TÜRKİYE’DE BAŞKANLIK VE YARI BAŞKANLIK SİSTEMİ TARTIŞMALARI[1]

07 Nisan 2016 13:03 Prof. Dr.Selçuk DUMAN
Okunma
5161
TÜRKİYEDE BAŞKANLIK VE YARI BAŞKANLIK SİSTEMİ TARTIŞMALARI[1]

 
  
Türk tarihindeki ilk yazılı Anayasa olan Kanunuesasi’nin kabulüyle birlikte (23 Aralık 1876) Türk siyasi yaşamında parlamenter sistem geleneği başlamıştır. Hükûmet modeli 1909’da Kanunuesasi’de yapılan değişikliklerle birlikte parlamenter sisteme dönüşmüştür. Olağanüstü şartların ürünü olan 1921 Anayasa’sı Meclis hükûmeti sistemini benimsemiş, 1924 Anayasa’sının öngördüğü rejim Meclis hükûmeti sistemi ile parlamenter rejim arası karma bir model oluşturmuştur. 1961 Anayasa’sı ise klasik parlamenter rejime yakın bir rejim ortaya koymuştur.1982 Anayasa’sıyla ortaya koyulan model kamuoyunda “yarı başkanlık sistemi”, “başkanlı parlamenter rejim” olarak adlandırılsa da Anayasa metninde yer alan kurumlar, yetkiler ve ilişkiler ağı klasik bir parlamenter rejim görüntüsü oluşturmaktadır.[2]
Son günlerde kamuoyunu meşgul eden hükûmet sistemi tartışmaları yeni olmayıp 1980 öncesinde başlamıştır. Hükûmet sistemi değişikliği bağlamında gündeme gelen başkanlık ve yarı başkanlık sistemlerinin Türkiye’ye uygunluğu tartışmaları zaman zaman küllenmekte bazen ise siyasilerden iş adamlarına, akademisyenlere ve basın mensuplarına kadar çok geniş bir tartışma zemini bulmaktadır. Hükûmet sistemi arayışları yalnızca Türkiye’ye özgü olamayıp gerek yeni gerekse eski demokrasilerde alternatif hükûmet sistemi arayışları gündeme gelmekle birlikte hükûmet sistemi değişikliğine gidebilen ülke sayısı çok azdır.[3]  Ülkemizde hükûmet sistemi değişikliğine ilişkin yapılan tartışmalarda “Siyasal istikrarsızlık sorunu çoğu kez salt hükûmet istikrarsızlığına indirgenmiş, bunu aşmaya yönelik öneriler ise cumhurbaşkanlığına parlamentoyu fesih yetkisinin verilmesi, doğrudan genel oyla seçilmesi gibi daha ziyade yarı başkanlık sistemine yaklaşan önerilerle buna ilave olarak cumhurbaşkanının yetkilerinin artırılması önerisiyle başkanlık sistemine denk düşen köklü kurumsal arayışlara yönelmiştir.”[4]
1961 Anayasa’sının aksayan yanlarının ortaya çıkması, özellikle de devlet otoritesini zaafa uğrattığının düşünülmesi; 1980’lere yaklaşıldıkça sistem tartışmalarını gündeme taşımış ve başkanlık sistemi taraftarları artmaya başlamıştır.[5] Yapılan tartışmalarda 1961 Anayasa’sında yürütmeye gereken gücün verilmediği bunun da siyasal istikrarsızlığa neden olduğu savunulmuştur.
Mart 1980’de Tercüman gazetesinin düzenlediği Anayasa Seminerinde ve Yeni Forum dergisinin önerdiği Anayasa Projesi’nde, başkanlık ve yarı başkanlık sistemi farklı boyutlarıyla tartışılmıştır. Bu tartışmalara katılan bilim adamlarının bir kısmı Fransa’nın uyguladığı yarı başkanlık modelini savunurken bir kısmı ise cumhurbaşkanının yetkilerinin genişletilmesi suretiyle parlamenter sistemin korunması gerektiği üzerinde durmuştur.[6] 1982 Anayasa’sının yapım sürecinde başkanlık ve yarı başkanlık tartışmaları yeniden yaşanmıştır. Devlet başkanın seçimi ve yetkilerine dair hükümler Danışma Meclisinde görüşülürken başkanlık ve yarı başkanlık sistemine yönelik öneriler demokratik olmadığı ve ülkeyi diktatörlüğe götürecek bir sisteme zemin hazırlayacağı gerekçesiyle reddedilmiştir. Neticede 1982 Anayasa’sı da 1961 Anayasa’sı gibi parlamenter sistemi benimsemiş fakat cumhurbaşkanına parlamentarizmin özüyle bağdaşmayacak şekilde geniş yetkiler tanımıştır.[7]
1980’lerin ikinci yarısında hükûmet sistemi tartışmaları yeniden ülke gündemine sokulmuştur. Tartışmaların merkezinde; başbakan Turgut Özal’ın, cumhurbaşkanının seçilmesine ve görev süresine ilişkin yaptığı açıklamalar bulunmaktadır. Özal, bu dönemde cumhurbaşkanını halkın seçmesi gerektiği tezini savunmuştur. Özal’a göre,1982 Anayasa’sı cumhurbaşkanına oldukça geniş yetki vermiştir ve halkın seçtiği cumhurbaşkanı yetkilerini kullanmakta kendini daha güçlü hissedecektir.[8] Özal, isminin cumhurbaşkanlığı için geçmeye başladığı dönemde yine cumhurbaşkanını halkın seçmesi gerektiğini belirterek cumhurbaşkanlığının süresinin yedi yıl yerine beşer yıldan iki dönem olması gerektiği fikrini savunmuştur. Bu önerilere diğer siyasi parti liderlerinden destek gelmemiştir.[9] Özal’ın bu istekleri kendisi için gündeme getirdiği iddia edilmiştir. Nitekim Prof. Dr. İlter Turan’a göre, cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde başkanlık sisteminin gündeme taşınmasının nedeni siyasi gücünün sınırlanmasından hoşlanmayan Özal’ın cumhurbaşkanlığına başka birinin seçilme ihtimalini, cumhurbaşkanının hukuki olarak ve protokol açısından kendisinden önde olmasını kabullenememesidir. Hükûmet sisteminin değiştirilmesine yönelik tartışmalar Anayasa’yı istenildiği gibi değiştirecek parlamenter çoğunluğun razı edilememesi nedeniyle geçici olarak rafa kaldırılmıştır.[10]
ANAP Genel Başkanı Turgut Özal’ın cumhurbaşkanlığına seçilmesi, ülkede yeni tartışmaların yaşanmasına neden olmuştur. Özal’ın cumhurbaşkanı seçilmesinden ant içmesine kadar geçen sürede cumhurbaşkanının tarafsızlığı ilkesini hiçe sayarak eski partisini yönlendirmeye çalıştığı iddiaları gündeme gelmiştir.[11] Cumhurbaşkanının tarafsızlığına ilişkin tartışmalar ilerleyen süreçte de devam etmiş, 1991 yılında “Çankaya sorunu” olarak bilinen siyasi gerilim ülke gündemine oturmuştur. Bu tartışmaların merkezinde yer alan DYP Genel Başkanı Süleyman Demirel; Özal tarafından cumhurbaşkanının tarafsızlık ilkesinin zedelendiğini, aynı zamanda cumhurbaşkanlığı makamının demokratik meşruluk sorunu yaşadığını iddia etmektedir. Demirel’e göre; 20 Ekim 1991 Seçimleriyle oluşan Meclis aritmetiği, Özal için bir referandum niteliğindedir ve demokratikleşmenin önündeki en büyük engel “Çankaya sorunu”dur.[12] Demirel’in bu girişimleri Özal’ı Çankaya’dan indirme planları olarak değerlendirilmiştir. Çünkü Demirel’in desteklediği her iki Anayasa değişikliği önerisinde de yer alan geçici maddede, yeni Anayasa’nın yürürlüğe girmesiyle birlikte mevcut cumhurbaşkanının görev süresinin sona ereceği ifade edilmektedir.[13]
Demirel’in Anayasa değişikliğine ilişkin önerileri kamuoyunda geniş yankı bulmuş ve değişik yorumlara neden olmuştur. Demirel’in sunduğu öneriler SHP, RP, DSP tarafından oldukça “temkinli” karşılanırken Başbakan Mesut Yılmaz’ın itirazına konu olmuştur.[14] Demirel’in bu önerileri hukukçular tarafından kabul görmemiştir. Prof. Dr. Oya Araslı; cumhurbaşkanının seçimi yöntemi üzerinde yapılacak değişikliğin, Özal’ı cezalandırmaktan öte, rejimin niteliğiyle ilgili çok ciddi etkileri olacağını ifade ederken Prof. Dr. Hikmet Sami Türk, “Kendi isteğiyle çekilmedikçe cumhurbaşkanının görevine son verilmesi Anayasa’ya aykırı olur ve bir ‘sivil darbe’ niteliği taşır.” yorumunu yapmıştır.[15]
Bütün bu tartışmalar sürüp giderken Özal, istikrarlı hükûmetlerin ekonomik gelişmelere öncülük ettiğini ifade ederek Atatürk’ten itibaren tek partinin iktidarda bulunduğu dönemlerde önemli hamleler yapıldığını, bu dönemlerde bir nevi başkanlık sistemi uygulandığını ifade etmektedir.[16] Başkanlık sisteminin ülke çıkarlarına daha uygun olduğu görüşünü savunan Özal, kendisine gücünün zirvesinde olduğu dönemde neden başkanlık sistemine geçmediğinin sorulması üzerine “Hazırlığımız yoktu.” cevabını vermiştir.[17] Özal’ın cumhurbaşkanlığı döneminde yaşanan cumhurbaşkanın tarafsızlığı, demokratik meşruluk sorunu ve hükûmet sistemi değişikliğine dair tartışmalar; Özal’ın görevi başında hayatını kaybetmesiyle birlikte Demirel tarafından bir kez daha ülke gündemine sokuluncaya dek kapanmıştır.
Özal’dan sonra cumhurbaşkanı seçilen Demirel, 1997 yılına gelindiğinde rejim değişikliğine ilişkin tartışmaları yeniden başlatmıştır.[18] Mısır gezisi esnasında gazetecilerle yaptığı söyleşide 65 milyonluk Türkiye’nin daha iyi yönetilmesi gerektiğini belirten Demirel, sorunun sistem meselesi olduğunu, 4 yıl 3 ayda tam altı hükûmet onayladığından yakınarak bu durumun ister istemez parlamenter sistemi tartışılır hâle getirdiğini ifade etmiştir. Demirel yine aynı söyleşide, “Siz başkanlık sisteminden yana mısınız?” sorusunu, “Şu veya bu tartışmasına girmek istemiyorum ama cumhurbaşkanın halkın seçmesinden yana mısınız diye sorarsanız, evet cevabı veririm.” şeklinde cevaplamıştır.[19] Demirel, Kurtul Altuğ’a verdiği mülakatta ise başkanlık sistemi tartışılsın demek yerine artık daha net bir ifadeyle başkanlık sistemi getirilmesi gerektiğini belirtmiştir.[20] Demirel’in yukarıda değindiğimiz açıklamaları derhâl sistem değişikliği tartışmalarının yaşanmasına neden olmuş, başkanlık ve yarı başkanlık sisteminin Türkiye’ye uygunluğu gerek siyasiler gerekse kamuoyu tarafından yoğun bir şekilde tartışılmıştır.
Yapılan tartışmalarda çoğu kez başkanlık sistemini kendisi için istemekle eleştirilen Demirel, yapılan eleştirilere  “…Devletin baştan sona reforma ihtiyacı var. Ben bunları tartışalım diyorum ama tartışmıyorlar; sadece bana ‘Sen başkan mı olmak istiyorsun?’ diyorlar… Bana bunu kendin için istiyorsun diyorlar. Öyleyse koy ver gitsin. Türkiye’de devletin daha iyi olması bana lazım da başkasına lazım değil mi?” cevabını vererek amacının ülkenin daha iyi yönetilmesi olduğunu açıklamıştır.[21]
Demirel’in 1997’de gündeme taşıdığı başkanlık sistemi tartışmaları siyasi kulislerde farklı yankılar uyandırmış, siyasi partilerden farklı tepkiler gelmiştir. Olumsuz eleştirilerin merkezinde; Türkiye’nin henüz böyle bir sisteme hazır olmadığı, sistemin ülkeyi diktatörlüğe götürebileceği ve Demirel’in sistem değişikliğini kendisi için istediği iddiaları vardır.
