“DOĞU AKDENİZ’E HÂKİM OLAN ORTA DOĞU’YA DA HÂKİM OLUR”

29 Ekim 2019 10:08 Evin GÖKTAŞ
Okunma
100
“DOĞU AKDENİZE HÂKİM OLAN ORTA DOĞUYA DA HÂKİM OLUR”

Hacettepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sencer İmer, dünyada şu anda bir güç mücadelesi yaşandığını belirterek, Doğu Akdeniz’in de dünya mücadelesi içinde çok önemli bir yere sahip olduğunu kaydetti.
İmer, “Doğu Akdeniz’e hâkim olan Orta Doğu’ya da hâkim olur. Çünkü Doğu Akdeniz, Orta Doğu denilen coğrafyanın deniz tarafındaki kısmıdır. Amerikalılar da Yunanistan ve Güney Rum Kesimi ile iş birliği yapmak suretiyle KKTC'yi Türklerin elinden almak ve böylece burayı bir üs hâline getirip yapacakları her türlü harekâtı da buradan yürütmek istiyorlar.” dedi.
Uluslararası Hukuk Uzmanı Dr. Gözde Kılıç Yaşın, “Doğu Akdeniz’de yaşananların burada bulunacağı iddia edilen doğal gaz, petrol ve hidrokarbon yatakları ile zerre kadar ilgisi yok. Bizim Doğu Akdeniz'de esasen Ege'de yaşamakta olduğumuz şey denizlerde egemenlik tesisi. Resme biraz daha büyük baktığımızda Türkiye'nin kendi karasularına sıkıştırılmaya çalışıldığını anlıyoruz.” diye konuştu.
Millî Politikalar Enstitüsü, “Doğu Akdeniz ve Libya'da Enerji Temelli Jeopolitik Mücadele Ekseninde Türkiye” konulu panel düzenledi.
Panelde konuşan Prof. Dr. Sencer İmer ve Dr. Gözde Kılıç Yaşın, yaptıkları sunumlarla hem bölgenin hem de küresel düzlemin Türkiye açısından fotoğrafını çekip çarpıcı tespit ve değerlendirmelerde bulundular.
Panelin açılış konuşmasını Ankara Aydınlar Ocağı Başkanı Yrd. Doç. Dr. Sinan Demirtürk, panelde son derece hassasiyet arz eden bir konu üzerinde durulacağını hatırlatarak, şunları söyledi:
“Aslında Türkiye'nin dış politikasında büyük önem taşıyan hem KKTC hem Doğu Akdeniz'deki güvenlik meselesini ele alacağız. Şahsi kanaatim Doğu Akdeniz'in jeopolitiğinden ve siyasi güç mücadelesinden asla ayrılmayacağız. Doğu Akdeniz’de KKTC'ye ait olduğu bilinen bu doğal gaz ve petrol arama bölgesi münhasır ekonomik bir bölge. Türkiye'nin buradaki girişimleri her ne kadar yoğunluklu olarak bir petrol ve doğal gaz arayışı temelli olmasa bile kendisine karşı doğması muhtemel siyasi bir pakta karşı askerî gücünü ve nüfuzunu gösterme temelinde önemli bir mesele hâline geldi. Bizde yaygın medya bu konunun üzerinde durmuyor, Türkiye'nin kendi güvenlik sorunları arasında Doğu Akdeniz'deki bu büyük güç mücadelesini öncelemiyor. Türkiye'nin kendi güvenlik stratejileri ya da kendi varlığı ve bekası bakımından belki de en kritik en temelli problemlerden bir tanesi hem Suriye, Irak, Orta Doğu'daki gelişmeler göz önüne alındığın Doğu Akdeniz, bütünlük arz eden son derece önemli bir konu. Bugün vakfımız olan ‘Türkiye Politik Stratejik Araştırmalar Vakfı’ ve onun bir düşünce kuruluşu olarak Millî Politikalar Enstitüsünün aylık söyleşilerinin devamı olarak bu konuyu gündeme getirdik. Ankara Aydınlar Ocağının değerli mensupları da aramızda bulunuyor.”

