BAHÇELİ'DEN YUNANİSTAN'A: TÜRK MİLLETİNİN ŞAKASI YOKTUR

26 Eylül 2020 12:06 Ahmet Deniz AĞCA
Okunma
357
BAHÇELİDEN YUNANİSTANA: TÜRK MİLLETİNİN ŞAKASI YOKTUR

BAHÇELİ'DEN YUNANİSTAN'A: TÜRK MİLLETİNİN ŞAKASI YOKTUR


AHMET DENİZ AĞCA

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Yunanistan'ın Mısır'la imza-ladığı yetki anlaşmasının yok hükmünde olduğunu belirterek, "Türkiye ile Almanya’da müzakere masasına oturan Yunanistan’ın Mısır’la geçersiz ve yok hükmünde bir anlaşma imzalaması ah-laksız bir tertipdir." dedi.
Yunanistan'a sert sözlerle uyarak Bahçeli, "Türk milletinin şakası yoktur. Ayağımızın al-tında dolaşanın akıbeti ezilmektir. Denizde provokasyon yapanları bekleyen makus son çırpına çırpına boğulmaktır. Kara sularımızdaki pervasızlıkların nihai sonucu batıştır, balıkların karnı-dır, denizin dibidir." ifadesine yer verdi.
Beyrut patlaması, Doğu Akdeniz, Yunanistan'la Mısır'ın imzaladığı deniz yetki anlaşması ve erken seçim tartışmalarına ilişkin yazılı açıklamada bulunan Bahçeli, "Erken seçim tartışmaları mahsurludur, sinsi ve sivri bir amaca matuftur. Milletvekili genel seçimi 2023 yılının haziran ayında yapılacaktır." değerlendirmesinde bulundu.
Bahçeli, "Bilinmelidir ki, 28'inci dönem milletvekili genel seçimleri 2023 yılının Haziran ayında yapılacaktır. İstiklal için birlik, istikbal için dirlik, kazanan Türkiye olacaktır. Tarih yazan, tarih yapan büyük Türk milleti geleceğin kudret ve kuvveti mevkiine çıkacaktır. Türkiye düş-manlarının dümen suyuna giren siyasi odaklar hedefledikleri iktidarı ancak rüyalarında görecek-lerdir." dedi.
"Doğu Akdeniz’de yükselen gerilimlerin ülkemiz ve uluslararası siyaset gündeminin baş-köşesine yerleştiği bir dönemde Beyrut patlaması oldukça düşündürücü ve dikkat çekicidir." ifadesini kullanan Bahçeli, açıklamasını şöyle sürdürdü:
"Türkiye'yi Libya'dan, Suriye’den, hatta Doğu Akdeniz’den tecrit etmek için kuyruğa giren müstevli şarlatanlığın Beyrut - Ankara bağlantısını koparmak, ülkemizi içine hapsetmek amacıy-la şiddet dolu bir eylem içinde olduğu vehim değil vaki bir gerçektir. Türkiye Cumhuriyeti devle-ti tarih, kültür ve kardeşlik bağlarının gereğini fırsatçıları perdeleyerek yerine getirmiştir. Fran-sa'nın saman altından su yürütme kurnazlığı ise müflis bir anlayışın, mütehakkim bir arayışın çirkin tezahürü olarak kalmaya mahkûmdur. Macron: Fransa, Lübnan'da üzerine düşeni yap-mazsa bu boşluğu Türkiye doldurur Fransa Cumhurbaşkanı Macron: Türkiye cezalandırılmalı
Yunanistan ile Mısır arasında imzalanan deniz yetki alanlarını sınırlandırma anlaşmasına da değinen Bahçeli, "Türkiye’yle Almanya’da müzakere masasına oturan Yunanistan'ın, Mısır’la geçersiz ve yok hükmünde bir anlaşma imzalaması ahlaksız bir tertiptir." dedi.
Yunanistan'ın düşmanca tutum sergilediğini belirten Bahçeli, "Ancak Türk milletinin düş-mana ne yaptığı da bilinmektedir." ifadesine yer verdi.
Bahçeli açıklamasını şöyle devam ettirdi:
"Mezkur iki ülke tarafından sınırlandırıldığı ilan edilen deniz alanın Türk kıta sahanlığı içinde yer aldığı bariz ve berrak bir durumdur. Kaldı ki Libya'nın da deniz yetki alanlarına teca-vüz edilmektedir. Yunanistan düşmanca tutum sergilemektedir. Ancak Türk milletinin düşmana ne yaptığı da bilinmektedir. Yüz yıl önce Sevr’e boyun eğip kabullenmemiz için Haziran 1920’de Anadolu'yu istila emri alan kokuşmuş Yunan anlayışının bugün tekrar küresel emperyalizmin tetikçiliğine heves etmesi Ege ve Akdeniz’i her türlü ihtimale müsait ve müzahir hale getirmiştir. Türk milletinin şakası yoktur. Ayağımızın altında dolaşanın akıbeti ezilmektir. Denizde provo-kasyon yapanları bekleyen makus son çırpına çırpına boğulmaktır. Kara sularımızdaki pervasız-lıkların nihai sonucu batıştır, balıkların karnıdır, denizin dibidir."
Türkiye'yi Akdeniz'den çıkarmaya, hiçbir ülkenin gücünün yetmeyeceğini dile getiren MHP Genel Başkanı Bahçeli, şunları kaydetti:
"Türkiye'yi Akdeniz'den çıkarmaya, Anadolu coğrafyasına kıstırmaya ve sıkıştırmaya hiç-bir ülkenin gücü yetmeyecektir. Geçmişin hesabını güncelleyip üzerimize öfkeyle gelenlerin ya akılları başlarından gitmiş ya da sirtakiden dolayı bedenleri ve beyinleri uyuşmuştur. Nasıl ki 780 bin kilometrekarelik kara parçamızın tek bir taşından taviz vermiyorsak 460 bin kilometre-karelik mavi vatanımızın da tek bir damlasından vazgeçmemiz söz konusu olmayacak-tır.Refakatinde savaş gemilerimizin, uçak ve helikopterlerimizin bulunduğu sismik araştırma gemimiz Oruç Reis ilhamını tarihten alarak, Akdeniz'i Türk gölüne çeviren aziz ecdadımızın ro-tasından yüze yüze hakkımızı ve hukukumuzu sonuna kadar müdafaa edecektir. Navtex alanı olarak belirlenen sularda Türk milletinin karşısına çıkmaya cesaret edenlerin bilmesi gereken altın kural şudur: Âlemde şer bitmezse, Oğuz neslinde de er tükenmez."

