TÜRK YÜKSEKÖĞRETİM SİSTEMİNİN ULUSLARARASILAŞMA BAĞLAMINDA DEĞERLENDİRİLMESİ

20 Mart 2019 18:10 Prof. Dr.Temel ÇALIK
Okunma
857
TÜRK YÜKSEKÖĞRETİM SİSTEMİNİN ULUSLARARASILAŞMA BAĞLAMINDA DEĞERLENDİRİLMESİ



TÜRK YÜKSEKÖĞRETİM SİSTEMİNİN ULUSLARARASILAŞMA BAĞLAMINDA DEĞERLENDİRİLMESİ


Prof. Dr. Temel ÇALIK

Giriş
Yirminci yüzyılın başlarından itibaren, dünyada meydana gelen bilimsel ve teknolojik gelişmeler ve buna bağlı olarak artan üniversite sayısı, eğitim sistemi içinde yer alan yükseköğretimin daha fazla gündeme gelmesine neden olmuştur. Geniş bir yaş grubuna ve daha fazla öğrenciye eğitim vermek, programlarını bilgi çağının gereklerine uygun hâle getirmek, nitelikli iş gücü yetiştirmek, toplumsal kalkınmaya katkıda bulunmak, kamusal kaynakları beşerî sermaye hâline dönüştürmek ve beklentileri karşılayabilmek için yükseköğretime ilişkin çalışmalar yaygınlık kazanmıştır.
Günümüz yükseköğretim sistemini anlayabilmek, yapılan çalışmalara bilimsel açıdan yaklaşmak ve yorumlayabilmek için yükseköğretim tarihindeki bazı önemli gelişmeleri, izlenen politikaları neden ve sonuçları ile incelemek gerekmektedir. Uygulanan bu politikaları ve sonuçlarını analiz ederek geleceğe yönelik tahminlerde bulunulabilir. Bu yolla bir vizyon oluşturulabilir, öngörülerde bulunulabilir, anlama ve kontrol kapasitesi genişletilebilir. Bu çalışmada Türk yükseköğretim sisteminin, Cumhuriyet’in ilanından itibaren önemli gelişmeleri ele alınmış, uluslararasılaşmanın günümüze yansımaları tartışılmış ve dördüncü nesil üniversitelerin özelliklerine yönelik bazı çıkarımlarda bulunulmuştur.

Cumhuriyet’ten Günümüze Türk Yükseköğretim Sistemi
Cumhuriyet öncesinde ülkemizdeki yükseköğretim kurumları denildiğinde daha çok medreseler anlaşılmaktadır. Cumhuriyet’in devraldığı son Darülfunun Avrupa üniversitelerine benzer ilk yükseköğretim kurumu olarak 1846 yılında kurulmuştur. En son 1908’de açılan V. Darülfununa, 1919’da çıkarılan bir nizamname ile bilimsel özerklik verilmiş, 1924’te tüzel kişilik tanınmıştır. Cumhuriyet’in ilanından sonra Darülfünun üzerinde önemle durulmuş ve bu kurumu değerlendirmek üzere davet edilen İsviçreli Profesör Albert Malche'nin 1932 yılındaki raporundan kısa bir süre sonra Mayıs 1933’te çıkarılan 2252 sayılı Kanun ile Darülfünun, İstanbul Üniversitesi adıyla yeniden düzenlenmiştir.
Türkiye’nin ilk üniversite reformu olan “1933 Üniversite Reformu”nun amacı, bilim üreten ve yayan en üst kurum olarak gerçek üniversiteyi ülkeye kazandırmaktır. Bu reform ile özerklik kaldırılmış, Darülfünun’da görev yapan öğretim elemanları büyük ölçüde elenerek Batı’dan gelenlere öncelik tanınmıştır. Üniversite, fakülte, rektör ve dekan gibi kavramlar bu dönemde yerleşmiştir. Rektör, üniversiteyi temsil etmek, üniversite yönetim ve eğitim öğretimini yürütmek ve denetlemek, üniversitenin diğer kurumlarla iletişimini sağlamak gibi yetkilerle donatılmıştır. 1933 Reformunu, 1946 yılında çıkan 4936 sayılı Üniversiteler Kanunu ile 1960’da çıkarılan 115 ve 114 sayılı Kanunlar, 1750 sayılı Üniversiteler Kanunu ve son olarak 06 Kasım 1981 tarih ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu izlemiştir.
