Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı Önder KAHVECİ ile Gündeme Dair Söyleşi “420 BİN ÜYEMİZLE TÜRK ORDUSUNUN BAŞLATTIĞI BARIŞ PINARI HAREKÂTI’NI DESTEKLİYORUZ”

18 Kasım 2019 11:14 Evin GÖKTAŞ
Okunma
84
Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı Önder KAHVECİ ile Gündeme Dair Söyleşi “420 BİN ÜYEMİZLE TÜRK ORDUSUNUN BAŞLATTIĞI BARIŞ PINARI HAREKÂTINI DESTEKLİYORUZ”

Türkiye Kamu Çalışanları Sendikaları Konfederasyonu (Türkiye Kamu-Sen) Genel Başkanı Önder Kahveci, “Bütün benliği ve teşkilatlarıyla 420 bin üyemizle Türk devletinin, Türk ordusunun başlatmış olduğu Barış Pınarı Harekâtı’nı amasız, fakatsız desteklemektedir. Çünkü devletimiz ve milletimiz yıllarca terör konusunda çok büyük bedeller ödedi ve ödemeye de devam ediyor.” dedi.
“Öğrenci Andı’mızın okullarda okutulmasının önünde artık hiçbir yasal engel kalmadı. Çünkü bu konu ile ilgili açtığımız davayı kazandık. Şimdi sadece bir iradeye ihtiyacımız var.
Millî Eğitim Bakanı Sayın Ziya Selçuk bir irade ortaya koysun ve mahkeme kararını uygulasın. Çünkü okullarda andımızın okutulmasının tam da zamanıdır.” diyen Kahveci, emeklilere ve işçilere yılda iki defa verilen bayram ikramiyesinin memurlara da verilmesini istedi.
Kahveci, geçen 1 Ağustos ve 20 Ağustos tarihleri arasında yapılan toplu sözleşme sürecini değerlendirirken, uyarı ve ikazlarına rağmen bu süreçte kamu çalışanlarının can alıcı sorunlarının müzakere edilip giderilmesi konusunda mutabakatın sağlanamadığını söyledi.
Kamu çalışanlarının 2020 yılı ücret artışlarının yeniden revize edilip güncellenmesi gerektiğini ifade eden Kahveci, bu konuda 8-10 maddelik bir torba yasa ile memur paketi hâlinde bir düzenleme yapılarak yürürlüğe girmesi için TBMM’deki siyasi parti grupları ile görüşeceklerini bildirdi.
Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı Önder Kahveci ile gündemdeki konulara dair bir röportaj yaptık. Kahveci, gündeme dair yönelttiğimiz soruları cevaplarken çarpıcı değerlendirmelerde bulundu. Genel Başkan Önder Kahveci’ye yönelttiğimiz sorular ve cevapları şöyle:
- Sayın Genel Başkan, Türk ordusunun 9 Ekim günü Fırat’ın doğusunda bölücü terör örgütleri PKK-PYD-YPG’ye yönelik başlattığı Barış Pınarı Harekâtı konusundaki duygu ve düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz?
Şunu öncelikle söyleyeyim. Türkiye Kamu-Sen, bütün benliği ve teşkilatlarıyla 420 bin üyemizle Türk devletinin, Türk ordusunun başlatmış olduğu Barış Pınarı Harekâtı’nı amasız, fakatsız desteklemektedir. Çünkü bizim devletimiz bizim milletimiz yıllarca terör konusunda çok büyük bedeller ödedi ve ödemeye de devam ediyor. Biz 40 bin insanımızı kaybettik bu bölücü terörden dolayı. Trilyonlarca lira mali yükü oldu. Bunu millet olarak ödedik. Milletimizin bütün fertleri bu yükü ödedi. Dolayısıyla yapılan operasyon bir terörle mücadelenin ötesinde başka bir şey değildir. Zaman zaman görüyoruz bir başka ülkenin topraklarının işgali özellikle Batı dünyasında Amerika’da, Avrupa’da buna benzer algılar oluşturmaya çalışıyorlar. Türkiye’nin bir başka ülkeyi işgal gibi, başka bir ülkenin topraklarını kendi topraklarına katmak gibi bir derdi ve tasası yok. Sayın Cumhurbaşkanı bu konuda kamuoyuna açık ve net şekilde mesajlar verdi. Birincisi; buradaki terör devletinin kurulmasına müsaade etmeyeceğiz. Terör odaklarını temizleyeceğiz. Siz 10 bin kilometre öteden geleceksiniz burada Türkiye’nin 500 kilometrelik sınırına terör