TÜRK DÜŞÜN HAYATINDA AİDLİK KAVRAMLARI

01 Ocak 2014 18:43 Prof. Dr.Selçuk DUMAN
Okunma
2697
TÜRK DÜŞÜN HAYATINDA AİDLİK KAVRAMLARI

Türk düşün hayatında yer alan aidlik kavramları; millet, milliyet, milliyetçilik, ulus ve ulusçuluk gibi adlarla tanımlanmakta olup, bu kavramların, Türk toplumunda hangi tarihten itibaren kullanıldığı ve hangi anlamlara geldiği konusunda farklı yaklaşımların ve görüşlerin olduğu muhakkaktır. Yaygın olarak toplumda yer bulan görüş; Batıdaki milletleşme süreci sonrası bu kavramların bizde de yer bulmaya çalıştığı iddiasıdır. Yani 18. yüzyıl sonrası hatta 19. yüzyılda bu kavramların Türkler arasında yaygınlaştığı düşüncesidir. Doğrudur. Avrupa’da bu kavramların ortaya çıkması Germenlerin Roma memleketlerini istilasından sonra başlamıştır. [1] Bu şekilde Avrupa’da yeniden yapılanma gerçekleşmiş, Fransa, Burgonya, Lombardia, Normandia kurulmuştur. Daha sonra imparatorluklar ortaya çıkmış ve bunu takiben de bugünkü İngiltere, Fransa, Almanya, İspanya ve İtalya tarihteki yerini almıştır.[2] 18. yüzyılda ise, ideolojik olarak aidlik kavramları kabul görmüş, 19. yüzyılda güç kazanmıştır.[3] Yani aidlik kavramları toplumların tarihsel gelişiminin ürünüdür.[4] Hobsbawm’da millet ve milliyetçilik kavramının çok yakın dönemde ortaya çıktığını, milletin ancak belli bir coğrafya üzerinde kurulan modern ulus devlet ile ilişkilendirildiği zaman anlam kazandığını yoksa milletin ve milliyetin tartışılmasının anlamı olmadığını[5] söyleyerek Avrupa’daki tarihi sürece dikkat çekmiştir. Elbette kavramlara yüklenen anlam da bu tarihsel süreçte şekillenmiştir. Aynı coğrafyayı paylaşan insanlar olarak tanımlanan ulus;[6] Avrupa’da ilk dönemlerde daha çok seçkinleri ifade ederken kullanılmıştır. Fransa’da devrim öncesi siyasi statü sahipleri için tanımlanmış, Macaristan’da; Macar baronları, din adamları ve soyluları karşılamış, Polonya’da; aristokrat sınıf ve Avrupa’nın batı, orta ve kuzey kısmında; orta sınıf için bazen de köylüleri içine alan bir tabir olarak ifade edilmiştir.[7] Milletleşmenin tamamlanması ile birlikte ise, Avrupa’da ulus kavramı, halkın karşılığı olarak anlam kazanmıştır. Bunun en güzel örneği İngiltere’dir. İngiltere’de yaşanan demokratikleşme süreci bu durumda etkili olmuştur.[8] 1700 ve 1850 dönemi Avrupa’da her yönüyle uluslaşma dönemi olarak kaşımıza çıkmaktadır.[9] Ancak Avrupa’da milletleşme ve aidlik kavramının ortaya çıkma ve uygulanma süreci bu şekilde iken, Türklerde bu kavramın ortaya çıkması ve uygulama süreci aynı olmadığı gibi onlardan da alınmamıştır. Çünkü yukarda da ifade ettiğim gibi bu kavramlar bir tarihi sürecin ortaya çıkardığı sonuç olup, Türklerde gerçekleşen tarihi süreç ile Avrupa’da gerçekleşen tarihi süreç aynı değildir. Türklerin milletleşmesi tarihi anlamda oldukça gerilere gitmektedir. Ülkemizde özellikle bu kavramların ortaya çıkmasının Avrupa ile başlatılmasının nedeni kanaatimizce milli tarih anlayışının eksik olması ve daha çok tarihin inanç üzerinden okunması ile ilişkilidir.
 
Türklerde Aidlik Kavramları
 
Türklerin Anavatanı; Doğu ve Batı Türkistan, Karadeniz’in Kuzeyi, Kafkaslar ve Anadolu’dur. [10]Bu söylemiş olduğumuz sınırları günümüzde somutlaştırırsak, İdil- Ural Bölgesi’nde; Çuvaşistan, Tataristan, Başkurdistan, Kafkasya’da; Azerbaycan, Kumuk, Karaçay, Balkar, Nogay, Kundur ve Kafkas Türkmeni, Batı Türkistan’da; Kazakistan, Özbekistan, Karakalpak Muhtar Cumhuriyeti, Türkmenistan, Kırgızistan, Sibirya’da; Yakutlar, Tuvalar, Batı Sibirya Tatarları, Hakaslar, Altaylar, Şorlar, Dolgalar, İran’da; Azeri, Kaşgay, Avşar, Kaçar, Şahseven ve Türkmenler, Afganistan’da; Hazar, Özbek, Türkmen, Kırgız, Kazak ve Karakalpaklar, Doğu Türkistan Türkleri, Irak Türkleri, Suriye Türkleri, Kosova Türkleri, Makedonya Türkleri, Yunanistan Türkleri, Bulgaristan Türkleri, Romanya Türkleri[11] ve Macaristan’da Kumuk Türkleri. Yani Atatürk’ün ifadesiyle, Asya’nın Batısı’nda ve Avrupa’nın Doğusu’nda olmak üzere kara ve deniz sınırlarıyla ayırt edilmiş dünyaca tanınmış büyük bir alandır.[12] Türkler Çin kaynaklarına göre M.Ö 1766 yıllarında siyasi teşkilatlarını kurmuşlardır. [13] Bu nedenle Türklerin bu coğrafyalarda yaşayan en eski ve devamlı topluluklardan biri olduğunu söyleyebiliriz. 4000 yıllık tarihi bir derinliğe sahip olan Türkler; Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarında önemli iz bırakmışlardır.[14] Çin’den Hindistan’a, Mezopotamya’dan Anadolu’ya ve Orta Avrupa’ya kadar Türk kültür unsurlarına bugün de rastlamak mümkündür.[15] Türk adı ise, önceleri Törük sonra çift heceli olarak kullanılmıştır.[16] Ruslar Türkiye Türkleri için “Turok” diğerleri için “Tyurski”, Anglo-Saksonlar Türkiye Türkleri için “Turk” diğerleri için “Turkic”, Almanlar Türkiye Türkleri için “Turke(n)” diğerleri için “Turkvolker” (Türk halkları) demektedir.[17] Türk kelimesi, yiğit, cesur, kahraman, bir araya gelmek anlamında kullanılmıştır.[18] Divanı Lügati’t Türk’te; Türk vakit anlamına gelen bir kelime olup, cesur, sert gibi anlamlara gelmektedir.[19]Ötüken Kitabelerinde,[20] Türk adı devlet adı olarak 6. yüzyıldan itibaren kullanılmaya başlanmıştır. Türk adı Türk lehçelerini konuşan kavimlere ad olarak verilmiştir.[21] Yani Türk adı hem soyu hem mensubiyeti belirtmektedir.[22] Buraya kadar yapmış olduğumuz açıklamalardan anlaşılacağı üzere Türkler çok eski tarihlerden itibaren belirli coğrafyayı esas alarak kendi milletlerine dayalı devletler kurmuştur. Bu nedenle Türklerde millet kavramı tarihleriyle birlikte başlamıştır.[23] Öyleyse öncelikle teşkilatlı toplumlarının temelini teşkil eden millet kavramını açıklayalım.
 
