DÜNYA KADINLAR GÜNÜNDE KADINA SEVGİ VE SAYGI

31 Mayıs 2018 16:44 ÖZEN TOPÇU
Okunma
345
DÜNYA KADINLAR GÜNÜNDE KADINA SEVGİ VE SAYGI

DÜNYA KADINLAR GÜNÜNDE KADINA SEVGİ VE SAYGI

 

 

Özen TOPÇU

 

 

Orhun Yazıtları’na göre, Göktürklerin yeniden “millet” oluşunda dişi kurt“Asena”nın hizmeti çok önemlidir. Bilge Kağan’ın annesi de devletin kuruluşunda etken olan bir insandır. Oğuz Kağan Destanı’nda ve Dede Korkut Hikâyelerinde de “kadın, hep başımızın tacı”dır.

 

 

Asıl Olan Dört Kadın

Yıllar öncesiydi… Televizyonda, Adanalı, orta yaşlı, yöresel kıyafetli bir köy kadını, yüksek ses tonuyla “erkek için asıl olan dört kadından” sözediyordu. Bir erkeğin hep yanında ve arkasında olan, karşılık beklemeden her zaman iyiliğini isteyen, çıkarlarını gözeten bu dört kadını da şöyle tanıtıyordu:

“Bir, onu doğuran anası; iki, onun canından bir parça olan kızı; üç, onun yine aynı kanı taşıyan bacısı; dört, onun gönlünün sultanı karısı.” İşte bu dört kadın, bir erkeğin hayattaki en değerli varlıklarıdır. Bunlardan birinin yokluğu, erkek için ömür boyu yeri doldurulamayacak boşluk oluşturur. Nasıl ki tabiattaki ışığın kaynağı güneş ise, insanı insan yapan “sevginin” kaynağı da işte bu dört kadındır. Bu dört kadın erkeğin olmazsa olmazı, baş tacı, aynı zamanda erkeği ayakta tutan dört sacayağıdır.

Atatürk’ün en çok yararlandığı fikir  adamlarımızdan Ziya Gökalp, birşiirinde bu dört kadını şu mısralarla tasvir ediyor:

Bir kadın var ki, ya annem, ya kardeşim, ya kızım,

Odur bende en mukaddes duygular yaratan…

Bir diğeri sevgilim ki günüm, ayım, yıldızım,

Odur bana hayattaki şiirleri anlatan…1

Şiirlere konu olan dört kadın, erkekler için en mukaddes varlıklar,yaşamanın anlamı, gözünün nuru, gönlünün huzurudur. Erkeklerin en değerli varlıkları olan ve her zaman baş tacı olması gereken bu kadınlara gerçekten de hak ettiği yüksek saygı ve sevgi gösteriliyor mu?

Günümüzde, gazete ve televizyonlarda hemen hemen her gün “kadına şiddet”haberleri yer alıyor: “Üzerine benzin dökülerek yakılan kadın hastanede öldü.”, “16’sında anne oldu, 19’unda bıçaklandı.”, “Çocuklarının gözü önünde katledildi.”,“Koca dayağı yüzünden canından bıkan kadın, kendini kamyonun önüne attı.”,“Tecavüze uğrayan kadın, zehir içerek intihar etti.”, “Kıskandığı eşini, onyedi yerinden bıçaklayarak öldürdü.”… Yine gazete manşetlerinde; “Kadın-Erkek Eşitliğinde Dünyanın Dibine Vurduk” başlığı altında, “Dünya Ekonomik Forumu tarafından kadın erkek eşitliği üzerine yapılan araştırmada Türkiye sınıfta kaldı. 144 ülkenin yer aldığı listede Türkiye 130’uncu oldu.Sıralamada birinci olan İzlanda’yı Finlandiya ve Norveç takip etti. Listenin son üç sırasında ise Suriye, Pakistan ve Yemen yeraldı”2 şeklindeki haberler konunun ciddiyetini ve en köklü şekilde çözüm yolları aranması gerektiği gerçeğini ortaya koymaktadır. Erkekler tarafından 303 kadının katledildiği 2015 yılındaki ürkütücü tabloya geçen yıl yenileri eklenmiştir.Ülkemizde, 2016 yılında da 316 kadın erkek şiddetinin hedefi olarak hayatını kaybetmiş ve en az 130 çocuk annesiz kalmıştır.3 Peki, bu şiddetin nedeni ne? Buna verilebilecek yanıt, kuşkusuz “sevgi ve eğitim” eksikliğidir. Her şeyin başı olan sevginin de eğitime ve kültüre dayalı olduğunu unutmamak gerekir.