örgütlerinden oluşan bir uydu devleti, terör devleti kurmaya çalışacaksınız. Türkiye buna müsaade etmemelidir ve etmedi de zaten. Çünkü doğru olanı budur. İkinci olarak; bizim ülkemizde 4 milyon mülteci var. Bu mültecilerin en az 1-2 milyonunu bu ‘güvenlikli bölge’ diye adlandırılan 500 kilometre uzunlukta 35 kilometre derinlikteki alana yerleştireceğiz. Bu operasyonla beraber biz hiçbir sivile zarar vermeden bunu yapacağız ki Türk ordusu bu konuda çok üstün bir gayret gösteriyor. Tam tersine sivil şehit kaybını biz yaşıyoruz. 18-20 sivil insanımız, bu eli kanlı terör örgütü ve başka unsurların saldırıları sonucu hayatını kaybetti. Türkiye’nin gayesi budur. Bu hedefe biz de inanıyoruz. Onun için hem ordumuzun hem de devletimizin yanındayız. Eğer bugün bu operasyon yapılmazsa tam anlamıyla nihayete ermezse biz gelecek nesillere, evlatlarımıza çok daha büyük sorunlar ve sıkıntılar yaşatırız. Bu operasyonun bir başka yönü daha var. Oradaki insanlar niçin evlerini terk ettiler? Niçin Türkiye’ye geldiler? Bir oradaki rejimin yaptığı mezalim, iki bu böylece terör örgütünün insanları yerinden ve yurdundan koparması. Evinden ve yurdundan ettikleri insanların yerine kendileri gelip yerleştirilen ve oradaki nüfus yapısını değiştirmek için çaba sarf ettiler. Bu operasyon bir anlamda Suriye ahalisine ve orada yaşayan insanlara huzur getirecektir. Bütün hedef bu ve bunu da bütün dünya görecek. Böyle algılanması gerekir. Biz de sivil toplum örgütleri olarak, Türkiye Kamu-Sen olarak biz zaten harekâtın başladığı saatten itibaren hatta onun öncesinden itibaren kamuoyunda konuşulduğu sırada bunu desteklediğimizi açıklamıştık.”

SAYIN CUMHURBAŞKANI’MIZI ZİYARET EDECEĞİZ
-Barış Pınarı Harekâtı’na destek amacıyla bazı sivil toplum kuruluşları ile bir platform oluşturdunuz. Bu platform hakkında bilgi verir misiniz?
Sivil toplum kuruluşlarından oluşan bir platform var. Ben o platforma çağrıda bulundum. Barış Pınarı Harekâtı’na destek amacıyla TOBB Başkanı Sayın Rifat Hisarcıkoğlu’nu aradım ve böyle bir ortak açıklama yapmak için öneride bulundum. ‘İyi olur.’ diyerek cuma günü saat 14.00’te Türkiye Kamu-Sen, Memur-Sen, Türk-İş, TBB, Hak-İş, Memur-Sen, TED, TESK, TİSK,TOBB ve TZOB başkan ve temsilcileri olarak ortak bir açıklama yaptık.
Söylediğimiz şudur: Burada Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin yapmış olduğu şey, uluslararası hukuka uygun ve kimse bu işin meşruiyetini tartışmaya açarak bu işe zarar vermesin. Bu saydığım sivil toplum kuruluşları toplumun çok önemli bir kesinini temsil ediyor ve bunun dışında kalan kahir ekseriyetinin yaptığı çirkin açıklamaları da esefle karşılıyorum. İsimlerini vermekte bir beis görmüyorum. Türk Tabipler Birliği, Türkiye Mimar ve Mühendisler Odası, DİSK, KESK, HDP gibi yapılar buna başka isimler de ekleyebilirsiniz. Sanki bu ülkeye ne kadar yabancı kalmışlar sanki bu ülkede yaşamıyorlar, bu ülkenin havasını solumuyorlar, bu ülkenin ekmeğini yemiyorlarmış gibi açıklama yapıyorlar. Türkiye, işi gücü bırakıp da gidip fetih yapma derdinde mi? Hayır. Türkiye’nin canı yanmış, terörden çok şeyler çekmiş, daha düne kadar Kilis’te masum insanların tepesine havan topları düştü. O havan topları düşerken ben oradaydım. Hükûmet, devletimizin ve milletimizin geleceğini, huzurunu düşünmek zorunda. Bu aziz milletin feraseti güçlüdür. Doğru yerde ve Türk milletinin hayrına işlerde ortak noktada buluşan onlarca sivil toplum örgütü var.