Çok partili dönemin başlangıcı olan 1946 yılında üniversitenin ortak bir yasaya bağlanarak özerk bir yapıya kavuşturulması konusunda uzlaşılmış ve 1946’da 4936 sayılı Üniversiteler Kanunu çıkarılmıştır. Bu Kanun’a göre, üniversitelere özerklik ve tüzel kişilik verilmiştir. Bu uygulamanın temel amacı, görev ve sorumluluğu bütün üniversite öğretim üyeleri arasında paylaştırmak, bilgi ve uzmanlık gerektiren konuları rektörlük ve bakanlığın üzerinden alarak daha kuvvetli bir temele dayandırmak ve işlerde çabukluk ve uzmanlık sağlamak olarak ifade edilmiştir. Ayrıca yasa, Üniversitelerarası Kurul adıyla yeni bir kurul getirmekte, Millî Eğitim Bakanı’nı üniversitelerin başı kabul etmekte ve bakana; üniversitelerle birlikte diğer bağlı kuruluşları da denetleme yetkisi vermektedir. Üniversitelerarası Kurula, üniversiteler arasında iş birliğini sağlamak ve üniversitelerin ortak sorunlarını çözmek gibi görevler verilmiştir.
1961’de Türk Millî Eğitim sistemini bütünüyle kapsayan ve yönlendiren yeni Anayasa’nın kabul edilmesiyle özerklik, geniş bir tanımlamayla anayasaya girmiş, bilimsel ve yönetsel özerkliğe yeni bir biçim kazandırılmıştır. MEB’nin üniversitelerin başı olması hükmü kaldırılarak yetkileri üniversitelere ve Üniversitelerarası Kurula (ÜAK) devredilmiştir.
1968 yılında Fransa’da başlayan ve dünyaya yayılan öğrenci olayları, Türk üniversitelerinde de kendisini göstermiş, bu durum bazı yenileşme gereklerini ortaya koymuştur. 1973 yılında 1750 sayılı Üniversiteler Kanunu yürürlüğe girmiştir. Söz konusu Kanun, yükseköğretime yön vermek amacıyla gerekli inceleme, araştırma ve değerlendirmeleri yapmak ve yükseköğretim kurumları arasında koordinasyonu sağlamak üzere bir üst kuruluş olarak Yükseköğretim Kurulunun kurulması hükmünü getirmiş, fakat Anayasa Mahkemesi 1975 yılında bu kurulun kuruluş, işleyiş, görev ve yetkileriyle ilgili maddeleri iptal etmiştir.
1980 yılına kadar yükseköğretim sistemi; üniversiteler, Millî Eğitim Bakanlığına bağlı akademiler, çoğunluğu Millî Eğitim Bakanlığına bir kısmı da diğer bakanlıklara bağlı iki yıllık meslek yüksekokulları ile konservatuarlar, Millî Eğitim Bakanlığına bağlı üç yıllık eğitim enstitüleri ve son olarak mektupla öğretim yapan YAYKUR olmak üzere beş tür kurum yapılanmasını barındırmıştır. Ancak yükseköğretim ile ilgili yapılan reformların en sonuncusu ve en çok tartışılmış olan 1981 Reformu da 1980 askerî müdahalesinin hemen ardından 2547 sayılı Kanun ile yapılmıştır. Bu Yasa’nın en önemli özelliklerinden biri, askerî darbe döneminde üniversitelerden görüş toplanarak Millî Güvenlik Konseyi tarafından hazırlanması ve herhangi bir oylama yapılmaksızın doğrudan Millî Güvenlik Konseyi tarafından kanunlaştırılmasıdır.
Koordinasyon eksikliğini gidermek ve merkezî bir kurul oluşturmak amacıyla 2547 sayılı Kanun ile farklı yapılanmalar, Yükseköğretim Kurulu (YÖK) adıyla bir kurula bağlanmıştır. Böylece tüm yükseköğretim kuruluşları 27 üniversite içinde toplanmıştır. Üniversitelerin yurt geneline dengeli olarak dağılması ve yükseköğretime erişimin artırılması hedefine yönelik olarak 2006 yılında 15, 2007 yılında 17, 2008 yılında 9, 2010 yılında 8 ve son olarak 2011 yılında 1 olmak üzere toplam 50 adet yeni devlet üniversitesi kurulmuştur. Türkiye’de son yıllarda ekonomik ve sosyal alanlarda yaşanan gelişmelerle birlikte yetişmiş insan gücüne olan ihtiyacın karşılanabilmesi amacıyla üniversiteler yurt genelinde yaygınlaştırılmış ve üniversitesi olmayan il kalmamıştır. 2006-2010 döneminde vakıf üniversitelerinin sayısı da önemli oranda artmış olup, 2017-2018 Yükseköğretim İstatistiklerine göre türler bağlamında mevcut üniversite sayıları 129 devlet üniversitesi, 72 vakıf üniversitesi ve 5 vakıf meslek yüksekokulu olmak üzere toplam sayı 206 olmuştur.
