KIBRIS’TA “İKİ DEVLETLİ YAPI” ORTADAN KALKIYOR MU?

18 Nisan 2017 15:16 Prof. Dr.Ulvi KESER
Okunma
585
KIBRISTA “İKİ DEVLETLİ YAPI” ORTADAN KALKIYOR MU?

Uzmanlara göre, şu anda Rum ve Yunan tarafıile yapılan müzakereler Kıbrıs Türklüğü ve Türkiye için büyük tehlike, risk ve tehditler içeriyor.

KIBRIS’TA “İKİ DEVLETLİ YAPI” ORTADAN KALKIYOR MU?

EVİN GÖKTAŞ

DEVLET -   Kıbrıs'ta çok kritik bir sürece girildi.Cenevre'deki görüşmelerde taraflar haritalarını Birleşmiş Milletlere (BM)sunarken, Rum-Yunan ikilisinin 1963 tarihinde AKRİTAS Planı ile Kıbrıs Türk halkına karşı başlattıkları “Kanlı Noel Katliamlarının Yıl Dönümü” dolayısıyla Kıbrıs Türk Kültür Derneği ve Türkiye Emekli Subaylar Derneği’nce Ankara’da birlikte düzenlenen  "Kanlı Noel ve Kıbrıs Türk Halkının Varoluş Savaşı" konulu panelde, Ada ile ilgili yaşanan gelişmeler masaya yatırıldı.

“Kanlı Noel ve Kıbrıs Türk Halkının Varoluş Savaşı” konulu panelde Türkiye Muharip Gaziler Derneği (TMGD)Genel Başkanı  Emekli Albay Şükrü Tandoğan, Türkiye Emekli Subaylar Derneği (TESUD) Genel Başkanı Emekli Korgeneral Erdoğan Karakuş ve Kıbrıs Türk Kültür Derneği (KTKD) Genel Başkanı Emekli Büyükelçi Dr. Ahmet Zeki Bulunç konuşmacı olarak yer aldılar. KTKD Genel Sekreteri Ahmet Terzioğlu’nun moderatörlüğünde yapılan panele ilgi büyüktü. Şehitlerimizve Türk halkının mücadelesinin anıldığı panele katılan ve büyük çoğunluğunu Kıbrıs gazilerinin oluşturduğu kalabalık, panelistleri büyük bir ilgiyle dinledi.

Panelde tüm konuşmacılar KıbrısTürk halkının güvenli bir gelecekte özgür, bağımsız ve egemen bir halk olarak Kıbrıs’ta varlığını sürdürebilmesi için sürdürülen Kıbrıs müzakerelerindeki tehlikelere, risk ve tehditlere dikkat çekti.

TANDOĞAN: BATI DÜNYASI KATLİAMLARA HEP SEYİRCİ KALDI

Panelde ilk konuşmayı yapan TMGD Genel Başkanı Tandoğan, Rumların 1963'de başta Lefkoşa olmak üzere Ada’nın tamamında Türklere saldırarak, çocuk, kadın, yaşlı ayrımı yapmadan yüzlerce Türk’ü öldürdüklerini, esir aldıklarını, evlerini yaktıklarını ve binlercesini göçmen durumuna düşürdüklerini hatırlattı. Batı dünyasının Kıbrıs'ta Rum vahşeti ile Kanlı Noel'le tanıştığını, Yunanlı subayların ve Yunan alayının da bu vahşete destek verdiğine vurgulayan Tandoğan, yakın geçmişte Bosna'da olduğu gibi Avrupa'nın bu katliama seyirci kaldığını söyledi. Tandoğan, şunları kaydetti:

