TERÖRÜN, RADİKALİZMİN VE EMPERYALİZMİN KISKACINDA YOK SAYILAN AFGANİSTAN TÜRKLÜĞÜ

29 Mayıs 2020 13:20 Prof. Dr.Selçuk DUMAN
Okunma
1007
TERÖRÜN, RADİKALİZMİN VE EMPERYALİZMİN KISKACINDA YOK SAYILAN AFGANİSTAN TÜRKLÜĞÜ

TERÖRÜN, RADİKALİZMİN VE EMPERYALİZMİN KISKACINDA YOK SAYILAN AFGANİSTAN TÜRKLÜĞÜ

Prof. Dr. Selçuk DUMAN

ÖZET
Afganistan’da Türklerin siyasal anlamda organize olarak devlet kurmaları MÖ 125 yılında İskit Türkleri ile başlamış ve Kuşan, Ak Hun, Samanoğulları (Yönetici kesim hariç Türklerden oluşan bir devlettir.),Gazneli, Selçuklu, Harzemşah, Moğol (Ordusunun çoğunluğu Türklerden oluşmaktadır.), Timur, Babür ve Nadir Şah Türk devletleri aracılığı ile 1747 yılına kadar 2000 yıla yakın bir süre devam etmiştir. Bölgede emperyal girişimlerin artması dolayısı ile İngiltere’nin Hindistan’ı koruma altına almak adına Rusya ile anlaşarak tampon bölge olarak oluşturduğu Afganistan ise Türklerin yoğun olarak yaşadığı Kuzey Afganistan yani Güney Türkistan ve Hazaracat bölgesinde coğrafi şartlar nedeniyle hiçbir zaman etkili olamamıştır. Hatta 1892 yılına kadar Türk Hanlıkları Kuzey Afganistan’da hâkim unsur olarak etkili olmaya devam etmişlerdir.
Günümüzde Özbek, Hazara, Türkmen, Aymak, Afşar, Kazak, Kırgız, Karakalpak, Halaç adları ile Türkler yaklaşık olarak Afganistan nüfusunun %40’ını oluşturmaya devam etmektedirler. Afganistan Türklüğü nüfus olarak Afganistan’da birinci etnik unsur olmasına rağmen siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel anlamda yok sayılan ve haklarını alamayan bir toplum olarak ağır asimile, baskı ve terör olaylarına maruz kalmaktadırlar.
Bizde bu çalışmamızda; Afganistan’da yapılan emperyal girişimler, Afganistan’ın yeniden yapılandırılması için yapılan uluslararası görüşmeler ve bu görüşmelerde yer alan aktörler ile Afganistan’da Türklerin yaşadığı coğrafyada yaşanan katliamlar, baskılar ve terörist faaliyetleri kaynaklar ölçüsünde değerlendireceğiz.
Anahtar Kelimeler: Afganistan Türklüğü, terör, asimile, katliam, emperyalizm
   
AFGHANISTAN TURKISHNESS IN THE GRIP OF TERRORISM, RADICALISM AND IMPERIALISM

ABSTRACT
The state establishment of Turks in Afghanistan by organizing politically began in 125 BC with Scythians and continued for nearly 2000 years until 1747 with Kushan, Ak Hun Empire, Samanids (a state consisted of Turks except administrators), Ghaznavid, Seljuk, Khwarazmshah, Mongols (most of its army consists of Turks), Timur, Babur and Nader Shah. Afghanistan, established as a buffer zone by England, as a result of the treaty between Russia and England to protect India, could not be dominant because of the geographical conditions in the Northern Afghanistan also known as Southern Turkistan and Hazaracat Region where Turks live intensely. Even until 1892, the Turkish Khanates continued to be effective as the dominant element in Northern Afghanistan.
Today, Turks continue to constitute approximately 40% of the population of Afghanistan with the names of Uzbek, Hazara, Turkmen, Aymak, Afshar, Kazakh, Kyrgyz, Karakalpak, Halac. Altough Turks constitute the major ethnic element of the Afghanistan population, they are severely assimilated, oppressed and terrorized as a society which is ignored in political, social, economic and cultural terms and cannot get their rights.
In this study we will evaluate the imperial initiatives in Afghanistan, the international negotiations for the reconstruction of Afghanistan, the actors involved in these negotiations and the massacres, pressures and terrorist activities in the regions where Turks live intensely in Afghanistan, within the scope of available resources.
Key Words: Afghanistan Turkishness, terrorism, assimilation, massacre, ımperialism

Giriş
Orta Doğu, Hindistan ve Kafkasya’nın ulaşım güzergâhında ve kesişme noktasında olan Afganistan; tarihî İpek Yolu üzerinde bulunmaktadır. (Akkurt, 2005, s. 11) “Stratejik Yol”, “İmparatorlukların Geçiş Yolu”, “İpek Yolu Kavşağı”, “Hindistan Kapısı”, “İslam Dünyasının Doğu Kapısı”, “Medeniyetler Kavşağı”, “Asya’nın Kalbi”, “Dünya Ticaret Merkezi” gibi tabirler ile de tanımlanmış olup, (Hajiyarali, 2011, s. 3) Asya’nın gözetleme kulesi olarak belirtilmektedir. Ayrıca Türkistan, Hindistan ve Çin arasında stratejik koridor olan Vahan Koridoru’na da sahiptir. (Hamnawa, 2013, s. 39)
Ancak Afganistan; dünyanın ikinci büyük sıradağları olan Hindukuş Dağları ile kuzey-güney olarak doğal bir bölünmüşlüğe sahiptir. (Abdulla, 2017, s. 7) Afganistan’daki bu doğal ve coğrafi bölünmüşlük o kadar keskin çizgilerledir ki bölgelere göre yoğunlaşan etnik ve dinî bölünmüşlüğü de beraberinde getirdiği için günümüze kadar büyük uğraşlar verilmesine rağmen bir ulus ve ulus devlet yaratılamamıştır.
Bu nedenle bugün dahi Afganistan’da Afgan tabiri sadece Peştunları kapsamaktadır. Afgan dili de sadece Peştunlar ve Peştunlaştırılanlar tarafından kullanılan ve Afganistan nüfusunun %35’ine tekabül eden kesim tarafından konuşulmaktadır. (Duman, 2019, s.1 0) Tarihî anlamda da Afgan ismi ilk kez X. yüzyılda Gazneli kaynaklarında İran-Hindistan arası dağlık bölgeyi tanımlamak için geçmekte olup, Afganistan adı ise XVI. yüzyılda Babür Şah’ın Vakayiname’sinde geçmiştir. Bu Vakayiname’de; Kabil ve Pencap bölgesi arasındaki alana işaret edilmiştir. İlk Afgan Şahlığı da Kandahar merkezli XVII. yüzyılda kurulmuştur. (Çelikbilek, 2016, s. 1)
Aslında Afganistan Devleti de 1747 yılında İngiltere’nin Avrupa ve Amerika kıtasında üstünlüğü ele geçirmesini takiben Hindistan’a yönelmesi ve Rusya’nın Türkistan üzerinde emperyalist yayılması üzerine iki ülke karşı karşıya gelmiş, İngiltere Peştunlara dayanan bir Afgan Devleti’ni tampon bölge olarak kurdurmuş ve Rusya ile yaptığı anlaşma ile de bunu Rusya’ya kabul ettirmiştir. Günümüzde ise Peştunlar üzerinden İngiltere, ABD ve Pakistan maharetiyle Afganistan Devleti yaşatılmaya ve kontrol edilmeye çalışılmaktadır.
