-18.

[20] Recep Şahin, Türk İdarelerinin Ermeni Politikaları, İstanbul, 1988, s. 67-68.

[21] Y. G. Çark, Osmanlı Devleti Hizmeti’nde Ermeniler, İstanbul,1953, s. 31.

[22] Uras, Tarihte Ermeniler ve Ermeni Meselesi, s. 152.

[23] Loyolalı Ignatius'un Brezilya'nın Belo Horizonte kentinde bir heykeli bulunmaktadır.

[24] Cizvitler ve Kapusenler için bk. Polvan, Türkiye’de Yabancı Öğretim I, s. 78 ve 94.

[25] Davut Kılıç, Osmanlı İdaresi’ndeki Ermeniler Arasında Dini ve Siyasi Mücadeleler, Elazığ, 1999, s. 59.

[26] Şahin, Türk İdareler’nin Ermeni Politikaları, s. 97.

[27] Kazım Karabekir, Ermeni Dosyası, (haz. Faruk Özerengin), İstanbul, 1994, s. 112.

[28] Paris’te Lovis Le Grad Koleji’nde eğitim görmüş olanlar arasında Fransız İhtilali liderlerinden hukukçu Maximilien Robespierre bulunmaktadır. Halkın Incorruptible yani yıkılmaz, bozulmaz dediği ve söylevlerinde hep demokrasiyi savunan İrlanda asıllı Robespierre 1794’te giyotinle idam edilmiştir. http://www.felsefe.gen.tr/filozoflar/maximilien_robespierre_kimdir.asp
[29] Kılıç, Osmanlı İdaresi’ndeki Ermeniler Arasında Dini ve Siyasi Mücadeleler, s. 105.

[30] Kazım Karabekir, “Ermeniler Nereden Geldiler Nereye Gidiyorlar”, Belgelerle Türk Tarihi Dergisi, Ocak 1987, s. 74.

[31] Sarıkaya, Belgelerle Ermeni Sorunu, s. 18.

[32] Polvan, Türkiye’de Yabancı Öğretim I, s. 88.

[33] Azmi Süslü- Fahrettin Kırzıoğlu, Türk Tarihi’nde Ermeniler, Ankara, 1995, s. 128.

[34] Erich Feigil, “Ermeni Milli Kilisesi’nin Zaferi ve Trajedisi”, Ermeni Araştırmaları, Sayı: 2, Haziran-Temmuz-Ağustos 2001, s. 76.

[35] Küçük, Ermeni Kilisesi ve Türkler, Ankara, 1997, s. 94.

[36] Uras, Tarihte Ermeniler ve Ermeni Meselesi, s. 112.

[37] Kevork Pamukciyan, “Mekhitaristler Hakkında”, Tarih ve Toplum, Sayı: 28, Nisan 1986, s. 46.

[38] Simeon, Tarihte Ermeniler (1608-1699), (çev. Hrant De Andresyon), İstanbul, 1994, s. 21.

[39] Kılıç, Osmanlı İdaresi’ndeki Ermeniler Arasında Dini ve Siyasi Mücadeleler, s. 51.

[40] Pamukciyan, Mekhitaristler Hakkında, s. 46.

[41] Louise Nalbandiyan, The Armenian Revolutionary Movement, Berkeley and Los Angeles, 1963, s. 49.

[42] Göyünç, Osmanlı İdaresinde Ermeniler, s. 53.

[43] Kamuran Gürün, Ermeni Dosyası, Ankara 1988, s. 88.

[44] Saint Benoit Tarikatı, İtalya’da 529 yılına doğru Benoit Nursie adında bir keşiş tarafından kurulmuş bir tarikattır. Rahiplerine Benedictins denir. Bu rahipler tarih, müzik ve ilimle uğraşmışlar, çeşitli eserler vermişlerdir. bk. Polvan, Türkiye’de Yabancı Öğretim I, s. 17.

[45] Nalbandiyan, The Armenian Revolutionary Movement, s. 32.

[46] Pamukciyan, Mekhitaristler Hakkında, s. 47.

[47] Mahmut Şakiroğlu, “Venedik’te Türk İzleri”, Türk Kültürü, Sayı: 22, s. 269.

[48] Mahmut Şakiroğlu, “Ölümünün 50. yılında M. Cevdet İnançalp”, Tarih ve Toplum, Sayı: 23, Kasım 1985, s. 24.

[49] Simeon, Tarihte Ermeniler, s. 77.

[50] Şakiroğlu, Venedik’te Türk İzleri, s. 269.

[51] Şerafettin Turan, “Venedik’te Türk Ticaret Merkezi”, Belleten, Sayı: 32/126(1968), s. 247-283

[52] Şakiroğlu, Ölümünün 50. yılında M. Cevdet İnançalp, s. 24.

[53] Sarıkaya, Belgelerle Ermeni Sorunu, s. 14 ayrıca Kocaş, Tarihte Ermeniler ve Türk-Ermeni İlişkileri, s. 55.

[54] Küçük, Ermeni Kilisesi ve Türkler, s. 94.

[55] Ayrıntılı bilgi için bk. Yervant Baret Manok , Doğu İle Batı Arasında San Lazzaro Sahnesi: Ermeni Mıkhitarist Manastırı ve İlk Türkçe Tiyatro Oyunları, (çev. Mehmet Fatih Uslu), İstanbul, 2013.

[56] Bogos Levon Zekiyan, Ermeniler ve Modernite, (çev. Altuğ Yılmaz), İstanbul, 2001, s. 70-71.

[57] Şakiroğlu, Ölümünün 50. yılında M. Cevdet İnançalp, s. 24-26.

[58] Zekiyan, Ermeniler ve Modernite, s. 70.

[59] Osman Ergin, Türk Maarif Tarihi 3-4, İstanbul, 1997, s. 799.

[60] http://www.paros.com.tr/?p=3600 (Erişim: 9. 4. 2015/17:01)

[61] Uras, Tarihte Ermeniler ve Ermeni Meselesi, s. 112.

[62] Zekiyan, Ermeniler ve Modernite, s. 76.

[63] Uras, Tarihte Ermeniler ve Ermeni Meselesi, s. 151.

[64] Uras, Tarihte Ermeniler ve Ermeni Meselesi, s. 421.

[65] http://www.eraren.org/index.php?Page=DergiIcerik&IcerikNo=83 (Erişim: 9. 4. 2015/15:20)

[66] Cevdet Küçük, Osmanlı Diplomasisinde Ermeni Meselesinin Ortaya Çıkışı (1878-1897), İstanbul, 1986, s. 3.

[67] Uras, Tarihte Ermeniler ve Ermeni Meselesi, s. 271.