Yükseköğretimde dünyadaki kitleselleşme eğilimi, ülkemizde özellikle 1992 yılından itibaren etkisini göstermeye başlamış ve yükseköğretim kurumu sayısının yanında öğrenci sayıları da giderek artmıştır. Bu çerçevede, 1984 yılında 295.098 olan örgün öğretim öğrenci sayısı yaklaşık 8 katına çıkarak 2012 yılında 2.364.382’ye ulaşmıştır. Bugün itibarıyla öğrenci sayısı, 2017-18 verilerine göre toplamda 7.560.371’i bulmuştur. Güncel verilere göre Türkiye’de 2.768.757 ön lisans öğrencisi, 4.241.841 lisans öğrencisi, 454.673 yüksek lisans öğrencisi ve 95.100 doktora öğrencisi eğitim görmektedir. Türkiye genelindeki üniversitelerde 163.054 öğretim elemanı da görev yapmaktadır. Bu rakamlar Türk Yükseköğretim sisteminin genişliğini, etki alanını ve ulaştığı niceliksel büyüklüğü açıkça ortaya koymaktadır.
Amacı koordinasyonu ve etkililiği artırmak olan YÖK’ün, kısa ve uzun vadeli planlama sürecinin aksine giderek etkinliğini yitirdiği ve bunun yanı sıra üniversitelerin özerkliğini engellediği yönünde eleştiriler yapılmaktadır. Getirilen bir diğer eleştiri ise 1980’li yılların başlarında üniversiteye öğrenci alımında etkin bir planlamanın olmadığı yönündedir. Ayrıca, bazı üniversitelerin fiziki kapasite sorunu devam etmekte ve bu durum eğitimin kalitesini olumsuz yönde etkilemektedir. Son dönemde YÖK, yükseköğretim sistemini yeniden yapılandırmak için çeşitli çalışmalarda bulunmaktadır. Mart 2011’de yapılan bir açıklamada, yükseköğretimin sorunları ve sorunlu alanları için lokal çözüm arayışları yerine, sistemin yeniden yapılandırılmasına ihtiyaç duyulduğu belirtilmiştir. Yapılması düşünülen düzenlemenin çeşitlilik, kurumsal özerklik ve hesap verebilirlik, performans değerlendirme ve rekabet, mali esneklik ve çok kaynaklı gelir yapısı ile kalite güvencesi gibi temel prensipler üzerine kurulması ve sistemin tüm bileşenlerinin bu prensipler ışığında katılımcı bir süreçte geliştirilmesine yönelik olacağı vurgulanmıştır. Eylül 2012’de yayımlanan “Yeni Bir Yüksek Öğretim Yasasına Doğru” başlıklı çalışma, yapılan düzenlemelerle ilgili ayrıntılı bilgi vermekte, öne çıkan eğilimleri ve bazı tartışma başlıklarını özetlemektedir. Son olarak 6 Kasım 2018 tarihinde “Yeni YÖK Değişen Vizyonuyla 37 Yaşında” başlığıyla yapılan açıklamada ise geçmiş dönemlerde askerî darbe ürünü olduğu ve üniversiteler üzerindeki yetki ve denetimi nedeniyle eleştirilen Yükseköğretim Kurulunun, 37 yılı geride bırakırken "Yeni YÖK" imajıyla son yıllarda birçok yapısal değişikliği hayata geçirdiği ifade edilmiştir. Bu şekilde Türkiye’de yükseköğretim sisteminin tarihsel sürecine ilişkin genel bir değerlendirmenin ardından, bugün üniversitelerimizin karşı karşıya kaldığı güncel bir kavram olarak uluslararasılaşmayı ve bu sürecin ortaya çıkardığı yansımaları değerlendirmekte fayda vardır.
 
Yükseköğretimde Uluslararasılaşma ve Yansımaları
Yirminci yüzyılın ikinci yarısından itibaren dünyada meydana gelen gelişim ve değişimler birçok alanda olduğu gibi yükseköğretim alanında da kendini göstermiştir. Az gelişmiş ülkelerin kalkınma çabalarındaki yükseliş, gelişmiş ülkelerin nitelikli insan gücüne duydukları ihtiyaç, artan küreselleşmenin getirdiği seyahat kolaylığı, ülkeler arasında iş birliği ve etkileşimin artması, üretim ilişkilerinin değişmesi, artan nüfus, kişilerin kendi ülkelerinin dışında farklı bir entelektüel birikimden yararlanma isteği ve daha pek çok neden, günümüzde uluslararası öğrenci hareketliliğinin önemli bir seviyeye ulaşmasına yol açmıştır. 1970’li yıllarda dünya genelinde 800 bin civarında olan uluslararası öğrenci sayısı 2010 yılında 4,5 milyona, günümüzde ise 7,5 milyona ulaşmış olup bu sayının 2030 yılında 20 milyona çıkması beklenmektedir.
