TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ EKSENİNDE EĞİTİM VE KÜLTÜR

20 Mart 2019 13:14 Prof. Dr.Temel ÇALIK
Okunma
666
TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ EKSENİNDE EĞİTİM VE KÜLTÜR

TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ EKSENİNDE EĞİTİM VE KÜLTÜR
Prof. Dr. Temel ÇALIK
Dr. Emre ER

Giriş
Eğitim milletler için dil, kültür ve birlikte yaşama idealinin yeni kuşaklara aktarılması ve çağın gerektirdiği koşullara göre yeniden yorumlanması açısından oldukça önemlidir. Millî eğitimin yapısı ve içeriği, genç kuşakların yetiştirilmesi kadar, millet olma bilincinin kurumsal olarak oluşturulması ve aktarılması anlamını içermektedir. Bu yönüyle eğitimin her kademesinde, devletin kuruluş amaçlarının ifade edildiği ve varlığını devam ettirmesine yönelik somut anlayışı görmek mümkündür. Örneğin eğitim sisteminde hangi içeriğe ne ölçüde yer verileceği yönündeki tercihleri ifade eden müfredat ve kavramların hangi teorik bakış açısına göre açıklanacağı devletin toplumsal varsayımlarıyla yakından ilişkilidir. Söz konusu tercihleri devletin ideolojik alt yapısından bağımsız olarak ele almak mümkün görünmemektedir.
Eğitim, sosyal olay ve olgular ile karşılıklı olarak etkileşime girmektedir. Bu nedenle devletlerin egemenlik alanlarının belirlenmesi ve devamlılığının sağlanması bakımından eğitimin içeriği ve niteliği belirleyici rol oynamaktadır. Saltanat, Meşrutiyet ve Cumhuriyet olmak üzere üç farklı devri tecrübe etmiş olan Türk milletinin mensupları açısından eğitim, devletin devamlılığının sağlanması bakımından oldukça önemli bir yere sahiptir. Yirminci yüzyılın başlarında oldukça ağır siyasi, ekonomik ve askeri koşullar altında ulus devlete geçişini tamamlayan Türkiye Cumhuriyeti açısından bu dönemde aynı zamanda millileşme olgusuna ilişkin entelektüel birikimin uygulanmasına tanıklık edilmiştir. Türk millî eğitim sisteminin modern anlamda örgütlenmesi birçok alanda yaşanan millîleşme sürecinin bir devamıdır. Özellikle Cumhuriyetin kuruluşuna giden yolda Türkçülük akımının yeniden ön plana çıkardığı Türk kimliği üzerinden millî bir toparlanmanın sağlanması amaçlanmıştır. Devletin ideolojik kimliğinin somutlaşmış hâli olarak tanımlanabilecek olan eğitim sistemi, Türkiye Cumhuriyeti’nin millî ve bağımsız bir devlet olarak varlığını öncelikle kendi mensuplarına ve sonrasında bütün dünyaya kanıtlamasında yegâne araç olarak görülmüştür. Bu istek ve heyecanla erken dönem Cumhuriyet eğitim politikaları özellikle ulusal kimlik inşası açısından anahtar bir rol oynamıştır. Bu anlamda Mustafa Kemal Atatürk, millî değerlere dayalı, taklitçilikten uzak, kendi değerleriyle barışık bir eğitim sistemi arzulamıştır. Böyle bir eğitim sistemi, bilimin ve aklın aydınlığında, millî ve kültürel değerlerine sahip çıkarken bilgi toplumunun gerektirdiği evrensel oluşumları kendi kültürel özellikleriyle uyumlulaştırabilen bireyler yetiştirmeyi amaçlamaktadır.