Kadına yönelik şiddeti, kanunlarla, yasaklarla, yaptırımlarla önlemeye çalışmak son çare olmalıdır. Kadın, gariptir ki şiddeti yaşamındaki en yakın kişilerden (eş, kardeş, ağabey, baba veya çocuğu) görmektedir. Sevgi, hoşgörü ve anlayışın yerini yaptırımların alması, artık işin işten geçtiğinin de habercisidir.Yapılması gereken, işin bu boyuta ulaşmasını önlemeye çalışmak olmalıdır.

 

Tarihî Gelişim İçinde Türk Kadını

Soruna, eğitim ve kültür açısından baktığımızda çok net görürüz ki; tarihî süreçte Türk’ün “kadın anlayışı” son derece zariftir ve günümüz toplumlarının bile oldukça ilerisindedir. Eski Türklerde ev, çoğu kültürde olduğu gibi yalnız kocanın malı değil, koca ile karısının ortak malıydı. Bu nedenle evin erkeğine “ev ağası”, evin kadınına da “ev hatunu” denirdi. Devleti de hakan ile hatun ortak yönetirdi. Bir buyruk yazıldığı zaman,“Hakan buyuruyor ki…” sözüyle başlarsa kabul görmezdi. Buyruğa uyulması için mutlaka, “Hakan ve hatun buyuruyorlar ki…” sözüyle başlanması gerekirdi.Hakan, tek başına bir elçiyi kabul edemezdi. Elçiler, ancak sağda hakanın ve solda hatunun oturduğu mekânda kabul edilebilirdi.4

Orhun Yazıtları’nda yer alan “Tanrı, Türk milleti yok olmasın diye babam Kağan ile annem Hatun’u yükseltti.” ifadesi,Türklerde kadın ve erkek eşitliğini gösterir. Eski Türklerde kadının temel nitelikleri analık ve kahramanlıktı. Yukarıda da değinildiği gibi, devlet idaresinde yasa hükmündeki emir nameler, hatun ve hakan imzası olmadan uygulanmazdı. Devlet yönetiminde karı ve kocanın ortak sorumluluğu enüst seviyede idi.5

Orhun Yazıtları’na göre, Göktürklerin yeniden “millet” oluşunda dişi kurt“Asena”nın hizmeti çok önemlidir. Bilge Kağan’ın anneside devletin kuruluşunda etken olan bir insandır. Oğuz Kağan Destanı’nda ve Dede Korkut Hikâyelerinde de kadın, “hep başımızın tacı”dır.

Eski Türk devlet anlayışında çağın en geniş haklarına ve saygınlığa sahip olan Türk kadınının, Osmanlı İmparatorluğu döneminde de bu anlayışı korumaya çalıştığı, Batılılaşma sürecinde özellikle eğitim alanında atılım yaptığı görülmektedir.

Cumhuriyet Dönemi’nde ise dünya lideri Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde Türk kadını, toplumda hak ettiği yeri yeniden ve süratle kazanmaya başlamış; daima erkeğinin yanında yer almıştır.

Atatürk devrimlerinde en kapsamlı düzenlemelerin “Türk kadınına” yönelik olduğu görülür. Atatürkçü düşünce sistemine göre, bir milletin seviyesini kadının ulaştığı seviye belirlemektedir. Atatürk, “Ey kahraman Türk kadını!Sen, yerde sürünmeye değil omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın!”6 diyerek yaptıklarının gerekçesini en güzel şekilde ifade etmiştir.