Milletin tanımı dünyada çok farklı şekillerde yapılmaktadır. Almanlar; “ırk ve dili”, Fransızlar; “istek ve iradeyi”, İtalyanlar; “toprak ve dili”, ön plana çıkarmaktadırlar.[24] Ziya Gökalp; Osmanlı milleti kavramının Osmanlı sınırları içerisinde yaşayan herkesi içine aldığı ancak bunun hata olduğunu, yine İslam birliği taraftarlarının ifadesi ile İslam milleti ümmettir. Oda milletten farklıdır. diyerek milleti; dilce, dince, ahlakça ve güzellik duygusu bakımından müşterek olanlar şeklinde tanımlamıştır.[25] Ahmet Ağaoğlu; milleti, lisan, dil, adet ve akideler ile müşterek tarih, müşterek vatan ve müşterek mukadderata sahip topluluk olarak ifade etmiş, Ömer Seyfettin; Türkçe konuşan bütün Müslümanları Türk Milleti olarak tanımlamış, Fuat Köprülü; dini lisanı bir olan derken, Hüseyin Zade Ali; dili Türkçe, dini Müslüman ve kendisine Türküm diyen herkesi Türk Milleti’nin içine almıştır.[26] Nejdet Sançar; milleti, soy, dil, kültür, ülkü, vatan, tarih ve din unsuru ile birbirlerine bağlı bir cemiyet olarak açıklamış,[27] Orhan Türkdoğan; dil, kültür ve ortak duygunun var olmasıdır. Diyerek milletin tarihi ve sosyal ilerlemenin ürünü olduğunu eklemiştir.[28] Bu tanımları çoğaltmak mümkündür. Bu tanımlar daha çok Osmanlı dönemini eleştirerek, ortaya çıksada o dönemin kültürel birikimlerini yansıtmaktadır. Çünkü Osmanlı döneminde, millet tanımı İslam düşüncesinden alınmıştır.[29] Millet, din anlamında kullanılmıştır.[30] Yani Türk Milleti İslamlaşma ile birlikte millet kavramını geriye itmiştir. Buda ister istemez daha sonra ortaya çıkan millet tanımlamalarına yansımış ve yukarıda olduğu gibi din ekseninde tanımlamaların yoğunluğu gözlenmiştir. Ebetteki bu tanımlama, bir yandan milliyet ile dinin karıştırılmasını ve milliyetin görmemezlikten gelinmesine neden olduğu gibi diğer yandan milli tarihten kopuşu ve Türk tarihinin İslam ile başlatılmasına da neden olmuştur.
 
Ancak bu tanımların dışında milleti modern anlamda ve tarihi kökeni esas alarak tanımlayanlarda vardır. Yusuf Akçura; milleti, soy ve dilin birliği sebebiyle toplumsal düzeninde de birlik oluşturmuş bir insan topluluğu şeklinde tanımlamıştır.[31] Bahaeddin Ögel; Millet, belirli bir bölgede yaşayan, müşterek dil, kültür ve tarih bağları ile birlikte uzun yaşantılara sahip olan bir insan topluluğudur.[32] Alparslan Türkeş; milleti, ortak dil, soy, ülkü, kültür ve tarih birliği gibi ayırıcı vasıflara haiz bağımsız olarak birlikte yaşama bilincine varmış insan topluluğu olarak ifade etmiştir.[33] Atatürk ise, gerek Türk tarihinden ilham alarak gerekse modernleşmeyi algılayarak millet kavramını tanımlamıştır. Atatürk Millet, “Müşterek milli fikrin, ahlakın, hissin, heyecan, hatıra ve ananelerin millet fertlerinde meydana gelmesini ve kökleşmesini temin eden müşterek mazinin, birlikte yapılmış tarihin, vicdanları ve zihinleri doğrudan doğruya birleştiren müşterek dilin milletin teşekkülünde en önemli etkenlerdir.” Demiştir.[34] Atatürk, milletin tarifinde üç unsur üzerinde durmuştur. Bunlar; dil, kültür ve ülkü birliğidir.[35] Milletin oluşmasında etkili olan doğal ve tarihi olguları ise, siyasal varlıkta birlik, dil birliği, yurt birliği, ırk ve köken birliği, tarihi yakınlık ve ahlaki yakınlık olarak ifade etmiştir.[36]
Modern anlamda millet; Muayyen bir memleketi şuralarda meclislerde temsil etmek veya bu maksatla temsilciler hakkı bulunan fertlerin meydana getirdiği heyet olarak tanımlanmıştır.[37] Batıda daha çok demokratikleşme ile tanımlanan bu kavram ulus olarak algılanmış ve modernleşme ile birlikte algılanmıştır. Ulus; eşit bireylerin, serbest iradelerine dayalı bir sosyal/siyasal sözleşme ile meydana gelen topluluk olarak ifade edilmiştir.[38] Ulusta temel nokta, birlik ve bütünlüğe ilişkin aklımıza gelebilecek her şey dir.[39] Elbette ulus kavramı da tıpkı millet kavramı gibi farklı şekillerde tanımlanabilmiştir. Ulus; kültürel, psikolojik, territoryal, siyasal ve tarihsel olmak üzere beş boyutta ele alınmıştır.[40] Bu çerçevede Ulus; belirli bir toprak üzerinde merkezi bir yapı ve bir araya gelen toplumun birbirlerine karşı bağımlılık hissetmesi olarak nitelenebilir. Ulusun ortaya çıkması ve evrimleşmesi belirli bir süreç gerektirmiştir. Yani tarihsel bir süreç yaşanmıştır. Öncelikle ulus devletler içinde evrimleşen ulus, Fransız ihtilalinden sonra olgunlaşmıştır. Ulusu ortaya çıkaran bir başka süreç ise ulusların vermiş olduğu savaşlardır. Üçüncü bir metot ise, kültürel anlamda birliktelikleri olanların siyasal birlikteliğe dönüşmüşlerdir.[41] Diğer yandan bir toplumun ulus olarak tanınması için toplumsal dayanışma, önemli bir sosyal bütünleşme, ortak kimlik kabulü ve bütünün parçası olma konusunda ortak duygu gereklidir.[42]  Görüldüğü üzere millet ve ulusun temel noktaları birleşmesine rağmen kimi zaman aynileştirilmiş, kimi zamanda ayrıştırılarak karşı karşıya getirilerek sosyal bütünleşme zayıflatıldığı gibi bu kavramlar yıpratılmaya çalışılmıştır. Bu iki kavramın gerek ortaya çıkış şekli ve gerekse tanımları birbirine oldukça yakın olup, ulus kavramı daha çok Avrupa’nın milletleşme süreci ile ilgili tanımlanmış, Milet kavramı ise İslami bir kavram olup, bizde sonradan gerçek anlamı dışında anlamlandırılmıştır. Günümüz için önemli olan bu kavramların hangisinin kullanılması değil kavramlara hangi anlamların yüklendiğidir. Bu neden ile bu kavramların bilinçli bir şekilde yıpratılmasına izin verilmemelidir.  Çünkü bütün dünyada millet ve ulus birbirlerinin karşılığıdır.[43] Diğer yandan millet olma bilinci ile demokrasiye doğru ilerleyiş arasında esaslı bir bağlantı vardır. Milli bilinç geliştikçe milletin hakkı ön plana çıkar, mutlak hükümranlık veya ayrıcalıklı azınlık yönetimden uzaklaşır.[44]  J. T. Delos’un dediği gibi millet medeniyetin doğurduğu en önemli belki de en gelişmiş bilinçli bir topluluktur.[45] Millet; tarihi, siyasi, sosyal ve hukuki bir gerçektir. Salt ırk ve ümmet kavramından farklıdır.[46] Bu gerçeği her zaman hatırlamalıyız.
 