Türk Eğitiminde Millîleşme Süreci
19. yüzyılın ortalarından itibaren Osmanlı Devleti’nin varlığının devam ettirilebilmesi ve millet kavramı etrafında üzerinde yaşayan insanların yeniden organize edilmesi amacıyla vatanseverlik kavramı üzerinden geliştirilen söylemin siyasete yön verdiği görülmektedir. Modernleşme süreci bakımından önemli bir dönemeç olarak görülen Tanzimat Fermanı’nda milliyetçilik bakımından en önemli sonuçlardan birisi farklı dinlere mensup olanların kanun önünde eşit kabul edilmesidir. Bu bağlamda milliyet, aidiyet ve Osmanlılık fikrinin bu süreçten itibaren yaygınlaşmaya başladığını söylemek mümkündür. Söz konusu düşünce ile ulus temelinde bir millet tanımlamasına giden yolun önün açılmakla birlikte özgürlük ve eşitlik gibi kavramlar yoğun bir şekilde tartışılmaya başlanmıştır. Osmanlılık çatısı altında İmparatorluğu yeniden bir araya getirme fikri Avrupa’da faaliyetlerine devam eden Jön Türkler arasında da heyecan yaratmıştır. Tarihsel süreç içerisinde imparatorluğa bağlı milletlerin bağımsızlıklarını ilan etmeleri ve art arda yaşanılan siyasi ve askerî başarısızlıklar sonucunda Türk milleti ekseninde yeni bir uluslaşma sürecinin başlatılması ihtiyaç olarak görülmeye başlanmıştır. Türk milliyetçiliğinin ilk manifestosu sayılan Yusuf Akçura’nın “Üç Tarz-ı Siyaset” adlı eseri ile bu fikrin ilk kez derli toplu ve siyasi bir çerçeve içerisinde sunulduğu görülmektedir. 20. yüzyılın başlarına denk gelen bu gelişmeler etrafında Osmanlı entelektüelleri, devletin ontolojik temellerinin yeniden kurgulanması bakımından Türk milleti anlayışını benimsemiş ve bunu ayrışma yerine birleşme nedeni olarak ele almışlardır. Türk Milleti anlayışının gelişmesinde, ulusal kimliğini tanımlamaya çalışan Osmanlı Türkleri ve kendilerini bir süredir Türk olarak tanımlayan ve daha bilinçli sayılabilecek kesimler etkili olmuştur. Bu açıdan değerlendirildiğinde ilk grupta kendini tanımlama, ikinci grupta ise ait olduğu değerleri pekiştirme anlayışından bahsedilebilir. Türk milleti anlayışı ile devletin eski gücüne yeniden kavuşması ve zayıflayan aidiyet bağlarının yeniden tesis edilmesi amaçlanmıştır.
Millî Mücadele Dönemi’nde eğitimin özellikle ülke genelinde yaygınlaştırılmasına ve niteliğinin artırılmasına yönelik olarak ulusal politikalar oluşturulmaya çalışılmıştır. Bununla birlikte millî bir kimlik etrafında devletin kurucu değerlerinin yeniden üretildiği dönemde Türk milleti anlayışının özellikle eğitim yoluyla topluma aktarılması amaçlanmıştır. Söz konusu süreçte ulusal kimlik ve bilinç inşası için düzenlenen kültür ve eğitim politikaları zaman zaman siyasal ve toplumsal dirençlerle karşılaşılmıştır. Örneğin, 1920 yılında dönemin Maarif Nazırı Rumbeyoğlu Fahrettin Bey tarafından okul kitaplarında yer alan Türk ifadesi çıkartılmıştır. Bu durumu tepkiyle karşılayan aydın ve yazarlar arasında yer alan Falih Rıfkı Atay, “Hepimiz yeniden Osmanlı olmuştuk.” ifadesiyle anlatırken, Yahya Kemal ise “Adına bak hem Rum hem Beyoğlu, ne beklersin bu adamdan.” sözleriyle eleştirisini ifade etmiştir. 6 Mayıs 1920'de Maarif Vekilliğine seçilen Rıza Nur, yeni hükûmetinin eğitim stratejisini belirlerken özellikle millî bir karakterin ön plana çıkmasına gayret etmiştir.