Afganistan’da Türklerin Varlığı
Afganistan; yukarıda da ifade ettiğim gibi kuzey-güney olarak Hindukuş Dağları ile ikiye bölünmüş olup, Afganistan’ın en doğusundaki Vahan Koridoru’ndan en batısındaki Herat şehrine kadar uzanan ve bugün Kuzey Afganistan olarak tanımlanan coğrafya Büyük Türkistan’ın tabii bir parçasıdır. Günümüzde literatüre Afgan Türkistan’ı ya da Güney Türkistan olarak geçen bu coğrafya; Katağan ve Türkistan adıyla Afganistan resmî idari yapılanmalarında da yer almıştır. Katağan bölgesinin merkezi; Kunduz vilayeti, Türkistan bölgesinin merkezi; Mezar-ı Şerif vilayetidir. Bu bölge nüfusunun baskın çoğunluğu da hâlen Türklerden oluşmakta olup kendilerini Afgan olarak nitelendirmemekteler. Ayrıca merkezî Afganistan’da yani Hazaracat bölgesinde yaşayan Hazara Türkleri de Afganistan nüfusunun en az %12’sini oluşturmakta olup, onlarda Afgan tabirini kullanmamaktalar. 2004 nüfusları dikkate alındığı zaman Kuzey Afganistan ya da Güney Türkistan ile Hazaracat bölgesindeki nüfusun %80’inin hâlen Türklerden oluştuğu görülmektedir. (Albayrak, 2004, s. 34-35)
Bu coğrafyada Türklerin siyasal anlamda bir organizasyon hâline gelmeleri ve bölgede hâkimiyet kurmaları ise diğer Türk bölgelerinde olduğu gibi MÖ 125 yılında İskit (Saka) Türkleri ile başlamıştır. İskit Türkleri bugün Kazakistan’dan başlayarak Karadeniz’in kuzeyi ve Anadolu içinde ilk siyasal organizasyon kuran Türk boyudur. Yani Afganistan’daki siyasal organizasyonun başlangıcı, diğer Türk bölgeleri ile uyumlu bir seyir takip etmiştir. Bu yüzden akademik anlamda bir tutarlılık bulunmaktadır. İskit Türklerinin hâkimiyeti MS 40 yılına kadar devam etmiştir. 40-425 yılları arasında Kuşanlar; Afganistan’da hâkimiyet kurmuşlardır. Kuşanlardan sonra ise Büyük Hun İmparatorluğu’nun dağılması ile birlikte Orta Doğu’ya geçen Ak Hun ya da Eftalitler de denen ve Afganistan’da Halaç Türkleri olarak adlandırılan Türk hâkimiyeti 425 yılında başlamış ve 7. yüzyıla kadar devam etmiştir. Ak Hun, Eftalit ya da Halaç Türk Devleti’nin sınırları Kuzey Hindistan’dan, Afganistan’a, Hazar kıyılarından iç Asya’ya kadar genişlemiştir. (Kafesoğlu, 1992, s. 80-81)
7. yüzyılla birlikte Afganistan’da diğer Türk bölgelerine paralel olarak İslamlaşma süreci yaşanmıştır. Bu sürecin 8. yüzyıl sonuna kadar devam ettiği görülmektedir. Türkler İslam’ı Arap ve Farslar üzerinden kabul ettikleri için hâkimiyetlerini de gönüllü olarak Türk olmayan ve ordularının neredeyse tamamı Türk olan Samanoğullarına bırakmışlardır.  Samanoğulları 909-910 yıllarında Herat’a da hâkim olmuştur. (Uslu, 2001, s. 18)
10. yüzyılda Gazneli Türk Devleti Afganistan’a hâkim olmuş ve Afganistan merkez olmak üzere Hindistan ve Pakistan’ın bir kısmını da içine alan güçlü bir devlet kurmuştur. 1040 yılında yapılan Dandanakan Savaşı ile bugün üzerinde kurulu olan Türkiye, Suriye, Irak, Ürdün, Lübnan, Suudi Arabistan, İsrail, Yemen, Umman, Katar, Kuveyt, Bahreyn, Aden, İran, Batı Pakistan, Azerbaycan, Gürcistan, Ermenistan, Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan, Tacikistan, Türkmenistan ve Afganistan’ın dâhil olduğu coğrafyada Büyük Selçuklu İmparatorluğu kurulmuştur.
Büyük Selçuklu İmparatorluğu’nun sınırları; yukarıda isimlerini saydığım devletlerden de anlaşılacağı üzerine Anadolu, Kafkasya Arap Yarım Adası, Türkistan, Batı Pakistan ve Afganistan’ı içine alacak şekilde genişlemiştir. (Köymen, 1989, s. 2) 12. yüzyılın son çeyreği ve 13. yüzyılın ilk çeyreğinde ise Afganistan’da Eftalitlerin uzantısı olan Goriler hâkimiyeti ele geçirmişlerdir. Yani Akhunlar olarak bilinen Türklerin uzantısıdır. (Barlas, 2018, s. 129) 1215 yılında ise Büyük Selçuklu İmparatorluğu’nun 1092’de zayıflamaya başlaması ve sınırlarını daraltması üzerine Harezm bölgesinde bağımsızlığını ilan eden Harzemşahlar, Afganistan’a hâkim olmuşlardır.
Harzemşah Türk Devleti sınırları Hazar Denizi, Basra Körfezi, Umman Denizi, Hindistan’ın Multan bölgesi, Taşkent ve Aral Gölü’ne kadar genişletmiştir. Jeostratejik anlamda oldukça önemli bir coğrafya da etkili bir devlet kuran Harzemşahlar Türk Devleti’nin hâkimiyetine yine ordularının çoğunluğu Türklerden oluşan Moğollar 1220 yılında son vermiştir.
Moğol İmparatorluğu sınırları; Balkanlar’dan Pasifik Okyanusu’na kadar uzanmıştır. Aşağıda sadece Hindistan’ı dışarıda bırakacak şekilde tüm coğrafyayı içine almıştır. Moğolların Afganistan’daki hâkimiyetlerine Türk siyasi tarihinde önemli bir yere sahip Timur, 14. yüzyılda son vermiştir.
Timur İmparatorluğu; Anadolu içlerinden başlayarak Kafkasya’yı içine alacak şekilde Hazar Denizi’ne uzanmakta, Aral Gölü’nden Balkaş Gölü’ne kadar uzanan sahayı kapsamakta, Türkistan’ın neredeyse tamamını içine alacak şekilde Hindistan’a ulaşmakta ve Delhi’yi içine alacak şekilde Umman Denizi’ne ve oradan Basra Körfezi’ne kadar uzanan toprakları içine almaktaydı.
Timur İmparatorluğu 16. yüzyılın başlarına kadar hükümranlıklarını sürdürebilmiştir. Timur bilindiği gibi Özbek Türklerindendir ve bugün Afganistan Türkleri tarafından saygıyla anılmaktadır. Timur; Afganistan’da Horasan’ı oğlu Şahruh’a, Kabil, Gazne ve Kandahar’ı torunu Pir Muhammed’in idaresine bırakmıştır. (Erman2013, s. 487) Timur İmparatorluğu’ndan sonra ise yine bir Türk İmparatorluğu olan ve Hindistan’da kurulan Babür İmparatorluğu Afganistan’da hâkim olmuştur.
Babür İmparatorluğu’nu takiben ise Afganistan, İran’da hâkim olan Nadir Şah 1732 yılında Herat’a hâkim olmuş (Özcan, 2002, s. 47) ve akabinde Afganistan’ı kontrol altına almıştır. Nadir Şah 1747 yılında ölümüne kadar Afganistan’a hâkim olmuş ve onun ölümü ile onun komutanlarından Ahmed Şah Durani, Afganistan adıyla bir devlet kurmuş ve Kandahar’ı merkez yapmıştır. (Şimşir, 2002, s. 8)
Görüldüğü gibi Afganistan’da Türklerin hâkimiyeti MÖ 125’lerden başlayarak 18. yüzyılın ortalarına kadar aralarda birkaç kısa kesintilerin haricinde devam etmiştir. Yani 2000 yıla yakın bir süre Afganistan coğrafyası Türklerin hâkimiyeti altında yönetilmiştir.