TÜRK BAYRAĞINI ATEŞE VERENLER BİZANS ARTIKLARIDIR

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Selânik'te Türk bayrağının yakılması olayı ile ilgili ola-rak yaptığı açıklamada, Yunanistan'ı sert dille eleştirdi.
Bahçeli, "Selânik'te Türk bayrağını alçakça ateşe verecek kadar gözlerini kan ve nefret bü-rümüş olan Yunan faşistlerinin sıradan Bizans artıklarından başka bir özellikleri olmadığı da bizim nazarımızda açık bir gerçektir. Yunanistan'ın bu tutumu ne istikrara, ne huzura, ne de ba-rışa hizmettir." dedi.
"Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerif'in ibadete açılmasıyla birlikte yaygınlaşan tehlikeli kutup-laşmalar ve siyasi gündemle ilgili açıklamalarda bulunan Bahçeli, "Ayasofya'nın camiye dönüştü-rülmesinin bir saygı nişanesi olduğunu kaydetti.
MHP Lideri Devlet Bahçeli, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
"Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerif'in müstesna bir kararlılık eşliğinde, muazzam bir katılımla aslına rücu ederek ibadete açılması yakın tarihimizin en önemli olayıdır. Müslüman Türk milleti inanç haklarına sahip çıkmanın yanında irade ve istiklal haysiyetini cesaretle savunmuştur. 1930'lu yılların kasavet dolu iç ve dış siyasi şartlarında müze yapılan Ayasofya'nın nihai aşama-da camiye dönüştürülmesi aynı zamanda aziz ecdadımıza saygının bir nişanesi, fetih mirasımızı bihakkın muhafaza dirayetidir. Ancak 24 Temmuz 2020 tarihinde kılınan cuma namazıyla kilit-leri kırılan, kapıları açılan Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerif’in inananlarla buluşmasını hazmedeme-yen iç ve dış odakların varlığı hem düşündürücü hem de düzeysizliğin açık kanıtıdır. Müfteris ve müfteri zihniyetlerin felaket tellağına heveslenerek tehlikeli itham ve isnatları seri hâlde tedavü-le sokmaları yalnızca fütursuzluk değil, bundan daha fazlası olan ahlaki kopuş, vicdani kırılma-dır. Millî ve manevi değerlerimize kör bir taassupla ve köhne bir tahammülsüzlükle cephe alan-ların içine düştükleri ilkel ve ibretlik hâller vahamet sınırlarından hızla taşmaktadır. Türkiye'nin egemen devlet vasfına kategorik bir saldırı alenen mesafe almaktadır. Yeminli Türk ve İslam düşmanları mimarı oldukları karanlık kampanyayı devamlı ileriye taşımaktadır. Ayasofya-i Ke-bir Cami-i Şerif’in ibadete açılması münasebetiyle Müslüman'ın mabediyle, camiinin cemaatiyle kucaklaşmasını ağır mağlubiyet olarak görenler yanlışa gömülmekle kalmamışlar altından kal-mayacakları bir hesap hatası yapmışlardır."

