DEVLET GAZETESİ KAPSAMINDA TÜRK MİLLİYETÇİLERİNİN TÜRK DÜNYASI VİZYONU VE ÇALIŞMALARI AVRUPA ÖRNEĞİ (1968-1979)

15 Ağustos 2018 09:40 Ahmet Deniz AĞCA
Okunma
658
DEVLET GAZETESİ KAPSAMINDA TÜRK MİLLİYETÇİLERİNİN TÜRK DÜNYASI VİZYONU VE ÇALIŞMALARI AVRUPA ÖRNEĞİ (1968-1979)

DEVLET GAZETESİ KAPSAMINDA TÜRK MİLLİYETÇİLERİNİN TÜRK DÜNYASI VİZYONUVE ÇALIŞMALARI
AVRUPA ÖRNEĞİ (1968-1979)

Ahmet Deniz AĞCA


Bilindiği üzere Devlet dergisi köklü bir tarihe sahip olan bir dergidir. 7 Haziran 1968’de gazete olarak yayımlanmaya başlayan Devlet gazetesi 6 Mayıs 1979 yılına kadar yayın hayatına devam etmiş olup Türk milliyetçilerinin sesini ve milliyetçi fikriyatı yurdun her tarafında duyurmaya çaba göstermiştir.
Yapılan bu çalışma, Devlet gazetesi 1968-1979 yıllarında çıkarmış olduğu sayılar kapsamında Türk milliyetçilerinin, Türk dünyası ve onun içinde Avrupa Türklüğünün sorunlarına bakışı ve vizyonunu araştırmıştır. 1961 yılından itibaren Avrupa’ya göç etmiş olan Türklerin gittikleri ülkelerde yaşadıkları zorlukları ve bu zorluklarla mücadele etme yöntemleri incelenmiştir. Bu sorunlara çözüm getirmek amacıyla merhum Alparslan Türkeş’in şahsi ve MHP adına Avrupa ülkelerine yaptığı ziyaretler, sorunlarla ilgili tespitleri ve bu sorunların çözümü amacıyla Türkiye Cumhuriyeti Devleti nezdinde yapmış olduğu girişimler yer almaktadır. Ayrıca Türk milliyetçilerinin kurmuş oldukları teşkilatlar, yapıları  çalışmalar hakkında bilgiler de verilmiştir.
TÜRKİYE’DEN AVRUPA’YA GÖÇÜN TARİHSEL SÜRECİ
    Avrupa Türklüğünü anlamak için Türkiye’den Avrupa’ya göçün tarihsel sürecini de anlamak gerekmektedir. Bu bölümde Avrupa’nın iş gücü ihtiyacı ile beraber Türk insanının Avrupa’ya yapmış olduğu büyük göçün tarihsel süreci anlatılacaktır.
İnsanlık geçmişten bugüne ekonomik, sosyal veya siyasal sebeplerden dolayı göç ederek hayatını devam ettirmiştir.Türklerin son 50 yıllık tarihinde göçün en fazla yaşandığı bölgenin Avrupa, özellikle Batı Avrupa olduğu görülmektedir.
İkinci Dünya Savaşı’ndan çıkmış olan Avrupa ekonomik problemleri ve iş gücü eksikliğinden dolayı 1950’li yılların başında yurt dışından işçi alımına başlamıştır.Türkiye Cumhuriyeti Devleti 1961 yılında Avrupa ülkeleri arasında iş gücü anlaşmaları imzalamış ve Bu anlaşmalar neticesinde yüz binlerce Türk vatandaşı Avrupa’ya göç etmiştir. Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamaya göre günümüzde Avrupa’da 5.5 milyon Türk varlığından bahsedebiliriz.
Avrupa’nın Kalkınma Planı “Yeni Atak” Hedefi
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ekonomik yıkımın yoğun göründüğü Avrupa’da 1950’li yıllardan itibaren “yeniden atak” hedefi ile sanayi, madencilik, yol ve metro yapımı gibi çeşitli alanlarda hızlı bir çalışma başlatılmıştır. Ancak bunun gerçekleştirilmesi için yeterli iş gücünün olmaması durumu gözleri; Güney Avrupa  ülkeleri (Portekiz, İspanya, Yunanistan ve İtalya’nın güney kemsi) , çeşitli biçimlerde Avrupa’nın egemenliği altında bulunmuş eski sömürgelerden ( Cezayir, Tunus, Fas), iş gücü fazlasına sahip olan Türkiye ve Yugoslavya gibi ülkeler Avrupa’nın işçi açığını kapatmak amacıyla hedef ülkeler olarak belirlenmiştir. İlk yıllarda Portekiz, İspanya, Yunanistan ve İtalya’nın güney kesiminden, sonraki yıllarda ise diğer ülkelerden göç alan Avrupa göç dalgasını ülkeler ile yapmış olduğu ikili anlaşmalar ile düzenlemiştir.
    Türkiye; Batı Avrupa ülkeleri ile işçi gönderimi için (işçi talebinin en yüksek olduğu) Almanya ile 1961 yılında, Avusturya, Belçika ve Hollanda ile 1964 yılında, Fransa ile 1965 ve İsveç ile 1965 yılında ikili anlaşmalar yapmıştır.
    Türkiye Avrupa’ya işçi gönderirken gönderdiği işçilerin nitelik kazanarak geri dönmesi kalkınma planı üzerinden gerçekleştirmiştir.
Kısa bir süre sonra Türkiye’den gelecek işçilerin sayısının arttırılması için Almanya’daki Alman Sanatkârlar Genel Birliği “Orta tabaka orta tabakaya yardım eder.” parolası ile Türkiye Esnaf ve Sanatkârlar Konfederasyonu ile temasa geçerek, olaya kurumsal bir boyut kazandırmış ve çeşitli alanlarda çalışan sanatkârların mübadelesine yeni bir hız verilmiştir. Bunu, Hamburg Esnaf Odasının tahsis ettiği lokal ve maddi imkânlarla Türk- Alman Ekonomik Münasebetleri Geliştirme Enstitüsünün (Forschungsinstitut für DeutschTürkische Wirtschaftsbeziehungen) 1959 yılında kurulması izlemiştir. Ancak işçi getirme yetkisi Almanya’da İşçi Bulma Kurumuna ait olmasına rağmen, bu Kurum beklenilen faaliyetleri yerine getirememiş ve çalışmaları 1, 5 yıl sonra sona ermiştir. 1960 yılında  iki aylık inceleme gezisi için Türk Esnaf ve Sanatkârlar Konfederasyonundan 10 kişilik bir grup davet edilmiştir. Sonrasında ise Türkiye ile Almanya arasındaki sanatkâr ve esnaf ilişkileri Türkiye’de bakanlıklar arası bir komisyona havale edilmiş, ancak bu komisyon çalışmalarını bitirmeden 27 Mayıs 1960 İhtilali yaşanmıştır. Resmî kanallarla yapılacak iş birliği gecikince, özel tercüme ve iş bulma büroları devreye girmiş ve Alman firmalarrına işçi çekilmeye başlanmıştır.
Türkiye’nin Kalkınma Planı
Bu süreçte ise Türkiye’nin ilk Beş Yıllık Kalkınma Planı’nda (1962-67) “Artan iş gücü ihracatının bir hedef olarak kabul edilmesi ve bu sayede vasıfsız işçilerin Almanya’da çalışıp vasıflı işçiler olarak geri dönecekleri varsayımının kabul edilmesi ise ikili anlaşmalar dönemine geçilmesini sağlamıştır. İkili anlaşmalarla yurt dışına giden işçi sayısında çok büyük artışlar yaşanmış ve işçiler devlet politikası dâhilinde rotasyon sistemine inanılarak Batı Avrupa ülkelerine gönderilmiştir.
Özellikle Almanya’nın yerli iş gücüne oranla %100 artış gösteren yabancı iş gücü talebi sonucunda 1963 yılında 700 bin olan yabancı işçi sayısı, 1973 yılında 2. 4 milyona ulaşmıştır. Ekonominin bu kadar çok sayıda işçiyi emme durumu, bazı alanlarda sorunlara neden olmuştur. 1967 yılının ilk aylarında Almanya’da çalışan Türk işçilerinin 20 bini işsiz kalmış ve ülkede işsiz sayısı 621 bin gibi büyük bir rakama ulaşmıştır. Bunu izleyen süreçte ise ekonomi duraklamış ve Türkiye’ye geri dönüşler de başlamıştır. Böylece Avrupa ülkelerine yoğun işçi alımı 1970 yılından itibaren bu ülkelerde ekonomik kriz nedeni ile durdurulmuş, aile birleşiminin kabul edilmesi ile Avrupa ülkelerine göç daha çok aile birleşimleri şeklinde devam etmiştir.
Avrupa’daki ekonomik kriz ile alakalı Alparslan Türkeş 6 Mart 1975 yılında Almanya’ya yaptığı ziyaret dönüşü Devlet gazetesine verdiği röportajda Almanya’da yaşayan Türk işçilerinin ekonomik kriz dolayısıyla, iş yeri sahibi olanların iş yerleri kapanmış, çalışanların ise en büyük korkularının işten atılma tehlikesi ile karşı karşıya kaldığından bahsetmiştir.  
Kalkınma Planına Bir Araştırma, “Dış Memleketlerden Dönen İşçilerimizin Ekonomik ve Sosyal Bakımdan Yurda İntibakı”
Konuya başlamadan önce Orhan Tuna’nın, “Dış Memleketlerden Dönen İşçilerimizin Ekonomik ve Sosyal Bakımdan Yurda İntibakı” konulu araştırma sonuçlarından derlediği ve 1968 yılında yayımlanan “İşçilerimizin Yurda Dönüş Meseleleri” “isimli eseri geri dönüş konusunda yapılmış ilk çalışmalar arasındadır. Tuna, bu çalışmada Alman ekonomisinde kriz belirtileri olduğu ve işçilerin geri gönderileceği yönünde basında sıkça yer alan düşüncelere ve işçiler sınır dışı edildiğinde Türkiye’yi sıkıntılı günler bekleyeceği iddialarına, geri dönen işçilerle yapılan araştırma verileri üzerinden cevap vermektedir.
“Dış Memleketlerden Dönen İşçilerimizin Ekonomik ve Sosyal Bakımdan Yurda İntibakı” konulu araştırma sonuçlarına göre geri dönen işçilerin büyük kısmı önce köyden kente, sonra yurt dışına göç etmişler, sonra da tekrar yaşadıkları kent merkezlerine dönmüşlerdir. Köyden göç eden işçiler ise yine köylerine dönmüşlerdir. İl merkezlerinde yaşayan işçilerle, köyde yaşayan işçilerin geri dönme sebepleri de farklıdır. İl merkezlerinde yaşayanlar daha çok Türkiye’de yapmak istedikleri şeyler için dönerken, köyden gidenler uyum sağlayamadıkları için geri dönmüşlerdir. Elde edilen gelirden memnuniyet ve yapılan tasarrufun yüksek olması açısından, köyden yurt dışına gidenler il merkezinden giden işçilere göre daha avantajlıdırlar. Yurt dışından dönen kadın işçilerde dikkat çekici husus ise döndükten sonra yaklaşık yarısının çalışma yaşamından uzak durmasıdır. Ancak bu göçler önceki durumları ile kıyaslandığında, kadınların döndükten sonra iş yaşamına katılma oranının yurt dışına göç etmeden öncekinden çok daha yüksek olduğu görülmektedir. İşçilerin döndükten sonra hangi sektörlerde çalıştıkları konusunda ise sanayi sektöründe çalışan işçilerin döndükten sonra da sanayide çalışmak istedikleri, meslek değiştirme açısından önemli bir değişiklik yapmak istemedikleri dikkat çekmektedir. Ancak diğer sektörlerde gitmeden önceki ve gidilen yerde yapılan meslek açısından önemli farklılıklar saptanmıştır. Bununla birlikte yurt dışında öğrenilen mesleklerin Türkiye’de devam ettirilmesi, bu mesleklerin Türkiye’de gerçekleştirilme imkânı olmaması nedeni ile zordur ve bu durumda Türkiye başta hedeflediği kalifiye eleman beklentisini bunları çalıştıracak gerekli yapının hazır olmaması nedeni ile değerlendirememektedir.