Aidlik kavramının bir başkası milliyet kavramıdır. Milliyet kavramı, zaten aidlik anlamına gelmekte olup, bu duygu milli kimlik duygusunu ön plana çıkarır. Milletin fertlerinin tamamını olmasa da büyük bir kısmının milletleri uğrunda canlarını feda edebilecek bir ruhla dolar.[47] Bir milletin fertlerinin diğer milletlerden farklı bir kimliğe sahip olmaları milletlerin değişik organizma oluşturmasına ve onlardan ayrı ve paralel gelişmesine neden olur ki bu da milliyet prensibinin bir sonucudur.[48]
 
Atatürk; milliyet fikrinin gereğine inanmış, millet ve insanlar arasında hep milliyetin hâkim olduğunu söylemiştir.[49] Milliyet fikrinin kaynağı, fertlerin mensup oldukları kitleye karşı duydukları bağlılık hissi olduğuna göre, insanlar bir yandan yaşayabilmek için mücadele etmek ve mücadelede başarılı olabilmek için gruplaşmak gereği duyarlar. Diğer yandan insanın ruhunda yaşanan gelişim çerçevesinde barış içerisinde yaşamak ihtiyacı vardır. Milletlerin millet olarak yaşamasını temin eden, diğer milletler içinde erimesine, yok olup gitmesine mani olanda işte bu milli histir.[50] Milletlerin var olmak azim ve iradesi de milli şuurdur. Milli şuur; milliyet duygusu ve milliyetçilik kavramını karşılar.[51]
 
Milliyet duygusu, bir millette mensup ferlerin, o milletin mazisine, istikbaline, diline, kültürüne, ülke ve toprağına karşı besledikleri derin, irsîleşmiş bağlılıktan ibaret bir ruhi halettir.[52] Hegel; millet ve milliyet konusunda şöyle demiştir: “Her milletin kendine has ruhu vardır”.[53] Yusuf Akçura; Osmanlı milliyet projesinden bahsederek, cins, din, dil, mezhep ayrımı gözetilmeksizin yapılan projenin başarısız olduğunu, daha sonra Abdülaziz döneminde başlayan ve Abdülhamit döneminde fikir halinden eylem haline dönüşmüş İslamcılık siyaseti ile millet oluşturmaya siyasetinin başarısız olduğunu bu neden ile “Türk Milliyeti Siyasiyesi” nin gerekli olduğu üzerinde durmuştur. Bu görüşünü ise şu şekilde açıklamıştır: Osmanlı İmparatorluğu sınırları içerisinde yaşayan Türklerin, Türk olmadıkları halde az çok Türkleşmiş olanların ve ulusal vicdandan yoksun olanların bilinçlendirilmesi ve Türkleştirilmesi ile başlayıp daha sonra Asya ve Avrupa’ya yönelerek siyasal milliyet meydana getirmek olarak yorumlamıştır.[54]Max Weber’de, milliyet duygusunun biçimlenmesinde en önemli pozitif temeli oluşturan kültürel ögelerden dilin başta geldiğini ifade etmiştir.[55] Fransız İnsan Hakları Bildirgesi’nin 3. Maddesinde de milliyet kavramı yer almıştır. [56] Bu da çağdaşlaşma süreci ve modern devletler ile milliyet fikrinin ilintili olduğunu, çağdaş demokratik devletlerin en önemli özelliklerinin millete dayanmak olduğunu ortaya koymaktadır. [57] Diğer yandan Milletlerde milli şuur sosyolojik olarak bilinçaltında olduğu için hiç görülmeyen birinde bile başka milletler tarafından tehdit söz konusu olduğu zaman uyanır.[58] Sadri Maksudi Arsal’ın ifade etiği gibi milliyet hissi beşeri camialar, milletler kadar eskidir.[59] Türk kavim ve beylerinin kendi özelliklerini hissetmeleri bu çerçevede hep var olmuştur.[60] İslam öncesi Türk toplumunda, milliyet fikri en kuvvetli şuur şeklini korumuş ve çok defa devlet mefhumu milliyet mefhumu ile beraber yürümüştür.[61] Sosyolojik olarak gerçek olan bu duygu modern devletlerde hukukun en köklü prensiplerinden birini teşkil eder. Çünkü çağdaş devletler hukuku milliyet prensibine dayanmakta ve milliyeti istiklalin şartı görmektedir.[62]Türk devletlerinde, “Türk Milli Hukuku” olan Törenin ve özgürlüğün önemli olması ve vazgeçilmez olması da kurulan devletlerin bugünkü modern devletlere çok yakın olmaları ile açıklanabilir. Türk Milleti ulaştığı yüksek kültürden dolayı milliyet duygusuna hep sahip olmuştur.[63]
 
Ancak İslamlaşma sonrası ümmet mantığı nedeni ile yukarıda da ifade ettiğimiz gibi milliyet fikri gerilere itilmiş be nedenle modernleşme gecikmiş, modern devlet inşası 20. yüzyılda gerçekleşebilmiştir.
 