Mesut Yılmaz; başkanlık sisteminin güçlü demokratik geleneklerin bulunduğu ülkelerde başarılı olduğunu, demokratik geleneklerin Türkiye’de başkanlık rejimini başarılı kılmaya yetecek ölçüde gelişmediğini savunurken[22] CHP Lideri Deniz Baykal Demirel’i sert bir şekilde eleştirmiş ve sistem değişikliği önerilerini Demirel’in fazladan 5 yıl kazanmak için gündeme getirdiğini iddia etmiştir.[23] DSP Lideri Bülent Ecevit ise başkanlık sisteminin çok az ülkede demokrasiyle bağdaştığı üzerinde durmuştur. Dönemin Meclis Başkanı Mustafa Kalemli, başkanlık sistemine bakış açısının olumlu olduğunu fakat bu konunun Meclis gündeminde bulunmadığını ifade etmiş ve Mecliste tartışılması gerektiğini belirtmiştir.[24] DYP ve RP yöneticileri ise Demirel’i gündemi değiştirmekle eleştirmişlerdir.[25] DTP Lideri Hüsamettin Cindoruk da yarı başkanlık sistemini savunduğunu ve cumhurbaşkanını halkın seçmesi gerektiğini ifade etmiştir.[26]
1997 yılında başkanlık ve yarı başkanlık sistemi tartışmaları basında da geniş yer bulmuştur. Oktay Ekşi’ye göre, eğer ülkenin mevcut durumunda bir tıkanıklık söz konusu ise faturayı “Sistem işlemiyor o yüzden başkanlık sistemine geçelim.” tezini savunan ve ülkenin son 35 senesine en belirgin biçimde damgasını vuran Demirel’e kesmek gerekmektedir.[27] Köşe yazarlarının bir kısmı başkanlık sistemini Demirel’in kendisi için istediğini iddia ederken[28]  kimi yazarlar başkanlık sistemine karşı çıkmış ve yarı başkanlık sisteminin Türkiye’ye daha uygun olacağını savunmuştur. “Başkanlık sistemi için referanduma gidilsin.” görüşü de bu dönemde savunulan görüşler arasındadır.[29] Demirel’in, cumhurbaşkanını halkın seçmesi gerektiğine ilişkin önerileri de taraftar bulmuştur.[30] Başkanlık ve yarı başkanlık sistemine geçmek yerine parlamenter sistemin ıslah edilmesi gerektiğine dair fikirler yine bu dönemde taraftar bulan görüşler arasındadır.[31] 1997’de yapılan sistem tartışmalarında Sedat Sertoğlu başkanlık sistemiyle birlikte eyalet sisteminin de artık Türkiye’de de tartışılması gerektiğini belirtmiş ve eyalet sistemini de tartışmaya açmak istemiştir.[32] Bu dönem basında yer alan en görüşlerin en ilginç olanı ise başkanlık sisteminin tartışmaya açılmasının arkasındaki gücün “derin devlet” olduğu iddiasıdır. Mehmet Barlas, “Biliyoruz ki ‘derin devlet’ kim ise işte o başkanlık sistemini istemektedir.” ifadelerine yer vermiştir.[33] Görüldüğü üzere 1997 yılı başında başkanlık ve yarı başkanlık tartışmalarında çok farklı görüşler ortaya çıkmış, siyasilerde olduğu gibi basın mensupları arasında da bir mutabakat sağlanamamıştır.[34]
Rejim değişikliğine ilişkin tartışmalar 1998 yılında da yoğunlaşarak devam etmiştir. Demirel’in Eylül 1997 de başlattığı sistem tartışmaları unutulmaya yüz tuttuğu anda yine Demirel tarafından Mayıs 1998’de ‘‘Türkiye'de sistem eskidi.”, ‘‘...Biz, hükûmet çıkarmayan seçimle karşı karşıyayız. Türkiye'nin daha iyi nasıl idare edilebilirliğinin tartışılması lazım.’’ sözleriyle sistem tartışmasını yeniden gündeme taşınmıştır.[35] Köşkte Demirel’i ziyaret eden LDP Genel Başkanı Besim Tibuk’un gündeminde de başkanlık sistemi vardır. Demirel’i ziyareti sırasında "Türkiye'de istikrarlı bir istikrarsızlık var.” diyen Tibuk, çözüm için "başkanlık sistemi" önermiştir.[36] Demirel ise konuşmasında Fransa'daki uygulamadan örnekler vererek Fransa cumhurbaşkanının, sistemin tıkanması durumunda ülkeyi seçime götürme yetkisi olduğu üzerinde durmaktadır. "2000'li yıllara girerken sistem eskimiştir. Tamamını atalım demiyorum ama eskiyen yerlerini atalım." diyen Demirel, "Başkanlık sistemi diktatörlük getirir." tezlerinin de yanlış olduğunu ifade etmiştir.[37]
Sistem değişikliğine ilişkin önerilerin temelinde siyasi istikrar arayışının bulunduğunu belirten Demirel, başkanlık sisteminin “başbakan arama külfetini ortadan kaldıracağını” ifade ederek cumhurbaşkanını 5 yıllığına halkın seçmesi gerektiği fikrini de savunmaya devam etmiştir.[38]
Başkanlık sistemine ilişkin tartışmalar alevlendikçe Demirel’e yönelik eleştiriler de artmaya başlamıştır. Kendisine yönelik eleştirilere “1995 Seçimlerinden sonra hükûmeti kurmak bir sorun oldu, ayakta tutmak bir sorun... Bu başkanlık sistemi hiç kimseye lazım değil de bana mı lazım? Kimseye lazım değilse bana da lazım değil...” şeklinde cevap veren Demirel, başkanlık sistemini kendisi için istemediğini bir kez daha yinelemiştir.[39]
Daha önce olduğu gibi sistem tartışmalarına siyasi partiler de katılmış ve sistem değişikliğine ilişkin partilerden farklı tepkiler gelmiştir. DSP Genel Başkanı Bülent Ecevit, Cumhurbaşkanı Demirel'in başkanlık sistemi önerisine karşı çıkarak Atatürk’ün temelini attığı parlamenter sistemin üzerine başkanlık sisteminin bina edilemeyeceğini savunmuştur. Ecevit’e göre, sistem değişikliği yerine parlamenter sistemde birtakım düzenlemeler yapılmalıdır.[40]
ANAP’lılar altyapısı hazırlanmadan başkanlık sistemine geçiş önerisinin “fantezi” olarak kalacağını belirterek sistem arayışı çabalarını eleştirmektedir.[41] ANAP Genel Başkan Yardımcısı Yaşar Okuyan; altyapısı hazır olmayan başkanlık sisteminin diktatörlüğü getireceğini iddia etmiş, ayrıca Özal’ın cumhurbaşkanlığı döneminde başkanlık sistemi isteklerine Demirel’in karşı çıktığını hatırlatarak Demirel’deki değişime dikkat çekmiştir.[42]
FP Grup Başkan Vekili Salih Kapusuz da Okuyan gibi düşünmekte bir zamanlar Özal’ı eleştiren Demirel’in başkanlık sistemini kendi adına istediğini ifade etmiştir.[43] Buna karşın FP Grup Başkanı Recai Kutan’ın sistem değişikliği önerisine destek verdiği görülmektedir. FP’den 4 milletvekili ABD ve Fransa’da uygulanan başkanlık sistemi örneklerini incelemekle görevlendirilmiştir. Kutan, bu çalışmanın ardından konuyu Meclise taşıyacaklarını ifade ederek 25 yıl önce bu konudaki ilk Anayasa değişiklik teklifini Meclise yine kendilerinin verdiğini hatırlatmıştır.[44]
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ise enflasyon, yolsuzluk, devlette hukukun işlememesi gibi ana sorunlarının parlamenter sistemden kaynaklanmadığını; hangi rejimde olursa olsun kötü siyasetçinin iyi rejimle ikame edilemeyeceğini belirterek Demirel’i eleştirmiştir.[45]
DTP Genel Başkanı Hüsamettin Cindoruk, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in görevini erken bırakıp seçime girmesi talebiyle, yarı başkanlık sistemine geçiş önerisini kabul edebileceklerini belirtmiş[46] ve başkanlık sistemi önerisinde Demirel’le aynı fikirde olduğunu şu ifadesiyle beyan etmiştir: “Biz baştan beri söylüyoruz. Türkiye başkanlık sistemine geçmelidir. Sayın Cumhurbaşkanı da yılların siyasi deneyimi ile aynı arzuyu dile getiriyor.”[47]
DYP Genel Başkanı Çiller, Demirel’in reform önerilerine destek verirken Çiller tarafından “Demokratikleşme Paketi” olarak adlandırılan paketteki maddelerin Demirel’in önerileriyle büyük benzerlik göstermesi dikkat çekicidir. Çiller’in “Demokratikleşme Paketi” dediği bu pakette “Cumhurbaşkanı halk tarafından seçilsin ve Meclisi fesih yetkisi verilsin. Seçim sistemi iki turlu ve ittifaklara imkân verecek hâle getirilsin. Seçim harcamalarının denetlenmesine imkân tanınsın. Seçmene tercih hakkı verilsin.” gibi öneriler bulunmaktadır.[48] “DP Genel Başkanı Korkut Özal ise rejim sınıflandırmasını altüst edecek şu açıklamayı yapmaktan kaçınmamıştır: “Yeni gündeme gelen başkanlık sistemi, parlamenter sistemin en güçlü olduğu bir yönetim şeklidir.”[49]
Sistem değişikliğine ilişkin tartışmalar siyasilerin dışında da yoğun olarak yapılmıştır. Bazı köşe yazarları başkanlık ve yarı başkanlık sisteminin tartışılmasının faydalı olacağını fakat Demirel’in de sistem değişikliğini şahsı için istemediğini açıkça söylemesi gerektiğini belirtmişlerdir. Nitekim Bekir Coşkun, “Bunu kendisi için istemiyorsa, aday olmayacağını açıkça söylemeli.”[50] derken Güngör Mengi, “"Kendim için istiyorsam namerdim...” dese inandırıcı olacak Demirel, bunu diyemediği için değişimin engeli hâline geliyor. Demirel, kendisi için değil, ülke için istediğini söyleyerek başkanlık sistemini savunursa Türkiye'yi aydınlığa çıkaracak yolu açabilir.”[51] diyerek değişim isteyen Demirel’in değişimin engeli hâline geldiğini ima etmiştir.