Yükseköğretimde uluslararasılaşma, her geçen gün önemi artan, karmaşık ve zor bir süreçtir. Uluslararasılaşma birçok etkinlik ve süreci kapsamaktadır. Bunlar; öğrenci ve öğretim elemanlarının yurt dışı akademik hareketliliği, müfredatların uluslararasılaşması, enstitüler arası eğitim ve araştırma iş birliği süreçleri olarak özetlenebilir. Yükseköğretimin uluslararasılaşmasının siyasi, akademik, kültürel ve ekonomik gerekçeleri bulunmaktadır. İnsan kaynaklarının geliştirilmesi, ticaret, sosyokültürel gelişme, bilinçli vatandaşlar yetiştirme, millî güvenlik, teknolojik destek, barış ve ikili anlaşmalar, ekonomik gelişme ve akademik yeterlikler kazanma gibi unsurlar, uluslararasılaşmanın diğer nedenleri olarak sıralanmaktadır.
Uluslararası öğrenci hareketliliği, ülkeler ve kültürler arasındaki iş birliği ve dayanışmanın artırılmasına yönelik etkili bir dış politika, kamu diplomasisi ve kalkınma iş birliği aracı olarak görülmektedir. Aynı zamanda, uluslararası öğrenciler eğitim gördükleri ülkelerin tanıtımına katkı sunmakta ve uluslararası öğrencileri çekmek için yapılan akreditasyon ve standartları sağlama çalışmaları eğitim kalitesinin yükselmesine olumlu etki etmektedir. Böylece, bir yandan yükseköğretimde uluslararası düzeyde iş birliği gelişirken diğer yandan da ülkelerin kendi yükseköğretim sistemlerinin niteliğini geliştirme çabaları önem kazanmaktadır.
Uluslararası öğrencilerin en çok yöneldikleri ülkelerin İngilizce konuşulan ülkeler olduğu görülmektedir. 2012 yılı OECD istatistiklerine göre uluslararası öğrencilerin %16,4’ü eğitim için ABD’yi tercih etmiştir. ABD’yi %12,6 ile İngiltere, % 6,4 ile Almanya, % 6 ile Fransa ve %5,5 ile Avustralya takip etmektedir. Türkiye için ise bu oran % 0,9’dur. Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilatı (UNESCO) istatistiklerine göre Türkiye 2000 yılında uluslararası öğrencilerin tercih ettiği ilk 20 ülke arasında bulunmaktayken, öğrenci sayısında önemli bir artış yaşanmasına rağmen 2012 yılında en çok öğrenci çeken ilk 20 ülke arasında yer almamıştır.
Türkiye yükseköğretimde uluslararasılaşma sürecine ilk başta üye olduğu Bologna Süreci kapsamında uyum sağlamaya çalışmaktadır. Türkiye’nin yurt içi ve yurt dışı öğrenci hareketliliği, uluslararası akademik değişimi sağlayan Mevlana Değişim Programı, ülke içi akademik hareketliliği sağlayan Farabi Değişim Programı, Bologna Süreci üye ülkelerinin akademik hareketliliğini sağlayan Erasmus Programı, uluslararası akademik hareketliliği sağlayan Fullbright ve diğer ilgili programlar aracılığı ile gerçekleşmektedir. İlgili programlar, Türkiye’nin küresel öğrenci hareketliliği sürecinde büyük katkılar sunmaktadır. Bununla birlikte, kendi imkânları ile eğitim görmeye giden öğrenciler de bulunmaktadır.
Politika metinlerinde planlanan hedeflere ulaşılabilmesi açısından yükseköğretimde niceliksel anlamda yaşanan bu genişlemenin niteliksel olarak da gerçekleşmesi, tahmin edilen değişimin temelini oluşturmaktadır. Toplumun değişik kesimlerinden yükseköğretimin var olan yapısına eleştiriler getirilmekte, sistemin yapılandırılmasına yönelik tartışmalar uzun bir süredir gündemde yerini korumaktadır. Bu kapsamda, Türkiye’deki yükseköğretim sisteminin bir bütün olarak yeniden gözden geçirilmesi ve niteliksel gelişmenin de sağlanması gerekliliği ortadadır. Buna bağlı olarak üniversitelerin geçirdiği aşamalar aşağıda kısaca özetlenmiştir.

