ANA HATLARIYLA MİLLİYETÇİ HAREKET PARTİSİNİN DIŞ SİYASET ESASLARINA DAİR BİR DEĞERLENDİRME

08 Temmuz 2023 11:18 Doç.Dr.İsmet TÜRKMEN
Okunma
439
ANA HATLARIYLA MİLLİYETÇİ HAREKET PARTİSİNİN DIŞ SİYASET ESASLARINA DAİR BİR DEĞERLENDİRME

ANA HATLARIYLA MİLLİYETÇİ HAREKET PARTİSİNİN DIŞSİYASET ESASLARINA DAİR BİR DEĞERLENDİRME

Prof. Dr. İsmet Türkmen[1]

 

MilliyetçiHareket Partisinin (MHP) millî dış siyaset esasları, Cumhuriyet tarihimizintemel konularından birini teşkil etmekle birlikte, kutsal ve bir o kadar dabüyük mücadele sonunda kazanılmış zaferi taçlandıran hassasiyetin ürünüdür. TürkiyeCumhuriyeti Devleti’nin ve Türk dünyasının önemli dönemlerine tanıklık vetecrübe eden Devlet Bahçeli ve kurmaylarının takip ettiği dış siyaset, dününtarihinin kavranması kadar bugünün siyasetçilerinin tavır belirlemelerinde deson derece önemi haiz olduğu muhakkaktır. Bu gerçeklikten de hareketle “MHP’ninMillî Dış Siyaset Esasları”nı müstakil olarak ele almayı ve söz konusu busiyasi tavrın, içteki ve dıştaki yansımalarını irdelemeyi gerekli gördük.

Dışpolitika veya dış siyaset geniş anlamıyla, uluslararası ilişkilerde birdevletin başka bir devlet veya uluslararası alana yönelik takip ettiği siyaseteverilen isimdir. Özellikle dış politika kavramı İkinci Dünya Savaşı Dönemi’ndebaşlamak üzere küresel etkenlerin de devreye girmesi ile ülkenin güvenliğinin,iktisadi refahının korunması ve geliştirmesi gibi olguları içine almıştır.[2] Bu anlam genişlemesindekavram, iktisadi refah ve onunla ilişkili olarak iş dünyasının çıkarları başlıbaşına bir saha oluştururken, dış siyasetin önemli bir parçası olan millîgüvenlik artık salt askerî anlamda kullanılmamakla birlikte; millî menfaatler,siyasi istikrar, çevre/insan sağlığı, antiterörizm, insan kaçakçılığı vekadın/uyuşturucu ticaretini önlemek gibi konuları da kapsamı içine almaktadır[3].

MHPNİN PARTİ VE HÜKÛMET PROGRAMLARINDA DIŞ SİYASETESASLARI

MHP, kadrove politikaları itibarıyla Milliyetçi Çalışma Partisinin (MÇP) devamı olduğuiçin 1983 sonrası MÇP parti programını irdelemek, MHP’nin sonrakipolitikalarını anlamak ve değerlendirmek bakımından yerinde olacaktır. Bunedenle MÇP Programı’nda yer alan dış politika kısmı tarihî arka planı anlamakaçısında değerlendirilmeye çalışılmıştır.

MÇP’nin 1Ocak 1986 tarihli parti programında “DışPolitikamızın Esasları” başlığı altıda (Madde 62), özetle şu ifadelere yerverilmiştir:

Dışpolitikada bütün devletlerle dostane münasebetler kurulması zaruretine inanıyoruz.Yakın komşularımızla, tarihî bağlarla bağlı bulunduğumuz Orta Doğu milletleri,Asya ve Afrika'da bağımsızlığına yeni kavuşmuş memleketlerin halkı ile yakınmünasebetler kurmayı, dostluk tesis etmeyi, hem Türkiye'nin dünya milletlercamiası içindeki şerefli yerini almasına hem de dünyada hürriyet ve barışınteessüsüne yardım eden bir adım olarak mütalaa ederiz. Anadolu yarımadasınınbir uzantısı olan Kıbrıs, Kıbrıslı soydaşlarımızın olduğu kadar Türkiye'ningüvenliği bakımından da işgal ettiği jeopolitik ve stratejik mevkii itibarıylaDoğu Akdeniz'in ve Orta Doğu’nun güvenliği ve huzuruyla dünya barışı bakımındanda büyük bir önem taşımaktadır… Tarihî, kültürel ve manevi bağlarla ilişkiliolduğumuz Orta Doğu ve İslam ülkeleri ile olan iktisadi ve ticarimünasebetlerimizin hacmini artırarak devamlı hâle getirmeliyiz. İslamülkelerinin önemli şehirlerinde daimi ‘TürkTicaret Merkezleri’ açılmalıdır, İslam ülkeleri ile olan iktisadiilişkilerde Kıbrıs Türk Devleti’nin rolü artırılmalıdır.[4]

Dikkatedileceği üzere MÇP; dış politika esasları olarak, BM Anayasa’sı çerçevesindebarış, adalet, hürriyet, demokrasi, eşitlik, milliyet esaslarına uygunluk gibiilkelerle, tüm milletlerle iş birliğinin tahsisini, içinde yer aldığımızpaktların dünya barışına katkısını, karşılıklı saygı ve eşitlik çerçevesindeele alma amacıyla, politikalarını belirlemiştir. MÇP’nin 27 Kasım 1988 tarihliprogramında “Uluslararası İlişkiler veDış Politika” başlığı altıda özellikle, dış politikamıza yön veren temelilke, “Milletlere istiklal, insanlarahürriyet anlayışıdır. Dış politikamızın esası bölgemizde ve dünyada barışınsürekliliğini temin etmektir… Barışçıyız,fakat tavizci değil, uzlaşmacıyız. Talebi olmayan toplumlara taleplerinyöneleceğinin farkındayız.” sözleriyle ifade edilmiştir.[5]