Aidlik kavramları içerisinde en çok kullanılan ve üzerinde çok fazla tartışma olan bir kavram ise milliyetçiliktir. Milliyetçiliğin tartışılması doğaldır. Avrupa’da uzun tartışmalar ve gitme gelmelerden sonra berraklaşmış ve Avrupalı toplumlar tarafından vazgeçilmez olmuştur. Çünkü milliyetçilik farklı tanımlara ve farklı uygulamalara sahiptir. Bunlar; sosyolojik milliyetçilik ve doktriner-ideolojik milliyetçilik olarak iki ana başlık altında sınıflandırılmakta ve alt başlıklara ayrılmaktadır. Alt başlıklarda; ırk milliyetçiliği, kültür milliyetçiliği, din milliyetçiliği, coğrafya milliyetçiliği ve totoliter milliyetçiliktir.[64]  Bu ayrımlar ve uygulamalar daha çok Avrupa’da milletleşme sürecinde görülmüş olup, Türklerde bu kavramın varlığı oldukça eskidir. Çünkü milliyetçilik teşkilatlı toplumlarda kişinin iradesinde mevcuttur. Fert istese de istemese de bir duygu olarak vardır.[65] Türk tarihinde bir milliyetçi çıkış olarak Büyük Hun Devleti’nde Çi-Çi’nin Çin esaretine karşı çıkışı gösterilmektedir. Alman Bilim Adamı Hirth; “Tarihte milliyetçiliği devlet siyasetinde temel yapan ilk devlet adamı Çi-Çidir” demiştir.[66] Bu da gösteriyor ki Çin esareti tehlikesi özgürlüğüne çok düşkün olan ve zaten içerisinde olan Türk Milli Şuurunu doğurmuştur.[67]  Göktürk Hükümdarı Bilge Kağan’dan bu taraf da sistemli bir şekilde Türk devletlerinde var olmuştur.[68] Ancak Türklerin İslamlaşması sonrası bu kavramı yeterince kullanmamıştır. Çünkü millet kavramı İslam da din anlamında kullanıldığı için bu kavram da dinin çizdiği sınırlar içerisinde kalmıştır. Oysa Milliyetçilik kavramı tesadüflerin eseri olarak ortaya çıkmamış ve insanın özünde olan bir kavramdır.[69] Milliyetçilik kavramı, sağ ve solun politikası da değildir. Çünkü sağ ve sol Avrupa’da, 19. ve 20. yüz yüzyıllarda aristograsi ile orta sınıf ve işçi sınıfı arasında cereyan eden mücadeleden doğmuştur.[70] Oysaki yukarıda anlattığımız gibi milliyetçilik kavramının kökeni oldukça gerilerdedir. Diğer yandan milliyetçilik, dünya vatandaşlığını ön plana çıkaran ve milliyet aleyhtarlığı yapan “kozmopolitliğe”,[71] kendi milletinin kusurlarını görmeyen, meziyetlerini abartan ve başka milletlerin yalnız kusurlarını gören “şovanizme”,[72] başka milletlerin hürriyetlerine, istiklaline, maddi ve manevi servetlerine tecavüzü reva gören ve başka milletleri tahakkümü altına almayı kendisi için hak telakki eden “emperyalizme”,[73] ırkçılığa, teokratik düzene, totoliterliğe ve komin düşünceye karşıdır ve bünyesinde barındırmaz[74] ve günümüzün moda kavramı olan uluslararasıcılığa karşıdır. Ancak salt bu da değildir.[75] Çünkü milliyetçilik ne kendisine zıt fikirlere karşı doğmuş bir tepki hareketidir. Ne de bir takım tezlerin anti tezidir. Bir dünya görüşü ve fikir sistemi olarak başlı başına bir tezdir. Bu nedenle milliyetçilik bir vasıta değil gayedir. Metot değil öz ve muhtevadır. Siyasi doktrin değil bir dünya görüşü ve düşünce sistemidir.[76] Milliyetçilik, mantıklı düşünceye, sağduyuya ve adalete dayanır. Akla değer verir. Diğer milletlerin hürriyetine ve istiklaline saygı gösterir. Sosyolojik ve psikolojik esaslara dayanır. Kan tahlili ve kemik yapısı ile ilgilenmez. Liberaldir. Hürriyetçidir. Eşitlikçidir. Barışçıdır. Bilimseldir ve demokratiktir.[77] Milliyetçilik; toplumda moral gücünü artırır, fertleri iyiye güzele doğruya yöneltir. Ne şahsi menfaat endişesi, nede kin, nefret ve kıskançlığı bünyesinde barındırır.[78] Milliyetçilik, sadece bir doktrin olmayıp daha ziyade bir düşünme, konuşma ve hareket sistemidir.[79]
 
Atatürk; Türk milliyetçiliğini, ilerleme ve gelişme yolunda ve uluslararası temas ve ilişkilerde bütün çağdaş milletlere paralel ve onlarla bir ahenkle yürümekle beraber Türk sosyal topluluğunun özel karakterini ve başlı başına bağımsız kimliğini korumak olarak tanımlamıştır.[80] Atatürk’ün tanımında da görüleceği üzere yukarıda ifade edilen modern milliyetçiliğin gereği olan noktalara dikkat çekmiştir. Milliyetçilik geçmişten kuvvet aldığı gibi topluma güç kazandırır ve ona güven duygusunu artırır.[81] Bu nedenle milliyetçilik, birleştirici, toplayıcı, yüceltici, çağdaş ve medenidir.[82] Milliyetçilik; milli tarih, milli edebiyat, milli felsefe, milli sanat zevki ve milli ahlak ile besleyerek milli şahsiyeti ortaya çıkarır.[83] Diğer yandan milliyetçilik, bir toplumun ekonomik ve siyasi anlamda kendi kaderini tayin etme ve çıkarlarını koruma düşüncesidir.[84] Batıda bu neden ile milliyetçilik modernlikle birlikte anılır. Milliyetçilik, aynı zamanda laikleşmeyi de esas kabul eder. Çünkü Modern toplumların olmazsa olmazı laikliktir.[85] Milliyetçilik, toplumun menfaatini ön planda tutması dolayısı ile de halka dayalı bir düşüncedir. Bu nedenden dolayı da demokrasi ile uyumludur.[86] Milliyetçiliğin niteliklerini bu şekilde ifade ettikten sonra milliyetçiliğin tanımını da birkaç şekilde verelim. Alparslan Türkeş milliyetçiliği; Türk Milleti’ne karşı beslenen derin sevginin ifadesi olarak tanımlamış ve kendisini samimi olarak Türk hisseden ve Türklüğe adayan herkes Türk’tür demiştir.[87]Nejdet Sancar; milliyetçilik, milleti maddi ve manevi alanda yükseltecek ve mutlu kılacak tek fikirdir.[88] Derken Mustafa Erkal; gözü ayyıldızı kulağı ezanı arayanların meydana getirdiği toplumun üzerinde durmuştur ki bu tanımlama inanç milliyetçiliğini ön plana çıkarmaktadır. Ancak Erkal’ın yaptığı kültür milliyetçiliği modern milliyetçilik açısından önemlidir. Erkal; Kültür milliyetçiliğini, diğer milletlerin varlığına saygı duyarak, kendine de saygı duyarak, toplumu her alanda yaşama hakkına sahip kılmaktır. Demiştir.[89]Atatürk, kurmuş olduğu devleti ve kurucularını milliyetçilik ekseninde değerlendirerek; Biz doğrudan doğruya milliyet perveriz ve Türk milliyetçisiyiz. Cumhuriyetin dayanağı Türk toplumudur. Demiş ve milliyetçiliğin anlamını, bu toplumun fertleri ne kadar Türk kültürü ile dolu olursa o topluluğa dayanan cemiyette o kadar kuvvetli olur. Sözüyle kültür milliyetçiliğini ön plana çıkarmıştır.[90] Şimdi kültür milliyetçiliğini biraz daha ayrıntılı tanımlayalım. Kültür milliyetçiliği; milletin tarihinin, hukukunun, iktisadi hayatının, sosyal yapısının, inanç dünyasının, şiirinin, edebiyatının ve musikisinin araştırılıp ortaya çıkarılmasıdır.[91] Atatürk’te bu çerçevede yukarıda da ifade ettiğim gibi milliyetçilik ekseninde kurmuş olduğu Halkevleri ile sistemli bir şekilde bu amaçları yerine getirmeye çalışmıştır. Aydın Taneri; milliyetçiliği, mensup olduğu milleti sevmek olarak tanımlamış ve bunun çok önemli olduğunu, milletlerin yaşayabilmesi, devam edebilmesi ve yükselebilmesinde kişilerin mensup oldukları kütleye bağlı olmaları gerektiğini vurgulamıştır.[92] Milliyetçilik aşağılanmış halklar için bir gurur kaynağı, eşitlikçi bir motif ve süreç içerisinde demokrasi ile uygarlığa katılmanın ya da kavuşmanın kabul edilmiş tarzı olmuştur.[93] Milliyetçilik, bireylerin içinden çıktığı aileyi, toplumu ve kültürü önemsemesi, onları değerli ve saygıya laik görmesi, bağımsız ve özgür olmayanı talep etmesi ve diğer milletlerle aynı haklara sahip olmasını istemesi anlamına gelir.[94] Milliyetçilik, ulusal ekonomiyi yaratmak, özerk bir ulusal yasama-yürütme oluşturmak, ayrıca bütün bağ ve ilişkileri birleştirmek, ulusal kültür ve buna bağlı bir kimlik tanımlaması yapmayı amaçlar.[95] Bu maçların sonucunda, milli kimlik, milli birlik ve milli özerklik öne çıkar.[96]
 