Günümüzde Afganistan’da yaşayan Türklerin yaşadıkları bölgeler ise şu şekildedir;
Özbekler; Tahar, Badahşan, Samangan, Şibirgan, Belh, Mezar-ı Şerif,  Bağlan, Badgis, Kunduz, Sar-ı Pol, Faryab, Cevzcan ve Kabil vilayet merkezleri ilçeleri ve köylerinde ağırlıklı olarak yaşamaktadırlar. Ayrıca Kandahar ve Hilmend’de sürgün edilmiş olan Özbekler de bulunmaktadır. (Selim, 2004, s. 33)
Hazara Türkleri; Bamiyan, Gazne, Gur, Uruzgan vilayetlerinde çoğunlukla yaşarlar. Ancak Mezar-ı Şerif, (Chaqmaq, 2015, s. 30) Kabil, Behsud, Baykundi, Cağuri, Parvan gibi bazı vilayetler de yaşayan Hazara Türkleri vardır. (Rauf, 2016, s. 19) Ayrıca Herat bölgesinde de yaşayan Hazara Türkleri bulunmakta olup bunlar Sünni’dir. Yine İsmaili mezhebine inanan Hazara Türkleri de bulunmakta olup, nüfuslarının %5’ini oluşturmaktadır
Türkmenler; Kunduz’dan batıdaki Herat’a kadar uzanan bölgede yaşarlar. Yaşadıkları iller: Cevzcan, Herat, Badgis, Kunduz vilayetlerinde ve Belh vilayetinin Devletabad ve Hamyab, Samangan vilayetinin Taşkurgan şehri Keldar bölgesinde, Tahar vilayetinin Kurgan ve Andhoy da Talikan şehrinde, (Barlas, 2018, s. 1 )Faryab, Meymene, Kayser, Bilçırağ, Karamkul, yaşarlar (Albayrak, 2004, s. 59-60)
Aymaklar; Kuzeybatı Afganistan’da göçebe veya yarı göçebe olarak yaşamlarını sürdürmektedirler Aymak Türkleri; Sar-ı Pol, Gor Dağları, Badgis, Meymene, Bağlan’da çoğunlukla yaşarlar. (Albayrak, 2004, s. 46)
Afşarlar; Kızılbaş olarak da adlandırılan bu Türk boyu, Nadir Şah döneminden Afganistan’da kalan Türkler olarak bilinmekte olup, çoğunluğu Kabil ve civarında yaşamakta ve ülke nüfusunun %1’ini oluşturmaktadır. (Zeki, 2015, s. 56-57) Yaşadıkları yerler: Kabil, Kale-i Niyaz Bek, Kale-i Murad Beg, Mezar-ı Şerif, Herat, Kandahar ve Celalabad’dır. (Albayrak, 2004, s. 43) Ayrıca Hazaracat bölgesi Foladi Vadisi’nde az bir miktarda Afşar Türk’ü yaşamaktadır. (Selim, 2004, s. 34)
Kazaklar; Badahşan, Tahar, Kunduz, Bağlan, Samangan, Belh, Cevzcan, Sar-ı Pol, Faryab, Badgis’da dağınık olarak yaşarlar ve sayıları yaklaşık olarak 100 bin civarındadır. (Albayrak, 2004, s. 46)
Kırgızlar; Badahşan vilayeti’nin Pamir ve Vahan Koridoru’nda yaşarlar. Ayrıca Kunduz vilayeti, Samangan vilayeti Taşkurgan ilçesi ve Mezar-ı Şerif’te yaşarlar ve sayıları 100 bin civarındadır.
Karakalpaklar; Sovyet baskısı nedeniyle 1917 sonrası Afganistan’a yerleşen Türk boyu olup, Celalabad vilayetinde yaşarlar. (Akkurt, 2005, s. 72) Sayıları 4 bin civarındadır. (Rauf, 2016, s. 23)
Halaçlar; Bugün Afganistan’da Galzai ya da Gılzaylar olarak bilinen Halaç Türkleri (Albayrak, 2004, s. 49)
Afganistan’da Emperyal Girişimler
Afganistan’ın kurulmasından günümüze bu ülkede emperyal girişimleri olan devletler; İngiltere, Rusya, İran, Pakistan, ABD ve Çin’dir. Elbette bu ülkeler dışında Afganistan ile ilgilenen devletler bulunmaktadır. Ancak emperyal nitelikli olanlar öne çıkarılmıştır.
İngiltere; 1783 yılında Amerika’daki hâkimiyetini kaybettikten sonra Hindistan’a yönelmiş ve “East Indian Company” şirketi aracılığı ile bu bölgeye yerleşmiştir. 1801 yılında İran ile yapmış olduğu anlaşma ile de Hindistan ve Afganistan’a yönelecek Fransız tehdidine karşı iş birliği yapmıştır. (Erman, 2013, s. 25) Akabinde Bengal ve Karmatik bölgelerindeki kolonileri vasıtası ile Babür Türk Devleti’ni Hindistan’da zayıflattıktan sonra 1803 yılında Hindistan’ın kontrolünü önemli oranda ele geçirmiştir. (Burget, 2004, s. 37) Rusya’nın 1828 Türkmençay Antlaşması sonrası Kafkasya’da etkili hâle gelmesi ve Batı Türkistan’a yönelik faaliyetleri nedeniyle İngiltere, Palmerston’un kaleminden McNeill’e 1830’larda göndermiş olduğu yazıda; Afganistan’a yönelik bir işgal hareketinde İngiltere’nin seyirci kalmayacağını bildirmiştir. 1838 yılında da Afganistan’a müdahale ederek, Hindistan Genel Valisi Lord Eden Auckland’ın emri ile Mayıs 1838 tarihinde Afganistan’a bir ordu göndermiştir. (Yazıcı, 2002, s. 51-52) Dost Muhammed’i tahtan indirmiş ve Şucaü’l-Mülk’ü başa geçirmiştir. (Saray, 1987, s. 32)  Afganistan’da bu müdahaleye karşı 1841 yılında İngilizlere karşı başkaldırı olmuş ve 17 bin kişilik İngilizlerin Kabil Garnizonu’na saldırılmıştır. Bunun üzerine İngilizler yaklaşık 70 bin kişiyi bu başkaldırı nedeniyle katletmişlerdir. (Saray, 1987, s. 35)  İngiltere Afganistan’ı Rusların Hindistan’a yönelik faaliyetlerini önlemek için tampon bölge olarak gördüğü için bu olaya bu şekilde sert karşılık vermiş, hatta 1878-1879 ve 1919 yıllarında da Afganistan’a müdahalelerde bulunmuştur. (Şimşir, 2002, s. 9) İngiltere bu müdahalelerle Afganistan’da kendine itaat eden emirlerle, 1919 yılına kadar doğrudan, 1919 yılı sonrası ise dolaylı olarak kontrolü elinde tutabilmiştir.(Hamnawa, 2013, s. 49)
II. Dünya Savaşı sonrası ise ABD, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın birlikte hareket ettiği eylem planlarının içinde İngiltere’de yer almıştır. En son NATO çerçevesinde Afganistan’a yapılan operasyonda yer aldığı gibi bölgede yer alan radikal örgütlerin yönlendirilmesinde de hâlen en etkili ülkelerdendir.
Rusya ise I. Petro’dan itibaren (1682-1725) Hint Okyanusu’na ulaşmayı millî bir strateji olarak benimsemiştir. (Erman, 2013, s. 24) I. Petro vasiyetnamesinde; İsveç’ten mümkün olduğunca toprak alınması gerektiğini, ticaretin sürdürülebilmesi için İngiltere ile iyi ilişkilerin devam ettirilmesini, kuzeyde aralıksız olarak Baltık Denizi boyunca, güneyde Karadeniz kıyıları boyunca genişlemesi gerektiğini ve mümkün olduğunca İstanbul ve Hindistan’a yakınlaşılmasını, İran Körfezi’ne ulaşılmasını ve Suriye yolu ile Yakın Doğu’da ticaretin geliştirilmesi gerektiğini belirtmiştir. (Saray, 1998, ss. 64-65) Bu nedenle bölgeyle ilgisi her zaman var olmuştur. 1828 yılında İran’ı yenerek Türkmençay Antlaşması ile etkisiz hâle getirdikten sonra 1859’da Kafkasya Müslümanlarını, 1866’da Yesi ve Taşkent’i, 1867’de Buhara’yı, 1868’de Semerkand’ı, 1873 yılında ise Hive’yi kontrol altına almış (Burget, 2004, s. 43) ve Afganistan üzerinden Hindistan’ı tehdit etme yönünde faaliyete geçmiştir. (Özcan, 2002, s. 83) Ancak İngiltere’nin bölgede etkili olması nedeniyle Rusya II. Dünya Savaşı sonrasına kadar Afganistan’da istediği sonucu alamamıştır.