1990’LI YILLARDA BAŞINDA DIŞ SİYASET ESASLARI

Tarihîsüreçte 12 Eylül’ün kapattığı partilerin tekrar açılabilmesini sağlayandeğişikliklerin neticesinde toplanan MHP’nin son kurultayında delegeleri,MHP’nin isim ve amblemini MÇP’nin kullanabilmesine karar vermişlerdir. MÇP’nin24 Ocak 1993 tarihinde yapılan 4. Olağanüstü Kurultayında partinin adı MHP,amblemi “üç hilal” olarakdeğiştirilmiştir. Anlaşılacağı üzere MHP, siyasi hayatımız içindeki en eskipartilerden birisidir. Köklü bir geleneğe yaslanmaktadır. MHP’nin, 1990’lıyılların başından itibaren seçimlerde elde ettiği performanslara bakılarak,siyasetin ana çekim merkezlerinden biri olduğu kolaylıkla söylenebilir. MHP’nin24 Ocak 1993 tarihli programında MÇP’nin parti programıyla benzerlik taşımaklabirlikte dış politikada temel ilke ve hedeflere yer verilen başlık altındapolitikası detaylandırılmıştır.[6] Diğer taraftan 1990’lıyıllarda siyasi partilerin programları, hükûmet oldukları dönemlerde tatbiketmeye çalıştıkları dış politika hakkında önemli ipuçları vermektedir. Buipuçların kanaatimizce ön plana en fazla çıkanı merkezî bürokrasinin dışpolitika üzerindeki nüfuzudur. Türkiye’de bazı çevrelerce siyasi partilerin dışpolitika konusunu, daha çok devletin ilgili kurumlarına terk etmeyiyeğledikleri şeklinde bir çıkarımda bulunulmaktadır. Özellikle 12 Eylül AskerîMüdahalesi sonrasında merkezî bürokrasinin gerek iç gerekse dış politikaüzerinde giderek ağırlığını hissettirmesi, bu dinamiklerin dış politikaüzerindeki etkinliğini açıkça ortaya koymaktadır. Nitekim Türkiye’de siyasalalanda gerçekleştirilmek istenen tasarıların, ekonomik gelişme iletemellendirilmemiş olması, merkeziyetçi bürokrasinin yönetimde ve doğal olarakdış politikada egemen duruma gelmesini açıklamaktadır. Ayrıca Türkiye’de siyasipartilerin büyük kısmı seçmenlerine seslenirken dış siyasetten fazlabahsetmemekte ve daha çok üstü kapalı genellemelerle yetinmektedir. Türkiye’desiyasi partiler, dünyadaki gelişmelerin seyrine göre politika ve politik söylemlergeliştirmeyi tercih etmekle birlikte, dünya arenasında ve bölgede belirleyiciolmaktan çok, takip edici konumlarını sürdürmeyi yeğlemektedirler. Türk siyasipartilerinin, 1983- 2001 yılları arasında, programları içerisinde yerverdikleri dış politika bölümlerinde, birbirlerine kıyasla kabul edilebilecekkeskin farklılıklar göze çarpmaz. Bu genel kabul, tüm partilerce takip edilenTürk devlet geleneğinden gelen dış politika ilkelerinin bir yansıması olarakyorumlanabilir. Örneğin 12 Eylül Askerî Müdahalesinin de tesiri ile Türk siyasipartileri, dış politik açılımlarını Atatürk ilkeleri ile temellendirme gayretiiçerisinde olmuşlardır. İncelediğimiz MHP programlarında, dünya siyasetindemeydana gelen köklü değişimlerinde sırasıyla; Avrupa, Orta Doğu, Balkanlar veKafkasya meseleleri üzerinde durmuşlardır. Bu meseleler arasında özelliklegerek siyasi parti gerekse hükûmet programlarında ABD ile ilişkiler konusunaçoğunlukla Türkiye’nin bölgesel politikaları ele alınırken değinildiğigörülmektedir. Parti programlarında genellikle ABD ile ilişkiler NATObağlamında ele alınmış, ikili ilişkiler daha çok askerî alanı kapsamıştır.Kafkasya konusu özellikle SSCB’nin dağılmasından sonra partilerce öneçıkarılmıştır. Tarihî ve kültürel bağlarla Türkiye’ye bağı olan Türkdevletlerine yol gösterilmesi ve bir nevi hamilik görevinin üstlenilmesiTürkiye’nin bölgeye yönelik politikasına yön vermiştir. Buna karşın Türkdevletlerinin ekonomik ve siyasal olarak Batı’ya entegrasyonu siyasi partilerinprogramlarında yer almıştır. Başta “Adriyatik’tenÇin Seddi’ne büyük Türk dünyası” söylemi gibi hassas yaklaşımlar daha sonrayerini ABD ve Rusya Federasyonu ile Türkiye ilişkilerinin seyrine bırakmış veTürkiye’nin Kafkasya politikası Batı’nın bölge politikalarıyla uyumlu bir yönizlemiştir. Ayrıca Rusya Federasyonu’nun Kafkasya’yı arka bahçesi olarak ilanetmesi, Çin ve İran’ın bölgesel güç olarak belirmeleri, Türkiye’nin Orta Asyave Kafkasya’ya yönelik politikalarını etkilemiştir. Siyasi partilerprogramlarında Türk Cumhuriyetleri ile Türkiye ilişkilerininkurumsallaştırmasına yönelik birçok proje öne sürülmüştür. Özellikle MHPprogramlarında bu politikalar açıkça gözlenmektedir. “Türk Dünyası Ortak Pazarı” ve “TürkDünyası Bakanlığı” gibi projeler, MHP’nin bölgeye yönelik açılımlarınınuzantıları hâline getirilmiştir.