Ünlü tarihçimiz Cemal Kutay, “Bilinmeyen Tarihimiz” adlı eserinin II.cildinde “Pembe Mendil”7 adlı gerçek bir hikâyeyi anlattığı bölümde,Osmanlının son dönem Millî Eğitim Bakanlarından Mehmet Şerif Paşa’nın8 bu konudaki görüşlerini şöyle aktarır:

İslamiyet’ten önce Türk toplumunda pederşahî (erkeğin üstünlüğüne dayalı)aile sistemi yoktu. Eski Türk yaşayışında kadın, oba içinde yani ev hayatında söz ve hak sahibi idi. İslâmiyet’in aile hukuku,Türk toplumunun ırsî ve ırkî ev hayatına, öteki İslâm ülkelerinden daha başka canlılık, hareket, hususiyetler getirdi. Dinî ve millî inançların bağdaşmasından, İsviçreli ȃlim Prof. Gaston Jezz’in dediği gibi“Dünyanın en sağlam aile ocağı doğdu ve bu varlık hiçbir milletin tarihinde görülmemiş şekilde umumi hayatı inşa etti. Ben, Garplı bir aile hukuku profesörü olarak diyeceğim ki, Türk milletinin aile nizamını elinden alınız,geride çok bir şeyler kalmaz.”9

Kutsal dinimiz İslam, kadın ve aileye büyük değer vermiş, kadınları yüceltmiştir. İnancımızda kadın; Allah’ın emaneti olan bir eş, ayaklarının altına cennet serilen bir anne, Allah’ın rahmeti ile sarmalanmış bir evlat ve Rabb’imizin muhterem kıldığı bir varlıktır. Bu itibarla kadın her türlü saygıya layıktır. Kadınları incitmek, hangi gerekçeyle olursa olsun dövmek, mağdur ve mazlum durumuna düşürmek inancımızla bağdaşmaz.10

 

Dört Kadının En Kutsalı: Anne

Bir erkek için dört kadının en başında yer alan “anne” için, sizlere unutulmaz bir “Anneler Günü Yazısı” sunmak istiyorum. Gazeteci Hıncal Uluç’un,“Tavuk Suyuna Çorba” adlı kitaplar serisinin, “Türkiye’den İçinizi Titretecek Gerçek Hikâyeler” dizisinde de yayımlanmış olan ve gerçekten de insanın içini titreten yazısıyla sizleri baş başa bırakıyorum:

Sene 1966 Mart ayı. Muhabere Yedek Subay Okulunda öğrencilik dönemim bitmek üzere… Günlerden çarşamba,ertesi gün kura çekeceğiz… 1,5 yıl görev yapacağımız yeri belirlemek üzere…

Eve geldim, annem odasında hüngür hüngür ağlıyor… Odasından zaten haftalardır çıkmıyor… Her gün vücudunun bir başka organına yayılan bir hastalığı var… Kanser… Günleri sayılı… Gerçeği babam biliyor… Bir gece ağlayarak bana anlattı, artık ben de biliyorum…

“Hayrola anne!” dedim.

Babamla tartışmışlar. Babam asker… Askerdi… Şimdi milletvekili…Genelkurmay Başkanı sınıf arkadaşı… Kara Kuvvetleri Komutanı da öyle… Bir telefonu yeterli, benim Ankara’da kalmam için… Annem yalvarmış. Babam,“Herkesin oğlu nasıl giderse, senin oğlun da gider… Bu vatanın iyi yeri, kötüyeri olmaz.” demiş, çarpmış kapıyı, çıkmış gitmiş… Annem kaderini bilmiyor, ama hissediyor olmalı ki, beni ille de yanında istiyor. Ne dediysem kesemedim ağlamasını… Sonunda, “Bak anne.” dedim. “Bu kadar çok mu istiyorsun Ankara’da kalmamı?”

Sarıldı boynuma…. Dakikalarca öyle kaldık… Kulağına, “Merak etme anne.” dedim. “Madem sen bu kadar istiyorsun, ben de Ankara’yı çekeceğim… Sen bu gece dua et yalnız!..”

Ertesi gün kurayı yönetecek ekip geldi. Numaralarımız okunuyor, gidip çekiyoruz. Yüksük gibi bir şey. Açılıyor, içinden tayin yerimiz çıkıyor….İnanılmaz bir duygu var içimde. Hiç heyecanlı değilim. Ankara’yı çekeceğim deneminim çünkü… Bu nasıl inançtır, bugün hâlâ izah edemem.,, Bir yüksük kaptım.Personel albaya uzattım, “İçinde Ankara yazıyor albayım.” dedim, daha açmadan. Birkaç saniye sonra mikrofonda yüksek bir sesle okudu: “Muhabere Okulu Komutanlığı emrine… Ankara!”

Annem heyecanla bekliyordu evde, yatağında oturmuş… Elinde upuzun tespihiile. Mutluluk gözlerinde nasıl ışıldıyordu bilemezsiniz.