Bir üçüncü faaliyet olarak bu heyetin içerisinde yer alan kurumlar uluslararası düzeyde muhatap oldukları kuruluşlar varsa onlara İngilizce bir mektup yazıp Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği hemen başlatmış hemen o çalışmayı. Biz de üye olduğumuz uluslararası kuruluşlara bu metni Türkiye’nin haklılığını, neyi amaçladığını, hedeflerinin ne olduğunu anlatan kısa bir buçuk sayfalık bir metin göndereceğiz.
Sayın Cumhurbaşkanı’mızla da aynı heyet olarak görüşeceğiz. Orada kendilerine sivil toplum örgütleri olarak bu süreci desteklediğimizi, Türk ordusunun ve devletinin yanında olduğumuzu ifade edeceğiz. Dolayısıyla bir sonraki aşaması belki uluslararası boyutta bu sivil toplum kuruluşları ile birlikte bir çalışma daha yapabiliriz. AB ülkelerine ziyaretler yapılarak Türkiye’nin yapmak istediği şeyleri anlatabiliriz.

ANDIMIZIN OKULLARDA OKUTULMASININ  TAM DA ZAMANI ŞİMDİ
- Türkiye Kamu-Sen olarak, okullarda okutulan andımızın geçen yıl kaldırılmasına karşı yoğun mücadeleler verdiniz. Protesto gösterileri yaptınız, Danıştay’a ve idare mahkemelerine davalar açtınız. Bu konuda şu andaki durum nedir?
Türkiye Kamu-Sen olarak andımızın kaldırılması sürecine karşı çıktık. O dönemde davalar açtık. Ben de şahsi dava açmıştım Türk Sağlık Sendikası Genel Başkanı olarak. O davayı da kazandık. Aslında şu anda andımızın okullarda okutulması için hiçbir yasal engel kalmadı. Okutulması lazım ama okutulmuyor. Millî Eğitim Bakanı Sayın Ziya Selçuk, mahkeme kararını görmemezlikten geliyor. Bizim tavsiyemiz Sayın Selçuk’a o zaman da söylemiştim. Mahkeme kararına uyup, ‘Türk’üm, doğruyum, çalışkanım.’ diye başlayan ‘Varlığım Türk varlığına armağan olsun. Ne mutlu Türk’üm diyene!’ ifadesi ile biten o andımızın metnini okuttursun. Onun hiçbir sakıncası yok. Biz bu ülkede millî şuurdan yoksun nesiller yetiştirirsek eğer bu coğrafyada var olamayız. Her sorumlu ve ülkeyi yöneten insanların bunun farkında olması lazım. Türkiye’nin değerlerini görmemezlikten gelerek hiçbir yere varamazsınız. Andımız da bunlardan birisi. Bu konu ile alakalı olarak Birinci Meclisin önünde bir etkinlik de yapmıştık o dönemde mahkeme kararının uygulanması noktasında. Bakanlık bu mahkeme kararını uygulamamakla bana göre aslında suç işliyor. Çünkü şahsi dava açtım. Ve Türkiye Kamu-Sen olarak bu konuda tarafız. Bakalım nereye kadar gidecek? Aslında tam da zamanıdır şimdi. Tam bugünlerde millî birlik ve beraberliği çok ihtiyacımızın olduğu, insanların millî duygu ve heyecanlarının oluştuğu bir dönemde gümbür gümbür her sabah andımızı okutalım. Şuna da takılmayalım. ‘Küçük çocuklar sabahleyin acaba okulun önünde üşürler mi ya da onlara bir şey olur mu?’ diye. Merak etmeyin üşüsünler bir şey olmaz. Biz de üşüdük bir şey olmadı. Her sabah geldik ve okulun bahçesinde andımızı okuduk. Bu tür mazeretler üretiyorlar. Hava çok soğuk olursa içeride yaparsınız. Bütün okullarımızın içeride salonları mevcut. Andımızın okutulmasının önünde hiçbir engel yok, sadece bir iradeye ihtiyacımız var. Sayın bakan bir irade ortaya koysun ve mahkeme kararını uygulasın.”