Dördüncü Nesil Üniversiteye Doğru
Dünya üniversite tarihine bakılacak olursa, üniversiteler birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü nesil üniversiteler olmak üzere değerlendirilebilir. Günümüzde birinci nesil üniversite olarak “eğitim üniversitesini”, ikinci nesil üniversite olarak “araştırma üniversitesini”, üçüncü nesil üniversite olarak “girişimci üniversiteyi”, dördüncü nesil üniversite olarak da “dönüştürücü tematik üniversiteyi” görmek mümkündür. Üniversite anlayışı değiştikçe üniversitenin rolleri ve görevleri de değişmektedir. Birinci nesil üniversite anlayışı Orta Çağ, Yunan-Roma kültüründen gelerek, Aydınlanma Çağı ve 20. yüzyıla kadar uzanan bir süreci içermektedir. Bu alandaki ilk düzenlemenin MÖ 400 yılında Eflatun tarafından kurulan Academia, MÖ 387 yılında Aristo’nun kurduğu Lyceum’a ve Roma’nın özellikle retorik ve tartışma usul ve esaslarını öğreten okullarına ve hatta bir araştırma kurumu niteliğini taşıması sebebiyle İskenderiye Müzesi’ne (MÖ 330-200) dayandırılması herkes tarafından kabul görmüştür. Birinci nesil üniversitelerde “eğitim-öğretim” ön plana çıkmaktadır. İlk üniversiteler Bologna, Paris ve Oxford üniversiteleridir.
İkinci nesil üniversitenin ortaya çıkışında ve çağdaş üniversitenin yapılanmasının temelinde pozitivist/akılcı paradigmanın temel varsayımları hâkimdir. Bilimsel bilgi üretimini, ücretsiz ve evrensel eğitim ilkesini merkeze alan çağdaş üniversite, Fransız Devrimi’nin ve Napolyon Savaşlarının etkisiyle Almanya’da ortaya çıkmıştır. Çağdaş üniversitede bilgi için bilgi üreten bir anlayışa dayalı olarak araştırma altyapısının oluşturulması için profesörlerin yönetiminde uzmanlaşmış kürsüler veya enstitüler kurulmuştur. Çağdaş üniversite bir ulus devlet üniversitesi olmuştur. Öğrencisine sunduğu dünya görüşüyle onun toplumun bilişsel yapısını koruyucu bir ulus devlet vatandaşı olarak gelişmesini amaçlamıştır. İkinci nesil üniversitelerde “araştırma” ön plana çıkmaktadır. Araştırma üniversitesi olarak bilinen Humbold Üniversitesi 1810 yılında Berlin’de ortaya çıkmıştır.
Üçüncü nesil üniversite, İkinci Dünya Savaşı sonrasında üniversiteler bilim için bilim yapma anlayışından uzaklaşarak toplumdaki sorunların çözümünden kendilerini sorumlu görmeye başladıklarında, disiplinler arası duvarlar yıkılıp üniversite yapıları, vakıfları, dernekler, şirketler gibi kuruluşlarla çok kurumlu hâle gelmeye başlayınca, yani üniversiteler “girişimcilik” işlevlerini de yüklenmeye başladıklarında “multiversite” hâline gelmiştir. Küreselleşmeyle uluslararası rekabetin sürat kazandığı süreçte gelişen “üniversite-sanayi iş
birliği” etkinlikleri, girişimci üniversitelerin oluşumuna önderlik etmiştir.
Dördüncü nesil üniversitede, üniversitenin topluma hizmet sağlama görevi kapsamında toplumsal sorumluluğu daha fazla ön plana çıkmaktadır. Kamuya hesap verilebilirlik sadece ekonomik olmaktan çıkmış, toplumsal sorumluluk boyutu daha önemli hâle gelmeye başlamıştır. Yirmi birinci yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren üniversitelerin toplumu dönüştürmede öncü rol üstlenmesi, içinde bulundukları toplumu hem daha ileri bir seviyeye getirebilmeleri hem de toplumun üniversiteyle kaynaşması bakımından bir zorunluluk hâline gelmektedir. Dördüncü nesil üniversitelerde “dönüştürme” ön plana çıkmaktadır.
Türkiye’de birinci nesil üniversite düşüncesindeki temel gelişme Cumhuriyet Dönemi’nde ortaya çıkmıştır. Bu dönemde birinci nesil üniversiteleri “yaygınlaştırma” ve “modernleştirme” gayretleri görülmektedir. İkinci nesil üniversite konsepti olarak “ileri teknoloji enstitüleri” gelmektedir. Üçüncü nesil üniversite konsepti olarak girişimci üniversiteleri “teknopark / teknokente sahip üniversite veya teknoloji geliştirme bölgelerinde yer alan üniversiteler” ifade edilebilir. Dördüncü nesil üniversite konsepti olarak da “tematik üniversiteler” gelmektedir. 2013 yılında kurulan Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi ve 2015 yılında İstanbul’da kurulan Türkiye Sağlık Bilimleri Üniversitesinin dördüncü nesil üniversite anlayışıyla kurulduğu ifade edilebilir.