Demirel’i siyasiler dışında eleştirenlerin önemli bir kısmının eleştirilerinin temelinde ülkenin mevcut koşulları içerisinde altyapısı oluşturulmaksızın başkanlık sistemine geçmenin diktatörlüğe neden olabileceği fikri yatmaktadır. Bu fikri savunanlardan bir kısmı tarafından Latin Amerika ve Afrika ülkelerinde diktatörlüğe dönüşen başkanlık sistemleri örnek olarak gösterilmektedir. Bu bağlamda “Her ülkenin kendine özgü koşulları vardır. Ülkenin sorunlarına dönük çözümlerin hukuksal, toplumsal, kültürel düzeyimizin etkilediği siyasal koşullarımız, gözetilerek üretilmesi gerekir. Türkiye’nin bu koşullarında başkanlık sisteminin diktatörlüğe kadar varacak sakıncalar taşıdığı görüşündeyim.”[52] diyen Yekta Güngör Özden,  Türkiye’nin mevcut koşullarının başkanlık sistemi için uygun olmadığını ifade etmektedir. Yine, Özden’le hemen hemen aynı görüşte olan M. İskender Özturanlı’nın şu sözleri, “…Başkanlık sistemi ya da parlamenter sistemin benimsenmesi ve uygulama biçimleri toplumlara ve devletlere göre değişmektedir… Çekinmeden söyleyebiliriz ki başkanlık sistemi toplumsal gerçeklerimize en yakın değil beklide en uzak sistemdir… Çağımızda tek kişiye bel bağlayan ve tüm sorunların çözümünü tek kişiden bekleyen toplumlar, mutluluktan ve esenlikten yoksun kalmışlardır. Demokrasiye güvenen ve demokrasinin erdemine inanan toplumlar, hiçbir zaman tek kişiye bağlanmazlar…” başkanlık sisteminin Türkiye’nin toplumsal gerçeklerimize uygun olmadığı yönündedir.[53]
Salt başkanlık sisteminin diktaya yol açma tehlikesine karşın yarı başkanlık sisteminin Türkiye’ye daha uygun olacağı görüşünde olanlar da mevcuttur.[54] Nitekim Güneri Cıvaoğlu’na göre, “ABD’nin özel yapısından kaynaklanan durumu nedeniyle siyasetteki yaygınlığı ve dağınıklığı toparlayacak bir merkezî egemen otoriteye ihtiyaç vardır. Başkanlık sistemi üniter devlet olan Türkiye coğrafyasına ve partiler disiplini çok katı olan siyasi yapısına uymayacağı için üzerinde durulabilecek sistem, Fransa’daki yarı başkanlık sistemidir.” [55] Doğan Heper ise 1982 Anayasa’sının cumhurbaşkanına tanıdığı yetkiler parlamenter sistemden daha ziyade yarı başkanlık sistemindeki cumhurbaşkanının yetkilerine benzediğini[56], hem başkanlık sisteminin sakıncalarından uzak durmak hem de parlamenter rejimin üstünlüklerinden faydalanabilmek için tartışmaları yarı başkanlık sistemi üzerinde yoğunlaştırmak gerektiğini belirtmektedir.[57]Ali Sirmen’e göreyse Demirel’in kastettiği aslında ABD başkanlık sistemi değil, Fransız yarı başkanlık sistemidir.[58] Taha Akyol da Fransız modeli yarı başkanlık sistemi hakkında olumlu düşünenler arasındadır.[59]
Demirel’in başlattığı başkanlık ve yarı başkanlık sistemi tartışmalarında eleştirenler kadar Demirel’e destek çıkanlar ve Türkiye’nin bir an önce başkanlık sistemine geçmesi gerektiğini savunanlar da vardır. Türkiye'nin gündemine başkanlık sistemini ilk getiren isimlerden biri olan ve 1990’lı yılların başında, Özal'ın isteği doğrultusunda başkanlık sistemiyle ilgili bir rapor hazırlayan Halil Şıvgın[60],  ülkenin mevcut sorunların sıraladıktan sonra, “Siyasi istikrarı temin edemeyince ekonomik istikrarda sağlanamıyor; bu ikisi olamayınca da Türkiye İleri gitmiyor. Türkiye’yi ileri götürmek, ekonomik ve siyasi istikrarı sağlamak için başkanlık sistemine geçilmelidir...” diyerek bu sistemin ülkeye barışı, huzuru, birliği getireceğini; buna mukabil kavgayı ve bölünmeyi önleyeceğini iddia etmiştir.[61] Başkanlık sistemini savunanların başında gelen Burhan Kuzu ise başkanlık sisteminin faydalarını şu şekilde sıralamaktadır: “Başkan doğrudan doğruya halk tarafından ve belli bir dönem için seçildiğinden yürütme organının büyük istikrar göstermesi garantilenmiş olmaktadır. Hükûmet bir kez göreve geldikten sonra azledilmesi çok zordur. Bu nedenle hükûmet ulusal yararı gözeten bir politikayı ödünsüz izleme imkânına sahiptir. Meclis üyeleri oylarını, hükûmetin düşmesine yol açma endişesi duymadan, vicdanlarının sesine uyarak özgürce kullanabilmektedir. Sorumlu ve yetkilinin kim olduğu net olarak bellidir. Seçmen bir seçimde bir önceki dönemde yapılan işlerin sevabıyla, günahıyla faturasını kime keseceğini çok iyi bilmektedir. Başkanlık sisteminde, söylenenlerin aksine yasama organı etkisiz bir konuma düşmemektedir. Meclis, kanun ve bütçe hazırlama gibi çok önemli iki yetkiyi tekelinde tutmaktadır. Yani başkan programını uygulamak için gerekli kanun ve para araçlarını ancak Meclisin desteğini sağladığı takdirde bulabilmektedir. Başkanlık sisteminde uygulanan dar bölge sistemi Mecliste kaliteyi artırmaktadır.”[62]
Başkanlık ve yarı başkanlık sistemi taraftarlarının görüşlerini genel olarak değerlendiren Tanju Tosun, öneri sahiplerinin siyasal istikrarsızlık sorununu aşmaya yönelik bütüncül bir arayıştan ziyade soruna dar bir çerçeveden, hükûmet istikrarsızlığı bağlamında yaklaştıklarını ifade etmektedir. Tosun’a göre, istikrarlı hükûmet, etkin hükûmetin göstergesi olmadığı gibi, hükûmetin istikrarı sadece süreyi göstermekte olup hükûmetler hem uzun süreli hem de istikrarsız olabilirler.[63] Nitekim Demirel’in de basında kendisine yönelik yer alan eleştirilere verdiği yanıtta, rejim değişikliği siyasal istikrarın ve darbenin önlenebilmesinin tek çözümü olarak görülmektedir.[64]
1999 yılına gelindiğinde başkanlık ve yarı başkanlık sistemlerine ilişkin tartışmaların azaldığı görülmekle birlikte Demirel, bu dönemde yine cumhurbaşkanını halkın seçmesi gerektiğini savunmaktadır: “Cumhurbaşkanını halk seçsin diyenler bence bir gün bu dileklerinde, temennilerinde ve arzularında başarıya ulaşacaklardır.” diyen Demirel, Avrupa’nın %80’inde cumhurbaşkanını halkın seçtiğini ifade etmiştir.[65] Gene 1999 yılında Cumhurbaşkanlığı Bütçesi’nin Meclis Genel Kurulunda görüşüldüğü sırada başkanlık sistemi tartışılmış; DYP’li Ahmet İyimaya bunalımdan çıkışın yolunun başkanlık sistemi gibi gösterilmeye başlandığını, bunun bilinmezlerle dolu maceralı bir yolculuk olacağını ifade ederek sadece ABD’de işleyebilen başkanlık sisteminin ABD’nin koşullarıyla Türkiye’nin dinamiklerinin karşılaştırıldığında totaliter bir yapıya dönüşebileceğini, başkanın despotlaşabileceğini belirtmiştir. MHP’li Sadık Yakut ise  federatif devlet yapısının Türkiye için sakıncalı olduğunu belirtmiş, bu nedenle de başkanlık sistemin Türkiye’ye uygun olmayacağını ifade etmiştir. FP’li M. Ali Şahin de Demirel’in cumhurbaşkanını halk seçsin önerisine destek vermiştir.[66]
2002 Seçimleri neticesinde Mecliste sadece iki partinin temsil hakkı elde etmesi, siyasal istikrarsızlığın sona erebileceği yorumlarına neden olmuş ve siyasal rejim tartışmalarının artık yaşanmayacağı, tek parti iktidarıyla birlikte parlamenter sistemin işlerlik kazanacağı beklentisi ortaya çıkmıştır. Beklentilerin aksine 2003 yılının ilk aylarından itibaren başlayan ve yoğunlaşarak günümüze kadar devam eden başkanlık ve yarı başkanlık sistemi tartışmaları ilerleyen süreçte de devam edeceğe benzemektedir. 2003 yılında başkanlık sistemini tartışmaya ilk açan, Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu olmuştur. Kuzu, başkanlık rejiminin AKP’nin programında olmadığını ve başkanlık sistemini kişisel olarak istediğini belirtmiştir.[67] Fakat 2003 yılında Başbakan Recep Tayip Erdoğan’ın katıldığı bir televizyon programında siyasetteki arzusunun başkanlık sistemi olduğunu belirterek kendisi için ideal olanın Amerikan modeli olduğunu söylemesi, başkanlık sistemi tartışmalarının alevlenmesine sebep olmuştur. Erdoğan, sistemin sağlıklı bir şekilde hayata geçirilebilmesi için ülkedeki bütün kurumların halkla bütünleşerek bir uzlaşmanın sağlanmasının şart olduğunu, eğer bu sağlanırsa Türkiye’nin ciddi bir sıçrama yapacağını iddia etmiş[68], Ayrıca başkanlık sistemindeki dışarıdan bakan atama uygulamasının Türkiye’ye sağlayacağı getirilere değinmiştir.[69] Erdoğan’ın yaptığı açıklamanın hemen akabinde günlerce sürecek sistem tartışmaları başlamıştır.
Erdoğan’ın siyasetteki arzusunun başkanlık sistemi olduğunu açıklaması, kendi partisi içerisinde genel olarak olumlu karşılanmıştır. Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin, Türkiye için başlangıçta yarı başkanlık sistemiyle geçiş yapmanın daha yararlı olacağını ifade ederken Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, “Başbakan, Türkiye gerçeklerini en iyi şekilde belirleyip tartışılmasını sağlamayı amaçlıyor.” diyerek Erdoğan’a destek vermiştir. TBMM Başkanı Bülent Arınç ise başkanlık sisteminin TBMM'ye getirilmesine ilişkin bir karar bulunmadığını belirterek Başbakan’ın kendi düşüncelerini ifade ettiğini, bunlara da herkesin saygı duyması gerektiğini belirtmiştir.[70] Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül de daha partiyi kurarken bunları tartıştıklarını belirterek başbakanın dışarıdan bakan atamasının avantajlarına ilişkin fikirlerini yinelemiştir.[71] Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener ise sistem değişikliğiyle güçler ayrılığı da dâhil bütün kurumlar arası ilişkilerin de yeniden yapılandırılması gerektiğine dikkati çekerek bunun için de konunun kamuoyunun bütün kesimlerinin katılacağı bir müzakere sürecinde ayrıntılı bir biçimde ele alınması gerektiğini ifade etmiş, başkanlık sistemi tartışmalarına temkinli yaklaşmıştır.[72]
Başkanlık sistemi tartışmasında Erdoğan’a kendi parti mensuplarından destek gelirken muhalefet partilerinden farklı tepkiler gelmiştir. Siyasi parti liderlerinden Erdoğan’ı en sert eleştiren CHP Genel Başkanı Deniz Baykal olmuştur. Erdoğan’ı ciddiyetsizlikle eleştiren Baykal, "…Amerika örneği veriliyor. Arjantin'i de unutmayın. Eyalet sistemine mi geçeceksiniz, çift meclis mi açacaksınız? Ciddi şeyler değil bunlar. Önündeki meseleleri hallet, devleti niye şekillendiriyorsun? Herkes haddini bilsin."[73] diyerek tepkisini dile getirmiştir. CHP Denizli Milletvekili Mustafa Gazalcı da Erdoğan’ın anayasal düzeni içine sindiremediğini iddia etmiştir. DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar, Türkiye'nin yarı başkanlık, başkanlık gibi icraatın önünü açacak bir yapısal değişikliğe ihtiyacı olduğunu öne sürerek Erdoğan'ın başkanlık önerisine destek verirken[74] MHP’nin Seçim İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Eski Devlet Bakanı Ercüment Konukman ise devletin üniter yapısının zedelenmemesi koşuluyla başkanlık sistemine olumlu baktıklarını ifade etmiştir.[75] ANAP Genel Başkanı Ali Talip Özdemir; Erdoğan’ı gündemi değiştirmekle suçlayıp Erdoğan’ın krallık istediğini iddia ederken[76] ANAP eski milletvekilleri Mustafa Taşar ve Bülent Akarcalı, başkanlık sisteminin diktatörlüğe yol açabileceği uyarısında bulunmuştur.[77] 
TBMM Araştırma Servisi tarafından başkanlık sistemine ilişkin hazırlanan raporda, sistemin en belirgin avantajının yürütme yetkisinin tümünün belirli bir süre için halk tarafından seçilen tek bir kişiye vermek suretiyle hem güçlü bir yürütme yaratması hem de hükûmet istikrarsızlıklarına son vermesi olarak ifade edilirken sistemin yozlaşması hâlinde diktatörlüğe dönüşebileceği uyarısında bulunulmuş ve Latin Amerika ülkeleri örnek gösterilmiştir.[78]
2003 yılının Eylül ayında TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu’nun cumhurbaşkanının yetkilerini de kısıtlayan Anayasa değişikliklerini de içeren bir taslak hazırlığına başladığını açıklaması, tartışmaları yeniden başlatmıştır. Kuzu; 1982 Anayasa’sında millî iradeye güvensizlik düşüncesinden hareket edilerek sorumlu olmayan makamlara parlamenter sistemin ruhuna aykırı olan çok sayıda yetki verildiğinden bahsetmiş, Anayasa değişikliğine ilişkin yasaya koyulacak geçici maddeyle Cumhurbaşkanı Sezer’in görev süresinin belirleneceğini ifade etmiştir. Kuzu, ayrıca “Gündemimizde şimdilik başkanlık yok; inşallah bu sistemi getirmekte bize nasip olur...” diyerek başkanlık sistemi taraftarı olduğunu yinelemiştir.[79] 
2003 yılında yapılan başkanlık ve yarı başkanlık sistemi tartışmalarına daha önceki yıllarda da olduğu gibi köşe yazarları da dâhil olmuş ve aynı tartışmaların gerek Özal, gerekse Demirel tarafından başlatıldığı hatırlatılmış yine başkanlık sisteminin aleyhinde ve lehinde yazılar kaleme alınmıştır.[80]
2004 yılının Aralık ayında sistem değişikliği tartışmaları TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu tarafında Meclise taşınmıştır. 21 Aralık 2004 tarihinde Başbakanlık Bütçesi görüşülürken AKP grubu adına konuşan Kuzu; 1982 Anayasa’sının başbakanı güçlendirdiğini fakat cumhurbaşkanına parlamenter sistemle uyuşmayacak yetkiler verildiğini belirtmiş, Anayasa’nın cumhurbaşkanını sorumlu kılmadığı hâlde yetkili kıldığını ifade ederek bu durumu eleştirmiştir. Kuzu, ayrıca 1982 Anayasa’sının cumhurbaşkanına tanıdığı; Anayasa’nın uygulanmasını, devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetmek görevinin verilmesini, yarı başkanlık sistemini uygulayan Fransız Anayasa’sının 5. maddesinin aynen aktarılması olarak değerlendirmiştir. Fransa’da cumhurbaşkanını halkın seçtiğini hatırlatan Kuzu, Türkiye’de yetki dağılımındaki yanlışlığın giderilmesi gerektiğini ifade etmiştir. Bunu gidermenin birkaç yolu olduğunu söyleyen Kuzu, bunları şu şekilde sıralamaktadır: “Birincisi, parlamenter modelin ıslahı çalışması olabilir. Benim şahsi kanaatim bu ıslah olabilecek bir yapılanma değildir ama yine de iyi niyetli oturulursa belki cumhurbaşkanının yetkilerini, bir anlamda parlamenter model 61’de olduğu gibi, o modele doğru çekmek olabilir ya da bir adım daha ileri giderek yarı başkanlık, başkanlık modeline geçilebilir.”