II. Dünya Savaşı sonrası İngiltere’nin savaşın yaralarını sarmak için dünya liderliğinden kendi rızası ile ABD lehine çekilmesi ve ABD’nin de bu dönemde Afganistan ile yeterince ilgilenmemesi üzerine, Sovyet Rusya Afganistan ile yakından ilgilenmeye başlamıştır. 1954 yılında, Afganistan ile 3,5 milyon dolarlık kredi anlaşması yapmış, 1955 yılında, Kruşçev Afganistan’ı ziyaret etmiş ve 100 milyon dolarlık yardımda bulunmuştur. Sovyet Rusya 1961 yılına kadar Afganistan’da, petrol aramaları, havaalanı ve yol yapımı için 150 milyon dolar, silah ve mühimmat için ise 100 milyon dolar yardımda bulunmuş ve 50 bin kişilik Afgan ordusunu donatmıştır. Ayrıca Afgan subaylarının Sovyet Rusya’da askerî eğitim almasını sağlamıştır. (Hamnawa, 2013, s. 55) 1978 yılında Afganistan Başbakan’ı Davut Han’ı tahttan indiren Rusya, 24 Aralık 1979 tarihinde Kabil Havaalanı’na 4000 kişilik bir acil müdahale gücü indirmiş ve 29 Aralık 1979 tarihinde ise 85 bin kişilik bir kuvvetle Afganistan’ı işgal etmiştir. (Akkurt, 2005, s. 164) Bu işgal girişimine 1980 yılında BM Genel Kurulunda karşı çıkılmış ve Sovyet Rusya’nın Afganistan’dan çekilmesi gerektiği yönünde karar alınmıştır. 1981, 1982 ve 1983 yıllarında da benzer kararlar tekrarlanmıştır. Ancak Sovyetler Birliği bu kararların hiçbirisine uymamıştır. BM, Güvenlik Konseyi’nden bir karar çıkaramadığı için harekete geçememiştir. Çünkü BM Güvenlik Konseyinin daimî üyelerinden birisi de Sovyetler Birliği’dir. Sovyetler Birliği’nin Afganistan’da çekilmesi ancak kendi içerisindeki sorunların artması üzerine 15 Nisan 1988 tarihinde Cenevre’de yapılan anlaşma çerçevesinde 15 Şubat 1989 tarihinden itibaren çekilmeyi kabul etmesi ile mümkün olmuştur. (Muhtat, 2011, s. 38-39) Ancak Sovyet yanlısı Dr. Necibullah yönetimi 1992 yılına kadar Afganistan’da varlığını sürdürmüştür. Sovyet Rusya’nın Afganistan’ı işgal sürecinde yaklaşık 6 milyon insan göçmen durumuna düşerken 1 milyondan fazla insan da ölmüştür. (Akkurt, 2005, s. 164)  Rusya, 1994 sonrası Afganistan’da ortaya çıkan Taliban’a karşı olmuş bunun karşısındaki grupları desteklemiştir. Çünkü Afganistan’da ortaya çıkacak radikal İslamcı hareketler Türkistan’ı hatta Rusya Federasyonu Müslümanlarını tetikleyeceği için Rusya bu hareketlere karşı durmaya devam etmektedir. Afganistan’da ABD öncülüğünde NATO kuvvetlerinin olması ve Taliban ve IŞİD gibi radikal silahlı örgütlerin yeniden güç kazanması ki özellikle IŞİD’in Kuzey Afganistan’da üst kurduğu haberlerini Kabil AFP tarafından da yayımlanması Rusya’daki endişeleri artırmıştır. Rusya 5 Ekim 2012 tarihinde Tacikistan ile 2042 yılına kadar geçerli olan sınır güvenliği anlaşması imzalayarak, bölgedeki kuvvetlerini artırma yönüne gitmiştir. Afganistan’daki bu belirsiz ve radikal örgütlerin varlığı ve NATO’nun kalmaya devam etmesi durumunda Rusya’nın rahatsızlığının da süreceği bir gerçektir. Aslında tüm bu örgütlerin varlığında ziyade bu örgütlerin ABD kontrolünde olmasından rahatsız olduğunu söylemek belki de daha doğru olacak. Örneğin 17 Nisan 2017 tarihinde Afganistan istihbarat görevlisinin verdiği bilgiye göre; Rusya, Tacikistan ve Taliban’ın görüşme yaptığı dile getirilmiştir. (Gök, 2018, s. 1) Ayrıca Rusya; Çin, İran ve Taliban ile bir ittifak arayışı içerisinde olduğu emareleri de bulunmaktadır. (Erol, 2018, s. 1)
İran, Afganistan’ı kendi topraklarının bir parçası olarak görme stratejisi ile hareket ettiği için ilk istilacı devletlerden olmuş ve Afganistan ile ilişkisini hiçbir zaman kesmemiştir. (Akkurt, 2005, s. 169) İran’ın fiilî işgali; milattan önce ve 18. yüzyılda gerçekleşse de her ikisinde de kısa süreli olabilmiştir. Ancak gerek 1921 yılında İran Kaçar Türk Devleti döneminde imzalanan Dostluk Antlaşması gerekse Fars Pehlevi Hanedanlığı döneminde kurulan siyasi ilişkiler yolu ile Afganistan’daki etkinliğini 1979 yılında gerçekleşen Sovyetler Birliği’nin Afganistan’daki işgaline kadar sürdürmüştür. Bu tarihten sonra ise Şii muhalif grupları desteklemeye başlamıştır. İran kültürel anlamda bölge ile ilgisini ise geçmişten günümüze en etkili sürdüren devletlerin başında gelmektedir.  Çünkü İran, Afganistan’ı ulusal güvenlik hinterlentında görmektedir. (Keskin, 2018, s. 1) İran Fars dilini Afganistan’da etkili kılmak için ciddi çalışmalar yapmıştır. Örneğin Kabil’de Hatemü’l-Nebiyyin ve Darü’l-Kur’an adında Kültür Merkezi inşa etmiş, yine Kabil’de Camiatü’l-Mustafa ve İmam Hadi Öğrenim Merkezini kurmuştur. Ayrıca Taciklere ait Nur TV ve Şii din adamı Muhammed Muhsini’ye ait Tamaddun TV’ye yardım ettiği de ifade edilmektedir. (Chaqmaq, 2015, s .49) İran’ın dil ve kültür üzerinden geliştirdiği politika o kadar etkili olmuştur ki bugün Afganistan’da Tacik’in (yani Fars kökenli halk) nüfusu %20’ler civarına bile ulaşamazken, ülkenin yaklaşık %60’ı Farsça (Derice) konuşmakta ve Farsça resmî dil olarak Anayasa’da yer almaktadır. İran’ın özellikle 19. yüzyıldan itibaren Afganistan’da Şii inancına sahip toplumlara yönelik katliam ve asimilasyon girişimleri dolayısı ile bölgedeki etkinliği her zaman vazgeçilmez olmuştur. Özellikle Hazara Türklerinin Şii inancına mensup olmaları dolayısı ile yapılan baskı ve katliamlar nedeniyle İran’a kitleler hâlinde mülteci olarak sığınmaları, İran Devleti’nin Hazara Türkleri üzerinden Afganistan’ın üzerinde etkinlik sağlamasını doğurmuştur. Bugün de İran, Hazara Türklerini kendi milis güçleri içerisinde Suriye gibi çeşitli bölgelerde kullandığı ve onlar üzerinden Afganistan’da varlığını devam ettirdiği bilinmektedir.
Ancak 1994 yılından itibaren Taliban merkezli bir yönetimin Afganistan’da hâkim olması İran’da ideolojik bir tehdidin ortaya çıkması olarak algılanmıştır. Bu nedenle Taliban’a karşı mücadele eden yapıları desteklemiştir. 2001 sonrası ise ABD merkezli Afganistan’da NATO’nun kontrolü ele geçirmesi ise İran’ı rahatsız eden bir başka gelişmedir. İran; Taliban’a karşı olduğu gibi ABD’nin de bölgeden gitmesinden yanadır. Çünkü İran, Afganistan’ı kendi ulusal güvenliği açısından önemli gördüğü için istikrarlı ve bağımsız bir Afganistan’ın kurulmasından yanadır. Böyle bir durumda İran, Afganistan ile ekonomik ticari ve siyasi anlamda oldukça yakın ilişki kurabilecek potansiyele sahiptir. Bugünkü hâli ile kendisi için risk oluşturan üç unsurda yer almaktadır. Bunlar; ABD’nin burada bulunması ve İran’a yönelik çevreleme politikası, Taliban’ın halen ülkenin %40’nı kontrol ederek ideolojik tehdit oluşturması, Suudi Arabistan’ın bu radikal Sünni örgütler üzerinden bölgede olması. (Yiğit, 2019, s. 1) ABD, İngiltere, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın Afganistan’da radikal Sünni İslamcı örgütleri desteklemesi de İran’ın ABD ve Suudi Arabistan karşıtlığı üzerinde bölgedeki etkinliğini artırmıştır.