İMER: DEVLETLERİN SAYISI 21. YÜZYILDA 2 BİNE ÇIKACAK
Yrd. Doç. Dr. Sinan Demirtürk’ün moderatörlüğünde yapılan panelde ilk konuşmayı yapan ANKA Enstitüsü Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Sencer İmer, “Doğu Akdeniz ve Libya'da Enerji Temelli Jeopolitik Mücadele ve Türkiye” konusunu dört ayrı bölümde ele almak istediğini belirterek, “Birincisi dünyadaki jeopolitik güç mücadelesi, ikincisi Doğu Akdeniz, üçüncüsü Libya'daki özel durum ve dördüncüsü de buradan çıkan sonuçlar.” İfadesine yer vererek, sunumuna şöyle devam etti:
“Birinci bölümle ilgili olarak şunu söylemek isterim: Dünyada güç mücadelesi devletler arasında hep olagelmiş ve olagelmeye de devam edecektir. Devletlerin sayısı İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra 50 civarında iken şu anda 200'e çıktı. Bu sayının Eski Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Butros Gali'nin ifadesi ile 21. yüzyılda 2 bine kadar çıkması bekleniyor. Bu ne demektir? Devletleri parçalamak hatta şehir devletçikleri kurmak demektir. ‘Bu kim tarafından yapılıyor?’ diye sormak isterseniz eğer. Büyük ve güçlü ülkeler kendi varlıklarını sürdürmeye ama zayıf olanlar da parçalanmaya devam ediyorlar. Demek ki böyle bir tehlike ile bütün dünya karşı karşıya. Bu uluslararası büyük dev şirketlerin küçük devletçikler yaratarak buralarda hegemonya kurma isteği ile ilişkili. Bu aynı zamanda büyük devletlerin varlıklarını sürdürürken kendilerine tabi birtakım uç noktaları olması bakımından da gerekli. Demek ki böyle bir trent var. Bu trendi hepimiz görmekteyiz. Mesela Suriye, Irak, İran ve Türkiye'nin parçalanması Rusya'nın Yugoslavyalaşması, Çin'in parçalanması ama Amerika'yı parçalamayacağız orası duracak. Tek güç olduğu için. Diğerleri parçalanabilir. Birinci olay bu. İkincisi; ulusal güç olarak ülkelerin bütün potansiyelleri bir araya konulduğunda ve ulusal güçten bahsediyoruz birçok faktör bunu belirliyor. Burada önemli olan şeylerden bir tanesi sanayileşme ve kendini savunabilecek sanayiye sahip olma. 19. asır bir İngiltere asrı idi. Bunun olmasında en büyük sebep birincisi buhar makinesinin İngilizler tarafından keşfedilmiş olması. İkincisi sürekli çelik üretiminin İngiltere'de keşfedilmiş olması. Bu iki unsur birleşince İngiltere bir dünya gücü oldu. Çünkü İngiltere çelik gemiler ve demir yolları yaptı. Ham madde kaynaklarını sahile indiren sistemler kurdu. Mesela Türkiye'deki ilk demir yolu olan Aydın-İzmir demir yolunu İngilizler yapmıştır. Söke'deki pamuğu ve diğer ham maddeleri denize indirip oradan götürmek için. Aynı şeyi Çukurova'da yapmıştır. Yine aynı şeyi Mısır'da yapmıştır İskenderiye-Kahire demir yolu. Aynı şeyi Hindistan, Güney Afrika, Çin ve Amerika'da da yapmıştır. Bu potansiyeli işleyerek mamul hâle getirip satmak suretiyle de büyük güç olmuştur. O sebeple 19. asır bir İngiliz asrı olmuştur. Fakat İngilizlerin bu gelişmesinden biraz geç olmakla birlikte başlayan Almanya, sanayide İngiltere'yi yakalayıp geçmiştir. Geçtikten sonra da İngiltere'den gerek ham madde kaynaklarını gerekse pazarları almak istemiştir. Olmayınca da Birinci Dünya Savaşı ve onun devamı olan İkinci Dünya Savaşı ortaya çıkmıştır. Bu asırda yani 20 asırda ABD hızla İngiltere'den öğrendiği teknikleri geliştirerek bir mutlak güç hâline gelmiştir. Yani Birinci Dünya Savaşı sırasında kendini ortaya koymuş, İkinci Dünya Savaşı sonrasında da kesinleşmiştir bu. Yani Amerika 20. asrın tek belirleyici gücü hâline gelmiştir.”