2000’Lİ YILLARIN BAŞINDA DIŞ SİYASET ESASLARI

Türk-Amerikan ilişkilerinde 2000’li yıllara gelindiğinde, bu dönem beraberindefırsatlarla birlikte yeni zorlukları da getirmiştir.[7] Bu yeni dönemin en önemlidönüm noktası olmak üzere kabul gören gelişme ise, 11 Eylül 2001 tarihinde ElKaide tarafından gerçekleştirilen terör saldırıları olmuştur. Bu sıradagelişmeleri çok yakından takip etmekte olan Ankara hükûmeti ABD’ye tam destekvererek Washington’ın “küresel terörizme karşı savaş” politikasındaönemli bir müttefik hâline de gelmiştir.[8] ABD,11 Eylül terör saldırılarının ardından üzerinde çalıştığı ve planladığı IrakSavaşı’nın problemsiz bir surette neticelenmesi maksadıyla kuzeyden bir cephede açma gayreti ile teşebbüslerde bulunmaktaydı. Bu doğrultuda, Türkiye’denharekât maksatlı topraklarını kullanma yolunda talepte de bulunmuştur.[9] Dünya genelinde 11 Eylül saldırılarınıntesirleri tartışılırken Türkiye özelinde DSP, MHP ve ANAP iktidar koltuğunu2002 yılında yapılan genel seçimlerle Adalet ve Kalkınma Partisine (AK Parti)bırakmıştır. İktidar ipini göğüslemiş olan AK Parti iktidarının ilk yılı içinkendisinden önceki DSP, MHP ve ANAP 57. Koalisyon Hükûmeti ilekarşılaştırıldığında; ABD ilişkileri konusunda yeni bir dönemin başladığınıifade etmek yerinde olacaktır. Fakat bu dönemde her iki iktidarın ortak noktasıiki temel gerekçeden dolayı Türkiye’nin topraklarının Irak’a müdahale sırasındakullanılması hususunda çekimserdi.[10] Bu şartlar dâhilindeMeclise taşınan Türkiye topraklarının ABD askerleri tarafından kullanılmasınıöngören tezkere, yapılan oylamanın sonrasında 264 oya karşılık 250 oylareddedilmiştir.[11]MHP’nin 5 Kasım 2000 tarihinde yayımlanan programında[12] “Dış Politika” başlığı altında Türkiye’nin bölgedeki konumunaatıfla, tarihî ve sosyokültürel yapısı itibarıyla büyük ve köklü bir devletesahip olduğu hususuna dikkat çekilmiştir. Uluslararası iş birliğine önem veren,çok yönlü etkin bir dış politika esasının da altı önemle çizilmiştir. Budoğrultuda, AB ile ilişkiler konusunda iş birliği ve karşılıklı anlayışınAB-Türkiye ilişkilerinde hâkim kılınmasının savunulduğu programda, Türkiye’nintam üyelik sürecine destek verilmektedir. MHP, tam üyelik sürecini, Türkiye’ninstratejik tercihlerinden biri olarak değerlendirmekte ve gerçekçi ve küreselpolitikalarla millî değerler öne çıkarılarak, saygı çerçevesi içerisindemünasebetlerin yükümlülükler ve karşılıklı çıkarlar kapsamında ilerlemesiningereğine vurgu yapılmaktadır.[13]