Belki de son mutluluğu… Annem ertesi gün öldü… 44 yaşındaydı.11

 

Bir Sevgi Hikâyesi

Şimdi de sizlere, sevgi bağının en dayanılmaz ıstırapları bile yendiğini gösteren bir gerçek hayat kesiti sunalım:

“Orta yaşlı bir kadın trafik kazası geçirmiş, bel kemiği zedelenmişti.Doktor uzun zaman düz bir tahta üzerinde yatması gerektiğini söylemiş,dayanılmayacak kadar kuvvetli olan ağrıları için de bir süre morfinenjeksiyonları vermişti. Pek fazla olmamakla beraber arada sırada uyku hapı almasına izin vardı.

Bir gün bir kutuyu alıp artık bu çekilemez hayata son vermek isterken girdiler, kutuyu elinden aldılar, fakat kimse onu artık ikna edemiyordu. Kadın bugün olmasa bile, yarın aynı şeyi yapmaya kararlı idi.

Herkes ona intiharın fenalığından bahsediyor, uzun moral dersi veriyor,biraz daha sabrederse, her şeyin düzeleceğinden dem vuruyordu.

O sırada küçük kızı içeri girdi, odadakileri dışarı çıkardı, annesinin yanına yaklaştı ve; “Benim sana ihtiyacımı düşünmüyorsun, onlar hepsi sensiz yapabilirler, fakat ben sana muhtacım.” dedi.

Kadıncağız tedavisine katlanmaya karar verdi.”12

 

Sonuç

Kadına yönelik şiddet olayı, ne acıdır ki kadının en korunaklı, en rahatedeceği, kendisini en güvende hissedeceği mekân olan evinde (yuvasında) vuku bulmaktadır. Aile içi şiddet, hem bireye hem de topluma zarar verir. İnsanın ençok sevdiği, kendisini de en sevdiğine inandığı ve güvendiği kişiden şiddet görmesi yaşam boyu silinemeyecek etkiler yaratır.

Her şeye sevgi ile yaklaşılmalıdır. İlkokuldan itibaren tanık olduk:Öğrenci, öğretmeni severse, ders ne kadar zor olursa olsun başarır. Aile içinde, özellikle maddi ve manevi yönden zor dönemde sevgi ön plana çıkarılırsa güçlükler daha kolay aşılır.Özellikle erkekler, evde, eşine ve çocuklarına sevgiyi eksik etmemelidir. Refahın da mutluluğun da kaynağı sevgidir. Sevginin olmadığı yerde mutluluktan söz edilemez.

Her hâlde dünya üzerinde, kendisine sevgiyle yaklaşmayı fazlasıyla hak eden değerlerin başında kadın gelir. Burada,Aziz Nesin’in bir değerlendirmesine yer verelim. Ünlü üstat şöyle diyor: “Bir kadına ne verirseniz verin, onu daha da büyük hâle getirir… Ona sperm verirseniz, size bir çocuk verir. Ona bir ev verirseniz,size bir yuva verir. Ona sebze verirseniz, size yemek verir. Ona bir gülücük verirseniz, size kalbini verir. Ona bir şarkı söyleyin, size konser verir.Kendisine verileni çarpıp çoğaltarak geri verir… Bu yüzden ona çamur atarsanız, karşılığında bir bataklıkta boğulmaya hazır olun…”Aziz Nesin’in bu sözleri ders niteliğindedir. Kadına çamur atanlar, onları aşağılayanlar bunu yapmadan önce bir değil, dört defa düşünmeli.13

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş döneminde büyük önder Atatürk’ün kadına vermiş olduğu önem, onların eğitim ve statülerinin geliştirilmesi için göstermiş olduğu hedefler, yıllar sonra, 1994 yılında yapılan Dünya Nüfus ve Kalkınma Konferansı’nda dünya ülkelerinin gündemine getirilmiştir. Bu konferansta kullanılan bir cümleyi hatırlatmak isterim: “Ne ilginçtir ki Atatürk, bizim ancak bugün başara bildiğimizi dünden başardı.” 14