DÜNYADA KİM BİRİNCİ GÜÇ OLACAK MÜCADELESİ YAŞANIYOR

Prof. Dr. Sencer İmer, 2000’li yıllardan itibaren Çin’deki büyük gelişmelere değinirken, “2000 yılından itibaren Çin, Amerika’nın hemen arkasında yer almıştır ve onun yerini almak için beklemektedir. Bunun için bizim yaptığımız hesaplar göstermektedir ki aşağı yukarı 12-15 yıl içerisinde Çin, Amerika'yı ekonomik olarak yakalamış ve geçmiş olacaktır.” görüşüne yer verdi.
Satın alma paritesi ile değil reel değerler bakımından Çin’i değerlendiren İmer, Çin’le ilgili şu ifadelere yer verdi:
“Çünkü bir 13 trilyonluk Çin ekonomisi bir de 19-20 trilyonluk Amerikan ekonomisi söz konusu. Ama %6-6.5 oranında büyüyen bir Çin. Böyle devam etmesi hâlinde bu süre içinde Amerika'yı sollamış olacak. Demek ki şu anda bir güç mücadelesi yaşıyoruz dünya üzerinde. Kim birinci güç olacak mücadelesi yaşanıyor. Amerika bu gücü bırakmak istemiyor. Ksincer'in tabiri ile ‘Biz Çin'in durdurulamayan bu yükselişini engelleyemeyiz ama yavaşlatabiliriz.’ diyor. Nasıl yavaşlatabilirler? Başına birtakım sıkıntılar çıkartarak. Büyümesini aşağı çekmek ve başka problemler yaratmak suretiyle. Çin de bunun bilincinde. ABD dünyanın en büyük donanmasına sahip bulunuyor. Çünkü deniz yollarını kontrol ediyor. Zaten dünyanın %70'i deniz olduğuna göre deniz yollarını kontrol etmeyen bir ülkenin dünya gücü olması düşünülemez. İngiltere'de o zaman denizleri kontrol ediyordu şimdi Amerika denizleri kontrol ediyor. Bu donanması bir süre daha birinci güç olmaya devam edecek ama Çinliler de hızla bunu kapatmaya çalışıyorlar. İki tane uçak gemileri var. Bir tanesini Ukrayna'dan getirmişlerdi jilet yapacağız diye. Ama jilet yapmadılar. Çin buna karşı ‘Bir Yıl Bir Kuşak’ yani ‘İpekyolu Projesi'ni gerçekleştirdi. Çin'den başlayıp başka ülkelere kadar uzanan büyük bir proje. Pek çok yolu var. Bu proje Amerika'nın deniz hâkimiyetine karşı bir kara gücü olan Çin'in geliştirdiği bir stratejidir. Bu aynı zamanda Çin'in daha geri kalmış olan Batı kesimini de kalkındırmak için düşünülmüştür. Aynı zamanda bu çizgi üzerinde olan ülkelerin kalkınmalarını sağlamak için düşünülmüştür. Yani bu ülkeler bir noktada kalkınırken aynı zamanda göç vermekten de uzaklaşmış olacaklar. Almanya Başbakanı Bayan Merkel, Çin'e gittiğinde birkaç yıl önce dedi ki 'Biz size ne istiyorsanız verelim teknoloji konusunda. Ama biz sizden iki şey istiyoruz. Bizimle ticaret yapın biz sizin ticari partneriniz olalım, ikincisi de Asya ve Afrika’dan gelen göçü önleyin.’ Çin o zaman bu İpekyolu Projesi’ni daha açıklamamıştı. Yani Merkel, Amerika'dan istemiyor Çin'den istiyor. Dolayısıyla Çin de bunu yapabilmek için birtakım ülkeleri kalkındırmaya çalışıyor. Bu kalkındırma hem pazar yaratmak hem mallarını satmak hem de göçü önlemek için düşünülmüş olan bir projedir. Dolayısıyla bu projeyi engellemek de şu anda Amerika'nın yapmaya çalıştığı iştir. Bunu yapmak için Afganistan'ı karıştırmaktadır, Suriye ve Irak'ı karıştırmaktadır, en yakın zamanda Srilanka'da patlamalar olmuştur. Arkasında onların olduğundan hiç şüphe yoktur. Sudan'da bir askerî darbe yapılmıştır. Türkiye ile iş birliği yapan idare alaşağı edilmiştir.”