Orhan Tuna’nın bu araştırmasından da anlaşılacağı üzere Türkiye’den Avrupa’ya göç eden Türkler geri döndüklerinde iş konusunda problem yaşadıkları gözlenmektedir. Bu durum Türkiye’nin kalifiye eleman beklentisini karşılamadığı gibi büyük bir kısmının da Avrupa’da kalıp oraya yerleşmesi ile Türkiye açısından iyi bir noktada değildir.
    Avrupa Türklüğünü anlamak için Türkiye’den Avrupa’ya göç ün tarihsel sürecini de anlamak gerekmektedir.Bu bölümde Avrupa’nın iş gücü ihtiyacı ile beraber Türk insanının Avrupa’ya yapmış olduğu büyük göçün tarihsel süreci anlatılacaktır.
DEVLET GAZETESİNDE AVRUPA TÜRKLÜĞÜ
Devlet gazetesindeki içerik incelendiğinde Avrupa Türklüğü ile ilgili yazılı haber, makale, ve röportajların geniş bir yer tuttuğu görülmektedir.Bu yazılarda  Alparslan Türkeş Bey’in Avrupa Türklüğü için yaptığı seyahatler, çalışmalar ve yerinde tespitler, Avrupa teşkilatlarının fiziki durumu, kültürel, sosyal ve siyasi faaliyetler, Avrupa Türklüğünün sorunları, Alparslan Türkeş Bey’in Türkiye’de yapmış olduğu Avrupa’daki Türkler için verdiği siyasi ve hukuki mücadele yer almaktadır.
Öyle ki, gazetede 19 Nisan 1971 tarihinde başlayıp,16 Ağustos 1971 tarihinde sona eren toplam 12 bölümden oluşan Seyyah-ı Zengin Murat Çelebi kod adıyla “Biz Evropa’da İken” isimli yazı dizisi yer almıştır.
Bu yazıda; Devlet gazetesinin sahibi İbrahim Metin, Ortadoğu gazetesinin sahibi Hasan Sami Bolak, Galip Erdem ve Nihat Yazar’ın Almanya’ya çeşitli imkânsızlıklar içerisinde Tevfik Fikret Kılıçkaya isimli arkadaşlarından ödünç aldıkları bir araçla yaptıkları seyahat ve analizler yer almaktadır.

Devlet Gazetesinde Avrupa Türklüğünün Sorunları
1950’li yılların başında 2. Dünya Savaşı’ndan yeni çıkmış olan Avrupa, kendi kalkınma planına dâhil etmek üzere yurtdışından çeşitli işçi alımları gerçekleştirmiştir.
1961 yılında yürürlüğe giren Türkiye Cumhuriyeti Anayasa’sının 18. maddesinde  “Herkes, seyahat hürriyetine sahiptir; bu hürriyet, ancak millî güvenliği sağlama ve salgın hastalıkları önleme amaçlarıyla kanunla sınırlanabilir. Herkes, dilediği yerde yerleşme hürriyetine sahiptir; bu hürriyet, ancak millî güvenliği sağlama, salgın hastalıkları önleme, kamu mallarını koruma, sosyal, iktisadi ve tarımsal gelişmeyi gerçekleştirme zorunluğuyla ve kanunla sınırlanabilir.
                Türkler, yurda girme ve yurt dışına çıkma hürriyetine sahiptir. Yurt dışına çıkma hürriyeti kanunla düzenlenir.” Kanun Türk insanının yurt dışına çıkışını kolaylaştırmış ve teşvik etmiştir. Böylece yüz binlerce işçi yurt dışına göç etmiş, büyük bir kısmı da orada kalmıştır.”
.Öncelikle Nur Oraltay’ın  23 Şubat 1976 yılında yazdığı Vatan Özlemi Çekerken isimli yazısını inceleyip, Avrupa’da yaşayan Türklerin sorunlarını bu yazı ile başlayarak değerlendirelim.
“Burası yabancılar diyarıdır. Örf ve âdeti, dili ile dini bize uymaz. Burada ezan sesi değil, çan sesi duyarsınız. Okullarında Türk tarihi değil, yabancıların tarihini okursunuz. Milletinize ve memleketinize bazen hakaret edilse bile, ‘Burası bizim memleket. Burada bu tarih okunur. Sen onu kendi memleketinde okursun.’ denildiği için ister istemez susmak mecburiyetindesin. Burada bizim dinî ve millî bayramlar kutlanmaz. Onun için bayram günleri, içinden acı duyarsın. Memleketini özlersin. Okul ve sokaklarında ay  yıldızlı al bayrağı değil, yabancıların bayrağını görürsün. Ve önünden geçerken de aklına merhum Arif Nihat Asya'nın ‘Bayrak’ şiiri gelir. Dua okur gibi onu tekrarlarsın. Bilmiyorum, herkes öyle yapar mı? Yok mu?
Biz, Türklük gurur ve şuuru ile İslam ahlâkına sadık olarak yetiştirilmek istenen ve ‘en büyük iftiharı Türk olarak yaratıldığı’ olan kimseler olduğumuz için Türklüğe layık olmaya çalışır, her şeye bu açıdan bakarız. Belki de bunun içindir, hep vatan özlemi çekeriz.
Yabancı diyarlarda vatan özlemi çekerken, Büyük Türkeli'nin hangi bölgesinden olursa olsun, Türklükle ilgili yazı, resim vesaireye rastlarsak seviniriz. Âdeta heyecanlanırız. Koşar gider, bakarız. Mümkün ise, satın alırız Arkadaşlarımıza gurur vesilesi olarak anlatırız.”
Yukarıdaki yazıdan da anlaşılacağı gibi Avrupa’da yaşayan Türklerin sorunlarını anlayabilmek için evvela beş konuyu anlamak gerekir bunlar sırasıyla; “göç, gurbet, dil, din, kültür” ibareleridir.
Göç kelimesinin  Türk Dil Kurumu Sözlük’ünde karşılığı “Ekonomik, toplumsal, siyasi sebeplerle bireylerin veya toplulukların bir ülkeden başka bir ülkeye, bir yerleşim yerinden başka bir yerleşim yerine gitme işi, taşınma, hicret, muhaceret.” ’dir. Yani göç eden bir insan ekonomik, toplumsal, siyasi sebepler dolayısıyla  göç etmiş olmalıdır. İşte Avrupa’ya göç eden Türk vatandaşları  göçü bu nedenlerden dolayı yapmıştır ve ekonomik nedenler ise bunların başında gelmiştir. Zaten ülkemizin 1961 yılında yaptığı anlaşma Türkiye’deki iş gücü fazlalığı ve göç eden insanların geri döndüğünde nitelikli iş gücüne sahip birer birey olması arzusundan doğmuştur.
İkinci olarak gurbet kelimesini incelediğimizde Türk Dil Kurumunda;  “Doğup yaşanılmış olan yerden uzak yer.”  anlamını buluyoruz. Yani bizim değimimiz ile Avrupa’ya göç etmiş Türkler gurbet çekmek “Doğup yaşadığı yerleri özlemek” tedirler . O yüzden yurt dışında yaşayan vatandaşlarımıza gurbetçi “geçimini gurbette kazanan kimse”  demekteyiz.
Üçüncü olarak Türk Dil Kurumunda dil kelimesini incelediğimizde; “ İnsanların düşündüklerini ve duyduklarını bildirmek için kelimelerle veya işaretlerle yaptıkları anlaşma, lisan, zeban.”  açıklamasını görmekteyiz. Dolayısıyla dil iletişimde, kültürde ve benlikte insanın vazgeçilmez araçlarından biridir. Dil olmadan sağlıklı iletişim olmaz, sağlıklı iletişim olmadan sağlıklı etkileşim olmaz ve bu sağlıklı etkileşim insanın doğup büyüdüğü süre içerisinde öğrendiği “ana dil” ile olduğu taktirde tam manasına kavuşmaktadır.
Bir insanın, değerler sıralamasında en üst sıralarda yer alan olgulardan biri  olan dinin, Türk Dil Kurumundaki karşılığını incelediğimizde;”Tanrı'ya, doğaüstü güçlere, çeşitli kutsal varlıklara inanmayı ve tapınmayı sistemleştiren toplumsal bir kurum, diyane.”’  açıklamasını görüyoruz. Göç etmiş olan insanların en büyük problemlerinden biri  de dinlerini istedikleri gibi rahat şartlar altında yaşamadıkları gerçeğidir.Ve bu durum zor olan şartları daha da ağırlaştırmaktadır.
Son olarak Türk Dil Kurumunda kültür kelimesini incelediğimizde;”Tarihsel, toplumsal gelişme süreci içinde yaratılan bütün maddi ve manevi değerler ile bunları yaratmada, sonraki nesillere iletmede kullanılan, insanın doğal ve toplumsal çevresine egemenliğinin ölçüsünü gösteren araçların bütünü, hars, ekin.” açıklamasını görmekteyiz. Bu açıklamadan da anlaşılacağı üzere insanın dili, dini, tarihsel alışkanlıkları, yaşam biçimi o insanın kültürüdür.
Bu bağlamda Avrupa Türklüğünün karşı karşıya kaldığı sorunlardan en önemlilerinden biri  asimilasyon tehlikesidir ve bu tehlikenin karşısında, yaşanılacak olan ülkenin ana hatlarına asimile olduktan sonra yanlış entegre olma durumudur ki, bu durum insanı benliğinden alıp yok olmaya mahkûm kılar. Asimilasyon kelime anlamı olarak;”Farklı kökenden gelen azınlıkları veya etnik grupları, bunların kültür birikimlerini, kimliklerini baskın doku ve yapı içinde eriterek yok etme.” dir. Bir toplumu asimile etme hareketi ilk önce o toplumun dilini asimile etme ile başlar, daha sonra asimile eden devlet kendi kültürünü, dinini ve yaşam tarzını empoze eder. Çünkü dil en kuvvetli iletişim aracıdır.
Asimilasyon sürecine giren bir toplum entegrasyonda büyük sorunlar yaşar ve Avrupa’ya göçen Müslüman- Türk toplumu ne kadar da entegre olmak istese de eğer gittikleri ülke onların entegrasyonu sürecinde bir kısım kurumsal ve sosyal bariyerler koyarsa bu durum gerçek bir entegrasyonun olmasının önüne geçer. Bu entegrasyon asimilasyon görevi görür. Bu kurumsal ve sosyal bariyerleri Avrupa Türk’ü ancak kendi değerlerini koruyup  yaşatarak yaşamış olduğu toplumun içinde tam manasıyla yer edinebilir .  Bunun yolu da teşkilatlanmadan geçer. Bu durumu iyi tahlil eden merhum Başbuğ Alparslan Türkeş Bey’in Avrupa Türklüğü için düşünmüş ve yapmış olduğu teşkilatlanmalar, çalışmalar olmuştur. Bu çalışmalar olumlu sonuçlanmış, kurmuş olduğu teşkilatlanma yapıları organik olarak devam etmektedir.