Milliyetçiler, bir milletin kendi kaderini belirleme, milli karakterlerini koruma ve kendi milletinin özel vasıflarını insanlığın ortak mirasına katmak gibi bir misyon yüklenirler.[97]  Ancak tüm milliyetçiler bu misyona uygun hareket etmeyebilirler. Bu da kültürel homojenliğin oluşmasını yani sosyal bütünleşmenin gerçekleşmesini engeller. Oysa her milliyetçi, kamusal kültüre sahip olmayı amaçlar. Farklı etnik yapılara bu kamusal kültüre zarar vermeyecek şekilde özel kültüre sahip olmaları için izin verir. Diğer yandan temel insan haklarını ve bireysel eşitliği göz ardı etmeyen milliyetçiler, emperyalizme ve emperyal tiranlığa karşıda tek koruyucudur.[98]
Son olarak aidlik kavramlarından olan ulusçuluk üzerinde duralım. Demokrasiye ve laisiteye ulaşan ulus devletlerin[99] ortaya çıkması ile ulus kavramı sıkça kullanılmaya başlamıştır. Yukarıda da tanımlarını ayrı ayrı verdiğimiz bu kavram millet kavramından çok uzak değildir. Yine aynı şekilde milliyetçilikle paralel kullanılan ulusçulukta aidlik kavramları içerisinde bulunmaktadır. Ulusçulukta milliyetçilikte olduğu gibi belirli bir tarihi süreçte ortaya çıkmış ve tanımları da ona göre şekillenmiştir.
 
Ulusçuluk; uyuyan ulusları uyandırır, onları kendi benliklerine kavuşturur, bir monarkın veya başka bir ulusun boyunduruğu altından, kurtarır yada onları kendi devletlerine kavuşturur.[100]Ulusçulukta; egemenliğin ulusta olması gerektiği ve egemenliğin devlet organları tarafından kullanılacağı üzerinde durulur.[101] Milliyetçilikte olduğu gibi ulusçulukta da farklı tanımlar ve uygulamalar mevcuttur. Örneğin; akılcı ulusçuluk, etnik ulusçuluk, kültürel ulusçuluk ve siyasi ulusçuluk bunlardandır.[102]
 
Görüldüğü üzere tüm bu tanımlardan hareket ile millet, ulus, milliyetçilik ve ulusçuluk kavramları modern toplumların kavramlarıdır. Eski Türk halklarında derin bir sınıf ayrılığının olmaması ve sınıf mücadelesinin bulunmaması,[103] ortak akıl ile devletin yönetilmesi, Türk milli hukukunun etkin olarak kullanılması ve belirli bir coğrafyada gerçekleşen siyasi egemenlik Türklerde bu kavramların etkin olarak ilk dönemlerden itibaren kullanılmasına neden olmuştur.
 
Sonuç
 
Aidlik kavramları tarihte teşkilatlanmış toplumlar için geçerli kavramlar olup, siyasal anlamda toplumu bir arada tutmak, aynı amaç ve aynı hedefe yönlendirmek, aralarında dialoğu sağlamak, barışı inşa etmek ve hukuka göre toplumun şekil almasını sağlamak amacıyla kullanılmışlardır ve kullanılmaya da devam edilecektir. Türkler dünyada siyasal anlamda teşkilatlanan ilk toplumlardan oldukları için yaklaşık olarak 4000 yıllık bir tecrübeye sahiptirler.  Ancak İslamlaşma sonrası Ortadoğu eksenli yapılanan Türkler, geçmişleri ile önemli oranda bağlarını kopardıkları ve tarihi kökenlerini Ortadoğu’ya dayandırdıklarından dolayı bu kavramlar, önemli oranda unutulmuş ve 19. yüzyılın sonlarından itibaren kullanılmaya başlanmıştır. Bu neden ile birçok eserde aidlik kavramlarının Avrupa’daki özellikle Fransız ihtilali sonrası gelişen sürecin sonucu olarak Türk toplumunda yer bulduğu ifade edilmiştir. Oysaki bu kavramlar, toplumların tarihi süreçleri ile ilgili olduğu için Türkler de oldukça eski bir geçmişe sahiptir. Hatta Türk Devletlerinin zor dönemlerinde gösterilen tepkiler incelendiği zaman bu kavramların devlet politikası olarak ta kullanıldığı gayet açık bir şekilde görülecektir. Aidlik kavramları, modern çağın bir gereği olarak bireyi şahsiyetli bir vatandaş olarak şekillendirmiş, devletin ömrünün olabildiğince uzun olmasına yardımcı olmuş, farklı kökenden gelenlerin aynı coğrafyada birlikte sorunsuz bir şekilde barış içinde yaşaması için gerekli alt yapıyı oluşturmuştur. Ancak aidlik kavramlarına yüklenilen anlama dikkat edilmelidir. Özellikle kozmopolitler, küreselciler, uluslararacılar, ümmetçiler ve kominlerin bilinçli bir şekilde bir yandan aidlik kavramlarını, ırkçılıkla, şovenizm, totoliterlikle, teokratiklikle ilişkilendirerek, itibarsızlaştırmaya çalışmaktalar.  Diğer yandan farklı adlar ile güçlerini zayıflatarak toplumda kamuoyu oluşturmasını engellemektedirler.  Gerçekte son derece doğal olan bu kavramlar, her bireyin bilinçaltında zaten var olan ancak işlenildiği zaman işlerlik kazanan ve verimli olan aidlik kavramları, modern toplumlar için vazgeçilmezdirler. Bundan dolayı bu kavramları savunanlar, endişe etmeden fikirlerine sahip çıkmalı ve gereğini yapmalıdırlar.
 