TÜRK MİLLETİNİN AYRANI KABARIRSA KAÇACAK DELİKLERİ OLAMAYACAK

Açıklamasında, Ayasofya'nın ibadete açılmasına karşı tavır sergileyen başta Yunanistan olmak üzere birtakım ülkelere de tepkisini ifade eden Bahçeli, şunları kaydetti:
"Esasen bu hesap hatasının fail ve figüranları iki ana ayakta temerküz ve tezahür etmişler-dir. Birinci ayakta, Yunanistan’ın başını çektiği ülkelerin haddi ve hududu aşan şuursuzlukları, dayanaksız ve temelsiz suçlamaları yer almıştır. 24 Temmuz günü Yunanistan’da matem havası-nın hâkim olması tam bir akıl ve izan tutulmasıdır. Atina yönetiminin egemen ve meşru sınırla-rımız içinde bulunan bir camiimiz üzerinde fiilî hak iddiası sadece husumetle tarif ve tefrik edi-lemeyecek, tarihsel akışın 567 yıl öncesinde donup kaldığını da temellendirip delillendirecektir. Bu ülkede bayrakların yarıya indirilmesi, kiliselerde devamlı çan çalınması elbette kendi mesele-leridir ve Türkiye’yi hiçbir şart altında ilgilendirmeyecektir. Selânik'te Türk bayrağını alçakça ateşe verecek kadar gözlerini kan ve nefret bürümüş olan Yunan faşistlerinin sıradan Bizans artıklarından başka bir özellikleri olmadığı da bizim nazarımızda açık bir gerçektir. Yunanistan-'ın bu tutumu ne istikrara ne huzura ne de barışa hizmettir. İstanbul üzerinde spekülasyon ya-panlar, Konstantinopolis özlemi çekenler, milletimizin sinir uçlarıyla oynayacak kadar hezeyan ve hezimet çıkmazındadır. Türk milletinin ayranı kabarırsa muhasım çevrelerin kaçacak delikle-ri bile olamayacaktır. Ayrıca Yunanistan Başpiskoposu’nun din ve medeniyetler arasında kış-kırtmalar yapması ayıplı ve ahlaksız bir komplonun izharıdır. İstanbul dünyanın en büyük Türk kentidir. Bu tarihî gerçek kıyamet gününe kadar baki kalacak millî bir hakikattir. Ayasofya-i Ke-bir Cami-i Şerif Türk milletinin 567 yıldır emanetinde olan fetih sembolü, zafer simgesi, iman ve inanç ziynetidir. Bizans kokuşmuşluğunun varisleri ne derse desin ne yaparsa yapsın bu gerçek Türk milletinin namusudur."