Türkiye’den Avrupa’ya “ekmek parası” için göç etmiş olan yüz binlerce vatandaşlarımızın elbette ki çeşitli sorunları olmuştur. Avrupa’nın ve işçilerimizin karşı karşıya olduğu komünizm tehlikesi, işçilerimizin Avrupa’ya gittikten sonra gereken uyum süresi ve gittikleri ülke tarafından işçilerimizden beklenen kalkınmaya katkı sağlama durumu, 1960’ların sonunda Batı Avrupa’da yaşanan ekonomik duraklama bunlardan birkaçıdır.
Bu sorunlardan Avrupa’da yaşayan Türklerin yaşadığı komünizm tehlikesi ve komünist grupların yapmış olduğu propagandaları Devlet gazetesinde yer aldığı şekli ile daha detaylı bir şekilde bahsedecek olursak;
 Avrupa’da yaşayan Türk vatandaşları beynelmilel komünizm tuzağına düşürülmek için yoğun bir propaganda faaliyetleriyle karşı karşıyadır. O dönemlerde bütün dünyada olduğu gibi komünizm tehlikesi Avrupa’da da vardır.
Komünistler bir yandan Türk işçileri arasında misyonerlik faaliyetlerine girişirken diğer yandan Türk işçileri arasında kendi menfur emellerini yayma hareketlerine hız vermişlerdir.
Örneğin; Batı Avrupa’da teşkilatlanmış olan ve komünist gruplar; Batı Berlin Türk Toplumcular Ocağı,Avrupa Türk Toplumcular Federasyonu, Münih Türk Kültür Birliği, Köln Türk Gençlik Kulübü gibi teşkilatlarını kullanarak çeşitli günlerde yürüyüşler ve propagandalar yapmaktadırlar. Bu propagandalardan bir tanesi de 1 Mayıs 1971 tarihinde komünist bayramı dolayısıyla Türk işçilerine bildiriler ve gazeteler yayınmayıp, onları yürüyüşe katılmayı davet etmeleridir.
Bunlar ile beraber Avrupa’nın çeşitli yerlerinde gasp ve hırsızlık faaliyetleri de sürdürmekte olan komünist gruplar Türk işçilerin Almanya’da Türk Hava Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı için topladıkları 100.000 markı (525.000 TL) da gasbederek Türk ordusuna gitmesini engelleyip, emellerini ortaya koymuşlardır.
Avrupa’daki okullarda,  okumak gayesiyle gelen öğrencilerin bir kısmı komünist faaliyetleri orada da sürdürmekte olup kendisi gibi düşünmeyen ve Türk milliyetçiliğine gönül vermiş Türk öğrencilere baskı kurmaktadırlar.
Hiçbir art gayesi olmayan ve çocuğunun rızkım temin etmek için, yurtta kendisine çalışacak bir iş temin edilemediğinden ve şimdiye kadar uygulanan liberal kapitalizmin tabii bir sonucu olarak geniş iş yerleri açacak ağır sanayi kurulamadığından, gurbet ellere gelerek, perişan bir hayat geçiren, yöneticilerce de çalışırken altın yumurtlayan tavuk olarak kabul edilip, öldüğünde parası olmadığı için buzhanelerde günlerce bekleyen bu vefakâr ve çilekeş insanlar, birde bu insanların ağına düşmekte, dil bilmediği için müracaatlarında devlet yetkililerince kendilerine bir kolaylık sağlanamadığından, pusuda bekleyen kötü emelli insanlara yem olmaktadırlar. Komünistler, kurdukları beynelmilel örgütlerle onların işlerini kolaylıkla yaparken, bu işlemler sırasında da onları vatan aleyhtarı yapmaktan da geri kalmamaktadırlar.

Fransa’da ise, Fransa'nın sosyalist ve kızıl sendikası olan (CGD) ve (CFDT) Türkiye’den Fransa’ya göç etmiş olan komünist ideolojiye inanmış Türklerle iş birliği içerisinde işçilerimize çengel atmayı başarmış, aldıkları aidatlarla da beynelmilel davalarını daha da güçlendirmişlerdir
Yine Fransa da yer alan FTÖB isminde bir teşekkül vardır. Bu dört harfin ifade ettiği dört kelime şöyledir, ‘Fransa Türkiyeli Öğrenciler Birliği’,Türk değil, Türkiyeli. Bu kuruluş ülkemizden gelen burslu ve dövizli öğrenciler arasına sızarak, ilk günlerde onlara yardım etmekte, okul, yatacak yer bulmalarında kolaylık göstermekte, sonra da onları birer komünist yapmak için gayret sarf etmektedir. Resmî makamlarımızca da tek öğrenci kuruluşu olarak kabul edilen bu teşkilat, buradaki bütün öğrenciler adına bildiriler basmakta, ilgili makamlara muhtıralar vermektedir. Oysa buradaki öğrencilerin pek çoğu temiz memleket evlatlarıdır. Bugüne kadar bir varlık gösteremeyişlerinin sebebi, bu şer kuvvetlerinden çekindiklerindendir. Yöneticilerin de bunları koruması onların ümitlerini daha da azaltmıştır. Zira burada yapılan bir uluslararası toplantıdan istifade ederek Paris'e gelen Üstündağ,  Saint Michel Caddesi’ndeki FTÖB binasında bunlarla saatlerce süren konuşmasını yapmış ve her türlü desteğin esirgenmeyeceğini vadetmiştir. Üç yıldır kesilen ödeneğin tekrar verilmesi için emir vermiş, buna rağmen müfettişlik, yardımın gereksizliğinde direnince Ecevit araya girmiştir. Yardımın el altından verildiği söylenmektedir.
13 Ocak 1975 günü Paris Konsolosluğumuzun bir gurup tarafından işgal edilerek, Kıbrıs’tan askerlerimizin çıkarılması istendiği gazetelerden okumuş olmasınız. İşte bu işgalci grup FTÖB. mensuplarıyla, aynı gayede birleşen yabancı komünistlerdir. Yunan gençleridir. Kimlikleri müfettişlikçe de bilinmektedir. Ama kimse bunlarla uğraşacak cesareti bulamamış, işleri idare etmeye kalkmıştır. Geleceklerini garanti altına almak için köleliği seçmişlerdir.
Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcılığının 1965 yılının  Haziran ayının başlarında yaptığı açıklamada, yurt dışındaki bazı gizli örgütlerin Türkiye’yi 10 ayrı halk cumhuriyetine bölmek için faaliyete geçtiğini açıklayıp Federal Almanya!da bulunan Marksist, Leninist ve Maocuların hazırladığı haritaları da açıklamıştır.Bu haritalardan birinde de Hatay’ın Türkiye sınırları dışında gösterildiği görülmüştür.
Alman İçişleri Bakanlığının, Almanya'da faaliyet gösteren gruplarla ilgili olarak hazırladığı raporun, Türkiy'li komünistlerden bahseden bölümlerinden biri şöyledir :
‘Türk Yeni Solu’nun yeraltı faaliyetleri, 1975 yılında örgütlenme ve kışkırtma bakımından yoğunlaşmıştır. Federal Almanya'daki bu tür teşkilatlar arasında “Türkiye Devrimci İşçi ve Köylü Partisi” en önemli Maocu kuruluş sayılabilir. Bu kuruluş, Yıldırım Dağyeli tarafından yönetilmektedir  Komünistlerin Almanya’daki faaliyetleri üzerine soruşturma açmış olup, Almanya İçişleri Bakanlığı tarafından verilen raporda kendisi, 20 Şubat 1975 tarihinde, Frankfurt Asliye Mahkemesi tarafından, başka suçlarının yanı sıra, Silah Yasası’na aykırı davrandığı gerekçesiyle 7 ay hapse mahkûm olmuştur.
TDİKP'nin bugün, çeşitli Alman şehirlerinde yeraltı faaliyeti gösteren 400 kadar üyesinin olduğu tahmin edilmektedir. Teşkilat, Federal Almanya'da ‘Yıldız’ adlı bir dergi çıkarmaktadır. Genel devrimci plan çerçevesi içinde teşkilatın buradaki üyeleri üzerine bir tür kadro işlevi yüklenmektedir. Teşkilatın aktif elemanlarından bazıları Filistin gerilla kamplarında eğitim görmüşlerdir.
Türkiye Devrimci İşçi ve Köylü Partisi şu sırada öncelikle kışkırtma faaliyetleri gösterirken Türk Komünist Partisi/Marksist Leninistler (TKP/ML) adındaki bir teşkilatın vurucu gücü Türkiye İşçi Köylü Kurtuluş Ordusu adı altında kendini göstermektedir. Bu vurucu güç, 1975 Mayıs'ında Fürth' teki ‘Dynamit Nobeb’ Firmasında yabancı işçilerin başlattıkları bir grev sırasında ağır taşkınlıklara yol açmıştır. Türkiye Devrimci İşçi ve Köylü Partisiyle Türkiye İşçi Köylü Kurtuluş Ordusunun yanısıra, Maocu tedhişçi örgütlerinden ‘Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu’ ve ‘Türkiye Halk Kurtuluş Cephesi’nin bazı hücreleri de Almanya'da faaliyet göstermektedirler.
 THKO, Türkiye'de zor kullanma eylemlerini doğru bulmaktadır ve bunun için de kırsal kesim gerilla taktiklerinden yararlanılmasını istemektedir. Federal Almanya’da  faaliyet gösteren bir Türk örgütü olarak, tehditçi amaçları için, burada yaşayan çok sayıda Kürt'ü kazanmıştır. Başka yöntemlerin yanı sıra, uyuşturucu zehir kaçakçılığıyla da finanse edilmektedir.Temsilcilerinden biri, 2 Şubat 1975 tarihinde siyasal sebeplere dayalı şantaj, özgürlük kısıtlama ve tehlikeli biçimde adam yaralama suçlarından dolayı 6 yıla mahkûm olmuştur.
 THKO'nun aksine olarak THKC şehir gerillası taktiğinden yanadır. Eylemlerini uzun süreli olmak üzere katı bir ideolojik zor kullanma kaidesine dayamaktadır. ‘Anayasa'yı Koruma Örgütü’ nün edindiği bilgilere göre, bu yeraltı örgütünün mensupları, Federal Bölge'de, Türkiye'ye iletilmek üzere silah ve cephane elde etmişler ve en az iki Alman şehrinde süper mağazalarda hırsızlık etmişlerdir. Bu kamulaştırma eylemleriyle kendilerini finanse etmek amacını gütmektedirler.’
Görüldüğü üzere komünist faaliyetler Alman İçişleri Bakanlığı tarafından da bilinmekte ve gözlenmektedir.Yukarıdaki rapor ise komünist faaliyetlerin vurucu gücünün olduğu eylem planlarının ve teşkilatlarının olduğu ve bu teşkilatlarla çeşitli faaliyetlerin gerçekleştirildiği gerçeğini desteklemektedir
23 Mayıs 1971 yılında Heilbronn Türkocağının yurt dışındaki isçilerimizle ilgili raporunda bazı konulardan bahsedilmiştir. Raporda Türk gençleri için Almanya’da işsiz kaldıkları, Türk bebeklerinin Alman bakıcılara teslim edildiği ve bir Türk bakımevi açılması gerektiği, 7-14 yaşlarındaki çocuklara Türk okulları açılması gerektiği, babaları Almanya’da yaşayan Türk işçi çocuklarına yatılı okul kontenjanının açılması gerektiği. Almanya’dan yarım tahsil ile dönen çocukların tahsil hayatına devam etmeleri için yardımcı olunması gerektiği vurgulanmaktadır.