SONUÇ YERİNE…

1990’lı yıllarda ise, Türkiye’de bazı çevrelerce siyasi partilerin dışpolitika konusunu, daha çok devletin ilgili kurumlarına terk etmeyiyeğledikleri şeklinde bir çıkarımda bulunulmaktadır. Özellikle 12 Eylül askerîmüdahalesi sonrasında merkezî bürokrasinin gerek iç gerekse dış politikaüzerinde giderek ağırlığını hissettirmesi, bu dinamiklerin dış politikaüzerindeki etkinliğini açıkça ortaya koymaktadır. Siyasi partilerin, 1983- 2001yılları arasında, programları içerisinde yer verdikleri dış politikabölümlerinde, birbirlerine kıyasla kabul edilebilecek keskin farklılıklar gözeçarpmaz. Bu genel kabul, tüm partilerce takip edilen Türk devlet geleneğindengelen dış politika ilkelerinin bir yansıması olarak yorumlanabilir. Örneğin 12Eylül askerî müdahalesinin de tesiri ile Türk siyasi partileri, dış politikaçılımlarını Atatürk ilkeleri ile temellendirme gayreti içerisinde olmuşlardır.1990’lı yıllarda gerek siyasi parti gerekse hükûmet programlarında ABD ileilişkiler konusuna çoğunlukla Türkiye’nin bölgesel politikaları ele alınırkendeğinildiği görülmektedir. Parti programlarında genellikle ABD ile ilişkilerNATO bağlamında ele alınmış, ikili ilişkiler daha çok askerî alanı kapsamıştır.Siyasi partiler, dış politika önceliğinde 1980 başlarında daha çok Avrupa, OrtaDoğu ve Arap ülkelerini ön plana alırlarken, 1990’larda, daha çok Kafkasya veTürk Cumhuriyetlerini öne çıkarmışlardır. Bu süreçte Türkiye’nin izlediğibölgesel politikaların, Batı ile ilişkilere göre bir seyir takip ettiğinisöylemek de yanlış olmayacaktır. Dikkat edileceği üzere, Soğuk Savaş Dönemi’ninbaşlarında ciddi bir mahiyette Amerikan müttefiki olan Türkiye, 1990’larınbaşında Soğuk Savaş’ın sona ermesinin ardından başta Orta Doğu, Kafkasya,Balkanlar gibi üç istikrarsız ve stratejik bölgenin arasında kalması ile ABDiçin önemli bir askerî stratejik bölge olmaya devam edegelmiştir. Washington,bu dönemden başlayarak Türkiye’yi Doğu ile Batı arasında bir “köprü”, enerjizengini ülkelerle enerji ihtiyacı olan Batılı ülkeler arasında bir “enerjitransit bölgesi” ve eski Sovyet Cumhuriyetleri için bir “model ülke” olarakgörmeye başlamıştır. 1991 yılında Körfez Savaşı’nda ABD’ye üslerini açarak destekolan Türkiye, ayrıca Amerika’nın en önemli müttefiki İsrail’e de destek olarak,bölgedeki en güvenilir Amerikan müttefiklerinden birisi olduğunu ispatlamıştır.Bu doğrultuda, siyasi tecrübeler bir gerçekliğe işaret etmektedir. BugünTürkiye’nin doğrudan içine sürüklenmeye çalışıldığı sorun alanlarını anlamak,siyasi figürlerin kimi zaman yanıltıcı sloganlarından soyutlanmış bir biçimdedeğerlendirilebilmesine bağlıdır. MHP’nin programlarında Türk Cumhuriyetleri ileekonomik, sosyal ve kültürel iş birliği politikalarının büyük ölçüde benzerlikgösterdiği anlaşılmaktadır. MHP’nin Türk Cumhuriyetleri ve Türklerin yoğunolarak yaşadığı diğer devletlerle ekonomik, sosyal, siyasi ve kültürelmünasebetleri geliştirmek ve gerekli kurumsal yapılanmaları oluşturmak, hedefleriarasında değerlendirilmiştir.[14]



[1] Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Fen-EdebiyatFakültesi Tarih Bölümü, Tokat (e-posta: iturkmentug@gmail.com).

[2] Milliyetçi Çalışma Partisi Programı, Ankara 1986, s. 25-26.

[3] Devletlerin ortakiradelerinden doğan farklı nitelikli yapılanmaların faaliyetleri, millî devletpolitikalarında homojenleşme yönündeki hareketleri teşvik ederek, yolgöstererek veya baskı yoluyla sosyal ve iktisadi alanda hâkim eğilimleribelirleyici rol oynayabilmektedir, bk, Ramazan Gözen,“Dış Politika Nedir?”, 21. Yüzyılda TürkDış Politikası, edi. İdris Bal, Ankara Global Araştırmaları Merkezi Yay.,Ankara 2006, s. 3-5.

[4] Milliyetçi Çalışma Partisi Programı, s. 78.

[5] Milliyetçi Çalışma Partisi Programı, s. 78.

[6] Milliyetçi Çalışma Partisi Programı, s. 78-80.