Günümüzde ise İran Meclis Başkanı Ali Laricani; ABD’nin IŞİD militanlarını helikopter ile Afganistan’a taşıdığını iddia etmektedir. (Erol, 2019, s. 1) İran’ın IŞİD’in Afganistan’da yerleşmesine karşılık Taliban ile yakınlaşmak eğilimine girdiği de görülmektedir. Bu çerçevede İran Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Başkanı Haşmetullah Felahetpişe’nin İran IŞİD’e karşı Taliban ile iş birliği yapmalı önerisinde bulunmuştur. Aralık 2018 tarihinde ise Taliban heyeti İran’ı ziyaret etmiş ve İran; bu önerinin Taliban’dan geldiğini ve amaçlarının Afganistan’da barışı tesis etmek olduğunu, Talibansız bunu gerçekleştirmenin imkânsız olduğunu açıklamıştır. (Yiğit, 2019, s. 1) İran bugün de aktif olarak gerek istihbarat örgütü üzerinden sahada gerekse Kabil üzerinden resmî anlamda etkinliğini sürdürmektedir.
ABD, 1947 yılından itibaren Monroe doktrinini terk ederek İngiltere’nin önerisi ile dünya siyasetinde yer alması üzerine İngiltere’nin etkili olduğu bölgelerin kontrolünü Sovyet Rusya ve onun müttefiklerine kaptırmamak için politikalar geliştirme yoluna gitmiştir. Ancak Afganistan ile yeterince ilgilenmemesi dolayısı ile yukarıda da ifade ettiğim gibi II. Dünya Savaşı sonrası Sovyetler Birliği Afganistan’da etkili olmaya başlamış ve 1979 yılında da işgal etmiştir. İşte bu işgal girişimi neticesinde ABD yönetimi bir karar alarak Sovyetler Birliği’ne karşı oluşan muhalif güçleri desteklemeye başlamıştır. Bu karar sonrası bölgede ABD’nin etkinliğinin arttığını görmekteyiz.
ABD, Afganistan’da Sovyet işgalini sonlandırmak için bölgede Pakistan merkezli kurulan ve faaliyet gösteren radikal İslamcı yapıları desteklemeye başlamıştır. Mücahitler olarak tanımlanan bu gruplar; farklı etnik kökenlerden oluşsa da ana omurgasını Peştunlar oluşturmakta idi.  Bugün dünyanın başına bela olan El Kaide ve Taliban da bu çerçevede Afganistan’da ABD, İngiltere, Pakistan, Suudi Arabistan ve BAE tarafından desteklenen örgütler olmuştur. ABD aslında Reagan doktrini çerçevesinde Sovyet işgaline karşı yıllar boyu Afgan mücahitlerini destekleyerek (Çınarlı, 2009, s. 92) Sovyetler Birliği’nin bölgeden uzaklaşmasını sağladığı gibi Rus hintterlandı ve Çin’e yönelik günümüze kadar kullanabileceği radikal İslamcı bir silahı da icat etmiş oldu.
Ancak 2001 yılında El Kaide merkezli 11 Eylül 2001 tarihinde New York’taki Dünya Ticaret Merkezi ve Pentagon saldırıları ile ABD topraklarında saldırıların gerçekleşmesi üzerine, BM bu saldırıları kınadığı gibi ABD de bu saldırıların El Kaide tarafından yapıldığına dair belgeleri 2 Ekim 2001 tarihinde NATO’ya sunmuştur. NATO şemsiyesi altında ABD öncülüğündeki birlikler BM’nin 51. maddesine dayanarak 7 Ekim 2001 tarihinden itibaren Afganistan’a yönelik 36 devletin katıldığı “Kalıcı Özgürlük Hareketi” (Muhtat, 2011, s. 78) ile Afganistan’ın yeniden yapılandırma girişimlerini başlattı. Bu operasyonlar ile Afganistan’da Taliban yönetimden uzaklaştırılsa da günümüze kadar Afganistan’ın önemli bir kısmını kontrol etmeye devam etmektedir. Bu da ABD’nin bu konudaki samimiyetinin sorgulanmasına neden olmaktadır. Çünkü ABD, Taliban ile gayriresmî olarak bölgedeki temsilcileri vasıtasıyla yakın zamana kadar görüşmeye devam etmektedir. Bu çerçevede son dönemde Taliban’ın resmî bir parti hâline dönüştürülmesi ve Afganistan yönetimi ile masaya oturtturulması konusunda inisiyatif de almıştır. Taliban ise ABD ve Rusya’nın kendisine bu yaklaşımlarından cesaret alarak saldırılarını artırarak sürdürmektedir. Bunlardan en kanlısı 21 Nisan 2017 tarihinde Mezar-ı Şerif’te gerçekleşti. Taliban 21 Nisan Cuma günü Afgan Ulusal Ordusu 209. Kolordusuna yönelik bir saldırı düzenlemiş ve yüzlerce askeri katletmiştir. Taliban sayıyı 500 olarak açıklamış, resmî makamlardan yapılan açıklamalarda da rakamlar 150’nin altında olmamıştır. Ayrıca IŞİD’de yaptığı saldırıda 200’den fazla insanı katledebilmiştir. (Seren, 2019, s. 1)
ABD, yakın gelecekte de Afganistan’dan elini çekeceğe benzemiyor. Çünkü Pakistan, İran, Rusya, Çin ve Hindistan üzerinde etkinliğini artırması için Afganistan’da kalması gerekmektedir. (Seren, 2019, s. 1)
ABD bu kalıcı olmasını her iki tarafa da kabul ettirmek için Taliban ile de Özel Temsilci Zalmay Halilzad aracılığı ile Eylül 2018-Mart 2019 tarihleri arasında 10 gizli görüşme gerçekleştirmiştir. Bu görüşmede Taliban adına Taliban’ın iki numaralı ismi Molla Abdulgani Baradar oturmuştur. (BBC News Türkçe, 5 Ekim 2019)  Doha’da 12 Mart 2019 tarihinde biten görüşmeler 16 gün sürmüştür. (Taştekin, 2019, s. 1)
Pakistan; İngiltere, 1947 yılında Pakistan’dan çekildiği zaman Peştunların Pakistan ile birlikte kalma kararını kendilerine bırakmıştır. Peştunlar da Pakistan’da kalmayı tercih etmişlerdir. Böylece Afganistan’ın %35’ni teşkil eden Peştunların belki de daha fazlası Pakistan’da yaşamaya devam ettiği için Pakistan ile Afganistan arasındaki ilişki oldukça etkin bir şekilde sürmektedir. Pakistan, bir taraftan Peştunlar üzerinden Afganistan’da etkili olurken diğer taraftan ABD, İngiltere, Suudi Arabistan gibi devletlerle birlikte Sünni siyasal İslamcı grupları da desteklemiştir. Pakistan’ın elbette Afganistan’a ilgisi sadece Peştunların haklarının korunması ile alakalı değildir. Pakistan; Türkmenistan örneğinde olduğu gibi doğal gaz ve petrol güzergâhının Afganistan üzerinden Karaçi Limanı’na ulaşması yolu ile ciddi bir maddi gelir elde etmek ve aynı zamanda stratejik anlamda etkili bir ülke hâline gelebilmek için Afganistan üzerindeki kontrolün kendisine ait olması gerektiğine inanmaktadır. Diğer yandan Pakistan; Afganistan’ı kontrol ederek Türkistan, Hindistan yolunu güvence altına alırken Rusya, Çin ve Hindistan gibi ülkelerin Pakistan’ı tehdit etmesini engelleyecek bir tampon bölgeyi de koruma gayreti içerisinde olmuştur. (Duman, 2019, s. 22-23)
Çin; 1949 yılında yaşanan devrim ile birlikte bölge de kendisine yönelebilecek tehditleri bertaraf edebilmek için kendisine ulaşım yollarını kontrol altına almak ya da mümkün değilse güvenli âle getirmek için stratejik bir planlamaya gitmiş ve bu çerçevede de 1950 yılından itibaren Afganistan ile ilgilenmeye başlamıştır. 1966 yılında Çin Başbakanı Liu Shao-chi Afganistan’ı ziyaret etmiştir. (Sıddıki, 2012, s. 1) Örneğin son dönemde basındada yer alan Çinli General Liu Yazhou’nun Batı Bölge teorisinde; Doğu Türkistan’ı Batı olarak tanımlayarak Doğu Türkistan üzerinden genişlemeyi Çin’in stratejik ve olmazsa olmaz hedefleri arasında göstermekte ve Batı’ya yönelmenin kendileri için sadece stratejik değil aynı zamanda Çin’in umudu, hatta kaderi olarak tanımlamıştır. (Bulut, 2019, s. 1) Bu anlayış Çin’de 1949 yılından itibaren var olan ve günümüze kadar devam eden bir anlayıştır. Çin bu amacını gerçekleştirebilmek için Tek Yol Tek Kuşak Projesi’ni geliştirerek trilyonlarca dolar yatırımlar yapmayı ve bu yolda bölgede kalıcı olmayı hedeflemektedir. Elbette Doğu Türkistan’a 76 km sınırı olan Afganistan ya da Güney Türkistan’da bu planların dâhilindedir. Çünkü Çin için bugün üç tehlike söz konusudur: Birincisi; Afganistan’da ortaya çıkacak radikal İslamcı gruplar, İkincisi; Rusya’nın Afganistan’da etkili hâle gelmesi, Üçüncüsü ise ABD merkezli Afganistan’da oluşan yapıların kendisini tehdit etme riski.