Parlamenter sistemdeki zaafların Türkiye’deki uygulamadan ziyade sistemin yapısından kaynaklandığını öne süren Kuzu, parlamenter sistemin zayıf yanlarını ve bunun sonuçlarını da şu şekilde ifade etmiştir: “Şimdi elimizdeki model, parlamenter sistem bize hangi güvenceyi veriyor? Deniyor ki eşitlik denge sistemidir; bu model ilk etapta öyle gibi görünüyor. Nedir eşitlik dengesi? Hükûmet ve onun başı olan cumhurbaşkanı, gerektiği zaman parlamentoyu fesheder; gerektiğinde parlamentoda bir bakanı ya da başbakanı ya da hükûmeti düşürebilir. Şimdi size soruyorum: Hangi parlamenter modelle bugüne kadar bakan ya da başbakan düşürülebilmiştir? Bunun sayısı oldukça az, yok denecek kadar azdır. Bunun sebebi hükûmet ya da parlamento çoğunluğunun ayrı yönde bulunmuş olmasıdır. Hani Anadolu’daki “oğlan bizim, kız bizim” meselesidir aslında bu iş. Şimdi, bir defa eşitlik ilkesi, denge ilkesi çalışmıyor. Parlamenter sistemle milletvekillerinin yetkilerinin ve katkılarının neredeyse yok denecek kadar az olduğunu ve milletvekillerinin asli işlevini göremediğine ifade etmiş ve “... Ya bana razı gelip birlikte hareket edeceğiz ya da aktif hâle gelmek istiyorsak bizi gerçek anlamda aktif kılan başkanlık modeli gibi birtakım başka modellere geçmemiz lazım.”
“Şimdi sanmayın ki, sadece bizde böyle; İngiltere’de de bu iş böyle, Almanya’da da bu iş böyle, İtalya’da da bu iş böyle. Parlamenter rejim nerede var... çünkü sonuç itibarıyla hastalık ondan kaynaklanıyor....” 
Kuzu; konuşmasının ilerleyen bölümlerinde ayrıca Amerika’daki başkanlık sisteminde zannedildiği gibi başkanın çok fazla yetkili olmadığını, hatta parlamenter sistemdeki başbakanın iki kat daha yetkili olduğunu iddia etmiştir. Kuzu, Cumhuriyet’in 81. yılında kurulan 59. hükûmetin 236. yılında kurulması gerektiğini belirterek, siyasal istikrarsızlığın vardığı boyuta dikkat çekerek, başkanlık sisteminde sol ya da sağ partilerin her zaman iktidara gelebileceğini ifade etmiştir.
CHP Grubu adına söz alan Hasan Fehmi Güneş ise, başbakanın Cumhuriyet tarihinde hiç olmadığı kadar etkili, yetkili ve güçlü olduğunu buna rağmen, daha fazla güç daha yüksek konum ve statü özlem ve arayışlarının yapay gerçeklerle gündeme getirildiğini ve bunun zorla gündem oluşturma girişimleri olduğunu ifade ederek, başkanlık sistemi tartışması başlatan Kuzu’yu eleştirmiştir. “Sistem arayışlarını belli kişi ya da kişiliğe biçilen bir rol biçimine indirgemek, öncelikle objektif ve bilimsel değildir.” diyen Güneş, Amerikan modeli başkanlık sisteminin Türkiye’nin gerçeklerine uymayacağını iddia etmiş ve bunun gerekçesini şu şekilde ifade etmiştir:
“...Her ulusun yönetim dizgesi, o ulusun özgün koşullarının, ülke çıkarlarının, toplumsal duyarlılıklarının, siyasal birikimlerinin bileşkesi olarak şekillenir. Unutmamalıyız ki, her yönetim biçiminin hem çok başarılı hem de çok başarısız örnekleri vardır. Her topluma, her ülkeye, her dönemde uyacak tek tip yönetim şablonları yoktur. Başka toplum ve koşullarının ürünü olan yönetim kalıplarına tutsak olamayız bel bağlayamayız…”
“Cumhuriyet’imizin ilanından bu yana, özellikle 1924 Anayasa’sından bu yana uygulaya geldiğimiz, parlamenter sistem içerisinde çok yol katettik üniter yapımıza, ülke gereklerine, tarihsel geçmişimize, toplumsal gereksinimimize, demokratik çağdaşlaşma yönelişimize uygun, bize özgü, bizim, birikimler edindik... Öncelikle, sorunumuz azımsanmayacak kazanımlarımız üzerinde var olan sistemimizi tam işletebilmektedir...”
Kuzu’nun ABD ve Fransa’daki başkanlık ve yarı başkanlık sistemlerinden örnekler vermesini eleştiren Güneş, Türkiye’de başkanlık sisteminin diktatörlüğe neden olabileceği uyarısında bulunmuştur ve bunu şu şekilde ifade etmiştir: “...Laik, demokratik Cumhuriyet’i çağdaşlaşma ülkümüzü tehlikeye sokmadan, esirgeyerek, ülkemizi yönetmeyi öğrenmek ve becermek zorundayız; başkalarına imrenmeden başarmak zorundayız. Bunu, Türkiye’yi Bush Amerika’sına ya da de Gaulle Fransa’sına benzetme özentisi sonucu Peron Arjantin’ine ya da Weimar Cumhuriyeti’ne dönüştürmek yanlışına düşmeden yapmalıyız.”
Güneş, Başbakan Erdoğan’ın bir konuşma esnasında “Başkanlık sisteminde 2/B gibi sorunlar yaşanmaz.” dediğini hatırlatarak “Yasanın cumhurbaşkanınca geri gönderilmesine tepki göstererek başkanlık sistemi istemektedir. Bu kadar basit mi, bu kadar kolay mı?! Bir başbakanın bunları söylediğine inanmak gerçekten güç... Böylesi sudan gerçeklerle, devletler devleti niteliğindeki, federal devletler birliği niteliğindeki devlet yapısıyla, disiplin ve ideoloji açısından az yoğunluklu siyasi partilerin etkinliği siyasi düzeniyle, örgütlü lobilerin yönlendirdiği toplumsal özellikleriyle bize hiç benzemeyen Amerika Birleşik Devletleri’nin yönetim sistemine özenmek gerçekçi, akılcı bir tercih olamaz, ciddiye de alınamaz.”  diyerek Erdoğan’ı eleştirmiştir.[81]
2004 yılı Aralık ayında başlayan ve 2005’te de devam eden başkanlık ve yarı başkanlık sistemi tartışmalarında Adalet Bakanı Cemil Çiçek’in açıklamaları da etkili olmuştur. Çiçek’in açıklamalarında başkanlık rejimi, “istikrar” arayışına dayanmaktadır. Ancak bu kez “istikrar”, AB ile müzakere sürecini kısaltmak ve bu süreçte başarılı olmak için istenmektedir. AB Komisyonunun son ilerleme raporunda %10’luk ülke barajı eleştirel ifadelere konu olmuş[82], "ABD'de başkanlık seçimi yapıldı. Hükûmet nasıl kurulacak, hangi partilerle kurulacak problemi yok. Başkanlık sistemi, siyasi istikrarı tesis eder, sağlar. %10 barajı, parlamenter sistemde belli ölçüde istikrarı sağlar, geçmişte bunu da sağlamadığı görüldü.” diyen Çiçek, kalıcı istikrarın seçim barajıyla değil başkanlık sistemiyle çözüleceğini iddia etmiştir.[83] Çiçek, içindeki dengelerin iyi kurulması durumunda bu sistemin tek sesliliği getirmeyeceğini ifade etmiş, ayrıca “Başkanlık sistemi federatif sistemi getirmez mi?” sorusuna “Hayır, her yerde bunun tabii sonucu federatif sistem değil. Böyle olanlar var şüphesiz ama bu otomatik olarak böyle olacak diye bir husus kesinlikle yok.” diyerek cevaplamıştır.[84]
Burhan Kuzu ve Cemil Çiçek’in 2004’ün sonunda başlattığı başkanlık sistemi tartışmaları 2005 yılına da sarkmış, tartışmalarda daha önceki yıllarda yaşanan tablolar tekrarlamıştır. Bu dönemde de daha önce olduğu gibi AKP’lilerin genel olarak destek verdiğini görülmektedir. AKP Genel Başkan Yardımcısı Necati Çetinkaya’ya, Türkiye’nin sık sık istikrarsızlığa gitmemesi ve hedeflerine ulaşması için başkanlık sisteminin gelmesinin gerektiğine değinmiştir.[85] Başbakan Yardımcısı, Mehmet Ali Şahin ise başkanlık sisteminin yararlarının mahzurlarından daha fazla olduğunu düşündüğünü ifade etmiştir. Devlet Bakanı Güldal Akşit; başkanlık sistemin pratikte kolaylıkları olan, yürütmeyi daha etkin kılan, kuvvetler ayrılığını daha net bir biçimde ortaya çıkaran bir sistem olduğunu fakat bunun tartışılması gerektiğini ifade ederken Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali Coşkun, altyapısının sağlanması koşuluyla başkanlık sisteminin daha başarılı bir yönetim getireceğine inandığını belirtmiştir. Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe de başkanlık sisteminin tartışmaya değer olduğunu belirtmiş; ayrıca Türk halkının, dünyadaki bütün halklar kadar demokrasiyi ve başkanlık sistemini kaldırabilecek, bir birikime sahip olduğunu belirtmiştir. TBMM Başkanı Bülent Arınç ise diğer AKP’lilerden farklı olarak başkanlık sisteminin olmazsa olmazları olduğunu, bunların henüz Türkiye’de mevcut olmadığını belirterek parlamenter sistemin Türkiye’ye uygun bir sistem olduğunu ifade etmiştir.[86] AKP Milletvekili Ersönmez Yarbay ise diğer AKP’lilerin aksine Türkiye'de yeterli altyapı olmadığı için başkanlık sisteminin, ya padişahlık sistemine ya darbeyle gelen diktatörlüğe dönüşeceğini ileri sürmüştür.[87]
AKP’lilerden Kuzu ve Çiçek’e genel olarak destek gelirken muhalefet partilerinden farklı sesler yükselmiş daha öncede olduğu gibi en sert tepki CHP’den gelmiştir. Böylesine önemli değişikliklerin ciddi şekilde ele alınması gerektiğini belirten Baykal, iktidarın ülkeyi her şeyiyle teslim alıp idare etmek istediğini iddia etmiş ve “Ciddi toplumlarda her hafta sonunda rejim nasıl olsun diye tartışma açılmaz.” diyerek başkanlık sistemini tartışmaya açan AKP’lileri eleştirmiştir.[88] CHP Grup Başkan Vekili Ali Topuz, Baykal’la benzer bir söylem kullanmış ve AKP’lilerin başkanlık sistemiyle istediğinin toplumsal ve anayasal denetim mekanizmalarını etkisizleştirerek bütün gücü başkanda toplamak istediklerini, böylece demokratik düzeni ortadan kaldırmak istediklerini iddia etmiştir.[89] Başkanlık sistemini savunan Kuzu ve Çiçek’e bir eleştiri de DYP Genel Başkan Yardımcısı Oğuz Tezmen’den gelmiştir. Tezmen, başkanlık sisteminin uygulandığı birçok Afrika ve Güney Amerika ülkesinde ciddi sorunların yaşandığına dikkati çekerek özellikle başkanla parlamentonun farklı siyasi yapıdan oluşması hâlinde sistemin kilitlenebileceğini, bu sistemi uygulayan Türkiye’nin ciddi sürtüşme ve sıkıntılarla karşılaşabileceğini belirtmiştir.[90] DSP Genel Sekreteri Tayfun İçli, ”Erdoğan, seçilmiş padişah olmak istiyor. Başkanlık sistemi, başka ülkelerde denenmiş ve o ülkelerde kan ve gözyaşı getirmiştir. Çok tehlikeli ve sakıncalı buluyoruz.” derken Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Şevket Kazan, başkanlık sisteminden yana olan bir partiyiz. “Ancak önce düzen, sonra sistem olmalıdır. Türkiye’de henüz demokrasi oturmadı.” demekte ve başkanlık sistemi için erken olduğunu belirtmektedir. MHP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Şandır:
“Başkanlık sistemini bugünkü şartlarda ve AKP’nin getirdiği bu zeminde doğru bulmuyoruz. Parlamenter katılımcı demokratik sistemin Türkiye şartlarına göre daha uygun olduğu kanaatindeyiz. MHP’ye göre; üniter yapı ve toprağı, milletiyle, bölünmezlik ve ulusal kimlik, tek millet, bunu gerçekleştirecek sistem olarak demokratik parlamenter sistemi görmekteyiz.” diyerek parlamenter sistemin Türkiye’ye daha uygun olduğunu savunmuştur.[91] 2005 yılı sonlarında ANAP Genel Başkanı Erkan Mumcu’nun TBMM Genel Kurulunda devlet başkanlığı sistemine geçilmesi önerisi yapmış[92], 2006 yılında bu önerisini tekrarlayarak bunun mümkün olmaması hâlinde cumhurbaşkanını halkın seçtiği bir sisteme geçilmesi gerektiğini belirtmiştir[93]. SHP’nin de cumhurbaşkanını iki turlu seçimle halkın seçmesi gerektiği fikrini benimsediği görülmektedir.[94]  
2005 yılındaki sistem tartışmalarına iş adamlarının da katıldığı görülmektedir. TÜSİAD Başkanı Ömer Sabancı, başkanlık sisteminin Türkiye'ye uygun olmadığını belirterek TÜSİAD’ın, siyasi istikrar ve demokrasi açısından başkanlık sisteminin üstünlüğü olmadığı görüşünde olduğunu ifade ederken[95] Sabancı’nın aksine Koç Holding Onur Başkanı Rahmi Koç, "En iyi idare tarzı akıllı diktatörlüktür. Ama bu devirde mümkün değil. İkinci en iyi ise başkanlık sistemi!" diyerek başkanlık sistemi taraftarı olduğunu ortaya koymuştur.[96]
Başkanlık sistemi tartışmalarında akademisyenlerin de farklı görüşte olduğu görülmektedir. Anayasa hukukçusu Prof. Dr. Süheyl Batum’a göre, bu sistemin Türkiye’de uygulanabilir olması kesinlikle mümkün değildir. Başkanlık modelinin uygulanması hâlinde diktatörlüğe dönüşeceğini öne süren Batum, “Türkiye’de bu sistem uygulanamaz. Başkanlık sistemi tartışmasız tek adam egemenliğine götürür.” diyerek diktatörlük uyarısında bulunmuştur. Türkiye Barolar Birliği Başkanı Özdemir Özok da başkanlık sisteminin zor işleyen bir model olduğunun altını çizerek Türkiye’de bunun diktaya dönüşebileceği eleştirisini getirmiştir. Siyaset Bilimci Mehmet Ali Kılıçbay’a göre ise başkanlık modelinin, demokrasinin en iyi yöntemlerinden birisi olmasına karşın AKP’nin getirmek istediği model başkanlık sistemi değildir. AKP’nin dile getirdiği modelin krallık sistemini getireceğini iddia eden Kılıçbay, “Hâkimler seçilmeyecek. Sistem tek kişi iktidarına yönelecek. Bu başkanlık sistemi değil, seçimli krallık sistemi olur”. diyerek AKP’yi eleştirmiştir. Kılıçbay ayrıca, Burhan Kuzu’nun akademik yönünü bırakarak, siyasi gözle konuştuğu eleştirisini de yapmıştır.[97]   
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer; 2005 yılı yeni yıl mesajında, AKP’nin ortaya attığı “başkanlık sistemi” tartışmalarının ve "tek parti egemenliğinin" doğuracağı sakıncalara dikkati çekerek şu ifadelere yer vermiştir: “Anayasa’da, demokratik devlet niteliği Türkiye Cumhuriyeti'nin değiştirilemez nitelikleri arasında sayılmış; demokrasiye en uygun olması nedeniyle de parlamenter hükûmet sistemi kabul edilmiştir. Çoğunlukçu demokrasi yerine çağdaş çoğulcu demokrasi anlayışının benimsendiği Anayasa’da, devlet organlarının birbirini denetleyip dengelemesi; bu yolla iktidar gücünün sınırlandırılması öngörülmüştür. Seçim yasalarındaki aksaklık nedeniyle yasama ve yürütmenin tek parti egemenliğine girmesi sonucunu doğuracak bir seçim sistemi, 'temsilde adalet' ilkesiyle bağdaşmayacağı gibi, demokrasiye, giderek rejime büyük zarar verebilecektir.”[98]
“Atatürk İzmir İktisat Kongresinde başkanlık modeline geçmeyi düşündüğünü, belki ileride yapılabileceğini söylemiş. Bugün başkanlık modelini savunmak Atatürk'ün modeliyle tezat teşkil etmiyor.” diyerek başkanlık sistemi kabul edildiği takdirde Atatürk'ün arzuladığı modele geçilmiş olunacağını iddia eden[99] Kuzu’nun aksine Sezer, "Yüce Atatürk çok değerli ve güçlü bir kimse olsa bile vatan savunmasında bir kişiye bağlılığın doğru olmadığı düşüncesiyle başkanlık sistemine sıcak bakmamıştır."[100] diyerek şu ifadelere yer vermiştir: “Yüce Atatürk, çok değerli ve güçlü bir kimse olsa bile, vatan savunmasında bir kişiye bağlılığın doğru olmadığı düşüncesiyle başkanlık sistemine sıcak bakmamış, ‘Kişisel iktidar gibi bir örnek bırakarak ölmeyeceğim. Parlamenter bir Cumhuriyet kuracağım.’ sözleriyle parlamenter sistemi savunmuştur.”[101]
Daha önceki dönemlerde olduğu gibi, başkanlık sistemi tartışmaları basında da geniş yer bulmuş, köşe yazarları, sistem tartışmalarını kendi köşelerine taşımışlardır. Başkanlık sistemi tartışmalarında benzer fikirlerin tekrar ettiğini görmek mümkündür. Kimi köşe yazarları başkanlık sistemine diktatörlüğe neden olacağı gerekçesiyle karşı çıkarken, kimileri daha önce olduğu gibi başkanlık istikrar adına başkanlık sistemi taraftardır. Konunun enine boyun tartışılmasını isteyenlerin yanında, sistem değişikliği tartışmalarının gündem yapay olarak gündeme taşındığını savunanlar da vardır.[102]
Başkanlık ve yarı başkanlık sistemi tartışmaları 2006 yılının ilk yarısında 2005 yılına nazaran, düşük yoğunluklu olarak devam etmiştir. 2006 yılı tartışmalarında daha çok 2007’de yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin konu edinildiği görülmektedir. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yaklaşmasıyla birlikte 2006’nın sonlarıyla 2007 yılı başlarında cumhurbaşkanını halkın seçmesi, seçim barajının indirilmesi ve başkanlık sistemi tartışmalarının tekrar gündeme gelmiştir.
2007 yılında Anayasa’da yapılan değişiklik sonucunda cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi kabul edilmiş ancak 11. cumhurbaşkanı Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından seçilmiştir. Başkanlık sistemin temeli, güçlü başbakan ve bu güçlü başbakanın kendisine rakip olabilecek ya da kendisini sınırlayacak bir yapıyı kabul etmemesine dayandığı için aynı siyasi kökenden gelen cumhurbaşkanı ve başbakan olmasına rağmen başkanlık sistemi tartışmaları zaman zaman devam etmiştir. 
4 Mart 2007 tarihli Hürriyet gazetesinde yer alan ve Enis Berberoğlu tarafından kaleme alınan “Eyalet Yerine Başkanlık Denilseydi Kızılır mıydı?” başlıklı yazıda, Türkiye’nin şartları değerlendirilerek açmazlar ortaya konulmuş; Berberoğlu, başkanlık sistemi yerine demokratik parlamenter sistemi tercih ettiğini belirtmiştir[103].
8 Mart 2007 tarihli Habertürk gazetesinde yer alan ve Atılgan Bayar tarafından kaleme alınan “Ne Eyaleti? Duyduklarınız Başkanlık Sisteminin Ayak Sesleri…” başlıklı yazıda; Turgut Özal’ın başkanlık sistemine geçişte başarılı olamayışının sebebinin bir mutabakat sağlayamamış olması olduğunu, eğer Erdoğan başarılı olmak istiyorsa bir mutabakata gitmesi gerektiği ifade edilmiştir[104].
28 Nisan 2007 tarihli Zaman gazetesinde yer alan ve Şahin Alpay tarafından kaleme alınan “Yarı Başkanlık Bize Yaramaz” başlıklı yazıda da Türkiye’de Özal’dan itibaren başkanlık sisteminin tartışıldığı, bugün ise AKP’nin gündeminde bunun olduğuna dair çeşitli bulunduğu ancak kutuplaşmanın yoğun yaşandığı ülkemizde bu sistemin bir çözüm getirmeyeceği, doğru olanın parlamenter demokratik rejimin güçlendirilmesi olduğu ifade edilmiştir[105].
13 Ocak 2010 tarihli Habertürk gazetesinde yer alan ve Muharrem Sarıkaya tarafından kaleme alınan “Çiçek: Yarı Başkanlığa Bir Adım Kaldı…” başlıklı yazıda Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in görüşleri aktarılmıştır. Çiçek’in Türkiye’de zaten yarı başkanlık sisteminin bulunduğunu, cumhurbaşkanını halkın seçmesiyle birlikte bu sürecin tamamlanacağını söylemiştir[106].
18 Nisan 2010 tarihli Star gazetesinde yer alan “Erdoğan: Başkanlık Sistemi Gündeme Gelebilir” başlıklı haberde 2011 yılında atılacak adımlarla bir geçişin sağlanabileceğini, başkanlık sisteminin de gündeme gelebileceği belirtilmiş, özellikle ABD’nin örnek alınabileceğini, bu çerçevede kongre ve parlamentonun çok daha etkili hâle geleceğini, hak ve özgürlükler konusunda ABD’de olduğu gibi daha iyi bir düzeye ulaşılacağı ifade edilmiştir[107].
19 Nisan 2010 tarihli Habertürk gazetesinde “Başkanlık Var, Başkanlık Var…” başlığıyla çeşitli uzmanların konu ile ilgili görüşleri aktarılmıştır.
Özellikle o günlerde Başbakan Recep Tayip Erdoğan tarafından gündeme getirilen konularla ilgili yapılan açıklamada; başkanın olağanüstü yetkilerle donatılmış ve halk tarafından seçilmiş bir kişi olduğu, tüm kamu kurumlarının başkana bağlı bulunduğu, başkanın aynı zamanda ordunun da komutanı olacağı, yargılanabilmesi için Millet Meclisi üyelerinin üçte ikisinin oyunun gerekliliği ve parlamenter sistemde cumhurbaşkanı ile hükûmetin çalışmalarının Meclis tarafından takip edilebildiği bir güç dağılımının bulunduğu ifade edilmiştir. Ancak başkanlık sisteminin avantajları da dile getirilerek başkanlığın en büyük avantajının yönetim kargaşasına son vermek olduğu belirtilmiş ve “İyi bir yönetimde ülke çok hızlı bir şekilde kalkınır.” denilmiştir. Prof. Dr. Çağrı Erhan; konuyla alakalı Turgut Özal ve Süleyman Demirel’in bu konuyu gündeme taşıdıklarını, dünyada değişik ülkelerde sistemin farklı şekillerde uygulandığını ifade etmiştir: “Mesela ABD’deki başkanlık sistemiyle Fransa’daki yarı başkanlık sistemi veya Rusya’da uygulananla Güney Amerika ülkelerinde uygulananlar farklı. Hangi sistemden bahsettiğimizi açıkça ortaya koymamız lazım.” diyerek konunun detaylarıyla ele alınması gerektiği üzerinde durmuştur. Yine Prof. Dr. Raşit Kaya; konunun daha önceden tartışıldığını ve bu sistemin Türkiye’ye uymayacağının anlaşıldığını ifade etmiş, devamında bu sistem Türkiye’ye demokratik bir siyasal yaşam getirmez demiştir[108].