Emekliler için:
 İşçinin Almanya'da işveren tarafından ödenen pirimlerini alma çareleri aranmasına devam ederken, bütün hizmetleri toplanmalı, hesap edilmeli ve bir an önce işçimiz kendi hesabını yapabilmesinin sağlanması ve sigortası az bulunup ondan ümit beklemeyip parasını geri çekenler göz önünde bulundurulmalı, bu iş hükûmetler arasında anlaşarak,  işçimizin dilini ve kanununu bilmediği memlekette değil de, Türk Sosyal Sigortalar Kurumundan parasını isteyebilmeli ve muhatabı Türk sigortaları olması,  sigortada kurulacak özel bir servis işçi adına bütün işlerini yapılması.
İşçi tasarruflarının değerlendirilmesi:
Mesken konusunda işçiler yüksek krediler ile karşı karşıya kalmaktadır. Türk işçilerin yarısından fazlasının Türkiye’ye döndükleri zaman evleri yoktur. Kooperatifler aracılığı ile bu destek sağlanabilir.
Araç, arazi, iş yeri ve atölye konusunda:
İşçilere Türkiye’ye döndüklerinde araç ve arazi alımı konusunda kolaylıklar sağlanmalıdır. Çeşitli esnaf kredisi ile getirdiği döviz miktarı ile doğru orantılı krediler verilmelidir.
Gümrük kapılarında yaşanan sıkıntılar için:
Memlekette senede bir defa gelenlere normal, iki veya daha fazla giriş çıkış yapanlara özel kapılardan özel muameleler yapılmalı, işçimiz her zaman girip çıkıp gizli işler çevirenlerin sırasından kurtarılmalıdır.
Almanya’da Türk cemiyetleri konusunda yapılan analiz ise şu şekildedir:
 Almanya’da açılan Türk yüzlerce işçi kuruluşu arasında ne yazık ki pek az bir kısmı işçinin ve Türkiye'nin yararına çalışmakta, bir kısmı birkaç kişinin menfaatlerine göre bir kısmı da enternasyonal bir zihniyetle hareket edip maalesef memleketimizin aleyhine faaliyet göstermektedirler,  Memleket aleyhinde bulunan bu cemiyetler üstelik “işçi haklan” ile meşgul olur gözükerek pek çok masum işçimizi de ağlarına düşürebilmektedirler.  Bu dernekler bir anarşist karargâhı gibi çalışarak Türkiye'deki yeraltı faaliyetlerine burada, yer üstünde yardımcı olmaktadırlar. Bunların bu faaliyetlerine göz yumulmamalıdır. Yumulduğu takdirde ileride bunların önü alınmaz hâle gelip devlet ve millet bütününü tehlikeye düşebilir...
İslam cemiyetleri: Almanya'nın birçok yerlerinde İslam birlikleri faaliyet göstermektedir. Bu cemiyetler konsolosluklarımızın aforozuna rağmen büyük bir üye kitlesine sahip olup birçok faydalı faaliyetleri de mevcuttur. Birkaç mevzuat değişikliği ile bu cemiyetlerle ortak hareket edip, bu cemiyetlerin açmış oldukları Kur'an kursları din görevlileri tarafından da denetlenip resmî birer kurs hâline getirilebilir...
Almanya’da yaşayan Türklerin sorunlarını Türkiye’de ülke gündemine bu kurmuş olduğu teşkilatlar aracılığı ile sağlayan Alparslan Türkeş’in hedeflerinden biri de Avrupa’da yaşayan Türklerin seçme hakkının kendilerine teslim edilmesiydi.
Milliyetçi Hareket Partisi Almanya Teşkilatları Genel Başkanı Necati Uygur 1973 Seçimlerinde Türkiye’de seçim çalışmalarına katılıp döndükten sonra Almanya teşkilatlarına gönderdiği mektupta bu konudan bahsetmiştir.  
Komünist faaliyetler aynı zamanda medya da da etkisini göstermektedir.
1975  ve 1976 senelerinde Almanya’da yayımlanan üç filmi inceleyelim:
1975 senesinde Batı Almanya’da iki Kazak filmi gösterilmiştir. İlki 19.9.1975 günü ARD televizyonunda gösterilen “Kurtların Altında”, ikincisi ise 25.12.1975 günü ZDF televizyonunda gösterilen “At ve Arkadaş” filmidir.
Kurtların Altında filmi Bolşevik İhitlali’nden evvelki dönemde Kazak bozkırlarında sınıf mücadelesi olduğunun belirtilmesi misyonunu taşıyan ve Kazak filmi olmasına rağmen “Sovyet filmi” olarak halka sunulmuştur. Oysa Kazak bozkırında ne Bolşevik İhtilali’nden evvelki devirde ne de ihtilal sonrasında “sınıf mücadelesi” denilen hiçbir belirtiye rastlanmadığını dönemin Milli Hükûmet Bakanı Alaş Orda ve Kazakistan Hükûmeti Maarif Komissarı Ahmet Baytursun defalarca dile getirmiştir.
At ve Arkadaş filmi ise, yine komünist propagandası yapılmıştır.
Filmleri bu şekilde sunmalarındaki maksat ve Kazakistan’daki sınıf mücadelesi propagandası Batı Almanya’da komünizm yapılandırmasının medya üzerindeki gücünü de göstermektedir.
 Bir başka film ise 1976 yılında Almanya’da yayımlanan “Şirin’in Düğünü” isimli filmdir. Filmde Almanya’ya işçi olarak gelen bir Türk kızı, fabrikada bir Yunanlı kızla dostluk kurar.Türk kızı işten atıldığında sığınacak yeri yoktur. Filmde çok insancıl ve aynı zamanda komünist olan Yunan kız, Türk kızını evine alır ve ona sahip çıkar.Türk kızı tekrar işten atılmak istendiğinde işverenine teslim olur. Daha sonra kötü insanların eline düşer ve Türk erkeklerine para ile satılır.
Türk milletine ve değerlerine açıkça saldıran bu filmde Yunan ve komünizmin propagandası açık bir şekilde yapılmıştır.
Almanya Teşkilatlarının Yayımladığı Bildiriler
Devlet gazetesinde yer almış olan ve Almanya’da bulunan milliyetçi çizgideki  teşkilatların bazı olaylar karşısında yayımlamış olduğu bildiriler olmuştur. Bu bildiriler arasında Devlet gazetesinde yer alan MHP Saarbrücken Bölgesi Temsilciliği, Heilbronn Türk Ocağı ve Stutgart Milliyetçi Türk Kültür Cemiyetinin bildirileri aslına sadık kalınarak aşağıda incelenmiştir.
MHP Almanya Saarbrücken Bölgesi Temsilciliği
Milliyetçi Hareket Partisi Saarbrücken Temsilciliği Almanya'da bulunan işçilerimize hitaben üç  bildiri yayımlamıştır. Bildiride Hristiyanlann yaptıkları misyonerlik faaliyetlerine dikkat çekilmekte ve bunlar karşısında Müslüman Türk işçisinin nasıl davranması gerektiği bildirilmektedir. Bölge temsilciği ayrıca dinî konularda da konferanslar verdirmektedir.
Yine aynı bölge temsilciliği tarafından yayımlanan ikinci bir bildiri de ise komünistlerin Almanya'da bulunan Türk işçileri üzerinde yaptıkları çalışmalara yer vermekte ve bunlar karşısında Türk işçilerinin bölünme kabul etmeyen bir bütün hâlinde karşı çıkmaları gerektiği ve bu mücadelenin de sürdürüldüğü bildirilmektedir. Bildiride ayrıca Türk işçilerinin Almanya'da karşılaştıkları güçlüklere de yer verilmektedir. MHP Yürütme Kurulu tarafından dağıtılan bildirinin bir bölümünde şöyle denilmektedir:
“Biz Ülkücülük ateşi ile fakir Anadolu köylüsünün, işçisinin ve tüyü bitmemiş yetimlerin haklarıyla okuyarak, diploma alan aydınların âdeta cüzzamlı hastadan kaçarcasına Türkiye'den kaçanlara dur diyeceğiz. Biz bu Ülkücülük azmiyle, gümrük kapılarındaki soygunculara en azgın bir tavırla, öldürücü yumruklarımızı kafalarına vuracağız...
Biz şuna inanıyoruz ki. her şeyden önce Türk işçisi cesur olmalı ve hiçbir zaman haksızlıkların önünde eğilmemeliyiz.  Çünkü, bu tarihî emir sizin damarlarınızda dolaşan asil kanda mevcuttur...
Bizim millet ve fert olarak şahlık hiç bir şeyimiz yoktur, eğer bizleri işverenler. Türkiye'ye yollamakla tehdit ediyorsa bundan korkmamalıyız, çünkü bizim vatanımız, anamızın beşiklerimizi salladığı yerdir. Gurur ve şerefimizden taviz vermeden, dedelerimizin kanları ile korudukları topraklara imanlı ve şuurlu olarak dönmeliyiz.”
Heilbronn Türk Ocağı
Almanya'da Heilbronn şehrinde çalışmalarını sürdüren Türkocağı; Türkiye'de ve Almanya'da bozkurt aleyhine bazı çevrelerce yapılan iftiralara karsı bozkurdun manasını ve Türk tarihindeki yerini belirten bir bildiriyi bölgelerindeki Türk işçilerine dağıtmıştır. Bildiride bozkurdun tarifi şu şeklide yapılmaktadır : “Bozkurdun tarihi çok eskilere dayanır, kurtlar ataklığı, yılmadan dövüşmesi, disiplinli  hareketleri ve köpeklere nazaran daha hür yaşamaları dolayısıyla Türklerde hayranlık uyandırmıştır. Kendi özelliklerini onda gördüklerinden dolayı tarih boyunca kurdu kendilerine amblem olarak kabul etmişlerdir. Büyük Türk hakanları askerlerine “Bozkurtlanm!” diye hitap ederlerdi. Fatih Sultan Mehmet İstanbul Fethi sırasında hücum eden ordusuna “Haydi kurtlarım göreyim siz.i” dediğini tarihler yazmaktadır.”
Stuttgart Milliyetçi Türk Kültür Cemiyeti..
Almanya'nın Stuttgart şehrinde faaliyetlerine devam eden Milliyetçi Türk Kültür Cemiyeti,  Kıbrıs Harekâtı’nın yıl dönümü münasebetiyle Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı, Genelkurmay Başkanı Semih Sancar ve Kıbrıs Türk Federe Devleti Başkanı Rauf Denktaş'a birer kutlama mesajı göndermiştir. Dernek; Rauf Denktaş'a gönderdikleri mesajda askerî alanda kazanılan bu zaferin siyasi alanda sağlanmasını sabırsızlıkla beklediklerini ve Stuttgartlı Türk işçileri olarak Kıbrıslı soydaşlarının yanlarına olduklarını belirtmişlerdir.
Yine aynı Dernek Kıbrıs Zaferi’nin 4. yılı münasebetiyle kendi bölgelerinde bir toplantı düzenlemiştir. Toplantıda dernek 2. başkanı Yunus Açıkmeşe günün anlamını belirten bir konuşma yapmıştır.