  Eğitimin hayata ilişkin pratik bilgileri içermesi, millî ihtiyaçlara uygun içerik ve ders kitaplarının oluşturulması, çağdaş ve bilimsel imkânlara sahip okulların inşa edilmesi, edebî eserler yazdırılması ve Doğu'nun ve Batı’nın bilim kaynaklarının Türkçeye çevrilmesi gibi ilkeler ile Türk millî eğitimine yön vermeye çalışmıştır. İlerleyen dönemlerde cumhuriyet dönemi milli eğitim politikalarının şekillenmesinde önemli rol oynayan Mustafa Necati, Tevhid-i Tedrisat ve Harf Devrimi gibi önemli değişikliklerin yapılmasını sağlamıştır.  Aynı dönemde eğitimin millileşmesi kavramı üzerinde durulmuş ve bütün vatandaşların milli, modern ve demokratik bir eğitim alması hedeflenmiştir. Mustafa Necati’ye göre eğitimde milli kavramı gençleri toplumun bütün kurumları, düşünce ve idealleri ile yetiştirmeyi ifade etmektedir.
Türkiye Cumhuriyetinin kültürel alanda olgunlaşmasında önemli rol oynayan Ziya Gökalp'in düşüncesi “Millî kültürümüzü keşfederek dinde, ahlâkta, dilde, estetikte, ekonomide nasıl bir kişiliğe sahip olduğumuzu anladıktan sonra kesin bir surette millî eğitim dönemine girmenin doğru olacağı” yönündeydi. Eğitimin niteliğine ilişkin ise ilk Maarif Vekillerinden Hamdullah Suphi Tanrıöver bir söylevinde “Mektep bir iş evidir, esnaf ocağıdır. Bir ihtiyaçtan doğar... Çocuklarımızı neşesizliğe, cesaretsizliğe ve hayatta ricacı bir vaziyete düşüren bugünkü sönük terbiyemiz yerine, hayata bağlı, elinde sanatı olan işçi nesli yetiştirecek uygulamalı terbiyeyi koymalıyız.” ifadeleriyle eğitimin niteliğine ilişkin ilkelerden bahsetmektedir. Cumhuriyet’in eğitim politikası, kültürü, yeni Türkiye'nin temeli yapmaktı. Bu açıdan eğitimde diğer sosyal kurumlara kıyasla daha yoğun olarak milliyetçi düşünce yapısının etkilerini görmek mümkündür.
Türk Milliyetçiliği ve Eğitim-Kültür
Milliyetçilik, mevcut gelişmelere duyarlı ve özgün bir toplumsal model önerme ihtiyacının her dönem vurgulandığı bir düşünce sistemidir. Bu açıdan milliyetçilik toplumsal bir sistem oluşturulması bakımından eğitim ve kültür hareketi olarak ele alınmaktadır. Eğitimden her seviyede bilginin öğretilmesinin yanında bilimsel ilerlemenin sağlanması için ihtiyaç duyulan insan kaynağının ve maddi kaynakların üretilmesi beklenmektedir. Bu bağlamda toplumların ilerlemesi ile eğitimin etkili olması arasında karşılıklı bir ilişki mevcuttur. Nitekim Türk dünyasının Bilge Lideri Alparslan Türkeş, Batı’nın aynen taklit edilmesi ile elde edileceği düşünülen ilerleme anlayışına karşı çıkarak, şu sözlerle âdeta günümüze seslenmektedir: “Batı’dan ithal edilen müesseseler bana bir kağnı arabasına uçak motoru takmak gibi çok mantıksız görünüyor. Bu hâl bizi hazırcılığa alıştırıyor ve tembelleştiriyor. Yine bu sebepten kendi öz yaratıcılık gücümüzü yitiriyor ve aşağılık duygusuna kapılıyoruz. Şekli yönden batılılara benzemekle medeni olmadığımız şüphe götürmez bir gerçektir.” Yukarıdaki sözlerin 1975’li yıllarda ifade edildiği düşünüldüğünde, Türkiye’nin yirminci yüzyılın sonlarında millî bir atılım yapmak yerine ithal ikameye dayalı kalkınma ekonomisini tercih ettiği bilinmektedir. Söz konusu durum ekonomik ve siyasi olarak Batı’nın üstün olduğunun kabul edilmesi sonucunda geniş bir toplumsal alanda Türk Milletini dizayn etmeye dönük organize çalışmalarının devamı olarak görülebilir.