19 Nisan 2010 tarihli Vatan gazetesinde yer alan “Başkanlık Sistemi Tartışması” başlığıyla çeşitli uzmanların görüşleri ortaya konulmuştur. Bu çerçevede Prof. Dr. Nemci Yüzbaşıoğlu bu konunun Özal tarafından savunulduğunu fakat destek bulamadığını, parlamenter sistemi ona benzetmek için yozlaştırdığını ifade etmiştir. Özellikle kuvvetler ayrılığı ilkesi ve üniter-federal çelişkisi üzerinde durmuştur. Prof. Dr. Erdoğan Teziç; başkanlık sisteminin ABD’de 1787 Anayasa’sı ile kendisine özgü şartlarda oluşturulduğunu ancak uygulamaya kalkan diğer ülkeler için olumlu sonuçlar vermediğini ifade etmiştir. Doç. Dr. Sultan Akyürek; başkanlık sisteminin özünde antidemokratik bir yapı olmadığını ancak Türkiye’de sistemin işleyemeyeceğini; çünkü demokratik ortam, yargı düzeni, parti yapısının güçlü olmadığını ifade etmiştir. Prof. Dr. Levent Köker; “Türkiye gibi merkezî devletlerde başkanlık sistemi problemlidir.” diyerek bu konunun gündemde olmadığını ifade etmiştir. Prof. Dr. Burhan Kuzu ise “Bugün yaşanan tartışmaları çözecek bir modeldir.” demiştir. CHP Sözcüsü Mustafa Özyürek ise “Sayın Başbakan’ın önerdiği sistem başkanlık sistemi değil, diktatörlüktür.” demiştir. Eski Başbakan ve Rize Bağımsız Milletvekili Mesut Yılmaz; Türkiye’de bu sistemin 20 yıldır tartışıldığını ancak ülke için uygun olmadığını ifade etmiştir. 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel de “Başkanlık sistemi seneler önce benim de savunduğum bir şeydi. Ama evvela elimizdeki mevcut sistemi işletmemiz lazım. Başkanlık sisteminde yeni baştan yapacaksınız; çok iyi düşünmek gerekir. Başkanlık sistemi sadece başkanın halk tarafından seçilmesinden ibaret değildir. Başkanlık sistemini tek işletebilen ülke ABD’dir.” demiştir. Demirel, Anayasa değişikliğiyle ilgili sorular üzerineyse tarihten örnek vererek şunları söylemiştir: “Uzlaşarak yapmak lazım bunu. Mithat Paşa 1876’da Anayasa’ya sürgün etmekle ilgili bir kural koydurdu. Daha sonra Abdülhamit o kuralı Mithat Paşa’yı sürmek için kullandı. Yapacağınız şeyleri iyi düşünmek lazım. Mahkeme kadıya mülk mü? Bugün varsınız yarın yoksunuz. Ben şu kadar sene kalacağım gibi hesaplar yapmamalı.”[109]
19 Nisan 2010 tarihli Vatan gazetesinde yer alan ve Can Ataklı tarafından kaleme alınan “Başkanlık Sistemi ile Federal Devlete Geçiş” başlıklı yazıda; Erdoğan’ın başkanlık sistemini ortaya atmasının nedeninin ABD’yi örnek almak olduğu, ancak ABD’deki başkanlık sisteminin federal yapıya dayandığı, ABD’nin 50 eyalete bölündüğü, eyaletlerin kendi parlamentosu ve kendi polisleri, kendi savcıları olduğu; onları kendilerinin seçtiği, bu yüzden böyle bir sisteme gidilmesi durumunda Türkiye’nin 6 ya da 7 ayrı eyalete bölünebileceği söylenmiştir[110].
20 Nisan 2010 tarihli Milliyet gazetesinde yer alan “Cindoruk’tan Başbakan’a Yarı Başkanlık Sistemi Önerisi” başlıklı haberde Demokrat Parti Genel Başkanı Hüsamettin Cindoruk’un; Başbakan Tayip Erdoğan’a yarı başkanlık sistemini önerdiği üzerinde durulmuş, böylece senato, başbakan ve hükûmet üçlüsünün oluşacağı ve birbirlerini frenleyecekleri ifade edilmiştir[111].
20 Nisan 2010 tarihli Habertürk gazetesinde yer alan “Başkanlık Sistemine Erdoğan’ın Sözleri ile Yanıt” başlıklı yazıda Baykal, “Başkanlık sistemi Amerikan emperyalizminin bize tavsiyesi.” şeklinde Başbakan Erdoğan’ın bir sözünü hatırlatarak bu tartışmalara dâhil olmuştur[112].
20 Nisan 2010 tarihli Milli Gazete’de yer alan ve Abdülkadir Özkan tarafından kaleme alınan “Gündem Anayasa Değişikliği mi? Başkanlık Sistemi mi?” başlıklı yazıda; başbakanın başkanlık sistemi tartışmalarını açarak gündemi belirlediğini ve değiştirmekte başarılı olduğu, başkanlık sisteminin sorunların çözüme kavuşturulması, işsizlere iş, geçim sıkıntısı çekenlere gelir getireceği gibi bir anlam bulunmadığı ifade edilmiştir[113].
20 Nisan 2010 tarihli Milliyet gazetesinde yer alan “Başkanlık Sistemine Eleştiriler” başlıklı haberde; Prof. Dr. Nemci Yüzbaşıoğlu’nun görüşleri aktarılarak bu sistemin Avrupa’da bulunmadığı, ABD dışında diğer ülkelerde diktatörlüğe gittiği ifade edilmiştir. Yüzbaşıoğlu, “Kibar bir söylemle, seçimle gelen krallar olur başımızda.” demiştir. Prof. Dr. Mustafa Kamalak ise başkanlık sisteminin en büyük sakıncasının, sol aydınların kamu hizmetinden biraz daha uzaklaştırılması sonucunu doğuracağını ifade etmiştir[114].
20 Nisan 2010 tarihli Takvim gazetesinde yer alan ve Mehmet Çetin Güleç tarafından kaleme alınan “Başkanlık Sistemine Ne Zaman Adım Attık?” başlıklı yazıda karşılaştırmalara giderek Özal’ın Türkiye’de etnik yapıların birliğini sağlamak için başkanlık sistemini kurmak istediği, oysa Prof. Dr. Hikmet Sami Türk’ün; başkanlık sisteminin federal bir yapı olduğunu, bir dengeler sistemi olduğunu, dengelerin mutlaka korunması gerektiğini ifade ettiği hatırlatılmıştır[115].
20 Nisan 2010 tarihli Evrensel gazetesinde yer alan ve Kamil Tekin Sürek tarafından kaleme alınan “Başkanlık Sistemi” başlıklı yazıda; Başbakan Erdoğan’ın başkanlık sistemi ile alakalı ortaya attığı fikirler eleştirilerek başkanlık sistemine geçilmek isteniyorsa öncelikle insanların serbestçe tartışabileceği, görüşlerini örgütleyebilecekleri bir siyasi atmosferin sağlanması ve siyasi partiler yasası ve seçim yasası ile barajların değiştirilmesi gerektiği ifade edilmiştir[116].
20 Nisan 2010 tarihli Habertürk gazetesinde yer alan ve Fatih Altaylı tarafından kaleme alınan “Başkanlık Sistemi Bugünden İyidir” başlıklı yazıda; Başbakan Tayip Erdoğan’ın başkanlık sisteminden yana olduğu, kendisinin de başkanlık sisteminin bugünkü sistemden daha iyi olacağını düşündüğü, başkanlık sisteminin kuvvetler ayrılığı prensibini geri getirebileceği, milletvekillerinin çok daha özgür çalışabileceği, Meclisin meşruiyet sorunu yaşamayacağı ve başkanlık sisteminin demokrasi getireceği ifade edilmiştir[117].
20 Nisan 2010 tarihli Bugün gazetesinde yer alan ve Nuh Gönültaş tarafından kaleme alınan “Lider Türkiye’ye Başkanlık Sistemi Gerekecek” başlıklı yazıda; güçsüz, istikrarsız, iktidarsız bir sistemden başkanlık sistemine gidilmesi gerektiği, bunun zorunlu olduğu, eyalet sisteminin de mutlaka uygulanması gerektiği ifade edilmiştir[118].
20 Nisan 2010 tarihli Yeniçağ gazetesinde yer alan ve Savaş Süzal tarafından yazılan “ABD Tarzı Başkanlık İçin Dokunulmazlık Kalkmalı” başlıklı yazı ile Başbakan Erdoğan’ın gündeme getirmiş olduğu görüşler işlenerek eleştiriler ortaya konulmuştur. Süzal; Türkiye’deki siyasal sistemin eksikleri olduğunu, seçilen milletvekillerinin partisine karşı sorumluluk hissettiğini, oysa ABD’de seçim bölgesindeki seçmene karşı sorumluluğun esas olduğunu, dokunulmazlığın sadece Meclis çatısı altında her türlü konuşmayı içerdiğini, adi suçların dokunulmazlık kapsamına girmediğini ifade ederek Türkiye’nin öncelikle bu konuları kendisine örnek alması gerektiğini belirtmiştir[119].
20 Nisan 2010 tarihli Habertürk gazetesinde yer alan “Bizdeki Başkanlık Sistemidir”  yazısında Bekir Coşkun; ABD’de başkanların milletvekillerini kendilerinin belirlemediğini, oysa Türkiye’de milletvekillerini, TRT, YÖK, RTÜK gibi kurumların yönetimini başbakanın belirlediğini, ABD’de herhangi bir suç işlendiği zaman siyasetçilerin yargılanabildiğini, oysa Türkiye’de bunun yapılamadığını ifade etmiştir[120].
20 Nisan 2010 tarihli Posta gazetesinde yer alan ve Candaş Tolga Işık tarafından kaleme alınan “Başkanlık Sistemi” başlıklı yazıda; yürütmenin tek kişiye verilmesinin diktatörlük eğilimini ortaya çıkarabileceği, muhalefetsizlik probleminin başkanlık sisteminin ciddi bir handikabı olduğu, Latin Amerika’da bu sistemin diktatörler yarattığı, Türkiye’nin 700 yıllık bir imparatorluktan yeni çıktığı ve demokratikleşemediği, bu yüzden bu sistemin seçilmiş padişahlık getireceği ifade edilmiştir[121].
20 Nisan 2010 tarihli Sabah gazetesinde yer alan “Türkiye’de Başkanlık Sistemi” başlıklı yazısında Nazlı Ilıcak; başkanlık sisteminin sadece cumhurbaşkanını halkın seçmesiyle gerçekleşmeyeceğini, topyekûn bir siyasi sistem değişikliğinin gerekli olduğunu, iki meclisli bir yapıya geçilmesi gerektiği, başkanın adli, idari, askerî, üst düzey bürokratların seçiminde söz sahibi olacağını, dilediğini bakan olarak atayacağını söylemiş ancak Türkiye’nin başkanlık sistemine geçerken ABD’den ziyade Güney Amerika ülkelerine benzeyeceği endişesini taşıdığını ifade etmiştir[122].
20 Nisan 2010 tarihli Milliyet gazetesinde yer alan “Başkanlık Sistemi” başlıklı yazısında Taha Akyol; başkanlık sistemini Özal’dan önce Türkeş’in savunduğunu, daha sonra Özal’ın, Demirel’in şimdi de Erdoğan’ın savunduğunu ifade etmiştir. Akyol; başkanlık sisteminde yürütmenin güçlü ve istikrarlı olması, hükûmet krizlerinin olmaması, bakanların daha düzgün ve denetime açık bulunması, federalizm ve eyalet sisteminin bulunması, eyaletlerde vali ve meclislerini eyalet halkının seçmesi, başkanın bunda hiçbir rolünün bulunamaması, başkanın partisine hükmedememesi, senatörlerin seçmenlerine karşı sorumlu olması ve yüksek mahkeme tarafından sistemin frenlenmesi gibi kuralların bulunduğunu hatırlatarak bizde ise bu sisteme geçilmesi durumunda çok farklı şartların meydana geleceğini aktarmıştır[123].