Uluslararası Kadın Birliği Başkanı Cardell Oliver, 1935 yılında şunları söylemiştir: “Bugün Türkiye, gerçekten bütün dünyanın ilgisini çekmiş bulunuyor. Özellikle kadın hakları alanında birçok Avrupa uluslarını geri bırakan son hamleleri bizi İstanbul’a getiren en büyük etkendir… Bütün dünya kadınları, Türk kadınının bugünkü haklarına erişebilirlerse gerçekten kendilerini talihli sayacaklardır.”15

Yazımızı, Yüce Ata’mızın kadınlarımız için söylediği bir sözle bitirelim: “Şuna inanmak gerekir ki, dünya yüzünde gördüğünüz her şey kadının eseridir... Türkiye Cumhuriyeti’nde kadın, bütün Türk tarihinde olduğu gibi bugün de en saygın yerde, her şeyin üstünde yüksek ve şerefli bir varlıktır.”16

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


FOTOĞRAFLAR

 

kadın1



1Burhan Göksel; Çağlar Boyunca TürkKadını ve Atatürk, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 1995, s.141.

2“Kadın-Erkek Eşitliğinde Dünyanın Dibine Vurduk”, Sözcü Gazetesi, 27 Ekim 2016 Perşembe, s.10.

3 “BirYılda 316 Kadın Katledildi”, MilliyetGazetesi, 3.1.2017 Salı. www.birgün.net, www.bbc.com

4 ZiyaGökalp; Türkçülüğün Esasları, İnkılâpKitapevi, 3. Baskı, İst. 1987, s.143,144.

5Göksel; a.g.e., s.107.

6 Prof.Dr. Dz. Sağ. Kd. Alb. Nur İnanç. Dr. Sağ. Yzb. Tülay Yavan, “Cumhuriyet Kadını”Atatürk Haftası Armağanı, 10 Kasım2004, s.64.

7 CemalKutay, “Pembe Mendil” başlığı altında, Birinci Dünya Savaşı’nda Teşkilat-ıMahsusa’da görevli Bnb. Lütfi Bey’e, eşi Dürdane Hanım tarafından gönderilen,ancak Lütfi Bey’in şahadeti nedeniyle yerine ulaşamayan bir mektuptan yolaçıkarak o dönemin aile yapısını, dürüstlük, sadakat, saadet ve sevgi konularınıuzunca olarak ele alır.

8Mehmet Şerif Paşa, Nazırlıklarda bulunmuş, ilmî ve tarihî eserleriyle tanınmışdevlet ve fikir adamlarımızdandır. 1874’te İstanbul’da doğdu. 1894’te MülkiyeMektebi’ni birincilikle bitirdi. Avrupa’nın çeşitli üniversitelerinde 4 yıleğitim aldı. Sultan Abdülaziz’in küçük kızı Emine Sultan’la evlenerek DamatPaşa oldu. İstanbul Valiliği, Maarif, Dahiliye Nazırlıkları, Devlet ŞurasıBaşkanlığı yaptı. En büyük hizmeti, Türk Aile Hukuku, Türk Milli Hayatı, TürkSeciye ve Meziyetleri, Türk Devletlerinin Fikri Temelleri konularındakiaraştırmalarıdır.

9 CemalKutay; Bilinmeyen Tarihimiz, II.Cilt, İst. 1974, s.37.

10 Diyanet İşleri başkanlığı Din Hizmetleri GenelMüdürlüğü, 08.03.2013:www.ankaramuftulugu.gov.tr

11 Hıncal Uluç; “Anneler Günü Yazısı”, Sabah Gazetesi, 13 Mayıs 2007.

12 Kemal Ateş;Türk Dili, İmge Kitapevi, 10.Baskı, Ank. 2011, s.268.

13 Rahmi Turan; “Aziz Nesin ve Kadın”, Sözcü Gazetesi, 2 Kasım 2015 Pazartesi.

14 Dr. Mehmet Ali Biliker; “Atatürk İlkeleri ve TürkKadınının Gelişimi”, Atatürk HaftasıArmağanı, 10 Kasım 1999, s.97.

15 CumhuriyetGazetesi, 10 Nisan 1935. Selahaddin Çiller; Atatürk İçin Diyorlar Ki, Varlık Yayınları, s.52

16 Türkan ARIKAN;Atatürk ve Türk Kadını Hakkındaki Görüşlerinden Bir Demet, YYK, 1985, s.14.Atatürkçülük (Üçüncü Kitap) AtatürkçüDüşünce Sistemi, Gnkur. Basımevi, Ank. 1983, s.153.