Avrupa Türklüğü ve Yapılandırma
Avrupa’daki Türklerin ve özellikle Türk işçilerinin problemlerini yakından takip eden Alparslan Türkeş, Avrupa’ya çeşitli seyahatler düzenleyip oradaki Türk işçilerinin meseleleri üzerinde “yerinde incelemelerde” bulunup,  konferanslar vermiştir. Bu geziler neticesinde Avrupa’da teşkilatlanma ihtiyacının olduğunu tespit edip,  günümüze kadar süregelecek olan milliyetçi-Ülkücü teşkilatlar kurmuştur. Kurulmuş olan bu teşkilatlar misyon itibarıyla Avrupa’da yaşayan Türklerin sorunlarını ele alan ve çözüm üretmeye yönelik olup, Türk devletine karşı büyük tehlike arz eden komünist hareketlere karşı Avrupa’da organik bir yapılanma ihtiyacını karşılamıştır.
1970’li yılların başında teşkilatlanmaya başlayan MHP Avrupa’nın çeşitli ülkelerine teşkilatlar kurup, bulunduğu ülkenin ve orada yaşayan Türklerin nabzını tutup onların sorunlarını teşkilat bazında çözmeyi amaçlamıştır.
Aşağıda gazetede adı geçen, Avrupa’da kurulan teşkilatlar ve Alparslan Türkeş’in Avrupa ziyaretleri ülke bazında incelenmiştir;
Almanya
Alparslan Türkeş 1971 yılında Almanya’da,  gittiği her yerde büyük tezahüratlarla karşılaşmıştır. Kendisine “tek lider, son ümit” yakıştırmaları yapılan Türkeş, gezi sırasında uğradığı her şehirde çeşitli konferanslar vermiştir.
17-18 Ekim 1971 yılında Heilbronn şehrinde konferanslar veren Türkeş, orada yaşayan halk tarafından araçları süslenmiş ve çeşitli pankartlar asılmış bir şekilde karşılanmıştır. Toplantı başlamadan Türkeş’e 9 adet gül verilmiş, dönemin Cemiyet Başkanı İhsan Sonkaya’nın takdim konuşmasından sonra kürsüye gelen Türkeş uzun alkışlar ve tezahüratlar karşısında bir süre konuşmamış ve daha sonra oradaki işçilerden bir grup “Almanya’da temelli mi kalacağız? Biz vatanımızda çalışmak istiyoruz.” demiş ve Alparslan Türkeş “Sizler burada ayrı ayrı Türkiye’siniz. Biz kuvveti sizlerde görüyoruz. Burada sabırla çalışın, kötümser olmayın. Türkiye’deki çıkarcıları ve satılmışları görüp karamsarlığa kapılmayın. 17 devlet kurmuş bir nesil kızıl emperyalizmi de yok edecektir. Çünkü Türk milleti hayırlı bir millettir. Senelerce İslam’ın kılıcı olmuş,  Avrupa’ya medeniyeti, adaleti getirmiştir. Yeniden güçlü ve kudretli olabilmemiz için, memleketin idaresine milliyetçi devlet adamlarını hâkim kılmalıyız. O zaman Avrupa'dan işçiler çalışmak için bizim ülkemize gelecektir.”  diyerek başlamıştır. Sözlerine çeşitli memleket meselelerini anlatarak devam eden Türkeş, Türkiye’nin ölü yatırımlarla yıllardan beri uyutulduğun, söylemiş ve kalkınabilmemiz için “6 temel reformu milliyetçi ölçüler içinde hep birlikte gerçekleştirmemiz gerek.”  diyerek oradaki Türk işçilerine motivasyon vermiştir.
Milliyetçi Hareket Partisi Genel İdare Kurulu üyeleri Necati Gültekin, Ahmet İyioldu ve Mehmet Doğan’ın 1976 senesinde Almanya ziyaretinde bulunmuştur ve bu ziyarette Almanya’nın çeşitli yerlerine temas etme şansı bulmuştur.  Ziyaret sonrası Genel Sekreter Yardımcısı Necati Gültekin’in gazeteye vermiş olduğu röportajı incelediğimizde;
‘Almanya’ya gidiş sebebiniz nedir?’ sorusuna cavaben;“MHP Genel Başkanı ve Genel İdare Kurulu üyelerinin görevlendirildiği arkadaşlar her sene Almanya'ya bu mutat gezilere çıkmaktadırlar. Bu sene de ben ve arkadaşlarım Almanya'ya giderek, orada bulunan yurttaşlarımızı ziyaret ettik. Dertlerini ve dileklerini tespit ettik. Her sene Genel Başkan’ımızın Almanya dönüşünde tespit ettiği hususlar bir heyet tarafından incelenerek, yurt dışındaki vatandaşlarımızın oradaki yaşayış ve haklarını koruyacak tedbirler bir rapor hâlinde hükûmete duyurulur. Geçen sene Genel Başkan’ımızın ziyaretinde işçi tasarruflarının kıymetlendirilmesiyle ilgili rapor hükûmete verilmiş ve bu rapora istinaden bazı tedbirler de yeni hükûmet programına girmiştir. Gelişen bu durum Almaya'daki işçilerimize duyurulmuştur. Bu arada bizim tespit etmiş olduğumuz hususlar üzerinde hemen bugünden itibaren çalışmalara başlanmıştır. Bu ziyaretimiz 15 gün sürmüştür. Almanya'da Münih'ten başlamak üzere Hannover'e kadar Türk işçilerinin bulunduğu her eyalet ve şehre uğranılmıştır. Bu arada Sindelfingen, Mannheim, Hannover ve Köln'de bütün vatandaşlara açık büyük toplantılar tertiplenmiştir. Ayrıca yol üzerinde Türk işçilerinin barındığı bütün lojmanlara uğranılarak işçi vatandaşlarımızın dertleri dinlenilmiştir.” demiştir.
Görüldüğü üzere yapılan bu ziyaretler raporlanıp hükûmete sunularak Avrupa’da yaşayan Türk toplumunun haklarının Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından korunması sağlanmaktadır.
İkinci soru olarak “Türkiye'de ve Almanya'da MHP'li işçiler aleyhinde sol çevreler tarafından başlatılan kampanya, MHP'li işçiler üzerinde nasıl bir tesir bırakıyor?
Almanya'ya hareketimizden hemen önce muhalifimiz çevreler tara fından Almanya'daki taraftarlarımız arasında endişe ve huzursuzluk yaratmak amacıyla ve hakikatleri tahrif ederek bir kampanya başlatılmıştır. Bu kampanya, bizim Almanya'ya gittiğimizde de devam etmekteydi. Ele alınan husus: Alman Sendikalar Birliğinin (DGB)  Almanya'da bulunan MHP'li işçilerin politik olaylar çıkartması ve bu hususun Türk - İş'e duyurulması ve Alman Çalışma Bakanlığınca da bu işçiler hakkında Almanya'dan çıkarılacakları gibi bir iddianın ortaya atılmasıydı. Filhakika DGB Türk işçileriyle ilgili dairenin siyasi tutumu belli başkanı tarafından Türkiye'ye böyle bir haber ulaştırmıştır. Ancak iddialarını doğrulayacak ve oradaki MHP'lileri suçlu gösterebilecek ellerinde en ufak bir delil yoktur. Keza Alman yetkili makamları da herhangi bir işleme geçmeyeceklerini tarafımıza duyurmuşlardır. İddia edildiği gibi orta yerde ne bir zorbalık hareketi ne de politik bir çatışma vardır. MHP'li işçiler işlerini titizlikle yapmakta, bulundukları memleketin kanunlarına azami itaat göstermektedirler. Ancak büyük bir şikâyet mevzuu olan WDR Köln Radyosu olayları sol açıdan ele alarak milliyetine ve dinine bağlı olan MHP’ li işçiler üzerinde baskı yapmakta, onları sindirme çabası göstermektedir.
Üçüncü soru ise ; “MHP'nin Almanya'da teşkilatı olduğu iddia edilmektedir. Almanya da MHP'nin teşkilâtı mı yoksa MHP sempatizanı dernekler mi vardır?”
Bu soruya cevaben; “MHP'nin Almanya'da resmî bir teşkilatı yoktur. Ancak yurt dışına çıkan diğer vatandaşlar gibi MHP'li yurttaşlarımız da partiye bağlılıklarını devam ettirmektedir. Bu Ülküdaşlarımız kendi aralarında sosyal, kültürel toplantılar yapmakta; şikâyetlerini, dertlerini ve tekliflerini müzakere ederek Almanya'ya giden parti müfettişlerimize anlatmaktadırlar. Bu toplantılar münhasıran MHP'lilerin olmayıp her isteyen yurttaşımız da bu toplantılara katılabilmektedir. MHP olarak parti ve görüş ayrılıkları nazarıitibara alınmadan Türk işçisiyle yakından ilgilenmekteyiz. Esasen Alman kanunları Almanya 'da devletin güvenliğini haleldar etmeyecek her türlü siyasi faaliyetlere de müsaade etmektedir. Buna rağmen Milliyetçi Hareket Partisi Almanya'da siyasi bir organizasyona girmeden Türk işçileriyle teması devam ettirmeyi daha uygun görmüştür.” demiştir.
Bu konu ile ilgili Alparslan Türkeş 17 Mart 1975 yılında Devlet Gazetesine vermiş olduğu röportajda MHP’nin Almanya’da teşkilatlarının değil parti üyelerinin bulunduğunu ve bu üyelerin aynı zamanda oradaki vatandaşlarımız arasında Milliyetçi Hareket Partisinin temsilciliğini yaptıklarını söylemiştir.
Dördüncü soru olarak; “Gezinizin sonunda edindiğiniz intibalar nelerdir?” sorulmuştur.
Cevaben; “ Almanya'daki milliyetçi işçilerin herhangi bir endişeleri yoktur. Türk milliyetçiliğini ve İslam dinini muhafaza etmek için azimli ve yapılan bütün menfi propagandalara karşı kararlıdırlar. Almanya'da bulunan aşırı sol cereyan hızını ve benliğini kaybetmiştir. Telaşa kapılan bu çevreler, en son olarak yukarıda da adı geçen kampanyayı açarak son bir gayret daha göstermekte iseler de netice kendileri için hüsran olacaktır. Milliyetçi Türk işçisi her türlü baskı ve menfi propagandaya karşı güçlü ve azimlidir.” denilmiştir
Necati Gültekin Bey’e tespitleri sorulduğunda ise; “Son gezimizde bilhassa iki husus büyük bir problem olarak görünmektedir Birincisi Köln Radyosu ve WDR 1. Kanalda gösterilen filmler.
 Bu yayın Almanya'da Türklerin milliyetçilik ve ahlak görüşlerine ters düşmekte ve onları rencide etmektedir. WDR'deki Türk personelinin tutumlarıyla ilgili olarak Alman resmî makamlarının manevi Türk - Alman dostluğunun korunması bakımından dikkat nazarlarının çekilmesi uygun olacaktır. İkincisi ise; işçi çocuklarının eğitim meselesidir. Bu mesele büyük bir problem olarak ortada durmaktadır. Bu genç dimağların milliyetçi bir eğitim sistemiyle yetiştirilmesi için hükûmetin ciddiyetle bu konuya eğilmesi gerekir. Bu hususta hazırladığımız rapor ayrıca ilgililere sunulacaktır.” demiştir.