TOPLU SÖZLEŞME SÜRECİNDE MAALESEF   UYARI VE İKAZLARIMIZ DİKKATE ALINMADI
- Siz Türkiye’de çok önemli bir sivil toplum kuruluşu olan Türkiye Kamu-Sen gibi memur sendikasının genel başkanlığını yapıyorsunuz. Kamu çalışanları ve emeklilerin şu andaki durumun kısaca değerlendirir misiniz?
Beşinci dönem toplu sözleşmelerini 1 Ağustos - 20 Ağustos 2019 tarihleri arasında gerçekleştirdik. Bu toplu sözleşme süreçleri bizim için önemli bir süreç. 3 milyon kamu görevlisi ve 2 milyon emekliyi ilgilendiren gelecek iki yılı kapsayan bir toplu sözleşme. Bu sene mutabakat tesis edilmedi. Toplu sözleşmede imza yetkisi olan bir federasyon pozisyonunda değiliz ama toplu sözleşme görüşmelerine katılıyoruz. Maalesef bu 20 günlük süre istediğimiz gibi değerlendirilemedi tüm uyarı ve ikazlarımıza rağmen. Kamu çalışanlarının böyle can alıcı sorunlarını müzakere edilecek bir zemin bulamadık. İlk birinci toplantıdan itibaren beş toplantı yapıldı ve ilk toplantıdan itibaren ikaz ve uyarılarımı yaptım. Çünkü çalışanların zamların dışında bekledikleri önemli konular vardı. Mesela ek ödemelerin, döner sermayelerin, ek ders ücretlerinin, fazla çalışma ücretlerinin emekliye esas alınması noktasında. Bu düzenlemeyi eğer hayata geçirebilseydik çalışan arkadaşlarımız emekli olduklarında daha iyi bir emekli maaşı ve daha iyi bir emekli ikramiyesi alma şanslarını yakalayabileceklerdi. Bizim istediğimiz düzenleme, işçilerde uygulanan sistemin aynısını kamu görevlilerine de uygulayın diye. Şu an itibarıyla emekli olan öğretmendir, hekimdir, hemşiredir, diğer kamu görevlileri düşük bir emekli maaşı ile karşı karşıya kalıyor. Tabiri caizse bir sefalet ücreti ile muhatap oluyor. Bunları konuşamadık, müzakere edemedik. Vergi dilimleri de çalışanların en çok beklentileri içerisinde olan konular. Memurlarımızın birçoğu nisan ayı gelmeden % 20’lik vergi dilimine giriyor. Kamu görevlilerinin hemen hemen tamamı da kasım ayı gelince de bir üst vergi dilimine giriyor. Bizim talebimiz de en azından ocak ayında aldığımız maaşı yılsonunda aralık ayında da alabilelim. Devlet bizim vergilerimizi peşin peşin alıyor zaten. Daha bize ücret vermeden vergi kesintisini sağlıyor. Onun için %15’lik vergi diliminde sabitlensin diye bir talebimiz vardı. Bunların müzakere edilmesini, konuşulmasını, olumlu veya olumsuz bir nihayete erdirilmesini orada ısrarla vurguladık. Onun haricinde Sayın Cumhurbaşkanı’nın aşağı yukarı bir buçuk yıl oldu tahhüt ettiği 3600 ek gösterge meselesi bir an önce hayata geçsin istiyorduk. Sayın Cumhurbaşkanı ile yaptığımız görüşmelerde geçtiğimiz mayıs ayında parlamentoya, yani mahallî idareler seçimleri bittikten sonra parlamentoya ilk gelecek olan kanunlar arasında olacağını söylemişti. Maalesef toplu sözleşme geçiyor onun üzerine ama hâlâ bu konuyla ilgili bir mesafe kat edemedik. Çalışanların ciddi beklentisi ve emekli olmak isteyen arkadaşlarımız var. Bu düzenlemeyi bekliyorlar.

110 BİN CİVARINDA HİZMETLİ ARKADAŞIMIZIN MEMUR KADROSUNA GEÇME TALEBİ VAR
- Hayata geçmesi durumunda bu düzenlemenin kamu çalışanlara ne gibi avantajlar sağlayacak?