Bibliyografya

  • ADIYEKE, Nuri, “Osmanlı Sosyal Söylemlerinde Cemaat-Millet ve Anadolu Uygulaması”, I. Ulusal Tarih Kongresi Bildirileri, 30 Nisan- 2 Mayıs 1997, Mersin.
  • AFETİNAN,  A., Medeni Bilgiler ve Mustafa Kemal Atatürk’ün El Yazmaları, Ankara 2000.
  • AKÇURA, Yusuf, Üç tarzı Siyaset, Ankara 1991.
  • AKÇURAOĞLU, Yusuf, Türkçülük, İstanbul 1990.
  • ARIK, Remzi Oğuz, Türk Milliyetçiliği, İstanbul 1992.
  • ARSAL, Sadri  Maksudi, Milliyet Duygusunun Sosyolojik Esasları, İstanbul 1955.
  • AYDIN, Suavi, Modernleşme ve Milliyetçilik, İstanbul 2000.
  • AYNİ, Mehmed Ali, Milliyetçilik, Tarihte ve Türklerde Din, Millet ve Milliyetçilik, (Haz: İsmail Dervişoğlu), İstanbul 2011.
  • CALHOUN, Craıg, Milliyetçilik, (Çev: Bilgen Sütçüoğlu), İstanbul 2007.
  • DANİŞMEND,  İsmail Hami, Türklük Meseleleri, İstanbul 1983.
  • DAVİS, Horace,  Sosyalizm ve Ulusalcılık, (Çev: Kudret Emiroğlu), İstanbul 1991.
  • DEVLET,  Nadir, Doğuştan Günümüze Büyük İslam Tarihi Çağdaş Türkîler, İstanbul 1993.
  • DİECKHOFF, Alain, –JAFFRELOT, Christophe, Milliyetçiliği Yeniden Düşünmek Kuramlar ve Uygulamalar, (Çev: Devrim Çetinkasap), İstanbul 2010.
  • ERKAL,  Mustafa, “Milli Kültürümüzün Meseleleri ve Bazı teklifler” Milliyetçilik ve Milliyetçilik Tarihi II. Kongresi, 8-9 Nisan 1989 Ankara.
  • ERKAL, Mustafa, Etnik Tuzak, İstanbul 1993.
  • EROĞLU, Hamza, “Atatürk’e Göre Millet ve Milliyetçilik”, Atatürk Yolu, Ankara 1987.
  • ERÖZDEN,  Ozan, Nasyonalizm(Ulusçuluk), İstanbul 1996.
  • FEVZİOĞLU,  Turhan, Atatürk ve Milliyetçilik, Ankara 1987.
  • GELLNER, Ernest, “Millet Nedir?” Milletler ve Milliyetçilik, (Der: Mümtazer Türköne), İstanbul 2012.
  • GELLNER, Milliyetçiliğe Bakmak, (Çev: Simten Coşar-Saltuk Özertürk-Nalan Soyarık), İstanbul 1998.
  • GÖKALP, Ziya, Türkçülüğün Esasları, İstanbul 1990.
  • GUİBERNAU, Montserrat, Milliyetçilikler 20. Yüzyılda Ulusal Devlet ve Milliyetçilikler, (Çev: Neşe Nur Domaniç), İstanbul 1997.
  • HACIEMİNOĞLU, Necmettin, Milliyetçilik, Ülkücülük ve Aydınlar, İstanbul 1995.
  • HOBSBAWM, E. J., Milletler ve Milliyetçilik, (Çev: Osman Akınhay), İstanbul 2006.
  • KAFESOĞLU, İbrahim, Türk Milli Kültürü, İstanbul 1992.
  • KAFESOĞLU, İbrahim, Türk Milliyetçiliğinin Meseleleri, İstanbul 1999.
  • KAŞGARLI MAHMUT, Divanı Lügati’t Türk, ( Haz: Besim Atalay), C.4,  Ankara 1991.
  • KEDOURİE, Elie, “Milliyetçilik ve Sel-Determinasyon” Milletler ve Milliyetçilik, (Der: Mümtazer Türköne), İstanbul 2012.
  • KENANOĞLU, M. Macit, Osmanlı Millet Sistemi, İstanbul 2007.
  • KESKİN, Mustafa, Atatürk’ün Millet ve Milliyetçilik Anlayışı, Ankara 1999.
  • KILIÇBAY, Mehmet Ali, “Modern Ulus Kavramı ve Ulus Devlet”, I. Ulusal Tarih Kongresi Bildirileri, 30 Nisan- 2 Mayıs 1997, Mersin.
  • KOÇ Yusuf, - KOÇ, Ali, Tarihi Belgeler Işığında Belgelerle Mustafa Kemal Atatürk, Ankara 2007.
  • KOHN, Hans, “Milliyetçilik Fikri” , Milletler ve Milliyetçilik, (Der: Mümtazer Türköne), İstanbul 2012.
  • KÖSOĞLU, Nevzat, Türk Dünyası Tarihi ve Türk Medeniyeti Üzerine Düşünceler, İstanbul 1991.
  • KURAN,  Ercüment, “Türkiye’de Çağdaşlaşma ve Milliyetçiliğin Gelişmesi”, Milliyetçilik ve Milliyetçilik Tarihi II. İlmi Kongresi, 8-9 Nisan 1989, Ankara.
  • LLOBERA, Josep R., Batı Avrupa’da Milliyetçiliğin Gelişimi, ( Çev: Emek Akman-Ebru Akman), Ankara 2007.
  • ÖGEL, Bahaeddin, Türk Kültürünün Gelişme Çağları I, Ankara 1971.
  • ÖGEL, Bahaeddin, Türk Kültürünün gelişme Çağları II, İstanbul 1971.
  • ÖĞÜN, Süleyman Seyfi, Mukayeseli Sosyal Teori ve Tarih Bağlamında Milliyetçilik, İstanbul 2000.
  • ÖZTÜRK, Ali, Ötüken Türk Kitabeleri, İstanbul 1973.
  • RASONY, Laszlo, Tarihte Türklük, Ankara 1993.
  • RENAN, Ernest, “Millet Nedir?”, Milletler ve Milliyetçilik, (Der: Mümtazer Türköne), İstanbul 2012.
  • ROGER, Antoine, Milliyetçilik Kuramları, (Çev: Aziz Ufuk Kılıç), İstanbul 2008.
  • SANÇAR, Nejdet, Türkçülük Üzerine Makaleler, İstanbul 1995.
  • SARINAY, Yusuf, Türk Milliyetçiliğinin Tarihi Gelişimi ve Türk Ocakları, İstanbul 1994.
  • SCHULZE, Hagen, Avrupa’da Ulus ve Devletler, (Çev: Timuçin Binder), İstanbul 2005.
  • TANERİ, Aydın, Türk Devlet Geleneği, İstanbul 1993.
  • TİLLY, Charles, Zor, Sermaye ve Avrupa Devletlerinin Oluşumu, (Çev: Kudret Emiroğlu), İstanbul 2001.
  • TOGAN, Zeki Velidi, Umumi Türk Tarihine Giriş, İstanbul 1981.
  • TUNAYA, Tarık Zafer, Siyasi Müesseseler ve Anayasa Hukuku, İstanbul 1975.
  • TÜRKDOĞAN, Orhan, Milli Kimliğin Yükselişi Niçin Milletleşme, İstanbul 1999.
  • TÜRKEŞ, Alparslan, Milli Doktrin Dokuz Işık, Ankara 1972.
  • ÜNLÜ, Muzaffer, Türklük için Ne Dediler, İstanbul 1973.
  • WEBER,  Max, “Millet”, Milletler ve Milliyetçilik, (Der: Mümtazer Türköne), İstanbul 2012.
  • YENİÇERİ, Özcan, Küreselleşme Karşısında Milliyetçilik ve Kimlik, İstanbul 2005.