Hollanda
Alparslan Türkeş 1975 yılında gitmiş olduğu Hollanda’da da bir süre kalıp orada çeşitli konferanslar ve kongreler verip yerinde tespitler yapmıştır. Gazetenin yazarı İsmail Gerçeksöz, Alparslan Türkeş’in Hollanda’da yapmış olduğu kongreyi şu şekilde açıklamıştır:
“Gözlerinde pırıl pırıl bir ışık vardı hepsinin... Ta, Almanya içlerinden, Hollanda'nın diğer şehirlerinden otomobilli kafileler veya başka vasıtalarla kilometrelerce yol katederek Rotterdam'ın bir salonunu hıncahınç doldurmuşlardı. Millî bütünlüğümüzün bir çiçek buketi, milliyetçi Türkiye idealinin küçük bir örneği idi bu kongre.
Öğretmeni, teknisyeni, işçisi, köylüsü ve Türkiye'yi sınıflara, Karadenizlisi, Şarklısı. Egelisi, Doğulusu, Batılısı ve ırklara bölmek isteyen suratlara inen birer tokat gibiydiler. Sarmaş dolaş, fikir ve gönül birliği Türk ve İslam olmanın gururu içindeydiler.
 Devletimizin bekası, memleketimizin yarınları için bir kere daha inandım ki gerek ana yurtta ve gerekse dışarıda yapılmış ve yapılmakta olan bu gibi toplantı, kongre, fikir ve kalem mücadelesi, ilim ve irfan yuvalarımızda, büyük, küçük bütün şehirlerimizin meydanlarında verilen savaş, Türklüğün silkinip kalkınma savaşıdır. Artık vakit gelmiş, Türk milletinin makûs talihinin mutlaka yenileceği günler ufukta belirmiştir.
Her davranışlarında Türk'e has mertlik ve olgunluk fışkıran. Islam’ın incelik ve imanı görülen bu gençler memleketlerine sahip çıkmanın şuuruna ermişlerdir. Ve artık hiç kimse onları birtakım sinsi menfaatlerin çizgisine, kökü dışarıda, aslında Türklüğü ve Türk devletini yeryüzünden silmeyi hedef alan yabancı ideolojilerin safına çekemez...
 Ey, Yavuzlar, Kanuniler, Fatihler, Atatürkler, Gökalpler, Akif ler, Taşerler, Asyalar! Türklük davasına, katkıda bulunmuş nice bilinen ve bilinmeyen kahramanlar! Müsterih uyuyunuz Türk milleti ve onun gençliği yeni baştan silkinip kalkınmanın, dünyaya yeniden kafa tutmanın gittikçe yükselen ateşi içindedir, özlediğimiz gençlik yetişmiş, millî davaya sahip çıkacak olgunluğu, karşısına çıkacak her türlü fitne ve fesadı ezecek, Türkiye'nin üstüne çöken kara bulutları bir hamlede damıtacak güce erişmiştir
9 Şubat 1975 Pazar günü ta Avrupa’nın öbür ucunda, bir avuç nüfusu ile yüzlerce yıl Asya ve Afrika'da sayısız ülkeleri müstemleke etmiş bu Batı şehrinin semasmda birer gülle gibi çıkan bu sesler bir kahraman milletin derin uykusundan uyanışım müjdelemektedir.
 Hem bu savaş dünkü milliyetçilerin kalemleriyle, dernek veya dost-ahbap topluluklarında verdikleri savaşa da benzemiyor artık. Onların çoğu tarih şuurunu, millî anlayışı işleyerek yetinmişlerdi. Millî kadronun devlet yönetimine talip olması Milliyetçi Hareket Partisi ile başlamıştır. Hele ekonomik meselelerin millî açıdan değerlendirilmesi, gittikçe birer çığ gibi büyüyen memleket meselelerine konan kesin teşhislerle birlikte bunların reçetelerinin 9 Işık doktrini içinde verilmesi MHP’yi güçlendirmiş ve onu komünistlerin ve her türlü emperyalist akımların karşısında durabilecek yegâne siyasi güç hâline getirmiştir.
 Çünkü komünistlerin ve her türlü emperyalist sömürücü sistemlerin insanları kolayca aldatabildikleri konular genellikle ekonomik konulardır.
 Hiçbir zaman komünistler, her türlü yabancı emperyalistler ve onların memleketimizdeki uşakları milliyetçiliğin edebiyatından, akademik münakaşasından korkmamalardır. Burada konuşuyor, yazıyor vatandaşın kanındaki ateşi tutuşturuyordunuz, ötede öbürü onun açlığından, İşsizliğinden, fakirlik ve sömürüldüğünden bahsederek onu kendi sömürü safına çekmek için ikna edebiliyordu.
 Bunun için yanlış anlaşılmasın yukarıdaki coşkunluğumuz ve kullandığımız ifadeler. Çınarlı üstadımızın dediği gibi “Gerçek hayali aşmış.” Türk gençliği düşmanlarının elinden bu silahı da alarak onların maskelerini aşağıya indirmiştir.
 MH’ nin Hollanda Kuruluş Kongresinde de öyle oldu. Gerçekler hayali aştı, bugün Anadolu’muzun en ücra köyünden üniversitelerimizin salonlarına kadar yapılan sayısız toplantılarda olduğu gibi... Şuurlu bir milliyetçilik, ekonomik meselelere milliyetçi açıdan bakış ve her şeyin Türk’e göre, Türk için ve Türk tarafından olacağı ideali ellerde bayraktı. Şükürler olsun bugünleri bize gösteren Yüce Allah’ıma...”
İsmail Gerçeksöz’ün kaleme aldığı bu yazıda, Alparslan Türkeş’in Avrupa’da yapmış olduğu etkiyi ve misyon itibarıyla Avrupa’daki Türk toplumunun milliyetçilik duyguları çerçevesinde kendi kültürü ile barışık, köklerine inanmalarına yardımcı olan, diline, dinî yaşantısına daha da kenetleyen bir etki olduğu söylenmiştir.
Alparslan Türkeş’in ziyaretinden sonra 9 şubat 1975 Pazar günü MHP Hollanda Yürütme Kurulu kuruluş toplantısı yapılmıştır. Bu toplantıda Hannover'den MHP Aşağı Saksonya ve Bremen Eyaletleri Yürütme Kurulu üyeleri, Hannover Ülkücüler Derneği, Stadhagen MHP ve Ülkücüler Derneği Yönetim Kurulu üyeleri ile kalabalık bir öğretmen topluluğunun otomobillerle katılmışlardır.Kongreye Almanya Yürütme Kurulu adına katılan ve Kongre Başkanlığına seçilen İsmail Gerçeksöz, Genel Başkan Alparslan Türkeş'in mesajını okuduğunda heyecan son haddine varmış “Başbuğ Türkeş, Milliyetçi Türkiye!”, sloganları atılmıştır.Almanya heyetinden N. Turan, Nihat Civelek, Erhan Esentürk, Türkiye'den toplantıya katılan Mustafa Öztürk, Ülkücü §air Ömer Albayrak, Hollanda teşkilatından Orhan Yılman, Esin Acarel, Musatafa Koçer, Mustafa Çelik, Durmuş Türkeli, Veyis Şentürk son olarak da Kongre Başkanı konuşmuşlar ve toplantı hep birlikte söylenen İstiklal Marşı ile sona ermiştir.

Avusturya
Almanya'da ve diğer Avrupa memleketlerinde teşkilatlanmasına devam eden Milliyetçi Hareket Partisi Avusturya'da da yürütme kurulunu teşkil ettirmiştir.
8.5.1975 tarihinde VİYANA'daki Milliyetçi-Ülkücü Türk İşçi ve Öğrencilerinin çalışmalarıyla kurulan MHP Avusturya Yürütme Kurulu yayın faaliyeti olarak bir bülten çıkartmaya başlamıştır. Ayrıca Türk işçilerinin iş ve yabancı dil ve sosyal çevreyle olan münasebetlerinde karşılaştıkları zorluklan bir derece olsun azaltmak ve imkânlar nispetinde bunlara çözüm yolları bulmak için plan ve programlı olarak Avusturya içinde faaliyetlerini ve teşkilatlanma çabalarını sürdürmektedir.
“Türk işçileri arasında birlik ve beraberlik şuurunu kuvvetlendirmeye, vatan ve milletimizin, maddi ve manevi alanda ilerlemesi ve yükselmesi için milliyetçi-Ülkücü Türk işçi hareketini yönetmeyi, bu yolda gereken olumlu çalışmaları yapmayı gaye edinen Milliyetçi Hareket Partisi Avusturya Yürütme Kurulu, Avusturya içinde MHP'nin temel görüşlerini Türk işçisine anlatmak. Hak ve hakikat yolunda MİLLÎ DEVLET -GÜÇLÜ İKTİDAR için çalışmalarına devam etmektedir. Türk işçilerinin dert ve problemlerine en süratli ve gerçekçi açıdan çözüm yolları bulmak için MHP Avusturya Yürütme Kurulunu teşkil ettiren yönetim kurulu bu uğurda maddi ve manevi hiçbir fedakârlıktan kaçınmadan faaliyetlerini yürütmektedir. “
TÜRK İŞÇİLERİNİ AYDINLATMAK İÇİN BÜLTEN ÇIKARTILIYOR
“O dönemlerde Milliyetçi Hareket Partisi Avusturya haricindeki diğer Avrupa ülkelerinde de yürütme kurullarını çok önceden tamamlamıştır. Almanya. Fransa, İsviçre. Hollanda gibi Türk işçilerinin çok bulunduğu ülkelerde MHP yürütme kurulları faaliyetlerini sürdürmektedir. Avusturya Yürütme Kurulu da diğer ülkelerde ki MHP yürütme kurullarıyla gerekli irtibatları temin etmiş bulunmaktadır. Milliyetçi Hareketin Avrupa çapında yürüttüğü bu faaliyetler Türk işçileri arasında çok memnuniyet verici bir gelişme olarak de değerlendirilmektedir. Türk milliyetçiliği fikrinin Avusturya'da da gelişmesinden gocunan Türkiyeli komünistler ise. ne yapacaklarını şaşırmış vaziyettedirler. Milliyetçi - Ülkücü Türk işçileriyle fikrî tartışmalardan kaçınan ve yabancı ideolojilerin propagandasını yapan bu kimseler sahte isimler altında bazen de isimsiz olarak Viyana'nın çeşitli yerlerinde Türkiye ve Türklük aleyhine yazılar yazmaktadırlar. İnançlı, şuurlu Türk işçisine en ufak bir tesiri olmayan bu yazılardan dolayı Türk işçileri arasında komünizme ve komünistlere olan nefretler daha da artmaktadır.”
MHP Avusturya Yürütme Kurulu tarafından Türk işçi ve  öğrencilerine hitaben çeşitli konuları ihtiva eden bir bülten çıkarılmaktadır. Bültenin ilk sayısında 5 Türk milliyetçiliği. Milliyetçi Hareketin gelişmesi ve koalisyon hükûmetinin kuruluşu. yurt dışında yıkıcı ve bölücülere karşı nasıl hareket edilmesi gerektiği ve hamasi şiirler yer almaktadır.  
Fransa
Fransa’da da Türk işçi ve gençleri tarafından teşkilatlandırma faaliyetleri sürmektedir. Bu faaliyetler başta Fransa’da Türk Ocağı kurma fikri ile alevlenip, çeşitli zorluklara rağmen her ay çıkarılacak bir bültenin zemini oluşturulmuştur.
Fransa Ülkücü İşçiler Derneği, Türk işçilerinin kesif şekilde bulunduğu Sallanches'te kurulmuş ve törenle faaliyetlere başlamıştır
Açılış dolayısıyla düzenlenen törende Fransa'nın çeşitli yerlerinden gelen Ülkücü işçiler hazır bulunmuştur. Derneğin Kurucu Heyet Başkanı Vahdi Öz'ün kısa açış konuşmasından sonra Fransa'da bulunan Jeolog Fevzi Bingöl ve yazarlarımızdan Müh. M. Anıl Celüoğlu birer konuşma yaparak Ülkücü Hareketin felsefesi ve Fransa'da yapılmakta olan çalışmalar üzerinde bilgi vermişlerdir.  