Çin bu anlamda bir taraftan küresel amaçlarını gerçekleştirmek için Tek Yol Tek Kuşak Projesi üzerinde çalışmalarını sürdürürken diğer yandan sınırlarında risk oluşturabilecek unsurları da bertaraf edebilmek için Afganistan’da İran ile birlikte Hazara Türklerine yardım ettikleri de görülmüştür. (Kocaoğlu, 2002, s. 309) Ayrıca Çin, bir taraftan Afgan yönetimi ve Taliban ile 19-20 Mayıs 2015 tarihinde Urumçi’de gizli görüşmeler yaparak Peştunları kendi yanına çekmeyi amaçlarken, diğer taraftan Afganistan’ın Amu Derya bölgesinde petrol arama ve çıkarma konusunda hükûmetten onay alarak yeni bir girişim başlatmıştır. Bölgede 87 milyon varil petrol rezervinin olduğu tahmin edilmektedir. (Duman, 2019, s. 24)
Diğer yandan Çin; 12 Temmuz 219 tarihinde Taliban ile Afganistan merkezi yönetimi arasında yapılan ve ABD, Rusya, Pakistan tarafından desteklenen görüşmelere ev sahipliği yapmıştır. (Habertürk gazetesi, 13 Temmuz 2019)
Afganistan Türklerine Yönelik Uygulanan Baskı, Asimile ve Katliamlar
Afganistan Türklerine yönelik baskı, asimile, sürgün ve katliam girişimleri Afganistan’ın emperyal devletler tarafından kontrol edilmeye başlaması ile etkin bir şekilde yerel güçler eli ile uygulanmaya başlanmıştır. Çünkü bu coğrafyada 1900 yıl etkin olan ve nüfusun çoğunluğunu oluşturan Türklerin etkinliğinin kırılması ile ancak bölgede emperyal ülkelerin kontrolü mümkün olacaktı. Bu çerçevede Abdurrahman Han, Emanullah Han, (Turan, 2001, s. 93) Habibullah, Nadir Şah, Zahir Şah, Davut Han, Nur Muhammed Taraki ve Taliban Türkler açısından baskı, asimilasyon ve katliamların yaşandığı dönemlerdir. (Boz, 2019, s. 1) Yine Durani kabilesinden olan Hikmetyar, Seyyaf, (Çapraz, 2001, s .62) ve Halis ile Geylani Türk mücahitlerini ezen kişilerdir. (Turan, 2001, s. 93) NATO müdahalesi sonrası devlet başkanlığına gelen Hamid Karzai ve Eşref Gani’de Peştun milliyetçisi olup, Türklere karşı oldukça haksız uygulamalara imza atmışlardır. Yani günümüze kadar devam eden sistemli bir etkisizleştirme faaliyeti yürütülmektedir. Bu uygulamalardan örnekler verelim.
1890 yılında başa geçen Emir Abdurrahman uzun yıllar Rusya’da kalması dolayısı ile Rusya’yı yakından tanımakta ancak İngiltere ile anlaşmadan Afganistan Devleti’ni yönetemeyeceğini de iyi bilmektedir. Bu nedenle oğlu Nasrullah’ı İngiltere’ye göndererek 23 maddelik bir anlaşma yapabilmiştir. Böylece uzun yıllar Afganistan’da başta kalmayı başarmanın yanında, içeriye yönelik baskı ve asimile siyasetine girişmiştir. 1890-1893 yılları arasında Hazara, Özbek ve Nuristanlılara yönelik baskı ve katliamlar gerçekleştirmiştir. Özellikle Hazara Türklerine yönelik katliamlar had safhaya varmıştır. (Hajiyaralı, 2011, s. 85) Bu dönemde katledilen Hazara Türklerinin oranı %60’ın üzerindedir. (Çelik, 2012, s. 9) Hatta Hazara Türklerinin genç kız ve erkeklerinin Araplara köle olarak satıldığı ifade edilmekte ve Hazara Türklerinin mallarına el konularak yerlerine Peştunlar yerleştirilmiştir (Wefa, 2019, s. 1) İngiltere de bu dönemde 1878 ve 1893 Antlaşmaları ile Afganistan’ın kuzeyine yerleşerek oradaki Türkler aleyhine yapılan uygulamalara yardım etmiştir. (Saray, 1987, s. XIII) Yani Abdurrahman Han ve İngiltere birlikte çalışarak Afgan merkezli bir politika ile Afgan olmayan unsurları ya katletmişler ya da zorla Afganlaştırmaya çalışmışlardır. Emanullah Han Dönemi’nde ise modernleşme adına Peştun dilini bilmeyenlere yönelik resmî kurumlardan dışlamaların olduğu bilinmektedir. (Rauf, 2016, s. 19) 1928 ve 1929 yılarında başa geçen Kral Habibullah Han Dönemi’nde, Rus baskısı ve katliamları nedeniyle daha önce Kuzey Afganistan ya da Güney Türkistan’a yerleşen mülteciler zorla güneye Çaknasur bölgesine sürgün edilmişler ve bu göç sırasında 100 bine yakın Türkistanlı yolarda telef olmuştur. (Andican, 1989, s. 3)
Nadir Han Afganistan’da devletin başına geçtikten sonra Türkistan ve Katagan bölgesini ziyaret ederek bir reform programı hazırlatmış ve bu program çerçevesinde Türkistan ve Katagan bölgesindeki Türk varlığını baskı altına almak için bu bölgelere Peştunlar yerleştirilmiştir. Bu çerçevede Özbek Türkmen ve diğer Türklere ait topraklar zorla ellerinden alınarak Peştunlara verilmiştir. (Burget, 2004, s. 150-151) Ayrıca köy, mahalle ve sokakların isimleri de değiştirilerek Peştunca koyulmuştur. (Chaqmaq, 2015, s. 15) Faryab, Şibirgan, Sar-ı Pol, Akça, Belh, Aybek, Andhoy, Taşkurgan, Bağlan, Kunduz ve Tahar bu baskıya maruz kalan Türk şehirleridir. (Yoldaş, 2004, s. 72) 1933 yılında Afganistan’ın başına geçen ve ülkeyi 40 yıl boyunca yöneten Zahir Şah Dönemi ile ilgili bugün akıllarda kalan en net bilgi; 40 yıl boyunca Hazara Türklerine yönelik yaptığı baskı, asimile ve katliamlardır. (Hajiyaralı, 2011, s. 85) 1960’lı yıllar Afganistan’da anayasal süreç ve reform yılları olarak bilinmesine rağmen Kuzey Afganistan ya da Güney Türkistan için bu yıllar; Peştunların bu Türk bölgelerine yerleştirildikleri ve burada yaşayan Türklerin asimile edildikleri yıllar olarak hatırlanılmaktadır. (Andican, 1989, s. 4)
Afganistan’da 1977 yılında kabul edilen Anayasa ile Cumhuriyet Dönemi başlamış ve Davut Han Cumhurbaşkanı seçilmiştir. Beklenilen bir anayasal zeminde tüm toplumun haklarının korunması iken Davut Han Orta Asya Araştırmaları Başkanı Marie Broxup’un “Sovyetler Afganistan’da; Bir İşgalin Anatomisi” başlıklı çalışmasında belirttiği gibi Peştun milliyetçiliğine ve ırk üstünlüğü inancına uygun Andican, 1989, s. 4) uygulamalara giderek özellikle Hazara Türklerine yönelik baskı ve asimile politikaları uygulanmıştır. Hazara Türkleri işten atılmış, hatta eğitim hakları dahi engellenmiştir. (Rauf, 2016, s. 227)
27 Nisan 1978 Devrimi ile ise sosyalizm adına SSCB’nin desteği ile Nur Muhammed Taraki Devlet Başkanı olmuş ancak onun döneminde de uygulamalar değişmemiştir. Hazırlanan Haşt-Ciribeadlı bir reform programı ile Kuzey Afganistan’da yani Güney Türkistan’da Türklere ait 16 bin metrekare toprağa el konularak Peştunlara dağıtılmıştır. (Burget, 2004, s. 151)