[7] Türkiye’de AK Partininiktidara geldiği seçim öncesinde mevcut koalisyon hükûmeti ABD’nin olası Irakmüdahalesine destek sağlamak adına farklı kanallardan görüşmelere gayretgöstermiştir. TBMM’de reddedilen 1 Mart Tezkeresi sonrasında Amerikanaskerlerinin topraklarında konuşlanmasına da izin verilmemiştir. Türk hükûmetibu süreçte sadece askerî üslerini Amerikan uçaklarına açarak Irak Savaşı’nakısıtlı bir destek sağlamıştır. Bu noktada ABD karşıtı unsurların elinikuvvetlendiren ve giderek bu karşıtlığı en üst seviyeye taşıyan diğer bir krizkısa bir süre sonra yaşanan “çuval olayı” olmuştur. Bu kriz kısa süre içindeABD- Türkiye ilişkilerini dibe vurdurmuş ve Türk kamuoyunda Amerika’ya olangüveni azaltmıştır. Bu krizi konunun en yetkin isimlerden birisi olanGenelkurmay Başkanı Hilmi Özkök  “enbüyük güven bunalımı” olarak yorumlamıştır, bk., Ali Balcı,Türkiye Dış Politikası İlkeler, Aktörler, Uygulamalar, Alfa Yayınları,  İstanbul 2013, s. 265.

[8] Bu terör saldırısıardından George W. Bush yönetiminin Afganistan’a başlattığı askerî operasyonadestek veren Türkiye, Türk Silahlı Kuvvetleri aracılığıyla Afganistanoperasyonunda önemli roller üstlenmiştir, bk., Tuncay Kardaş, “Türkiye- İsrailİlişkilerinin ‘Analiz Düzeyi’ Kapsamında Değerlendirilmesi: 1996-2006”, OrtadoğuYıllığı 2005, Editörler Kemal İnat-Ali Balcı, Nobel Yay., İstanbul 2006, s.333.

[9] 11 Eylül teröristsaldırılarının ABD için bir milat olduğu sıklıkla yenilenmektedir. Bu yenisüreçte başta Türkiye olmak üzere askerî ilişkilerin doruk noktaya ulaştığınıda ifade edebiliriz. Washington, sıklıkla bu dönemde Türkiye’nin “terörekarşı savaş”ta verdiği desteği takdir ederken, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetide “Kalıcı Özgürlük Operasyonu” kapsamında ABD’nin kendisinden talepettiği hava sahasını ve askerî üsleri kullanma izinlerini hemen onaylamıştır.Türkiye’nin BM ve NATO’nun da desteği ile Afganistan’da önemli bir rol oynadığısöylenebilir. Ancak 2003 Irak Savaşı ilişkilerde büyük bir gerginlik yaratırkenyaşanan olaylar iki ülke ilişkileri açısından önemli bir dönüm noktası olarakkabul edilmektedir, bk, Lerna Yanık,“The Metamorphosis of ‘Metaphors of Vision’: ‘Bridging' Turkey’s Location, Roleand Identity After the End of the Cold War”, Geopolitics, C: XIV, Sayı:3, Ağustos 2009, s. 74.

[10] Bu temel esaslardan ilki,Türkiye 1991 yılında Körfez Savaşı’ndan dolayı milyarlarca dolarlık ekonomikzarara uğramış ve bu zararın uzun bir süre üstesinden gelinememiştir. İkincisiise, 1991’deki savaşta Kuzey Irak’ta ortaya çıkan otorite boşluğu PKK terörörgütüne manevra alanı sağlamıştır. Bu durum bir güvenlik problemine dönüşmeklekalmamış, ayrıca bu sahada otonom sözde bir Kürt yönetiminin ortaya çıkması durumuda Türk hükûmetleri tarafından bir tehdit olmak üzere algılana gelmiştir, bk,Balcı, Türkiye Dış Politikası İlkeler…, s. 264.

[11] Hüseyin Bağcı, “DemokratParti’nin Orta Doğu Politikası”, Türk Dış Politikasının Analizi, Der.Faruk Sönmezoğlu, Der Yayınları, İstanbul 2004, s. 345.

[12] Milliyetçi Çalışma Partisi Programı, s. 95.

[13] Milliyetçi Çalışma Partisi Programı, s. 97-98.

[14] Milliyetçi Çalışma Partisi Programı, s. 96.