İngiltere

İngiltere’de bulunan Milliyetçi Türk Öğrenci Derneği aylık olarak yayımladıkları ‘Ülkü’ adlı yayın organlarını çıkartmaya devam etmektedirler. Dernek yayın organı yeni sayısında; “Türkiye'de cereyan etmekte olan hadiseler. Ana muhalefet partisinin tutumu ve Marksistlerle olan iş birliği. 19 Mayıs hadiseleri ve ayrıca Kıbrıs davası geniş bir şekilde anlatılmıştır. Dernek ayrıca Kıbrıs davasını İngiltere'de daha iyi anlatabilmek için seri konferanslara ve broşür dağıtımına başladı.” konularını işlemiştir.
Avrupa’daki Mücadele
Türkiye’den Avrupa’ya göç etmiş olan Türk insanı Avrupa’da çeşitli nedenlerden dolayı mücadele etmek durumunda kalmıştır. Bu mücadeleler konunun başında da bahsedildiği gibi “göç, gurbet, dil, din, kültür” meselelerinin yanı sıra “asimile olma ve asimile olup gittiği ülkeye yanlış entegre olma” tehlikesini de taşımıştır.
Bunların yanı sıra 1969-1979 yılları Türkiye’nin ve dünyanın siyasi olarak sorunlu bir dönemidir. Bu dönem komünizm ideolojisi ile beraber anarşinin yoğun  olduğu dönemdir.
 Avrupa’da teşkilatlanan komünist - anarşist gruplar Türkiye’de olduğu gibi Avrupa’da da Avrupa Türklerine huzursuzluk vermektedir.
Aynı zamanda Avrupa’da Avrupalılar tarafından  zaman zaman Türk işçilerine toplu saldırılar düzenlenmiş, çeşitli tahribatlar yapılmıştır. Bu tahribatlara bir örnek,  1972 senesinde Mehmet Gönüştaş adında bir Türk’ün Röterdam’da ev alarak Hollanda vatandaşı olan birine kiralaması ve aralarında çıkan anlaşmazlık ile beraber Hollanda vatandaşları  tarafından kalabalık grup hâlinde darp edilmesi olayıdır. Gazetede bu konulardan yüzlerce olduğu da bahsedilmektedir.  
Gazetenin 1 Mart 1976 tarihli sayısında Avrupa ve özellikle Almanya’daki komünist örgütlerin faaliyetleri  şu şekilde açıklanmıştır:
Avrupa' da müteveccih propaganda faaliyetlerini Doğu Almanya' dan idare eden Sovyetler Birliği; Almanya'ya ve Avrupa' nın diğer ülkelerine Türk işçi akınının başlamasından sonra, bu konudaki faaliyetlerine yeni bir şekil vermiştir. Yurt içindeki ajanlar vasıtasıyla yıllardan beri komünizm propagandası yaptıran Sovyetler Birliği. Türk insanlarının Doğu Almanya'nın yanı başına gelmeleri üzerine muhakkak ki ziyadesiyle sevinmiştir. Bundan sonra, Rusya'nın bütün imkânları ve propaganda malzemeleri Almanya ve diğer Avrupa ülkelerine akmaya başlamıştır. Türk işçileri üzerinde kesin bir komünizm propagandası açılmıştır. Zaten binbir güçlüklerle Avrupa'ya gelen, büyük kısmı fakir, maalesef  devlet tarafından gerektiği şekilde eğitilmemiş olan milyona yakın insan bu bunaltıcı baskı ve propagandaya nasıl dayanabilirdi? Üstelik orada eğitilen bu insanların günün birinde Türkiye'ye döneceği, köyünde veya şehirde bir iş sahibi olacağı muhakkaktı. Yukarıda belirttiğimiz çevrelere siyonizm ve Hristiyan misyonerliği de giriyor.
Yaşanılan olayların tarihsel nedeni ise Avrupa'ya giden Türk işçileri arasında milliyetçi işçiler, MHP mensupları da bulunuyordu. Komünist propaganda, işçilerimiz üzerinde estirilmeye başlayınca, Türkiye'de olduğu gibi bu insanlar seslerini yükselttiler.Türk işçileri devletlerine karşı isyana teşvik ediliyordu. Suni olarak yaratılmak İstenen “Kürt halkı” masalları, bilhassa doğulu işçilerimize kabul ettirilmek isteniyordu. İşçilerimiz dillerinden, dinlerinden, örf ve âdetlerinden koparılmak ve manipüle edilmek isteniyordu. Her biri yurda dönüşünde komünist ihtilalin bir uzvu olarak yetiştirilmek isteniyordu. Tabii ki Ülkücüler, MHP mensupları buna karsı harekete geçeceklerdi. Nitekim geçtiler de. Avrupa'da yıllardır süren bir mücadele başladı. Ülkücü işçi hareketi Türkiye'de olduğu gibi büyük süratle gelişti. Siyasi parti liderleri arasında gezmek ve eğlenmek dışında Türk işçilerinin dertlerini dinlemek, millî ülkü ve şuur vermek için sadece MHP Lideri Alparslan Türkeş Almanya ve diğer ülkelere sayılamayacak ziyaretler yaptı.Tabii bu ziyaretler sanıldığı kadar kolay şartlar altında gerçekleşmedi.
17 Mart 1975 senesinde Alparslan Türkeş’in Devlet gazetesine verdiği röportajda kendisinin ziyaretlerde bulunduğu şehirlerin polis merkezlerinin komünist gruplar tarafından aranıp “Eğer bu toplantı olursa kanlı sonuçlanır.” şeklinde tehdit edildiğini ve toplantılarının sabote edilmek istenildiğini söylemiştir. Bu durum şartların ne derece ağır olduğunu kanıtlamaktadır.
Artık Türkiye'deki gibi yurt dışında da Milliyetçi Hareket vardı. Ve bu hareket, hiçbir zaman düşmanları gibi kaba kuvvete başvurmamış, adil zabıtlara bir tane bite suçu geçmemiş. Gerçekten örnek bir mücadele vererek düşmanlarını yenmişti. Bu hareket yurt dışında devletin yapması gerektiğini yapmıştı. Aslında tarif edilmesi, tebrik edilmesi gerekirdi. Ama bu hareketin içinde bulunanlar böyle bir şey istemezlerdi ve beklemezlerdi.
Böylece, birlik ve beraberliğin önemini Avrupa’da deneyimleyerek anlayan Türk işçiler Avrupa’da Alparslan Türkeş’in liderliğinde teşkilatlanıp, Başta Almanya olmak üzere Avrupa’nın çeşitli yerlerinde çalışan Türk işçiler o ülkenin kanunları ile çeşitli dernekler kurmuş ve bu dernekler içerisinde kanuni sınırlar içerisinde yabancı ideolojilere karşı uyarılmakta, şuurlandırılmaktadır. Milliyetçi Hareket, yıllardır devam ettiği bu memleketsever gayretleriyle sayısı yüz binlere varan Türk işçisini ikaz etmiş, Türk devletini ileride vukuu muhtemel büyük felaketlerden korumuştur.Böylece Türk işçiler yaşadıkları sorunlar ile mücadele etmeyi, toplumda söz sahibi olabilmeyi ve seslerini hem Türkiye’ye hem de yaşadıkları ülkeye duyurmayı amaçlamışlardır.
Türkiye’deki Mücadele
Türkiye’den Avrupa’ya göçün tarihsel süreci bölümünde de bahsettiğimiz gibi,Türkiye’den Avrupa’ya belirli bir plan dâhilinde göç eden ve Türk devletinin güvencesi altında olması gereken Avrupa Türklüğü, teşkilatlanıp bulundukları ülkenin kanunları çerçevesinde çeşitli dernekler ve topluluklar kurmayı başarmıştır. Kurulan bu teşkilatlar vasıtası ile sorunlarını çözüme ulaştırmaya çalışıp seslerini hem bulundukları ülke’ye ve ana vatanları olan Türkiye’ye duyurmak istemişlerdir.
Alparslan Türkeş’in Avrupa’ya yapmış olduğu ziyaretlerin en büyük nedeni Türk devletinde o dönemlerde Avrupa Türklerinin sorunları ile ciddi bir şekilde ilgilenen bir makamın olmadığı tespitidir.Türkeş onların sorunlarını anlamak ve bu sorunları tespit ettikten sonra çözüme kavuşturmak için ilk ziyaretini 1970 yılının Ağustos ayında yaptıktan sonra defalarca Avrupa’ya ziyaretlerde bulunmuş, Bu ziyaretlerin sonucunda elde ettiği verileri soru önergesi ile Türkiye Büyük Millet Meclisine taşımış, bu konularda devletin bilgi sahibi olup önlemler almasına katkı sağlamıştır.Yapmış olduğu bu ziyaretler Alman basınında da yer almıştır.
Bu önergeden sonra kabine işçilerin sorunlarına eğilmiştir. Hatta bu konu ile alakalı Çalışma Bakanı Almanya’daki işçilerimizin 101 sorunu vardır demiştir.
MHP’nin Almanya Teşkilatlarının Kapatılması Meselesi
1970’lerde başlayan ziyaretler ve konferanslar Alparslan Türkeş ve MHP’nin Türk hükûmetinde güçlenmesi ile beraber kurumsal bazda ziyaretlere dönüşmüş olup bu ziyaretler sonucunda hazırlanan raporlar Türk hükûmetine sunulmaktadır ve Türk hükûmeti, Avrupa’da yaşayan işçilerin haklarını teslim alması konusunda önlemler almaktadır.
Bu durumdan rahatsız olan Alman hükûmetine bağlı olan Alman Sendikalar Komisyonu (DGB), Türk İş’e bir şikâyet mektubu göndermiş ve Milliyetçi Hareket Partisinin Almanya!da yasa dışı,  Alman milletinin onurunu kırıcı şekilde eylemlerde bulunduğunu iddia etmiştir.Bunun üzerine Türk-İş Genel Başkanı Halil Tunç Başbakan Demirel ile görüşmüş durumun ciddi bir hâl aldığını söylemiştir.
Alman İşçi Sendikaları Konfederasyonu bununla  yetinmeyip, Almanya İşçileri Bakanlığına müracaat ederek Almanya’da bulunan  Ülkücü teşekküller hakkında soruşturma açılmasını istemiştir. Basında geçen haberlere göre yazılan yazı şu şekildedir:
“Bu parti milliyetçi bir parti olup. Alman nasyonal sosyalizmini örnek almıştır. Parti Yahudiliğe ve siyonizme karşı savaş açmakta, Sovyetler Birliği’nde yaşayan Türklerin kurtuluşu, Kafkas ve Orta Asya Türklerinin istiklali için çalışmaktadır. Türkiye'de legal bir parti durumundadır. Ancak, partinin Almanya'daki faaliyetleri şüphesiz Türkler arasında düzen ve huzuru bozucu niteliktedir. Çünkü bu grup karşıt görüşteki politik rakipleriyle sadece politik tartışma ile mücadele etmemekte, vurucu güçler kurmakta ve olaylar çıkarmaktadır. Böylece Almanya'daki Türk işçilerinin bütünleşmesi, birlik hâlinde olması yolundaki çabalar hayal olmaktadır. Bize bu örgütün hukuki durumu ile ilgili bilgiler vermenizi rica ederiz.”