15 Mayıs 1988-15 Şubat 1989 tarihi arasında Afganistan’da yaşanan fiilî işgale karşı ABD ve NATO tarafından desteklenen siyasal İslamcı mücahit gruplar ile Afganistan’da radikal İslamcı örgütlerin etkinliği ile yeni bir süreç başlamıştır. Aslında bu yapılanma İhvan ya da Müslüman Kardeşler Örgütü adıyla Afganistan’da Cemiyet-i İslamiye olarak 1950’lerden itibaren örgütlenmeye başlamış ve 1970’lerde İslamcı liderlerinden Abdurrahman Niyazi’nin Yeni Delhi’de öldürülmesi üzerine Afganistan yönetimine karşı muhalefete başlamıştır. (Oğuz, 2002, s. 292) Yani 1992 yılında iktidarı ele geçiren İslamcı muhalif gruplar. 1950 yılından itibaren yapılanmaya başlanmış ancak SSCB işgali döneminde ABD ve müttefiklerinin desteği ile etkili hâle gelerek 1992 yılında iktidarı ele geçirmiştir. Ancak bu siyasal İslamcı grupların radikal bir zeminde büyümesi ve yine bilinçli olarak Peştun ve Tacikler üzerinden örgütlenmesi ve desteklenmesi dolayısı ile Afganistan Türkleri için asimile ve katliam riski ortadan kalkmadığı gibi radikalleşme riski de ortaya çıkmıştır. Bu siyasal İslamcılardan ilk olarak Rabbani Afganistan’da iktidarı ele geçirmiş ve Türk bölgelerine yönelik hava harekâtı başlatarak bombalamaya başlamıştır. Örneğin Şubat 1994 tarihinde Şibirgan’a yönelik bombalama olayı dolayısı ile Özbek Türk’ü General Dostum’un 250 askeri ölmüştür. (Milliyet, 1994, s. 1) Haziran 1994 tarihinden itibaren ise Taliban; Molla Mahmut Ömer’in liderliğinde Kandahar merkez olmak üzere teşkilatlanmıştır. (Yenerer, 2001, s. 331) Ancak ilk kuruluşu 1994 yılında Pakistan’da gerçekleşmiştir. Liderlerine CIA’nın Kuzey Caroline eyaletinde Fort Bragg Askerî Üssü’nde eğitim verilmiştir. Taliban’ın birinci özelliği lideri dâhil SSCB işgalinden zarar gören kişiler ya da ailelerin çocukları olmak, ikinci özelliği Peştunlardan oluşması ve Türkler, Tacikler ve Afganistan’daki diğer etnik gruplara karşı etnik temizlik yapma anlayışına sahip olması. (Yoldaş, 2004,  s. 74) Taliban yönetimi tam bir ırkçı yaklaşım ile Tacikler Tacikistan’a, Özbekler Özbekistan’a, Türkmenler Türkmenistan’a, Hazaralar İran’a gitmelidir diyerek baskı, katliam ve yok sayma politikası uygulamıştır. (Rauf, 2016, s. 34-39) Hatta 1996 yılından itibaren Hindulara Naziler örneğinde olduğu gibi kollarına sarı bant takma zorunluluğu getirmiştir. Taliban’ın gücünü nereden aldığını gösteren önemli açıklama ise Eski Pakistan Başbakanlarından Benazir Butto’dan gelmiştir. Benazir Butto Londra’da yaptığı bir açıklamada özetle; Taliban’ın ortaya çıkarılması fikrinin İngiltere’ye ait olduğunu, yönetiminin ABD’de olduğunu, finansal desteğini Suudi Arabistan’ın sağladığını, Pakistan’ın ise lojistik hazırlıklar ve uygulama boyutunda katkı sunduğunu belirtmiştir. (Salihy, 2014, s. 80) Taliban; 2 Ağustos 1998 tarihinde Mezar-ı Şerif’e girerek önce önüne gelen herkesi katlederken bir süre sonra Hazara Türklerine yönelmiş ve 400 Hazara Türk’ünü katletmiştir. Ayrıca Sar-ı Pol, Faryab, Şibirgan, bağlan ve Kunduz’u da işgal ederek bu Türk şehirlerinde de katliamlar yapmıştır. Özellikle Hazara Türklerinin yaşadığı Bamyan vilayetinde Eylül 1999 işgali ile yüzlerle ifade edilebilecek katliamlar yapılmıştır. (Selim, 2004, s. 239) Ayrıca Faryab’da da kayda geçen 600 Özbek Türk’ü çiftçi katledilmiştir. Yine Afganistan’da Taliban tarafından hapishaneler doldu denilerek Cevzcan ili Deşti Leyli Çölü’nde Türklerin katledildiği bilinmektedir. Mezar-ı Şerif’in Said Abat, Karta-i Mezari, Deşti Şur bölgelerinde çocuk ve kadınlarda dâhil olmak üzere özellikle Hazara Türkleri 3 gün boyunca Taliban tarafından sistemli bir şekilde katledilmiştir. (Salihy, 2014, s. 91-92) Taliban’ın katliam ve terör faaliyetleri 12 Ekim 1996 tarihinde Uluslararası Af Örgütünün yayımlamış olduğu bildiride yer almış ve Taliban’ın terör rejimi kurduğunun altı çizilmiştir. (Yoldaş, 2004, s. 75) Taliban’ın uyuşturucu kaçakçılığı yaptığı da tespit edilmiştir. (Afganistan Türk Gençler Birliği, 2001, s. 70) Ancak günümüzde katliamlarına devam ederken birçok ülke tarafından da desteklenmeye devam edilmektedir.
Ayrıca 5 Aralık 2001 tarihinde hukuka uygun olmayarak Almanya’nın Bonn şehrinde yapılan bir toplantıda Taliban sonrası Afganistan’ın başına getirilen Hamid Karzaive 5 Nisan 2014 Seçimlerinde %44,9 oy alan Dr. Abdullah Abdullah yerine ise ABD’nin müdahalesi ile Afganistan’ın başına getirilen Eşref Gani Ahmadzai  Afganistan’da Peştun milliyetçiliği yapmaya ve özellikle Türkleri yok saymaya devam etmektedir.
Yine Taliban’ın etkinliğinin artması dolayısı ile son dönemde de Türklere yönelik katliam, işgal ve asimile politikası sürdürülmektedir.  Bu çerçevede Afganistan’da sadece son on yılda 41 bin kişinin hayatını kaybettiği ve bu ölenlerin; %7,5’inin kadınlar, %17,9’unun çocuklardan oluştuğu bilinmektedir. BM 2018 yılı ilk altı ayı için ölen sivil sayısını 147 olarak açıklamıştır. (Yenişafak gazetesi, 7 Ekim 218)
Bu ölümlerin çoğunluğunun Türklerden olmasının nedeni ise Taliban tarafından kontrol edilen illerin ve ilçelerin çoğunluğunun Türklerin yaşadığı yerler olması dolayısıyladır. Çünkü Faryab, Cevzcan, Sar-ı Pul, Belh, Herat, Badgis, Bağlan Kunduz, Tahar ve 40 civarında Türk ilçesi Taliban’ın kontrolündedir. (Habertürk gazetesi 28 Eylül 2019)  Örneğin 10 Ekim 2019 tarihinde Afganistan’ın kuzeyinde bir Türk şehri olan Faryab’ta Taliban tarafından patlatılan bomba nedeniyle 3 kişi ölmüş, üç kişi yaralanmıştır. (Sabah gazetesi, 10 Ekim 2019)
Sonuç
Afganistan’da Özbek, Hazara, Türkmen, Aymak, Afşar, Kazak, Kırgız, Karakalpak ve Halaç adları ile günümüzde yaşamaya daha doğrusu yaşam mücadelesi vermeye devam eden Türkler; yaklaşık 1900 yıl hâkim oldukları coğrafyada birinci etnik unsur olmalarına rağmen siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel anlamda etkin bir hakları olmadığı gibi temel insan haklarından da yoksun bulunmaktadırlar.  Afganistan Türklerinin ulusal ve uluslararası alanda haklarını elde edebilmeleri için millî kimlik, dil birliği ve siyasal anlamda birlikte hareket edebilme kabiliyetine ulaşmaları gerekmektedir.