ATATÜRK'E HAKARET VE HIYANET VATAN HAİNLİĞİDİR

Devlet Bahçeli, "provokatör" diye nitelediği Yunanistan yönetiminin Ege ve Akdeniz'de tırmandırdığı gerilim ve tahriklerden de derhâl vazgeçmesi gerektiğini vurgulayarak, şu değer-lendirmelerde bulundu:
"Kurtuluş Savaşı'nda başı ezilen Megali İdea anlayışı, yeri ve zamanı gelirse cüretinin be-delini tekrar ödemek zorunda kalacaktır. İkinci ayakta ise Yunanistan’ın yanında hizaya giren, Yunan tezlerini ısrarla selamlayıp iffetsizce sahiplenen işbirlikçiler bulunmaktadır. Diyanet İşleri Başkanı’nın cuma hutbesi esnasında Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerif’in minberinde yaptığı değer-lendirmeleri bağlamından koparıp Gazi Mustafa Kemal Atatürk'e lanet şeklinde tavzih ve tevil edenler bu ülkeye en büyük kötülük yapan sorumsuzlardır. Türkiye Cumhuriyeti’nin banisi, ilk Cumhurbaşkanı’mız, Millî Mücadele’mizin Lideri ve Başkomutanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e, bu topraklarda lanet okuyacak bir hayasız ve hamiyetsiz henüz anasından doğmamıştır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk'e hakaret ve hıyanet vatan hainliğidir. Herkes susup seyretse bile böylesi bir rezilliğe Milliyetçi Hareket Partisinin sessiz kalması, seyirci olması varlığını inkârdır. Aziz Atatürk’e lanet değil, rahmet okunur, dua edilir, minnet, şükran hisleriyle muhterem hatırası yâd edilip emanetlerine sahip çıkılır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk'e lanet okunduğu yalanıyla imal ve inşa edilen kutuplaşma zalim bir bölücülüktür, Türkiye'yi uçuruma çekmenin zehirli hazırlığıdır. Lekeli dostlarıyla iktidar olmak için hedef koyan CHP’nin, arada ve arafta kalmanın sancısını çeken İP’in, kendilerine bizzat Cumhuriyet’in bekçisi rolü vermiş kişi ya da grupların Atatürk ve Laiklik üzerinden yeni bir mevzi arayışları boşuna bir çırpınıştır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti 29 Ekim 1923 kuruluş ruhuna aynen bağlı ve sadıktır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Türk milletinin iftihar ve itibar zirvesidir. Hiç kuşku yok ki, İstanbul’u fetheden yüksek iman kadar işgalden kur-taran muhteşem irade de değerlidir, yok sayılması düşünülemeyecektir. Şayet Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerif’ten ezanlar yükselip tevhid inancımızın sancağı dalgalanıyorsa bunun şeref payesi hem Fatih Sultan Mehmet Han hem de Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tedir. Osmanlı İmparatorluğu ile Türkiye Cumhuriyeti birbirinin zıddı, tarihin iki ayrı devlet modeli, birbirine yabancı iki ege-menlik anıtı değildir, olamayacaktır."