Yirmi birinci yüzyılın başında dünyada yükseköğretime bakıldığında, yükseköğretime damgasını vuran ülkelerin Anglosakson ülkeleri (Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere) ve Kıta Avrupası ülkeleri (Almanya, Fransa, İsveç, Hollanda) olduğu görülmektedir. Bunun da özünde, söz konusu ülkelerin yüzyıllar boyu süren bilimsel, teknolojik, kültürel, sosyoekonomik altyapı, gelişme ve  değişim sürecini yaşamaları yatmaktadır.
Gerek küresel değişimler gerekse ulusal kalkınma ve gelişme stratejileri üniversitelerin, hizmet sundukları bölgenin, toplumun ve bireylerin isteklerine göre kendilerini yenilemek durumunda olduklarını göstermektedir. Bu sebeple geleceğin üniversiteleri kendisinden beklenen ihtiyaçları karşılayabildiği ölçüde başarılı olabilecektir. Başka bir ifadeyle, gelecekte üniversiteler var olan eğitim ve araştırma amaçlarını korumakla beraber, içinde bulunduğu bilgi çağında, bilimi üretken şekilde kullanan, bu bilimden toplumun her kesiminin faydalanmasını sağlayarak içinde yer aldığı toplumsal ve bölgesel dinamiklerin yenilenmesine yardımcı olan ve süreçleri etkin şekilde dönüştüren bir faaliyet içinde olmak durumundadır.
Üniversitelerdeki gelişim ve dönüşüm süreci her ne kadar değişik kavramlar ile tarif edilse de esasta yeni düzenleme biçimlerinde üniversitelerin, eğitim, araştırma ve toplumla beraber çalışma olarak üç temel amacı bulunmaktadır. Gelecekte üniversiteler bu üç amacı bünyesinde bulunduracak şekilde etkin bir yapılanmaya gitmek durumundadır. Söz konusu bu amaçlar kapsamında özellikle Türkiye’deki yeni üniversitelerin hangi hedefler doğrultusunda ilerlemesi gerektiğine ilişkin üç temel öneri sunulabilir: Birincisi, yükseköğretim sistemimiz bilgi toplumunun ihtiyacına uygun bir eğitim hizmeti sürdürmelidir. İkincisi, bilimsel çalışmalar ve uygulamalı araştırmalar ile ekonomik gelişmeye katkı sunmalıdır. Üçüncüsü ise, üniversiteyi sosyal ve toplumsal yaşamın bir parçası gibi görerek sosyal yapının ilerlemesine doğrudan katkı sağlamalıdır.
Türk yükseköğretim sisteminde nitelik ve kalite arayışları sistemli ve sürdürülebilir bir şekilde devam ettirilirken, bu alanlarda dünyadaki gelişmeler ile iyi örnekler izlenmeli ve kendi kültürümüz içinde harmanlanarak etkili uygulamalardan faydalanılmalıdır. Örneğin, Avrupa Birliği’nin eğitimi izleme ve değerlendirmede kullandığı yapısal göstergelerden biri olan yükseköğretim başlığı altında, yükseköğretime geçişin yaygınlaştırılması, öğrenci profillerine yönelik karakteristik özelliklerin izlenmesi, informel ve yaygın eğitim imkânlarının tanınması, kalite güvence sisteminde okul mezuniyet oranlarının değerlendirilmesi ve performansa dayalı bütçeleme gibi konular ele alınmaktadır. Mezun istihdam edilebilirliği açısından bakıldığında ise iş piyasalarının ve istihdam olanaklarının düzenli olarak değerlendirilmesi, işverenlerin ve istihdam sağlayıcıların kalite güvence sistemlerine dâhil edilmesi, öğrencilerin işe yerleştirme ve istihdamlarının artırılması için güdüleyicilerin sağlanması, yükseköğretimde öğrenciler için kariyer rehberlik hizmetlerinin sunulması ve mezunlara yönelik düzenli izleme ve değerlendirme araştırmalarının yapılması önemli göstergeler olarak ele alınmaktadır. Bu göstergeler Türk Millî Eğitim sistemi içinde yükseköğretimin yeniden yapılandırılması ve uluslararasılaşma bağlamında küresel rekabette kendine anlamlı bir yer bulabilmesinde önemli ölçütler olarak dikkate alınmalıdır.
Avrupa’da yükseköğretimin modernizasyonu bağlamında son yıllarda önemli çalışmalar yapılmakta ve kapsamlı raporlar hazırlanmaktadır. Bu çalışmalar yükseköğretimi kapsamlı şekilde değerlendirmekte ve yükseköğretimin pek çok değişkenine ilişkin önemli çıkarımlar sunmaktadır. Bu bağlamda, yükseköğretimin kilit unsuru olarak nitelikli insan kaynağına ve akademik personele ayrı bir önem atfedilmekte ve bu konuda karşılaştırmalar yapılmaktadır. 2017 yılındaki ilgili raporda değişen yükseköğretim bağlamında akademik personelin durumu, akademik personel ve nitelikleri, akademik personel istihdam biçimleri, çalışma koşulları, kalite güvence sistemleri ve akademik personelin değerlendirilmesi, yükseköğretimde uluslararasılaşma ve öğretim elemanı hareketliliği önemli başlıklar olarak ele alınmıştır. Bu şekilde, Avrupa Birliği, yükseköğretimin başarısında akademik personele hayati bir önem yüklemekte ve bu hususta yükseköğretimin pek çok alanında karşılaştırılabilir ölçütler oluşturmaktadır.