Bu konuda başta Türkiye olmak üzere bağımsız Türk devletlerinin siyasi ve akademik anlamda bölge ile ilgilenmeleri son derece önemlidir. Aksi takdirde Doğu Türkistan örneğinde olduğu gibi burada yaşayan Türklerin radikal İslamcı örgütlerin faaliyet alanına dönmesi kuvvetle muhtemeldir ki böyle bir durum Türklerin her türlü haklarını kaybetmelerine neden olacaktır.

KAYNAKÇA
Abdulla,   Mohammed Q, (2017).Afganistan Türklerinde Aile ve Evlilik Andhoy Örneği, Kayseri.
Afganistan Türk Gençler Birliği, (2001). “Afganistan Tarihin Başlangıcından Beri Türk Yurdudur”, Mazlum Türklerin Ülkesi Afgan Türkistanı, (ed: Necati Gültekin-Erol Cihangir), İstanbul.
Akkurt, M, (2005).Afganistan Yapılanmasında Siyasi ve Ekonomik Stratejiler,  İstanbul.
Albayrak, R, (2004).Afganistan Türkleri, Ankara.
Andican, A, (1989). “Afganistan ve Türkler”, Türkistan, S. 7, Y.2.
BARLAS, K ,(2018). “Afganistan Türklerinin Dünü ve Bugünü”, http://turkcetarih.com/
BARLAS, K, (1992). “Afganistan Türkleri Edebiyatı,” Türk Dünyası El Kitabı, C. 3, Ankara.
BBC News Türkçe, (2019). “Taliban ile Anlaşma; ABD Afganistan’da Hezimete mi Uğradı?”, https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-47563394, Erişim Tarihi: 5 Ekim 2019.
Boz, H, (2019). “Dünden Bugüne Afganistan Türkleri”, https://guneyturkistan.wordpress.com.
Bulut, A, (2019).“Çinli Generalin Türkiye’ye Bakışı ve Uygur Türkleri”, Yeniçağ Gazetesi.
Burget, Fazıl A, (2004).Türkistan Milli Mücadelesi ve Sonrasında Afganistan Türkleri, Ankara.
Chaqmaq, Q, (2015). Afganistan’da Yapılan Dış Müdahaleler ve Ülkede Bitmeyen Etnik Meseleler, Eskişehir.
Çapraz, K, (ed: Necati Gültekin-Erol Cihangir), (2001). “Azad Beg ve Afganistan Türklüğü”, Mazlum Türklerin Ülkesi Afgan Türkistanı, İstanbul.
Çelikbilek, Abdul M, (2016).Afganistan’da Modernleşme Çabaları, Bilecik.
Çınarlı, Ö, (2009). Afganistan’daki İç Savaş ve Dış Müdahaleler, Ankara.
Duman, S, (2019) Afganistan’da Türkler, Ankara.
Erman, K, (2013). Afganistan’da Sovyet Nüfuzu ve İşgali, Ankara.
Erman, K, (2013). “Ahmed Şah Durani Öncesinde Afganistan’da Türkler ve Diğer Kavimler”, Ankara Üniversitesi Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesi Dergisi, S. 53/2.
Gültepe, Necati, (Ed: Necati Gültekin-Erol Cihangir), (2001). “Afganistan; Mazlum Türklerin Ülkesi”, Mazlum Türklerin Ülkesi Afgan Türkistan’ı, İstanbul.
Habertürk gazetesi, (2019). “ABD Başkanı Trump’tan Afganistan Çıkışı”, 13 Temmuz 2019.
Habertürk gazetesi, (2019). “Afganistan’da Halk Sandık Başında”, 28 Eylül 2019.
Hajiyaralı, F, (2011). Afganistan’ın Etnik Yapısı ve Kimlik Sorunu, Antalya.
Hamnawa, A, (2013). 1989 Sonrası Afganistan Siyasi Mücadelesinde Muhtemel Çözüm Arayışları, Ankara.
Kafesoğlu, İ, (1992). Türk Milli Kültürü, İstanbul.
Keskin, A, (2019). “İran’ın Afganistan Politikasının Temelleri Üzerine Genel Düşünceler”, https://www.gunaz.tv
Kocaoğlu, T, (ed: Ali Ahmet Beyoğlu), (2002). “Afganistan Ulusal Sorununun Uluslararası Boyutu”, Afganistan Üzerine Araştırmalar, İstanbul.
Köymen, M, (1989). Selçuklu Devri Türk Tarihi,Ankara.
Muhtat, Q, (2011). SSCB’nin 1979 Yılında Afganistan’ı İşgalinden 2001 ABD Müdahalesine Giden Süreçte Uluslararası Ortamda Afganistan’ın Konumu, Ankara.
Oğuz, E, (ed: Ali Ahmet Beyoğlu),(2001). Afganistan’ın Sovyetler Tarafından İşgali ve İşgalden Sonra Afganistan”,  Afganistan Araştırmaları Üzerine, İstanbul.
Özcan, A, (ed. Ali Ahmet Beyoğlu), (2002). “Nadir Şah ve Afganistan”, Afganistan Üzerine Araştırmalar, İstanbul.
Özcan, A, (ed: Ali Ahmet Beyoğlu), (2002).“II. Abdulhamit Döneminde Afganistan ile İlişkiler ve İngiltere”, İstanbul.
Rauf, M, (2016). 2001 Sonrası ABD’nin Afganistan’da Sosyal ve Siyasi Hayata Etkileri, Ankara.
Sabah gazetesi, (2019). “Afganistan’da Patlama” 10 Ekim 2019.
Salihy, M, (2014). Afganistan’da iktidar Mücadelesi ve Dış Müdahaleler, Ankara.
Saray, M, (1987). Afganistan ve Türkler, İstanbul.
Saray, M, (1998).Türk-Rus Münasebetlerinin Bir Analizi, İstanbul.
Selim, Y, (2004). Afganistan ve Dostum, Ankara.
Seren, M, (2018). “NATO’nun Afganistan Gerçeği ile Yüzleşme Zamanı”, https://www.setav.org
Sıddıki, M, (2012). “Çin’in Yeni Afgan Politikası, Yenişafak Gazetesi, 1 Ekim.
Şimşir, B, (2002). Atatürk ve Afganistan, Ankara.
Taştekin, F, (2019). “Taliban ile Anlaşma; ABD Afganistan’da Hezimete mi Uğradı?”, https://t24.com.tr/haber/taliban-la-anlasma-abd-afganistan-da-hezimete-mi-ugradi,812142, 12 Ekim 2019.
Turan, A, (ed: Necati Gültekin-Erol Cihangir), (2001).  “Afganistan Türk Gençler Birliğinin Kuruluşu” Mazlum Türklerin Ülkesi Afgan Türkistanı, İstanbul.
Uslu, R, (ed: Ali Ahmet Beyoğlu), (2002). “İslam Orduları tarafından Fethinden Selçuklulara Kadar Afganistan” Afganistan Üzerine Araştırmalar, İstanbul.
Uysal, H, (1996). Adı Afganistan, Ankara.
Ünlü, M, (1973). Türklük için Ne Dediler, İstanbul.
Yazıcı, O, (ed: Ali Ahmet Beyoğlu), (2002). “Birinci İngiliz-Afgan Savaşı ve Sonuçları”, Afganistan Üzerine Araştırmalar, İstanbul.
Yenerer, V, (2001). Ateş Ortasında, Ankara.
Yenişafak gazetesi, (2018). “ABD’nin Afganistan’daki Zulmünün 18. Yılı” 7 Ekim 2018.
Yiğit, D, (2017). “Hindistan’ın Afganistan Politikası ve Trump Yönetimi”, söyledik.com, 15 Haziran.
Yiğit, D, (2019). “İran Taliban ile Neden Görüşüyor?” Kafkassam, 4 Şubat.
Yiğit, D, (2019). “Suriye Krizinin İran’ın Afganistan Politikalarına Yansıması”, Kafkassam, 11 Ocak.
Yoldaş, M, (2004). “Afganistan Türklerinin Dünü-Bugünü ve Yarını,” 2023, S. 34, 15 Şubat.
Zeki, İ, (2015). 1973 Sonrası Afganistan’da Siyasi Partilerin Gelişmesi ve Cünbiş Partisi Örneği, Konya.