Bu düzenleme hayata geçerse bir avantajı olacak. Hem bekleyen arkadaşlarımız emekli olacaklar onun yerine de yeni istihdam alanı açılmış olacak. Bu mutlaka yapılması gereken bir düzeleme idi. En azından hükûmet bize toplu sözleşmede şunu diyebilirdi: ‘Şu kadar zaman diliminde bu düzenlemeyi yapmak niyetindeyiz.’ Ama maalesef uyarılarımıza rağmen bu konuşulmadı. Diğer taraftan sözleşmeli çalışan arkadaşların kadro talebi var. Bu aslında haklı bir talep. Bu talebin kamu maliyesine yükü de yok. Zaten bu arkadaşlarımız maaş alıyor. Sözleşmelilere kadro verildiği zaman ne olacak? Bir aile bütünlüğü sağlanmış olacak. Çünkü şu anda sözleşmeliler aile olarak aynı yerde çalışma imkânı bulamıyorlar. İkincisi bu arkadaşlarımızın sağlık mazeretinden dolayı tayinleri yapılmıyor. Bu konuda mutlaka bir mesafe sağlayıp kadrolu çalışmayı esas alıp bilahare sözleşmeli istihdama dönülmemesi talebimiz var. Ama bu konuda da bir mesafe sağlanamadı. Bununla beraber Türkiye’de 110 bin civarında hizmetli arkadaşımız var. Uzun süredir bu arkadaşların memur kadrosuna geçmek talepleri var. Ki bu arkadaşlar liseyi bitiriş, lisans mezunu var. Hatta yüksek lisans kadrosunda hizmetli çalışan arkadaşlarımız da var. Bunun devlete hiçbir yükü yok. Bunları bu kadroya alacağız. Çünkü bunların yaptığı işleri şu anda kamuda daimi işçiler yapıyor. Yani taşerondan kadroya geçen 4/d statüsünde olan daimi işçi arkadaşlarımız yapıyor. Diğer taraftan bayram ikramiyesi 2 milyon emekliye veriliyor. İşçiler de alıyor bayram ikramiyesi. Sadece memurlar alamıyor. 3 milyon memura bayram ikramiyesi yok. Yılda iki tane bayram ikramiyesi bizim bütçe dengelerimizi altüst etmez. Bu talebimizi bildirdik. Tabii bizim için devletin geleceği açısından önemli bulduğumuz devlette görevde yükselmelerde, işe alımlarda, ilk işe başlayışta liyakat ve ehliyet esasının mutlaka öne çıkarılması gerektiği düşüncesi ile yeni bir düzenlemeye ihtiyacımız ve talebimiz eskiden beri var. Son dönemlerde ısrarla üzerinde durulan ilk işe alımlarda ve görevde yükselmelerde mülakat uygulaması aslında insanların emeklerini heba eden bir sistem. Bunun kaldırılması noktasında talebimiz vardı. Bunların hepsini müzakere edelim istedik ama maalesef bu ısrarlarımıza rağmen ne yetkili konfederasyon Memur-Sen ne de Sayın Bakan bizim bu taleplerimize çok duyarlılık göstermedi. 20 günü biz böyle geçirdik. 20 günü geçirdikten sonra da yetkili konfederasyon ‘Zaman yetmedi bize iki gün daha verin’ mevzusu geldi. Aslında o masa çok daha verimli ve etkin şekilde kullanılabilirdi. Kullanılması gerekirdi çünkü gelecek iki yılı konuşuyorduk.

TÜİK’İN AÇIKLADIĞI ENFLASYON RAKAMLARI MAALESEF GERÇEĞİ YANSITMIYOR
Toplu sözleşme masasında hükûmetin önerdiği rakam neydi? Bizim için en önemli müzakere sürecidir toplu sözleşme masası. Buradan 100 bin 200 bin kişi beklenti içerisinde değil toplam 3 milyon ve aileleri ile birlikte 20 milyonu ilgilendiren bir süreç. Onun için ona uygun sürmesi gerekirdi. Bunları sağlayamadık.  