[1]Mehmed Ali Ayni, Milliyetçilik, Tarihte ve Türklerde Din, Millet ve Milliyetçilik, (Haz: İsmail Dervişoğlu), İstanbul 2011, s.45.

[2] Ernest Renan, “Millet Nedir?” ,  Milletler ve Milliyetçilik, (Der: Mümtazer Türköne), İstanbul 2012, s.47.

[3] Süleyman Seyfi Öğün, Mukayeseli Sosyal Teori ve Tarih Bağlamında Milliyetçilik, İstanbul 2000, s.1.

[4]Hans Kohn, “Milliyetçilik Fikri” , Milletler ve Milliyetçilik, (Der: Mümtazer Türköne), İstanbul 2012, s.138.

[5] E. J. Hobsbawm, Milletler ve Milliyetçilik, (Çev: Osman Akınhay), İstanbul 2006, s.24.

[6]Alain Dieckhoff – ChristopheJaffrelot, Milliyetçiliği Yeniden Düşünmek Kuramlar ve Uygulamalar, (Çev: Devrim Çetinkasap), İstanbul 2010, s.11.

[7]Hagen Schulze, Avrupa’da Ulus ve Devletler, (Çev: Timuçin Binder), İstanbul 2005, s.103-104.

[8] DİECKHOFF –JAFFRELOT, Milliyetçiliği Yeniden Düşünmek Kuramlar ve Uygulamalar, s.11.

[9] Charles Tilly, Zor, Sermaye ve Avrupa Devletlerinin Oluşumu, (Çev: Kudret Emiroğlu), İstanbul 2001, s.63-64.

[10] Zeki Velidi Togan, Umumi Türk Tarihine Giriş, İstanbul 1981, s.7.

[11] Bkz. Nadir Devlet, Doğuştan Günümüze Büyük İslam Tarihi Çağdaş Türkîler, İstanbul 1993.

[12] A. Afetinan, Medeni Bilgiler ve Mustafa Kemal Atatürk’ün El Yazmaları, Ankara 2000, s.29.

[13] Nevzat Kösoğlu, Türk Dünyası Tarihi ve Türk Medeniyeti Üzerine Düşünceler, İstanbul 1991, s.26.

[14] İbrahim Kafesoğlu, Türk Milli Kültürü, İstanbul 1992, s.41.

[15]Laszlo Rasony, Tarihte Türklük, Ankara 1993, s.65.

[16] KAFESOĞLU, Türk Milli Kültürü, s.42.

[17] DEVLET, Doğuştan Günümüze Büyük İslam Tarihi Çağdaş Türkîler, s. 17-18.

[18] Muzaffer Ünlü, Türklük için Ne Dediler, İstanbul 1973, s.14.

[19] Kaşgarlı Mahmut, Divanı Lügati’t Türk, ( Haz: Besim Atalay), C.4,  Ankara 1991, s.674.

[20] Ali Öztürk, Ötüken Türk Kitabeleri, İstanbul 1973.

[21] TOGAN, Umumi Türk Tarihine Giriş, s.37.

[22] DEVLET, Doğuştan Günümüze Büyük İslam Tarihi Çağdaş Türkîler, s. 17-18.

[23]Aydın Taneri, Türk Devlet Geleneği, İstanbul 1993, s.88

[24] Yusuf Akçuraoğlu, Türkçülük, İstanbul 1990, s.12

[25] Ziya Gökalp, Türkçülüğün Esasları, İstanbul 1990, s.19-22.

[26] Yusuf Sarınay, Türk Milliyetçiliğinin Tarihi Gelişimi ve Türk Ocakları, İstanbul 1994, s.177-180.

[27]Nejdet Sançar, Türkçülük Üzerine Makaleler, İstanbul 1995, s.17.

[28] OrhanTürkdoğan, Milli Kimliğin Yükselişi Niçin Milletleşme, İstanbul 1999, s.2.

[29] Nuri Adıyeke, “Osmanlı Sosyal Söylemlerinde Cemaat-Millet ve Anadolu Uygulaması”, I. Ulusal Tarih Kongresi Bildirileri, 30 Nisan- 2 Mayıs 1997, Mersin, s. 38.

[30] M. Macit Kenanoğlu, Osmanlı Millet Sistemi, İstanbul 2007, s.33.

[31] AKÇURAOĞLU, Türkçülük,  s.12.

[32] Bahaeddin Ögel, Türk Kültürünün gelişme Çağları II, İstanbul 1971, s.37.

[33] Alparslan Türkeş, Milli Doktrin Dokuz Işık, Ankara 1972, s.37.

[34]  AFETİNAN, Mustafa Kemal Atatürk’ten Yazdıklarım, İstanbul 1971, s.57.

[35] AFETİNAN, Medeni Bilgiler ve Mustafa Kemal Atatürk’ün El Yazıları, s.28.

[36] AFETİNAN, Medeni Bilgiler ve Mustafa Kemal Atatürk’ün El Yazıları, s.32.

[37]Elie Kedourie, “Milliyetçilik ve Sel-Determinasyon” Milletler ve Milliyetçilik, s.115.

[38] Ozan Erözden, Nasyonalizm(Ulusçuluk), İstanbul 1996, s.19.

[39] ERÖZDEN, Nasyonalizm(Ulusçuluk), s.13.

[40] Montserrat Guibernau, Milliyetçilikler 20. Yüzyılda Ulusal Devlet ve Milliyetçilikler, (Çev: Neşe Nur Domaniç), İstanbul 1997, s.92.

[41]Horace  B. Davis, Sosyalizm ve Ulusalcılık,  (Çev: Kudret Emiroğlu), İstanbul 1991, 16-18.