Bu mektup üzerine harekete geçen Almanya İçişleri Bakanlığı Türkiye’ye bu konuda araştırma yapılması için baskılarda bulunmuş. Bu baskılar sonucu konu Cumhuriyet Başsavcısı Kazım Akdoğan tarafından Türkiye’de Anayasa Mahkemesine taşındıktan sonra, 22 Haziran’da toplanan Anayasa Mahkemesi karara bağlayamamıştı. Daha sonra 28 Haziran günü MHP Genel Sekreter Yardımcısı Nevzat Köseoğlu Anayasa Mahkemesine davet edilip kendisine sorulan soruları cevaplandırdı. Bu konuşmanın özet metni EK’te yer almaktadır. MHP’ye yapılan yurt dışı örgütlerini kapatılması ihtarı ile konu tarih sahnesinde yerini almıştır
Bu konu ile alakalı MHP Müfettişi Enver Altaylı Devlet gazetesine verdiği röportajda Alman İçişleri Bakanlığı ile yapmış olduğu temas sonucunda DGB’nin Alman İçişleri Bakanlığına konunun araştırılması gerektiği ile alakalı başvuruda bulunduğunu söylemiş, Alman İçişleri Bakanlığı herhangi bir listenin hazırlanmadığını, hiçbir MHP'li hakkında bugüne kadar sınır dışı edilme kararı verilmediğini, MHP hakkında herhangi bir kanuni takibatın bahis konusu olmadığını beyan etmiştir.
Ayrıca Anadolu Ajansa da verdiği röportajda Alman kanunlarına göre Almanya'da yabancıların dernek kurabildiğine dikkati çeken Altaylı, bu derneklerin siyasetle de iştigal edebildiklerini de belirtmiş ve şöyle devam etmiştir: “Nasıl ki, Almanya'nın çeşitli yerlerinde bazı komünist, sosyalist öğrenci ve derneklerin, gazetecilerin kurduğu ‘Ortanın Solu’, MSP'li vatandaşlarımızın kurduğu ‘Millî Görüş’, AP'liler tarafından kurulmuş ‘İşçi Yardımlaşma DernekIerini’ bu partilerin yurt dışı teşkilatları olarak kabul etmek yanlış olursa, Türk işçilerinin birleşerek- Alman Cemiyetler Kanunu'na uygun şekilde kurup tescil ettirdikleri ‘Türk Otağı’, ‘Türk Kültür Ocağı’, ‘Ülkücüler Ocağı’ ve benzer isimler taşıyan yüzlerce milliyetçi derneği, MHP'nin dış ülkelerdeki teşkilatı olarak kabul etmek de yanlıştır. Bu, Siyasi Partiler Kanunu’nun lafzına ve ruhuna da aykırı olur.”  demiştir.
Kültürel, Siyasi, Sosyal Faaliyetler
Avrupa’daki milliyetçi Türk toplulukları ve dernek teşkilatlanmaları Türk toplumunun Avrupa’da kültürel olarak özünü unutmaması gerekliliğinden hareketle, çeşitli faaliyetler gerçekleştirip, gerek Türkiye’deki önemli olaylara gerek Avrupa’da yaşanan toplumsal sıkıntılara tepkilerini kuruldukları günden beri göstermişlerdir.
Bu tepkiler zaman zaman toplu yürüyüşler ve mitingler, zaman zaman yayımlanan bildiriler ve yayınlar yolu ile olmuştur. Bu konuya Devlet gazetesinden örnek verecek olursak;
Gazetenin 20 Eylül 1971 yılında “Batı Berlin’de Türk İşçilerinin Türk Ordusuyla Bağlılık Yürüyüşü” konulu haberinde, Berlin Türk Ocağı, Türk Kültür ve Dayanışma Derneği, Türk Kültür Cemiyetinin organizesi ile 12 Mart Muhtırası için “Türk Ordusuna Bağlılık Yürüyüşü” düzenlenip, Türk ordusunun faşist olmadığı, Türkçülük şuuru ile hareket ettiğini açılan pankartlar ve Türkçe ve İngilizce dağıtılan bildiriler ile anlatmışlardır.  
Kültürel faaliyetlere örnek verecek olursak 16 Haziran 1972 tarihinde Batı Berlin’de yapılmış olan “Ayran Şöleni”ni örnek verebiliriz. Şölende şiirler okunmuş, ayran dağıtılmış, konuşmalar yapılmıştır. Yapılan konuşmalarda “Esir Türkler” meselesi vurgulanmıştır. Ayrıca şölende bildiri de dağıtılmıştır. Bildiride birlik ve beraberliğin öneminden bahsedilip karşı karşıya olunan sorunlardan vurgulanmıştır. Konuşma sonrasında Türk müziği çalınmış ve şölen sona ermiştir.
 Gazetenin 2 Haziran 1975 yılında yayımlamış olduğu haberde Saarbrücken şehrinde çalışan Türk işçilerinin kurmuş olduğu “Milliyetçi Cephe Komitesi” isimli komite bir bildiri yayımlamıştır. Yayımlanan bu bildiride Türk işçilerini iç ve dış tehlikelere karşı uyarmış, Türk milletinin düşmanları hakkında bilgi vererek gayelerini anlatmıştır.
Bir başka bildiri ise gazetenin 17 Kasım 1975 yılında Köln Türk Kültür Ocağının açılışı ile beraber yayımlanmıştır. Yayımlanan bildiride vazifelerimizin en önemlilerinden biri işçi kardeşlerimizi zararlı akımlar karşısında uyarmak olacaktır denilmiştir.
Yayımlanmış olan yayınlara bir örnek verecek olursak gazetenin 6 Mart 1972 yılında yapmış olduğu haberde Almanya-Berlin’ de, Berlin Türk Ocakları tarafından yayımlanan “Türkiyem” isimli dergiden bahsedilmektedir. Bu gazetenin son sayısında Türk Ocağı Başkanı Osman Nuri Kurt'un Ön yazısı ve Berlin Türk işçilerinden bazılarının milliyetçi fikri işleyen yazıları, Berlin Türk Ocağının bir bildirisi ve Ülkücü şiirler yayımlanmıştır.
Yayımlanmış olan yayınlara diğer bir önek ise, gazetenin 9 Temmuz 1973 yılında yapmış olduğu haberde Almanya’da 9 Işık Fikir Kulübü kurulmasıyla Remscheid Türk İşçi Cemiyeti Kulübünün Ülkücülere geçmesi ile beraber “Cemiyetin Sesi” isimli bülten yayımlayıp halkı bilgilendirmeleridir.
Türkiye’de yaşanan kültürel bayramlar orada da yaşatılmak istenmiş ve bu geleneksel hâle getirilmiştir. Buna örnek olarak gazetenin 6 Mayıs 1974 yılında yayımlanmış olan sayısında 23 Nisan Bayramının Türkiye’de kutlanması ile beraber Almanya’da da bu vesile ile törenlerin tertiplenmesi haberidir.
Bahsi geçen haberde 4. yılına girilmiş olan ve geleneksel hâle gelen 23 Nisan kutlamalarına Stutgart başkonsolosu, Heilbronn Belediye Başkanı, büyük bir Türk-Alman topluluğunun beraber katılmış olması söz konusudur. Kutlama 3 kilometrelik bir yürüyüşün ardından şehir merkezinde Türk bayrağı açılarak hep bir ağızdan İstiklal Marşı’nın söylenmesi ile son bulmuştur.
 Mustafa Kemal Atatürk’ün çocuklara armağan ettiği 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının Alman toplumu tarafından benimsenip konsolosluk ve belediye başkanlığı seviyesinde organize bir şekilde kutlanması, orada yaşayan Türk toplumunun değerlerini Alman vatandaşları ve Alman Devleti ile beraber nasıl yaşadığının analizi açısından önemlidir.
Gazetenin haberine göre açılan bozkurt amblemi ve bozkurtlu bayrak, Almanların alkışları ile karşılanmıştır.  
Kültürel toplantılara bir önekte gazetenin 2 Haziran 1975 yılında yayımlanan sayısında verilmiştir. Bu örneğe göre Almanya’nın Böblingen şehrinde Sindelfingen Milliyetçi Türk İşçileri Cemiyeti tarafından “Büyük Yurt Şöleni” isimli bir gece tertiplenmiştir. Gecede cemiyetin gençlik kollarına mensup üyeler tarafından hazırlanan “Ya şehit ya Gazi” isimli oyun sahnelenmiş, halk oyunları, saz ekibinin çaldığı serhat türküleri söylenmiş, Abdurrahim Karakoç’un “Todur Beğ” isimli şiiri okunmuştur.
Geceye katılanlar arasında Stutgard Konsolosluğundan Konsolos Silhan Murat, Ateşelik Memuru Celal Bülbül ve çok sayıda Alman gazetecisi ve Türk-Alman misafirler vardır.
SONUÇ
1950’li yılların başında İkinci Dünya Savaşı’ndan çıkmış olan Avrupa, iş gücü eksikliğini tamamlamak amacıyla “yeniden atak” hedefi doğrultusunda dış ülkelerden işçi almaya başlamıştır. Bu durumu değerlendirmek isteyen Türkiye Cumhuriyeti Devleti Kalkınma Planı dâhilinde (rotasyon) ve iş gücü fazlalığı nedeniyle  1961 yılından itibaren Avrupa’ya vatandaşlarını göndermiştir. Genel itibarıyla Türk işçileri Avrupa’nın kalkınmasında büyük pay sahibi olmuştur. Buna karşılık Türkiye’nin rotasyon planı başarısız olmuştur. İşçilerin büyük çoğunluğu geri dönmediği gibi dönenler de Avrupa’daki yapmış olduğu işleri Türkiye’de yapamamışlardır.
Avrupa’ya giden Türk vatandaşları ilk önce beş ayrı mesele ile karşı karşıya kalmışlardır. Bunlar; göç, gurbet, dil, din ve kültürdür. Avrupa’ya göç eden Türk vatandaşları kısa zamanda vatanını özlemiş “gurbet” acısı çekmiştir. Bununla beraber oranın dilini kısa zamanda öğrenememiştir.  Avrupa’nın dinî inancını benimsememiş, kendi dinini yaşama arzusu taşımıştır.  Ayrıca Avrupa insanının davranış kalıpları, alışkanlıkları, kültürel yapısı farklı olduğu için Türk insanı kendi kültürünü yaşamak ve içinde bulunduğu kültüre de adapte olmak için mücadeleler vermiştir.
Bu zorlukların yanında bir de siyasi zorluklar yer almıştır. O dönemde Türkiye’de yaşanan anarşi, komünist faaliyetler ve baskılar Avrupa Türk’üne de yapılmıştır.
Tüm bu sorunlar ile mücadele etmek için Türk milliyetçileri Avrupa’da Milliyetçi Hareket Partisi Lideri Alparslan Türkeş önderliğinde teşkilatlanma çalışmaları yapmıştır.Bu çalışmalar Türk insanının hem kendi kültürünü yaşayıp asimile olmayı önleyici bir ortam sunmuş, hem de anarşi ve komünizm ile mücadele etmiştir.
Alparslan Türkeş Avrupa’ya sık sık ziyaretlerde bulunup yerinde tespitler yapmıştır. Bu tespitler dâhilinde Türkiye’ye dönüp Türkiye Büyük Millet Meclisine çeşitli önergeler vermiş, hükûmeti Avrupa Türkleri ile alakalı çeşitli konularda uyarmıştır.