Hükûmetin önermiş olduğu en son rakamı söylüyorum: Revize edilmiş 4 artı 4, 3 artı 3. Yani toplam %14’lük bir zam iki yıl içinde. Hükûmetin bu önerileri yaptığı gün itibarıyla Türkiye’de gerçekleşen enflasyon %16.65’ti. Bir önceki yıl gerçekleşen enflasyon 2018 yılı enflasyonu %20.30’du. Hükûmet bir şeyi önerirken Türkiye’nin gerçeklerine bakacak. Memurun, emeklinin yaşadığı duruma bakacak. Hayat pahalandı. Bu döviz artışı ile döviz dalgalanması ile beraber ciddi artışlar oldu. Mesela TÜİK’in gıda enflasyon oranları %30. Ki bize göre o rakam bile doğru bir rakam değil. Çarşı pazarın enflasyonuna bakarsanız memurun ve emeklinin enflasyonuna bakarsanız o rakam %50’lilerin üzerinde. Bu rakamlar değerlendirilerek bir zam talebi ile gelinmesi lazımdı. Maalesef bizim beklentilerimizi karşılayan bir zam talebi olmadı. Biz Türkiye Kamu-Sen olarak geçmiş yılların kayıplarının karşılanması için 600 lira seyyanen zam istedik. Ayrıca 2020 için 10 artı 10, 2021 için de 8 artı 8’lik bir artış talep etmiştik. Artı refah payı uygulaması. Mesela yıllardır Türkiye’de refah payı uygulaması yapılmıyor. Enflasyon kadar ücret artışı. Peki bu çalışanların alım gücünü artırabilmek için ne yapacaksınız? Hiç olmazsa enflasyonun üzerinde biraz rakam verelim ki biraz alım gücü artsın. Bu dönemde bizim Türkiye Kamu-Sen’in taleplerinin tamamı karşılanmış olsaydı şu anda 4 kişilik bir ailenin asgari geçim hattı yoksulluk sınırına dahi yanaşmıyordu. Yani 4 kişilik bir ailenin ihtiyacı olan o harcamalara dahi yaklaşamıyordu. Ki bizim taleplerimizin tamamını bırakın çok altında bir ücret zammı geldi. Tabii yetkili konfederasyon imzalamadı bunu. Hakem heyetine gitti. Hakem heyeti de âdeta bir noter görevi yaptı ve hükûmetin önerisini aynen kuruldan geçirdi. Şu anda hakem heyetinin vermiş olduğu kararlar kesin olduğu için o kararlara yönelik yargı yolu kapalı. 2020 yılında memurlarımız ve emeklilerimiz 4 artı 4’lük bir ücret artışı, 20121’de de 3 artı 3’lük bir ücret artışı alacaklar. Artı enflasyon farkı ki hükûmet kendi rakamları ile çelişiyor. Bizim rakamlar üzerinden gitmedi.

MEMUR VE EMEKLİYE BİRAZ YÜKSEK ÜCRET ARTIŞI SAĞLANIRSA PİYASA CANLANIR
- Sayın Cumhurbaşkanı’na da bu konuda duyarlı olması için çağrıda bulunmuştunuz değil mi?
Hükûmet en son Yeni Ekonomik Programda yani YEP’te açıklaması 2020 yılı enflasyon hedefi 9.8. Bu rakamın altında önerilen rakam. Şunu diyorlar: ‘Biz verelim enflasyon farkı oluşursa o farkı da vereceğiz.’ Ne zaman vereceksiniz? Birinci altı ayda vereceksiniz. Diğerini de yıl sonunda vereceksiniz. O arada bütün çalışanlar kayıp hanesine yazılacak. Çalışanlar cepten harcayacak. Zaten mart ve nisan ayları itibarıyla vergi dilimine giriyor. Senin verdiğin %4’lük zammın daha fazlasını sen alıyorsun. Bunun için de şunu arzu etmiştik ve hükûmete de çağrıda bulunmuştuk. Sayın Cumhurbaşkanı’na da bu konuda duyarlı olması için çağrılarımız oldu. Çarşı pazarda bir durgunluk var. Bunu görüyoruz. Çünkü dar ve sabit gelirli insanlar ihtiyaçlarını öteliyor ve harcama yapamıyorlar. Bu anlamda memurlar ve emekliler üzerinde piyasayı canlandırmanın yolu da onlara biraz daha yüksek ücret artışı sağlamak. Bu ücret artışı ile birlikte insanlar ertelenen ihtiyaçlarını gidip harcama yapıp dolayısıyla ekonomiye bir canlılık da gelecekti. Çünkü memura vereceğiniz her ücret artışı mahallede ve caddede gördüğünüz kasap, bakkal, manav ve diğer kıyafetleri satan yerlere gidecekler başka yerlere gitmeyecekler. Bu da biraz canlılığı getirecek ve bununla birlikte üretim artacak. Bizim memurlarımıza verilen her bir puanlık artışın 3.3’lük çarpan etkisi oluyor. Bize verilen her artışın belli bir kısmı zaten devlete geri ÖTV olarak geri gidiyor, KDV olarak geri gidiyor. Hem dolaylı vergiler vasıtasıyla geri dönüyor hem de direkt vergiler vasıtasıyla geri dönüyor. Onun için bütçenin bize verdiği her rakamın bir kısmı kamu maliyesine geri dönmüş oluyor.