SUNUŞ

07 Nisan 2016 13:23 Prof. Dr.E. Semih YALÇIN
Okunma
1384
SUNUŞ



Terör anaforunun; sadece Türkiye’yi değil, bütün dünyayı ve son zamanlarda da Avrupa Birliği ülkelerini içine çekmeye çalıştığı günlerdeyiz. Hem Türk kamuoyu hem de insanlık, terör olgusuna karşı ciddi bir imtihandan geçiyor. Sokakları ve caddeleri, kent ve kasabaları kasıp kavuran; üstelik doğrudan sivilleri hedef alan bombalı saldırılarda, gün geçmiyor ki çok sayıda insan hayatını kaybetmesin.
Türkiye’nin güneydoğusunda ve kentlerimizde; terörist saldırılar sonucu bir ikişer değil, beşer onar şehitler kervanına katılan gencecik asker ve polislerimizi, tarifsiz elemlerle sonsuzluğa uğurluyoruz.
15 yıla yaklaşan AKP iktidarının affedilmez hataları yüzünden bilhassa Türkiye’de öyle bir terör rüzgârı esiyor ki yüreğimizde acı, ocaklarımızda ağıtlar dinmiyor.
Bu keder atmosferinde; her yıl 21 Mart’ta bütün Türk dünyasında kutlanan ve baharın müjdecisi olan Nevruz Bayramını, Türkiye olarak biraz buruk kutladık.
Oysa Nevruz Bayramı sadece baharın müjdecisi değil…
Nevruz; Türk dünyasının kuzeyinden güneyine, batısından doğusuna kadar uzanan engin coğrafyada yaygın olarak kutlanan birlik, bütünlük, sevgi ve dayanışma bayramı… Nevruz'u tanımayan, yaşatmayan, uygulaması bulunmayan herhangi bir Türk devleti veya topluluğu yok. Bu yönüyle Nevruz; birlik, beraberlik ve barışı ifade ediyor.
Şu günlerde barışa, esenliğe, dirliğe ve birliğe her zamankinden daha çok ihtiyacımız var. Ama ne yazık ki terörle müzakereyi şimdilik(!) rafa kaldırıp mecburen(!) mücadeleye yönelen mevcut iktidar, Türkiye’nin hayati sorunlarına eğilmek dururken hâlâ işi gücü bir kenara bırakıp Sayın Erdoğan’a başkan yapmakla uğraşıyor.
AKP iktidarı, MHP’nin de katılma iradesini beyan ettiği yeni Anayasa yapım çalışmalarına hazırlanırken şimdiden başkanlık sistemini içeren bir Anayasa taslağı hazırladığını açıkça deklare ediyor.
Oysa bölücü terörün içeride millî bütünlüğümüzü açıkça tehdit ettiği, global güçlerin bölgesel gelişmeleri bahane ederek Türkiye üzerindeki sinsi planlarını adım adım uygulamaya koyduğu bir dönemde; başkanlık tartışmaları siyasi intihardan farksız. Bölücü teröre taviz üstüne taviz veren, bölücü örgütün siyaset, sokak ve sığınak temsilcileriyle masaya oturmaktan ar etmeyen, onları cesaretlendiren bir yönetimin elindeki başkanlık sistemi, Türkiye’yi yok etmek isteyenlerin oyuncağı olur.
Kanaatimizce yüz kırk yılı bulan sancılı bir sürecin sonunda kurulan çok partili demokratik parlamenter sistemi kaldırıp atmak yanlış. Rejimi daha iyi işletecek çözümler bulunmalı. Bu istikamette yapılacak iş, sistemi değiştirmek değil, onarmak ve iyileştirmek olmalı. Mevcut parlamenter demokratik sistemin eksikleri giderilirse başkanlık sistemine ihtiyaç kalmayacağı ortada…
Bu sayıda, başkanlık sistemi ve iktidarın hesapları hakkında doyurucu bilgiler içeren iki yazı bulacaksınız. Türkiye’de başkanlık modeli tartışmalarının nereden gelip nereye gittiğini ortaya koyan bu yazılarla, Devlet dergisi olarak siz değerli okuyucularımıza perspektif sunmaya çalıştık.
Umarız, meselenin aydınlanması ve tartışmaların somut bir neticeye ulaşması noktasında karınca kararınca bir katkımız olur.
Sağlıcakla kalın.