Sonuç
Türk yükseköğretim sisteminde önemli reformlar diğer alanlarda olduğu gibi, Cumhuriyet’in ilanı ile birlikte yapılmaya başlamıştır. 1924’ten itibaren Türkiye’ye birçok yabancı uzman davet edilmiş ve eğitimimizin aksayan yönleri ve çözüm önerilerini ile ilgili raporlar sunmaları istenmiştir. Bu uzmanlardan John Dewey’in önemli tespitlerinden biri, eğitim alanında yurt dışına mesleki alanlarında deneyimli personelin gönderilmesinin dış ülkelerdeki uygulamaları körü körüne taklit edilmesinin önüne geçeceği yönündedir. Bununla birlikte, söz konusu yabancı uzman raporlarında bile Türk eğitim sisteminin kendi insan kaynaklarını kullanarak gelişmesi ve yenileşmesi yönünde görüş belirtilmiştir.
Türkiye’de, Cumhuriyet’in ilk yıllarından günümüze kadar hemen her dönemde yükseköğretimin ve yükseköğretim kurumlarının yapılandırılması için çalışmalar bulunmaktadır. 1933 Üniversite Reformu’ndan sonra Türkiye, yükseköğretim yönetiminde 1946, 1960, 1973 ve 1981 yıllarında olmak üzere dört önemli değişim yaşanmıştır. Bu tarihler aynı zamanda Türkiye siyasi tarihi açısından da önemli tarihlerle örtüşmektedir.
Cumhuriyet Dönemi’nden günümüze yükseköğretimde yapılan reform niteliğindeki yasal değişiklikler tarihî süreçte incelendiğinde, bu düzenlemelerin sistemik olmaktan çok biçimsel olduğu görülmektedir. Düzenleme yetkisine sahip olan ilgililerin toplumun tüm kesimlerini tartışmaya katarak daha katılımcı bir anlayışla sorunlara çözüm aradıklarını söylemek zordur. Özellikle üniversitelerin araştırma, eğitim-öğretim ve topluma hizmet gibi önemli sorumlulukları dikkate alındığında yapılan çalışmaların bu üç önemli işleve ne derece hizmet ettiği tartışmalıdır.
Üniversite, adından da anlaşılacağı gibi evrensel nitelikte bir kurumdur. Bu evrensellik, millî ve kültürel değerleri göz ardı etmeyi gerektirmez. Asıl sorun, dünya ile yarışırken kendi millî kimliğini ve değerlerini koruyacak özgün bir modelin ortaya konmasıdır. Yapılan düzenlemelerde daha çok yabancı ülkelerin yükseköğretim sistemleri örnek alınmakta ve Türkiye’nin kendine has dinamikleri gözden kaçırılmaktadır. Bu durum, yapılan bir düzenlemeyi çok kısa sürede tartışmalı hâle getirmekte ve yetersiz olduğunu ortaya çıkarmaktadır. Türkiye’nin gelecek vizyonunu temsil edecek ve taşıyacak lokomotif görevi üstlenen üniversiteler, evrensele ulaşırken bütün ülkelerin deneyimlerinden yararlanmak ancak kendi millî özelliklerini de korumak zorundadır.
Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yayımlanan Güçlü Yarınlar İçin 2023 Eğitim Vizyonu’nun genelde eğitim sistemimizin bütününe özelde ise yükseköğretimi ilgilendiren alanlara yönelik sunduğu gelişim fırsatlarına daha güçlü bir vurgunun yapıldığı bugünlerde yükseköğretim sistemimizi tüm parametreleriyle bütüncül olarak değerlendirmekte fayda vardır. Türkiye’de yükseköğretim sisteminin bazı yapısal ve yönetsel sorunları bulunmasına karşın, nitelik arayışındaki girişim ve çabalar ile niceliksel olarak geldiği nokta takdire değerdir. Yükseköğretimde öğrenim gören öğrenci sayısının 7,5 milyonu geçmiş olması önemli bir gelişmedir ve azımsanacak bir durum değildir. Bununla birlikte, sadece niceliksel genişleme ve büyümenin nitelikli bir yükseköğretim için yeterli olmayacağını da hatırda tutmak gerekir. Bu bağlamda, dünyada yükseköğretim alanında ortaya çıkan gelişmeler, dördüncü nesil üniversitelere yönelik çıkarımlar ve uluslararasılaşma sürecinin yansımaları doğru okunmalı ve Türk Millî Eğitim sistemi içerisinde yükseköğretim sistemimizin, millî ve evrensel hedefleri doğrultusunda kendisine yeni bir perspektif çizmesi sağlanmalıdır.