Türk milliyetçiliği özünde bir kültür hareketidir. Fikrî temellerinin ortak noktası Türk milletini yüceltmek ve Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığını güçlendirmek olarak özetlenebilir. Türk milliyetçiliğinin yetiştirdiği nesiller, Türkiye’nin idari yapısına yön verecek ölçekte nitelikli görevlerde bulunmuşlardır. Eğitimin, milletin kontrolünde, modern ve nitelikli bir yapıya kavuşması için Türkeş’in şu sözleri önemli bir bakış açısını ifade etmektedir: “İlk hedefimiz, ilk icraatımız idarenin ıslahatıdır. İdari reformla halk hizmetinde, halk kontrolünde yeni ve modern bir idare cihazı kuracağız. Verimli işleyen müessir bir hizmet teşkilatı kuracağız. İkinci hedef eğitim ve moral seferberliğidir. Eğitimde gaye hak, hakikat aşkı ve millet sevgisi, milliyetçilik şuuru olacaktır. Eğitimin diğer gayesi çocuklarımızı iktisadi hayatımız için üretici olarak yetiştirmek olacaktır. Mali ve iktisadi, içtimai tedbirlerimiz sıhhatli ve adil bir toplum bünyesi hazırlamaya yönelecek ve emeğe, istidada, ehliyete değer verilecektir. Milletin tümü için sosyal güvenlik ve yardımlaşma teşkilatı hazırlanacak. Milliyetçi toplumcu hareket Türkiye’yi sömürge iktisadının ilkel tarım yapısından kurtaracaktır.”
Türk eğitim sistemi adında ifade edilen millî kavramına uygun olarak kendi vizyonuna ve misyonuna, bilinçli şekilde bağlanmak zorundadır. Millî Eğitim Temel Kanunu’nda belirtildiği üzere Türk milletinin bütün fertlerini, Atatürk inkılap ve ilkelerine ve Anayasada ifadesini bulan Atatürk milliyetçiliğine bağlı; Türk milletinin millî, ahlaki, insani, manevi ve kültürel değerlerini benimseyen, koruyan ve geliştiren; ailesini, vatanını, milletini seven ve daima yüceltmeye çalışan, insan haklarına ve Anayasa’nın başlangıcındaki temel ilkelere dayanan demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve bunları davranış hâline getirmiş yurttaşlar olarak yetiştirmek olan genel amacı her zaman öncelikli tutulmalıdır. Türk milliyetçiliği, Türk milletinin her alanda varlığını devam ettirebilmesi bakımından önemlidir. Bu açıdan, Türk eğitim sisteminin millî duyarlılıklar dikkate alınarak tasarlanması ve geliştirilmesi hayati bir öneme sahiptir. Mevcut eğitim sistemimizde yaşanan birçok soruna yönelik kalıcı ve gerçekçi çözüm önerileri geliştirmek için, bu fikrî temelin köklerinden hareketle ortaya konulacak yol haritasına her geçen gün daha fazla ihtiyaç duyulmaktadır.
Sonuç
Vatanını milletini sevmek, millî ve manevi değerlerini korumak ve yüceltmek, ülkesinin kalkınması ve gelişmesi için çaba göstermek, bu nedenlerle de kendisini mükemmel bir şekilde yetiştirmek ve çağın bilgi ve becerileri ile donatmak anlamına gelen milliyetçilik, eğitim politikalarının belirlenmesi ve uygulanması açısından oldukça önem taşımaktadır. Türk milliyetçiliğinin özünde bir kültür ve yenileşme hareketi olduğu düşünüldüğünde, Türkiye Cumhuriyeti’nin kültürel kurumsallaşma sürecinde büyük rol oynadığı görülmektedir. Alparslan Türkeş, Türk milliyetçiliğinin kültür ve eğitimle ilişkisini şöyle ifade etmektedir: “Bugün yeryüzünde ve milletler arasında adına sessiz savaş diyebileceğimiz kültür savaşı bütün şiddetiyle devam etmektedir. Milletler kültür savaşında başka milletlerin dilini, dinini, örf ve geleneklerini, millî ve manevi değerlerini yıkmayı ve kendi kültürlerini yerleştirmeyi hedef alırlar. Onun içi kültür savaşı alfabeyi ezberleme ve ezberletme davası değil; nesillerin zihnini, gönlünü ve bedenini yetiştirme ve geliştirme davasıdır. Bugün memleketimizde Millî Eğitim Bakanlığının plan ve programları milliyetçi bir gençlik yetiştirilmesi hedefinden uzaktır.”