21 Nisan 2010 tarihli Akşam gazetesinde yer alan “Başkanlık Sistemi Olabilir mi?” başlıklı yazısında Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan; başkanlık sistemi tartışmalarının Türkiye gündeminde olmasından memnun olduğunu ifade ederek bu sistemin kötü insanların elinde iyi sonuçlar vermesinin mümkün olmadığını, tüm sistemlerin iyi ve kötü yanlarının bulunduğunu, Türkiye gibi bir ülkede hangi sistemi getirirseniz getirin, insanlar aynı olduğu müddetçe değişimin oldukça zor olduğunu, bu yüzden demokratik parlamenter sistemin iyileştirilmesinin daha makul olduğunu ifade etmiştir. Arıboğan; Tayip Erdoğan’ın güçlü bir lider olarak liderliğini, destekleyici bir sistemle taçlandırmak istediğini de ayrıca belirtmiştir[124].
21 Nisan 2010 tarihli Milliyet gazetesinin “Başkanlıkta Ekonomik Durumlar Parlak Değil” başlıklı haberinde, başkanlık sistemi uygulanan ülkelerin kişi başına düşen yıllık ortalama gelirleri tablo hâlinde aşağıdaki şekilde ifade edilmiştir[125]:
 

KİŞİ BAŞINA DÜŞEN GSYİH (DOLAR)
KİŞİ BAŞINA DÜŞEN GSYİH (DOLAR)
ABD
46,443
EL SALVADOR
3,806
GÜNEY KIBRIS
30,239
ERMENİSTAN
2,658
GÜNEY KORE
16,450
GUATEMALA
2,602
VENEZUELA
12,354
ENDONEZYA
2,224
SEYŞEL ADALARI
9,640
SRİ LANKA
2,041
URUGUAY
9,449
HONDURAS
1,863
ŞİLİ
8,853
FİLİPİNLER
1,721
MEKSİKA
8,040
BOLİVYA
1,716
BREZİLYA
7,737
SUDAN
1,388
ARJANTİN
7,508
NİJERYA
1,089
PANAMA
7,145
ZAMBİYA
1,027
KOSTA RİKA
6,361
NİKARAGUA
995
SURİNAM
5,819
KENYA
842
DOMİNİK CUMHURİYETİ
5,239
HAİTİ
772
BEYAZ RUSYA
5,122
TANZANYA
547
KOLOMBİYA
4,662
UGANDA
472
İRAN
4,477
AFGANİSTAN
461
PERU
4,377
SİERRA LEONE
342
EKVADOR
3,939
LİBERYA
210

Kaynakça: IMF 2009 Verileri
 
21 Nisan 2010 tarihli Milliyet gazetesinin “Padişahlık Sistemi Gibi” başlıklı haberde Başbakan Erdoğan’ın başkanlık sistemi önerisini değerlendiren Prof. Dr. Ülkü Azrak; “Bu sisteme geçerseniz, başbakanlık kalmayacak, başkan yürütmenin başındaki kişi olacak. Bakanları olacak ama onlar bugünkü müsteşarlara benzer çalışacak.” diyerek başkanlık sisteminin yürütmede istikrar sağlasa bile, siyasi anlamda istikrarsızlığı getirdiğini, bir başka ifadeyle bunun isim değiştirmiş bir padişahlık sistemi olduğunu ifade etmiştir[126].
21 Nisan 2010 tarihli Milliyet gazetesinin “Yarı Başkanlığa da Başkanlığa da Karşıyım” başlıklı haberinde Prof. Dr. Ergun Özbudun; ABD dışında bu sistemin krizlere ve tıkanmalara yol açacağını, bu yüzden başkanlık sistemine de yarı başkanlık sistemine de karşı olduğunu ifade ederek “Endişem kişisel diktatorya değil, başkan ve kongrede ayrı siyasi partiler olursa sürtüşme çıkar ve tıkanma olur.” demiştir[127].
21 Nisan 2010 tarihli Radikal gazetesinde yer alan ve İsmet Berkan tarafından kaleme alınan “Başkanlık Sistemi-Başbakanlık Sistemi” başlıklı yazıda; sert kuvvetler ayrılığına dayanan başkanlık sisteminin doğru olacağı, amacın arızasız, eksiksiz ve istikrarla yönetilen demokrasiye ulaşmak olduğu belirtilmiştir[128].
21 Nisan 2010 tarihli Habertürk gazetesinde yer alan ve “Bay Başkanlı Demokrasi” başlıklı yazısında Yılmaz Karakoyunlu; başkanlık sistemini Özal’ın başlattığını, Tayip Erdoğan’ın ise bugün tekrar gündeme getirdiğini, Amerika’dan ilham alındığını, ancak ciddi bir çalışmanın yapılmadığını sorunun başbakan ile cumhurbaşkanı arasındaki uyuşmazlıkta aranması gerektiğini ifade etmiştir[129].
Yine 21 Nisan 2010 tarihli Milliyet gazetesinin haberinde yer alan “Başkanlık mı Başkancı mı?” başlıklı yazıda Prof. Dr. Levent Köker; ABD dışındaki başkanlık sistemlerinin başkancı sistemler olduğunu, ABD’de bu sistemin başarısının mutlak denetim, federatif yapı, kuvvetlerin kesin ayrılığına dayandığını ifade etmiştir. Bizde böyle bir sisteme geçtiğiniz zaman başkancı sistem olacağını, bunun da problem yaratacağını belirtmiştir[130].
22 Nisan 2010 tarihli Yeni Şafak gazetesinde yer alan ve Fehmi Koru tarafından kaleme alınan “Tayip Erdoğan Başkanlık Sistemini Neden İstiyor?” başlıklı yazıda; Tayip Erdoğan’ın bu sistemi istemesinin nedeninin Türkiye’de yapmak istediklerinin çeşitli şekillerde engellenmesinden kaynaklandığı, bu yüzden bir çıkış yolu aradığı söylenmiştir[131].
22 Nisan 2010 tarihli Radikal gazetesinde yer alan ve Hasan Celal Güzel tarafından kaleme alınan “Karizmatik Liderlerin Özlemi Başkanlık Sistemi” başlıklı yazıda; Türkiye’nin siyasal çerçevesi ve Türk tarihindeki süreç değerlendirilerek tek lidere bağlılık, millî şef ve yarı başkanlık yapısının Türk siyasi kültürü içerisinde zaten var olduğu, Özal’la birlikte bu sistemin savunulmaya başlandığı, Demirel’in bunu devam ettirdiği ve AK Parti grubu üyelerinin de Erdoğan’ı başkan olarak görmek istedikleri, başkanlık sisteminin gelmesi durumunda kararların hızlı alınacağı, ademimerkeziyet yapısının uygulanacağı, parlamento içi demokrasinin işleyebileceği ve kuvvetler ayrılığı ilkesinin daha uygun hâle dönüşeceği ifade edilmiştir. Diğer yandan federal bir yapının üniter devleti tehlikeye sokacağı, Türkiye’nin birliğine ve güvenliğine zarar vereceği, otoriter bir yapı getirebileceği ve bürokratik bir devletin ortaya çıkabileceği belirtilmiştir[132].
22 Nisan 2010 tarihli Milliyet gazetesinde yer alan ve Hasan Cemal tarafından kaleme alınan “Başkanlık Sistemi mi? Malum Kısır Döngüler mi?” başlıklı yazıda; başkanlık sistemi tartışmaları yerine, Türkiye’nin kısır döngüleri olan Kıbrıs Meselesi, Ermeni Meselesi gibi konulara kafa yorulması gerektiği anlatılmıştır[133].
25 Nisan 2010 tarihli Newsweek Türkiye dergisinde yer alan ve Akın Özçer tarafından kaleme alınan “Başkanlık Sistemi Eşittir Uzlaşma Kültürü” başlıklı yazıda; başkanlık sisteminde devlet başkanının halk tarafından seçildiği, halka karşı sorumlu olduğu, yürütme erkinin bütün yetkilerini kullandığı, devlet başkanı ve hükûmetinden oluşan yürütmenin yasamaya karşı sorumluluğunun bulunmadığı ve erkler ayrılığı ilkesinin katı biçimde uygulandığı ifade edilmiştir. Diğer yandan Türkiye’de bu konunun Özal’la gündeme getirildiği, Süleyman Demirel’in Fransa’ya benzer bir sistemi savunduğu ve Başbakan Erdoğan’ın bugün de konuyu tartışmaya açtığı söylenmiştir[134].
30 Nisan 2010 tarihli Milliyet gazetesinde yer alan ve Rıza Türmen tarafından kaleme alınan “Başkanlık Sistemi Türkiye’ye Uygun mu?” başlıklı yazıda; Turgut Özal tarafından başlatılan bu tartışmaların Türkiye koşulları açısından irdelenmesi gerektiği, dünyada başkanlık sisteminin başarılı olduğu tek ülkenin ABD olduğu, onların da kendine has kuralları olduğu ifade edilmiştir. Türkiye’de ise 90 yıllık bir parlamenter demokrasi yönetiminin uygulandığı, bunu bir anda söküp atmanın doğru olmayacağı, başkanlık sisteminin Türk demokrasisi açısından risk taşıdığı belirtilerek bugünkü sistemin devam etmesi gerektiği ve kusurlu kısımlarını ortadan kaldıracak reformların hayata geçirilmesi gerektiği ifade edilmiştir[135].
1 Mayıs 2010 tarihli Taraf gazetesinde yer alan “Başkanlık Sistemi Üzerine” başlıklı haberde; başkanlık sisteminden demokrasinin çıkmayacağı, başkanlık sisteminin iktidarı güçlendirirken farklı kesimlerin siyasi taleplerinin silikleşeceği, anlamsızlaşacağı belirtilerek bu yüzden de uygun olmadığı ifade edilmiştir[136].
3 Mayıs 2010 tarihinde Habertürk gazetesinde çıkan “Başkanlık Sistemi Neden Tartışılıyor?” başlıklı, Vedat Bilgin’e ait yazıda; bu tartışmaları ilk gündeme getirenin Özal olduğu, daha sonra Demirel ve son olarak da Erdoğan olduğu ifade edilmiştir. Başkanlık sisteminin cazibeli görünmesinin nedeninin, ABD’deki modelle ilgili olduğu ifade edilen yazıda; diğer ülkelerde uygulamaların otoriter, demokrasiden uzaklaşmış bir görünüm arz ettiği ve bu ülkelerde sık sık askerî müdahalelerin oluştuğu, bu yüzden sadece ABD örneğine bakarak bir sonuca varmanın doğru olmayacağı görüşü dile getirilmiştir[137].
10 Eylül 2010 tarihli Milliyet gazetesinde yer alan “Başkanlık Sisteminin Ayak Sesi” başlıklı yazıda Güneri Cıvaoğlu; Başbakan Erdoğan’ın başkanlık sistemine sıcak baktığını ifade ederek ABD ve Fransa örnekleri üzerinde durmuş ve ileri demokrasilerde bu sistemin uygulanabileceğini ancak demokrasi kültürü gelişmemiş toplumlarda ise seçilmiş krallar yaratacağını ifade etmiştir[138].
11 Eylül 2010 tarihli Milliyet gazetesinde yer alan “Başkanlık Sistemini Tartışalım” başlıklı haberde; Erdoğan’ın başkanlık sistemini cumhurbaşkanlığından çok farklı olduğu, dünyada da ABD, Fransa, Almanya ve Güney Amerika ülkelerinde farklı yürütüldüğü vurgulanmış; konunun tartışılması gerektiği, özellikle ABD’deki başkanlık sistemi üzerinde durularak Kongrenin izni olmadan başkanın bir silah bile alamadığı hatırlatılmıştır. ABD’de bir güçler dengesi olduğu, bunu yok farz ederek, vur abalıya denilerek olayın farklı bir noktaya çekildiği ifade edilmiştir.[139]
11 Eylül 2010 tarihinde Habertürk gazetesinde yer alan “Başkanlık Sistemi mi Geliyor?” başlığı altındaki haberde; başkanlık sistemi tartışmalarının gündemi saptırma, değiştirme, milletin önüne konuşacak laf atma arayışının ötesinde geçerliliği olmadığı ortaya konulmuştur[140].