“Rumlar tarafından ‘Kanlı Noel’de katliama uğrayarak hayatlarını kaybeden tüm Kıbrıslı soydaşlarımızı saygıyla anıyorum. Banyo küvetinde öldürülen eşi ve çocukları Kanlı Noel’in simgesi olanve kısa bir müddet önce aramızdan ayrılan Emekli General Nihat İlhan’ı da saygıyla anıyorum. Ruhları şad olsun. Kıbrıs’ta Türk’ün varlığı, Ada’nın1571’de Osmanlı İmparatorluğu tarafından fethedilmesiyle başlar. Savaşan Türk askerlerinden 30 binden fazlasının Ada’ya yerleşmeleri ve Anadolu’dan Ada’ya getirilenlerle oluşan Türk nüfusu, 1878’de Ada’nın İngilizlerin eline geçmesine kadar yaklaşık 300 yıllık bir dönemde sorunsuz yaşamıştır. Türkleri yok etmeye azmetmiş bir papaz olan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ilk Cumhurbaşkanı Makarios’tan yola çıkarak, Kıbrıs Ortodoks kilisesinin Kıbrıs sorunundaki rolünün bilinmesinin önemli olduğunu düşünüyorum. Ada’yı fethetmesini müteakip Osmanlı yönetimi,İngiliz yönetimi ve daha sonraki Kıbrıs Cumhuriyeti dönemleri ile devam eden süreçte Rum Ortodoks Kilisesi’nin durumu incelendiğinde, Kıbrıs’ta kilisenin politika üretilmesinde önemli bir rol oynadığı görülmektedir. Rum Ortodoks Kilisesi, Megali İdea kapsamında Enosis’in gerçekleştirilmesi görevini üstlenmiştir. Kilisesinin söz konusu amaçlarını ve eylemlerini gerçekleştirmek için Osmanlı Devleti’nin kendisine tanıdığı geniş hoşgörüden yararlanmış ve bunu da her defasında suiistimal etmiştir. Rum Ortodoks Kilisesi, Kıbrıs’ta Rumların karar alma mekanizmalarını her zaman etkilemiştir. Venedik egemenliği döneminde canlarından, mallarından ve ırzlarından güven duymayan büyük çoğunluğu Ortodokslardan oluşan Kıbrıs Rumları, 1571’den itibaren başlayan Türk döneminde özgür ve insanca bir yaşama kavuştular. Osmanlı Devleti, yönetimi altındaki çeşitli dinsel topluluk ve halklara, özerklik tanıyarak bu toplulukların dinî otoritelerine temsil yetkisi vermişti. Osmanlı, 300 yıldır Venedik Katolik baskısı altında olan Rumları bu baskıdan kurtararak kendi kiliseleri olan Ortodoks Kilisesi’ne sahip çıkma hakkını tanıdı ve dinîözgürlük ve önemli imkânlar sağladı.  Buimkânlar sayesinde Rumlar Ada’da Türklerden daha çok söz sahibi oldular. Rumlar kendilerine sağladığı imkânları çoğu zaman Osmanlı aleyhine kullanmışlardır.Rumlara tanınan hak ve özgürlükler, kendilerinde Ada’ya egemen olma düşüncesini yarattı. Bundan sonraki süreçte, Ortodokslar kendilerine tanınan ayrıcalıklardan yararlanarak Osmanlı yönetiminden kurtulma yollarını arayacaklar, aynı amacı Enosis düşüncesiyle İngiliz yönetimi döneminde, Kıbrıs Cumhuriyeti Dönemi’nde ve sonrasında, nihayet günümüzde de sürdüreceklerdir.”

“AKRİTAS PLANI” İLE ADA’DA TÜRKLER YOK EDİLMEK İSTENDİ

Makarios’un “Akritas Planı ileTürkleri Ada’da yok etmek istediğini kaydeden Tandoğan, şu görüşleri dile getirdi:

“Kendilerine tanınan imtiyazların kıymetini bilmeyen Kıbrıs Rum Kilisesi baş piskopos ve papazları, 1799’da İngilizlerin Mısır’ı işgal etmesinden cesaret alarak Ada’da Türkler aleyhine çalışmaya başladılar. Halka İngilizlerin gelip kendilerini ‘Türk boyunduruğundan kurtaracağı’ telkinlerinde bulunarak Türklere karşı kışkırttılar. 1833’de Osmanlı yönetimi, Kıbrıs’taki Hristiyanlara Yunan uyruğuna geçme hakkı tanımıştı. Osmanlının hoşgörüsü sebebiyle Rum kilisesinin toplumsal ve ekonomik gücü giderek arttı. 1878’de İngilizler Kıbrıs’ın yönetimini devraldıklarında, karşılarında temsil yetkisiyle donatılmış, çok zenginleşmiş ve başına buyruk bir kilise, Rum toplumu buldular. Osmanlı yönetimi Kıbrıs’ta farklı toplumlara ırk, din ve dil ayrımı yapmamış ve bu sebeplede toplumlararası herhangi bir çatışma meydana gelmemişti. 1890’lı yıllara gelindiğinde Ada’nın İngilizlerin kontrolüne girmesinden sonra, Kıbrıslı Türkler ve Rumlar arasında kavgalar başladığı ve bunların zaman zaman toplumlararası çatışmalar şekline dönüştüğü görülmektedir. Bunun temel sebebi, İngiliz yönetimi döneminde Rum kilisesinin faaliyetleridir. Osmanlının İngilizler karşısında Almanların yanında savaşa girmesi sonucunda, 1914’de İngilizler Ada’yı tek yanlı bir kararla ilhak ettiler. İngilizlerin ilhak kararının açıklanması,Rum toplumu ve kilise tarafından sevinçle karşılanmıştır. Makarios, Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu seçildiği andan itibaren Kıbrıs’ın Yunanistan’a bağlanması konusunu uluslararası platformlara taşımıştır. Aynı zamanda tedhiş,terör ve cinayetleri kapsayan bir örgütlenme faaliyetlerini de başlatmıştır.İnsanlığa doğru yolu göstermesi gereken din adamları, Kıbrıs’ta tedhiş ve terör hareketlerini organize etmiş, yönetmişler ve katliam başlatmışlardır.  Bu sebeple İngilizler, Makarios’u Kıbrıs’taki terör ve şiddetin sorumlusu olarak görüp, 1956 Mart’ında Seyşel Adaları’na sürgüne göndermek zorunda kalmışlardır. Makarios, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ilanından itibaren de Enosis’i gerçekleştirmek adına gizli örgüt kurulması emrini vermiş ve daha sonra ‘Akritas Planı’ kapsamında Türkleri yok etme planını hazırlatmıştı. 21 Aralık 1963’te bu planı yürürlüğe koyarak Türklere karşı silahlı saldırıyı başlatmıştı. Makarios kendinden sonra gelecek olan Rum liderlerine bıraktığı vasiyetinde, şunları ifade etmiştir; ‘Rumları meşru hükûmet olarak kabul ettirmekle Kıbrıs’ı Enosis’e en yakın konuma getirdim. Bu sıfattan ne pahasına olursa olsun asla gerilemeyiniz. Eğer gerileyecekseniz, sadece Enosis için gerileyiniz...’ demiştir. Cumhurbaşkanı ve aynı zamanda Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu olan Makarios’un bu vasiyeti bundan böyle tüm Rum liderler ve kilise yöneticileri için bir yol haritası olmuştur.”