Kaynakça
Adem, M. (1988), Yükseköğretimde Planlama ve Koordinasyon. Ö. Demirel ve N. Koç (Ed.), Yükseköğretimde Gelişmeler İçinde (s. 151-185), Ankara: Türk Eğitim Derneği.
Akyüz, Y. (2018), Türk eğitim tarihi: MÖ 1000 – MS 2018, Ankara: Pegem Akademi.
Ataünal, A. (1998), Türkiye’de Yükseköğretim. Ankara: Millî Eğitim Bakanlığı Yükseköğretim Genel Müdürlüğü.
Bülbül, M. (2009). 2000’li Yılların Eğitim Problemlerine 1920’lerden Çözüm Önerileri: Dewey’den Bugüne Ne Değişti? Türk Eğitim Bilimleri Dergisi, 7(3), 667-689.
Demir, R. (2008). Üniversitenin bugünü ve yarını (sorunlar, sorumlular, çözüm önerileri), Ankara: Palme.
Doğramacı, İ. (2007). Türkiye’de ve Dünyada Yükseköğretim Yönetimi. Ankara: Meteksan.
Erdem, A. R. (2016). Üniversite Anlayışındaki Değişim: Birinci Nesil Üniversiteden Dördüncü Nesil Üniversiteye. Dil Edebiyat ve Sosyal Bilimler Dergisi, 16, 21-52.
European Commission/EACEA/Eurydice. (2017), Modernisation of higher education in Europe: Academic staff – 2017. Eurydice Report. Luxembourg: Publications Office of the European Union.
Günay, D. ve Günay, A. (2011). 1933’ten Günümüze Türk Yükseköğretiminde Niceliksel Gelişmeler. Yükseköğretim ve Bilim Dergisi, 1(1), 1-22.
Gürüz, K. (2003). Dünyada ve Türkiye’de Yükseköğretim: Tarihçe ve Bugünkü Sevk ve İdare Sistemleri. Ankara: ÖSYM.
Kalkınma Bakanlığı (2015). Yükseköğretimin Uluslararasılaşması Çerçevesinde Türk Üniversitelerinin Uluslararası Öğrenciler İçin Çekim Merkezi Hâline Getirilmesi. http://kam.kalkinma.gov.tr/wpcontent/uploads/2015/04/Uluslararasi_Ogrenci_Raporu_2015.pdf sayfasından erişilmiştir.
Kavak, Y. (2011). Türkiye’de Yükseköğretimin Görünümü ve Geleceğe Bakış. Yükseköğretim ve Bilim Dergisi, 1(2), 55-58.
Knight, J. (2004). Internationalization remodeled: Definition, approaches, and rationales.  Journal of Studies in International Education, 8(1), 5-31.
Korkut, H. (2003). Türkiye’de Cumhuriyet Döneminde Üniversite Reformları. Millî Eğitim Dergisi, (160).
Paige, R. M. (2005). Internationalization of higher education: Performance assessment and indicators, Nagoya Journal of Higher Education, 5, 99-122.
Scott, J. C. (2006). The mission of university: Medieval to postmodern transformations. The Journal of Higher Education, 77(1), 1-39.
Sezgin, F. (2018). Türk Eğitim Sistemi Açısından Eğitimi İzleme ve Değerlendirmede Yapısal Göstergeler. Devlet, 15(480), 49-53.
Süzen Bumin, Z. (2011). Avrupa Üniversiteler Birliği kurumsal Değerlendirme Programına Katılan Ankara’daki Üniversitelerin Kurumsal Değerlendirme Raporlarının İncelenmesi. Doktora Tezi, Gazi Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü, Ankara.
Şahin, M., & Alkan, R. M. (2016). Yükseköğretimde Değişim Dönüşüm Süreci ve Üniversitelerin Genişleyen Rolleri, Eğitim ve Öğretim Araştırmaları Dergisi, 5(2), 297-307.
Qiang, Z. (2003). Internationalization of higher education: Towards a conceptual framework. Policy Futures in Education, 1(2), 248-270.
Yükseköğretim Kurulu. (2005). Türk  Yükseköğretiminin Bugünkü Durumu, Ankara: Yükseköğretim Kurulu.
Yükseköğretim Kurulu. (2007). Türkiye’nin Yükseköğretim Stratejisi, Ankara: Yükseköğretim Kurulu.
Yükseköğretim Kurulu. (2019). Yükseköğretim Bilgi Yönetim Sistemi. https://istatistik.yok.gov.tr