[42]Craıg Calhoun, Milliyetçilik,  (Çev: Bilgen Sütçüoğlu), İstanbul 2007, s.5.

[43] Mustafa Erkal, “Milli Kültürümüzün Meseleleri ve Bazı teklifler” Milliyetçilik ve Milliyetçilik Tarihi II. Kongresi, 8-9 Nisan 1989 Ankara, s.37.

[44] Turhan Fevzioğlu, Atatürk ve Milliyetçilik, Ankara 1987, s.9.

[45] Hamza Eroğlu, “Atatürk’e Göre Millet ve Milliyetçilik”, Atatürk Yolu, Ankara 1987, s.134.

[46]EROĞLU, “Atatürk’e Göre Millet ve Milliyetçilik”, s.136.

[47]Anthony D. Simith, “Milletin Savunusu”, Milletler ve Milliyetçilik, s. 78.

[48] AFETİNAN, Medeni Bilgiler ve Mustafa Kemal Atatürk’ün El Yazıları, s.35.

[49] FEYZİOĞLU, Atatürk ve Milliyetçilik, s.16

[50]Sadri  Maksudi Arsal, Milliyet Duygusunun Sosyolojik Esasları, İstanbul 1955, s.64.

[51] ARSAL, Milliyet Duygusunun Sosyolojik Esasları, s.65.

[52] ARSAL, Milliyet Duygusunun Sosyolojik Esasları, s.79.

[53] ARSAL, Milliyet Duygusunun Sosyolojik Esasları, s.93.

[54] Yusuf Akçura, Üç tarzı Siyaset, Ankara 1991, s.6-8.

[55]Max Weber,  “Millet”, Milletler ve Milliyetçilik, s. S.67.

[56] AYNİ, Milliyetçilik, Tarihte ve Türklerde Millet ve Milliyetçilik, s.81.

[57] Tarık Zafer Tunaya, Siyasi Müesseseler ve Anayasa Hukuku, İstanbul 1975, s.524-525.

[58] TANERİ, Türk Devlet Geleneği, s.97.

[59] ARSAL, Milliyet Duygusunun Sosyolojik Esasları, s.129.

[60] AKÇURAOĞLU, Türkçülük, s.11.

[61] İsmail Hami Danişmend, Türklük Meseleleri, İstanbul 1983, s.20.

[62] Mustafa Keskin, Atatürk’ün Millet ve Milliyetçilik Anlayışı, Ankara 1999, s.7.

[63] Özcan Yeniçeri, Küreselleşme Karşısında Milliyetçilik ve Kimlik, İstanbul 2005, s.39.

[64] KESKİN, Atatürk’ün Millet ve Milliyetçilik Anlayışı, s.s.10.

[65] TANERİ, Türk Devlet Geleneği, s.85.

[66] KAFESOĞLU, Türk Milliyetçiliğinin Meseleleri, İstanbul 1999, s. 19.

[67] ÖGEL, Türk Kültürünün Gelişme Çağları I., s.35.

[68] Necmettin Hacıeminoğlu, Milliyetçilik, Ülkücülük ve Aydınlar, İstanbul 1995, s.12.

[69] Ernest Gellner, “Millet Nedir?” Milletler ve Milliyetçilik, s.88.

[70] KEDOURİE, “Milliyetçilik ve Self-Determinasyon”, s.127

[71] ARSAL, Milliyet Duygusunun Sosyolojik Esasları, s.105.

[72] ARSAL, Milliyet Duygusunun Sosyolojik Esasları, s.122.

[73] ARSAL, Milliyet Duygusunun Sosyolojik Esasları, s.125.

[74] EROĞLU, “Atatürk’e Göre Millet ve Milliyetçilik”, s.144-145.

[75][75] GELLNER, Milliyetçiliğe Bakmak, (Çev: Simten Coşar-Saltuk Özertürk-Nalan Soyarık), İstanbul 1998, s.45.

[76] HACIEMİNOĞLU, Milliyetçili, Ülkücülük ve Aydınlar, s.17.

[77] EROĞLU, “Atatürk’e Göre Millet ve Milliyetçilik”, s.143-144.

[78] KAFESOĞLU, Türk Milliyetçiliğinin Meseleleri, s.s.17.

[79] CAHOUN, Milliyetçilik, s.16.

[80] AFETİNAN, Medeni Bilgiler ve Mustafa Kemal Atatürk’ün El Yazıları, s.36.

[81] Ercüment Kuran,  “Türkiye’de Çağdaşlaşma ve Milliyetçiliğin Gelişmesi”, Milliyetçilik ve Milliyetçilik Tarihi II. İlmi Kongresi, 8-9 Nisan 1989, Ankara, s.29.

[82]FEYZİOĞLU, Atatürk ve Milliyetçilik, s.8.

[83] KAFESOĞLU, Türk Milliyetçiliğinin Meseleleri, s.99.

[84]Antoine Roger, Milliyetçilik Kuramları,  (Çev: Aziz Ufuk Kılıç), İstanbul 2008, s.2.

[85]Josep R. Llobera, Batı Avrupa’da Milliyetçiliğin Gelişimi,  (Çev: Emek Akman-Ebru Akman), Ankara 2007, s.212.

[86] Remzi Oğuz Arık, Türk Milliyetçiliği, İstanbul 1992, s. 130.

[87] TÜRKEŞ, Mili Doktrin Dokuz Işık, s.15.

[88] SANÇAR, Türklük Üzerine Makaleler, s. 56.

[89] ERKAL, Etnik Tuzak, İstanbul 1993, s. 37.

[90] Yusuf Koç-Ali Koç, Tarihi Belgeler Işığında Belgelerle Mustafa Kemal Atatürk, Ankara 2007, s. 30.

[91] KESKİN, Atatürk’ün Millet ve Milliyetçilik Anlayışı, s.15.

[92]TANERİ, Türk Devlet Geleneği, s.84.

[93] YENİÇERİ, Küreselleşme Karşısında Milliyetçilik ve Kimlik, s. 37.

[94] YENİÇERİ, Küreselleşme Karşısında Milliyetçilik ve Kimlik, s. 41.

[95] Suavi Aydın, Modernleşme ve Milliyetçilik, İstanbul 2000, s.61.

[96] SMİTH, “Milletin savunusu” Milletler ve Milliyetçilik, s.73.

[97] YENİÇERİ, Küreselleşme Karşısında Milliyetçilik ve Kimlik, s.218.

[98] SMİTH, “Milletin savunusu” Milletler ve Milliyetçilik, s.74-77.

[99] Mehmet Ali Kılıçbay, “Modern Ulus Kavramı ve Ulus Devlet”, I. Ulusal Tarih Kongresi Bildirileri, 30 Nisan- 2 Mayıs 1997, Mersin s.14.

[100] ERÖZDEN, Nasyonalizm(Ulusçuluk), s.9.

[101] ERÖZDEN, Nasyonalizm(Ulusçuluk), s.18.

[102] ERÖZDEN, Nasyonalizm(Ulusçuluk), s.27.

[103] ÖGEL, Türk Kültürünün Gelişme Çağları II, s.36.