 
AMERİKA, KKTC’Yİ TÜRKLERİN ELİNDEN ALIP ÜS YAPMAK İSTİYOR
Prof. Dr. Sencer İmer, “Yani Doğu Akdeniz de yine bu çerçevede büyük önem kazanmış oluyor.” dedi.
Stratejik olarak bakıldığında Doğu Akdeniz’in aynı zamanda dünya mücadelesi içinde önemli bir yere sahip olduğunu vurgulayan İmer, Doğu Akdeniz’in önemini şöyle anlattı:
“Çünkü Doğu Akdeniz Orta Doğu denilen yerin deniz tarafındaki kısmıdır. Eğer Orta Doğu'ya hâkim olmak istiyorsanız Doğu Akdeniz'e hâkim olmanız gerekir. Bırakın o petrolü ve doğal gazı bir tarafa, burası o bakımdan çok büyük önem taşımaktadır. Bir kere Süveyş Kanalı'nın varlığı oradan Hint Denizi ve Asya'ya açılma imkânı. Bir noktada Kıbrıs'ın kontrol edilmesi mecburiyeti. İngilizler burayı Sultan Abdülhamit zamanında aldılar. Almalarının en büyük sebeplerinden birisi bizim donanmamamızın olmaması veya zayıf olması idi. O yüzden İngilizlere ‘Sen burayı idare et sonra yine biz sizden alırız.’ dedik. Ama Birinci Dünya Savaşı çıkınca da biz bu savaşa taraf olduğumuz için İngilizler ilhak ettiler ve böylece Kıbrıs'ı kaybetmiş olduk. Dolayısıyla Doğu Akdeniz'deki Kıbrıs Adası'nın İngilizler tarafından işgal edilmesi çok önemli. Atatürk de hedef gösterdi ama Lozan'da bunu elde edemedik. Adnan Menderes'in imzalamış olduğu Londra ve Zürih Antlaşmaları, Kıbrıs'ta hak iddia eder bir duruma gelmemizi ve garantör ülke olmamızı sağladı. Bu antlaşmalar oradaki soydaşlarımızın soykırıma ve haklarından edilmelerine karşı bizim müdahale etme imkânına yol açtı. Biz de 1964'te ve 1974 Harekâtı ile bunu perçinledik. KKTC diye bir antikide oluşturduk. Bu antikidenin durumu esasen çok büyük önem taşımaktadır bu strateji içerisinde. Amerikalılar bu çerçevede burayı ne yapmak istiyorlar? Yunanistan ve Güney Rum Kesimi ile iş birliği yapmak suretiyle KKTC'yi Türklerin elinden almak ve böylece burayı bir üs hâline getirip yapacakları her türlü harekâtı da buradan yürütmek istiyorlar. İngilizler şu anda F-35 uçaklarını oraya taşımış vaziyetteler ve orada uçuçlar yapıyorlar. Benim teklifim bu esnada yapılan Mavi Deniz Tatbikatı çok büyük önem taşımaktaydı. 9 gün süren bir tatbikattı ve biz burada şu mesajı verdik: Amerikalılara karşı ve onların müttefikleri olan ve onlarla birlikte hareket eden biz de güya müttefikiz ama bu noktada müttefiki olmuyoruz. Bir noktada Yunanlılar, Güney Kıbrıs Rum Kesimi ve İsrail. Tabii Türkiye'nin Mısır'la arasının özellikle bu yapılan Sisi darbesinden sonra bozulmasından dolayı Mısır'ı da bu işin içine dâhil ettiler. Mısır'ın bu devreden çıkarılması bence önem taşıyor. Sanıyorum bizim hükûmetimiz de bunun farkında. Onun için Mısır'la ilişkileri her hâlükârda düzelterek o grubun içinden çekip çıkarmaya çalışıyoruz.”