FATİH SULTAN MEHMET HAN NEYSE ATATÜRK ODUR

Açıklamasında, Osmanlı İmparatorluğu'nun Oğuz neslinin devamı, Türkiye
Cumhuriyeti’nin de bu neslin vârisi olduğunu hatırlatan Bahçeli, şunları belirtti:
"Fatih Sultan Mehmet Han neyse Gazi Mustafa Kemal Atatürk odur. İkinci Abdülhamit Han nasıl değerliyse Atatürk de bir o kadar değerlidir. Yunanistan Başbakanı ile Yunanistan Başpis-koposu’nun üslubuyla konuşanlar kaleyi içten düşürmeye azmetmiş iç işgal cephesidir. Bunların oyunları bozulacak, millî birlik ve dayanışma iradesi en büyük güvence olacaktır. Nitekim bu müfsit emellere asla göz yumulmayacaktır. Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerif’in ibadete açılmasına Orta Çağ çamuru sıçratmak, Cumhuriyet'in ve laikliğin cenaze namazı yaftası vurmak vesayetçi bir dil, mütehakkim bir dayatma, nifak saçan bir ağızdır. Hilafet tartışmalarını böylesi nazik bir ortamda kızıştıranlar ise Türkiye Cumhuriyeti'ne büyük bir bühtan içindedir. Bu mesele kapan-mış, tartışmaların üzeri küllenmiştir. Yeniden hilafet demek yeni bir cepheleşme, önü arkası kes-tirilemeyen iç kargaşa demektir. Buna da hiç kimsenin hakkı yoktur. Türkiye Cumhuriyeti, Ana-yasa’nın 2’nci maddesinde vurgulandığı gibi; demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir. Türkiye devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir. Bayrağı, şekli kanu-nunda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır. Millî marşı 'İstiklal Marşı'dır. Başkenti Ankara'dır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk ortak değerimizdir. Türkiye Cumhuriyeti 1923 felsefesiyle nice asır-lara birlik, beraberlik, kardeşlik ve vatandaşlık irfanıyla ulaşacaktır. Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk'tür. Türklük ırki bir aidiyet değil; kültür, tarih, inanç ve ülkü birli-ğinin potasında yoğrulmuş ve süzülmüş kutlu bir mensubiyet hâlidir. Türkiye’nin varlığına ve güvenliğine zarar vermedikten sonra herkesin inanç ve düşünce hürriyeti vardır ve kutsaldır. Camiiyle cemevi arasında fitne üretmek Türkiye’ye ihanet, millî dokumuza suikasttır. Kimin ne-rede ibadet edeceği, kimin neye inanacağı devletin konusu değildir. Türkiye’de hukukun üstün-lüğü asıl ve egemendir. Türkiye özgür dünyanın onurlu bir üyesidir. Ülkemizde hangi dini inanış-tan, hangi mezhepten, hangi etnik kökenden, hangi yöreden gelirse gelsin, hiç kimse ikinci sınıf insan görülemeyecektir. Türk milleti hayranlık verici bir kaynaşma ve kucaklaşma hâlinin mec-muudur. Bu nedenle Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerif etrafında fitne çıkaran, insanlarımızı birbirine düşürmeye çalışan, ayrımcılığı teşvik ve tahrik eden her kim olursa olsun tarih, maneviyat ve millet nezdinde suç işlediği ortadadır. İkinci yüzyılı hedefleyerek 13 maddelik kopya çağrı bildi-risi açıklayan CHP Genel Başkanı'nın bu sarih gerçeklere muvafık hareketi mecburiyettir. İktidar parolasıyla 37'inci Büyük Kurultayı da atlatan Kılıçdaroğlu’nun HDP'ye zeytin dalı uzatan, PKK’ya gülücükler saçan, FETÖ’yü umutlandıran, Türkiye düşmanlarına köprü olan politikala-rından geri dönüşü de hem ülkemiz hem kendi hayrına olacaktır. Türk milleti ahlaki bir uzlaş-mayla her sorunu çözecektir. Saygı kültürünün olgunlaşıp genişlemesiyle her güçlük aşılacaktır. Birbirimizi dinleyerek, birbirimize kenetlenip hoşgörüyle yaklaşarak, birbirimizin düşüncelerine meşru ve adil sınırlar içinde hürmet ederek millî birliğimiz çelikten farksız hâle bürünecektir. Geleceğin büyük gücü Türkiye Cumhuriyeti'dir. Türk milleti nasıl ki geçmişteki badireleri yen-mişse, bugün karşısına çıkanları da alt edecek, istiklalini ve istikbalini imrenilecek adanmışlıkla savunacaktır. Bu savunma hattı Ötüken’den Ankara’ya asırlar içinde nice fedakârlıkla uzanmış, aynı zamanda kırılması ve küflenmesi imkânsız beka zinciridir. Milliyetçi Hareket Partisi millî bekayı, millî varlığı, millî huzuru, millî refahı, millî tarihi ve millî haklarını müdafaaya sonuna kadar yeminlidir. Mersin'in Mut ilçesinde askerlerimizi taşıyan bir otobüsün şarampole devril-mesi sonucunda şehit düşen kahramanlarımıza Cenabıallah’tan rahmet; ailelerine, silah arkadaş-larına ve aziz milletimize sabır ve başsağlığı diliyorum. Yaralanan ve tedavi altına alınan kahra-manlarımıza da şifalar temenni ediyorum."