Türk milliyetçiliği, Osmanlının son dönemlerinde, Milli Mücadele yıllarında ve millî esaslara dayalı Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasında belirleyici bir etkiye sahip olmuştur. Bu bağlamda Osmanlı Devleti’nin genellikle dış kaynaklı değişimlere tepki vererek devleti ayakta tutma girişimlerinin yerini, Türkiye Cumhuriyetine uzanan yolda devletin bağımsız ve millî bir çizgide kurgulanması almıştır. Sonuç olarak Türk milliyetçiliğinin özellikle gelişim sürecinde kendine özgü koşulları dikkate alındığında ve vatandaşların ortak bir hedef etrafında yeniden bir araya getirilmesi amacıyla sağladığı katkılar düşünüldüğünde Türk düşünce tarihinde önemli bir geleneği temsil ettiği anlaşılmaktadır. Bu bakımdan eğitim ve kültür gibi dinamik ve toplumsal öğeler herhangi bir ideoloji veya dünya görüşünün ötesinde devlet politikası olarak ele alınmak durumundadır. Türk milleti ancak, söz konusu bu anlayış ve uygulama ile muassır medeniyetler seviyesine ulaşabilir.


Kaynaklar
Akçura, Y. (2016). Üç Tarz-ı Siyaset. İstanbul: Ötüken Yayınları.
Akyüz, Y. (2001). Türk Eğitim Tarihi. Ankara: Pegem.
Atsız, N. H.(2014). Türk Tarihinde Meseleler. İstanbul: Ötüken Yayınları.
Darendelioğlu, İ. E. (1968). Türkiye’de Milliyetçilik Hareketleri. İstanbul: Toker Yayınları.
Direnoğlu, Ş. (1975). Alparslan Türkeş. İstanbul: Ata Yayınevi.
Ergin, O. (1977). Türkiye Maarif Tarihi. İstanbul: Eser Matbaası.
Gökalp, Z. (1963). Türkçülüğün Esasları. İstanbul: Varlık Yayınları.
Gökalp, Z. (1978). Terbiyenin Sosyal ve Kültürel Temelleri. Ankara:
Güngör, E. (1978). Türk Kültürü ve Milliyetçilik. Ötüken Yayınları.
Kafesoğlu, İ. (1970). Türk Milliyetçiliğinin Esasları. İstanbul: Milli Eğitim Yayınları.
Koçer, H. A.(1987). Türkiye’de Modern Eğitimin Doğuşu. Ankara: Uzman Yayınları.
Kushner, D. (1998). Türk Milliyetçiliğinin Doğuşu. İstanbul: Fener Yayınları.
Macit, N. (2011). Türk Milliyetçiliği: Kültürel Akıl, İçtihat ve Siyaset. Berikan Yayınları.
Milliyetçi Hareket Partisi (MHP). (2009). Parti programı: Geleceğe doğru. Ankara.
Nalbatoğlu, M. (1994). Alparslan Türkeş ile Tarihi Sohbetler. İstanbul: Hamle Yayıncılık.
Sakaoğlu, N. (2004). Cumhuriyet Dönemi Eğitim Tarihi. İstanbul: İletişim.
Sarınay, Y. (2002). Atatürk Döneminde Milliyetçilik Anlayışı ve Uygulamaları. Türk Yurdu, Sayı 139.
Topçu, N. (1978). Milliyetçiliğimizin Esasları. İstanbul: Dergâh Yayınları.
Tuğcugil, A. (1980). Türk Milliyetçiliği Fikir Sistemi: Teori. Ankara: Töre Devlet Yayınları.
Turhan, M. (1997). Kültür Değişmeleri. İstanbul: Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Vakfı.
Türkeş, A. (1975). Temel Görüşler. İstanbul: Dergah Yayınları.
Türkeş, A. (1978). Milli Doktrin Dokuz Işık. İstanbul: Özlem Kardeşler Matbaası.
Türkeş, A. (1979). Türkiye ve Dünya. Ankara: Hasret Yayınevi.
Türkeş, A. (1980). Bunalımdan Çıkış Yolu. İstanbul: Yeni Yayınları.