BARIŞ HAREKÂTI’NDA GURURLU BİR KIBRISLITÜRK’ÜYLE KARŞILAŞTIM

 “Bunun dışında herhangi bir politika üretmek,hiçbir Rum ve Yunan politikacının kolay kolay cesaret edebileceği, gözealabileceği bir şey değildir.” diyen Tandoğan, konuşmasına şöyle devam etti:

“Nitekim bu vasiyet sonrası kilisenin Kıbrıs politikalarına etkisi daha keskinleşmiş, karar verici durumundaki politikacılar daha büyük baskı altına alınmıştır. 2004 yılında gündeme getirilen Annan Planı’yla ilgili yapılan referandumda, ‘Evet’ oyukullanacakları yönünde değerlendirmeler yapılan Rum kamuoyunun kilisenin sonanda ‘Hayır’ oyu kullanmaları çağrısı üzerine % 76 oranında plana olumsuz oykullanmış olmaları bu baskının somut bir göstergesidir. Bu baskı müteakiptarihlerden bugünlere kadar devam etmiştir. Anlaşıldığı kadarıyla hainlik yönünde Rum kilisesi büyük bir hafızaya sahipti. Rum Ortodoks Kilisesi’nin Kıbrıs’taki karar alma süreçlerindeki söz konusu baskısının Rum yöneticilerinin kararlarını ne şekilde etkilediğinin örneklerini çoğaltmak mümkündür. Bu konuda uzun yıllar toplumlararası görüşmelerde Kıbrıs Türk toplumunu ve KKTC’yi temsil eden Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın görüşleri önemli yer tutmaktadır. Denktaş, 1968 ile 1973 yılları arasında görüştüğü Klerides ve Kipriyanu’nun kilisenin ve Başpiskopos Makarios’un vasiyetinin etkisi altında kaldıklarını belirtmiştir.Prof. Dr. Ata Atun’a göre de, Rum Ortodoks Kilisesi’nin onayını  almayan hiçbir siyasi partinin veya politikacının siyasi ömrü siyaseten ne kadar güçlü olursa olsun uzun olmamıştır. Kıbrıs’ta Türkler, Ada’nın İngilizlere geçmesinden sonra sıkıntılı bir döneme İngilizlerin ve Rumların baskısı altın girmişlerdi. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Ada’da Osmanlı etkisi tamamen yok edilmişti. Sürekli olarak Hristiyan dünyasının, haçlı zihniyetinin saldırılarına maruz kalmıştır. Bugün olduğu gibi dün de Batı’dan Rumlar kadar ilgi görmemiştir. Uzunca bir dönem Türkiye’den de yeterince destek aldıkları söylenemez. Belki siyasi konjonktür buna uygun değildi. Ancak Rum azgınlığı tırmanışa geçtiğinde ve Kıbrıs Türk’ünün tamamen yok edileceği tehlikesi ortaya çıkınca, Türk hükûmeti konuya sahip çıkarak Kıbrıs Türk’ünün yalnız olmadığını ortaya koymuştur. Bütün bunlara rağmen Kıbrıslı Türk her türlü eziyet, asimilasyon ve yok edilme tehlikesine karşın varlıklarını korumayı başarmıştır. Ben, Kıbrıs Barış Harekâtı’nda Ada’ya ayak bastığımda başı dik, mağrur ve gururlu Kıbrıs Türk’üyle karşılaştım. Erkekleri esir edilmesine rağmen yılmayan, cesur Türk kadınlarıyla karşılaştım. KıbrısTürk’ünün sağlam iradesi ile o gün tanıştım. Kıbrıs Türk’ünün günümüze kadar Türk varlığını nasıl koruduğunu o gün daha iyi anladım.”