Ortadoğu gazetesinde yer alan ve Taylan Sorgun tarafından kaleme alınan “Başkanlık Sistemi-Federalizm-Anayasal Kuruluşlar-Cemaatsal Vesayetçilik ve Ötesi…” başlıklı yazıda başkanlık sisteminin daha çok federalizmde görüldüğü, Türkiye’de federalizmin birtakım talepleri ortaya çıkaracağı, rejimin ulusal ve millî devletin yapısını değiştirebileceği kaydedilmiştir[141].
14 Eylül 2010 tarihli Milliyet gazetesinde yer alan “AK Partiden Başkanlık Sistemi Değerlendirmeleri” başlıklı habere göre AKP Genel Başkan Yardımcısı Ömer Çelik, başkanlık sistemi tartışmalarında bir panik havasının olduğunu, ancak başkanlık sistemi ile ilgili somut bir gündemlerinin bulunmadığını ifade etmiş, konunun başbakan tarafından gündeme getirilmesinin nedeninin sistemi daha iyi işletmek için ortaya konulan görüşler olduğunu söylemiştir. AKP Grup Başkan Vekili Bekir Bozdağ ise başkanlık sistemi, yarı başkanlık sistemi ve parlamenter sistemin taraftarları olduğunu, bu yüzden tartışılması gerektiğini söylemiştir[142].
14 Eylül 2010 tarihli Milliyet gazetesinde yer alan “En Sağlıklı Model Başkanlık Sistemi” başlıklı yazıda TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu; “Sağlıklı işleyecek tek model başkanlık sistemidir.” diyerek parlamenter sistemin Türkiye’nin sorunlarını çözemediğini, konuyla ilgili bir Anayasa değişikliğinin yapılması gerektiğini ifade etmiştir. Diğer yandan Fransa modelinin yarı başkanlık sistemi olup Türkiye’ye uymayacağını, ABD başkanlık sisteminin uygun olacağını belirtmiştir. ABD’de başkanın Kongreden izin almadan bir kuruş bile harcayamayacağını ifade etmiş, Türkiye’de kuvvetler ayrılığının uygulanamadığını söylemiştir. Dünyada başkanlık sisteminin 38 ülkede uygulandığını hatırlatarak konunun Türkiye’de yanlış değerlendiğini öne sürmüştür[143].
14 Eylül 2010 tarihli Milliyet gazetesinde yer alan “Başkanlık Sistemini Rejim Sorunu Hâline Getiriyorlar” başlıklı habere göre AKP Genel Başkan Yardımcısı Ömer Çelik; Özal döneminde konuşulan bu konunun bugün gündemde olmadığını, Türkiye’nin rejimiyle ilgili bir probleminin bulunmadığını ancak tartışmaların geçmişte olduğu gibi bugün de yarın da olacağını ifade etmiştir[144].
14 Eylül 2010 tarihli Milliyet gazetesinin “Sırada Başkanlık Sistemi mi Var?” başlıklı haberine göre Başbakan Erdoğan, Burhan Kuzu’yu işaret ederek başkanlık sistemiyle ilgili çalışmalarının olduğundan bahsetmiştir[145].
16 Eylül 2010 tarihli Vatan gazetesinde yer alan ve Ruhat Mengi tarafından kaleme alınan “Başkanlık Sistemi ile Birlikte Federasyon Tartışılacak” başlıklı yazıda; başkanlık sistemi tartışmaları ile demokratik özerklik tartışmalarının birlikte yürüdüğü, zaten başkanlık sisteminin federal devletlere bölünme olmadan mümkün olmadığı ifade edilmiştir[146].
18 Eylül 2010 tarihli Milliyet gazetesinde yer alan “Gül; Başkanlık Sistemi Tartışılmalı” başlıklı haberde, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün; Türkiye’nin gündeminde şu an başkanlık sisteminin bulunmadığını, sistemin üstünlükleri ve zafiyetlerinin olduğunu, konunun tartışılması gerektiğini ifade ettiği kaydedilmiştir[147].
20 Eylül 2010 tarihinde Habertürk gazetesinde “Solcular Başkanlık Sistemine Karşı Çıkıyor Çünkü…” başlıklı yazıda; TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu ile yapılan mülakat aktarılmıştır. Mülakatta Burhan Kuzu’nun; İngiltere, Almanya, İtalya ve Amerika örneklerini hatırlattığı, başkanlık sisteminin kesinlikle bir diktatörlük anlamına gelmediğini söylediği, sol partilerin %51’e ulaşamayacakları için bu sisteme karşı çıktıklarını ileri sürdüğü, diğer yandan başkanlık sisteminin illaki bir federal yapı anlamına gelmediğini  dile getirdiği belirtilmiştir[148].
Milliyet gazetesinin Ege ekinde yer alan 17 Eylül 2010 tarihli “Başkanlık Rejimi” ve 20 Eylül 2010 tarihli “Başkanlık Rejimleri Demokratik Kalabilirler mi?” başlıklı yazılarında Ali Nail Kubalı; yasama, yürütme ve yargı erklerini irdelemiş, görevleri üzerinde durmuş ve başkanlık sistemi için gerekli olan kurumları ayrıntıları ile aktarmıştır. Kubalı; sonuçta, başkanların diktatöre dönüşmelerinin bu sistemde çok kolay olacağını ifade etmiştir[149].
21 Eylül 2010 tarihinde TRT’nin İnternet sitesinde yer alan “Başkanlık Sistemine Çarpıcı Yanıt” başlıklı haberde; Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün “Türklere sempatik gelebilir ancak buradan hakanlık, sultanlık anlayışı çıkmamalı.” sözü gündeme getirilerek başkanlık sisteminin kongresi, yetkileri, seçim sistemi ve kontrol dengeleme sistemlerinin farklı olduğu ifade edilmiştir[150].
22 Eylül 2010 tarihli Habertürk gazetesinde yer alan ve Mehmet Ali Kılıçbay tarafından kaleme alınan “Başkanlık Sisteminden Önce Demokrasiyi Kurmak Gerekir” başlıklı yazıda; başkanlık sistemi üzerinde durularak ayrıntıları aktarılmış, başkanlık sisteminin iki kilit taşı bulunduğu, parlamentonun mutlaka birbirini denetleyen iki meclisten meydana gelmesi zorunluluğu ve yargının gerçekten bağımsız olabilmesi için seçimli olması gerektiği ifade edilmiş; Türkiye’nin demokratikleşme sürecini tamamlamadığı için olgun bir siyasal yapıya sahip olmadığı aktarılmıştır[151].
2 Ocak 2011 tarihli Birgün gazetesinin “Başbakanın Hedefi Başkanlık Sistemi” başlıklı haberine göre Burhan Kuzu, yaptığı açıklamada; 87 yıllık Cumhuriyet’in 60. hükûmetini kurduğunu, bunun Cumhuriyet’in 240. yılında olması gerekirken istikrarsızlıktan dolayı oluştuğunu ifade etmiş ve istikrarın adresi olarak da başkanlık sistemini göstermiştir. Özellikle de başkanlık sisteminin sol kesimi tedirgin ettiğini, çünkü %51’i bulamadıklarını ve başkanlık modelinin kesinlikle diktatörlüğü getirmeyeceğini ifade etmiştir[152].
 
D.  BAŞKANLIK VE YARI BAŞKANLIK SİSTEMLERİNİN
  TÜRKİYE İÇİN DEĞERLENDİRİLMESİ
Türk siyasi yaşamında, Osmanlı yönetimine kadar uzanan süreçte, 1876 Anayasa’sının yürürlüğe girmesiyle birlikte parlamenter sistem geleneği de başlamıştır. Meclis hükûmeti sistemine yer veren 1921 Anayasa’sının yürürlükte kaldığı kısa süre (1921–1924) hariç bırakılırsa, Türkiye’de parlamenter yönetimin yüzyılı aşan bir tarihî geçmişi bulunmaktadır.[153]
Bununla birlikte hükûmet istikrarsızlıklarını önlemek ve sağlam bir demokrasi yaratmak üzere başkanlık ve yarı başkanlık sistemine geçiş düşüncesi, özellikle son on üç yılda konu siyasi ve akademik çevrelerin tartışmalarına açılmıştır.
Ergun Özbudun Türkiye’de başkanlık sistemine geçilmesini savunanlara ilişkin şu değerlendirmeye yer vermiştir: “Genel itibarıyla birbiriyle çelişik gibi görünen iki argümana dayanmaktadırlar. Bunlardan biri, başkanlık sisteminin güçlü istikrarlı ve uyumlu bir yürütme organı sağlayacağı, diğeri ise bu sistemde yasama organının, kanun yapma ve yürütmeyi denetleme işlevlerini daha bağımsız ve etkin biçimde yerine getireceğidir. Diğer bir ifade ile bu argümanlardan biri güçlü yürütmeyi, diğeri ise güçlü parlamentoyu amaçlamaktadır ki bu amaçların her ikisinin aynı anda gerçekleştirilmesi mümkün görünmemektedir. Başkanlık sisteminin, dar anlamda yürütmede istikrar ve uyum sağlayacağı iddiası doğrudur. Ancak dar anlamdaki yürütme içindeki istikrar ve uyumu, daha genel anlamdaki siyasal istikrar ile karıştırmamak gerekir.”[154] 
Başkanlık veya yarı başkanlık sisteminde, devlet başkanının sabit bir süre için halk tarafından seçilmesi ve bu süre içinde yasama organınca düşürülememesinin, yürütme organının da istikrar sağlayacağı, bunun da sözü geçen sistemlerin olumlu bir başka yönü olduğu ileri sürülebilir. 
Bununla birlikte başkanlık ve yarı başkanlık sistemlerinde, devlet başkanlarının halk tarafından seçilmesinin, sistemin demokratik olma niteliğini arttıracağına işaret edilmektedir. Doğrudan halk tarafından seçilen bir devlet başkanının sistem içindeki meşruluğunun güç kazanacağı, halkın kimi seçtiğini bileceği ve dönem sonunda gerekiyorsa o kişiyi yeniden seçmeyerek bir tür hesap soracağı ileri sürülmekte ve bu hususların sözü edilen sistemin olumlu yönlerini oluşturacağı savunulmaktadır. 
Ancak halk tarafından seçilen başkan veya cumhurbaşkanı, halkın sadece bir kısmının tercihiyle işbaşına gelmektedir. Buna karşılık, başkana oy vermeyenler, bu seçimde her şeyi kaybetmiş olacaklardır. Bununla ilgili olarak başkanlık sistemini uygulayan ülkelerin çoğunda, başkanın en çok iki defa seçilebilmesine izin verilmektedir. Bundan dolayı ikinci dönem başkanlık yapan bir kişi için, bu tür bir hesap sorulma durumu yaşanmayabilir.[155] 
Sistemlere ilişkin çekincelerine Erdal Onar şu şekilde yer vermektedir: “Başkanlık sistemlerindeki sakıncalardan en önde geleni, yasama organı ile yürütme organı arasında ortaya çıkabilecek görüş ayrılıklarında sistemin tıkanmasıdır. Bu tür tıkanıklığı çözecek tek yol, uzlaşmadır. Uzlaşma kültürünün gelişmediği ülkelerde, başkanlık sisteminin sağlıklı bir şeklide işleyebilmesi mümkün değildir.”[156]
Ülkemizde ortaya çıkan başkanlık sistemi tartışmalarının istikrar ve etkinliğin sağlanması amacını taşıdığı dikkati çekmektedir. Türk siyasal sisteminde istikrar, etkinlik ve demokrasiyi güçlendirecek değişiklikler yapılabilir. Bununda gerekliliği su götürmez bir gereklilik arz eder. Fakat değişikliklerin kendi siyasi tecrübe birikimimiz ve tarihî deneyimimizin ışığı altında; kendi sistemimizin zamanın şartlarına cevap verecek şekilde ıslah edilmesiyle sağlanması, istikrar açısından ve yerleşmiş demokratik yapımız açısından daha uygun olacaktır. İyi tasarlanmadan, halkın talep ve beklentilerinden yoksun topyekûn değişikliklerin ülke meselelerine çözüm getirmesi beklenemez.  
Diğer yandan sürekli demokratikleşemediğimizden bahsedilen bu ortamda, başkanlık sisteminin sağlıklı bir şekilde uygulanamayacağı da bir gerçektir. Çünkü başkanlık sistemi, demokratik kurumların iyi işlediği bir sistem olup diğer ülkelerde zaten diktatörlüğe gitmektedir.
Ayrıca federe devletler olgusu da üzerinde durulması gereken bir konudur. Çağdaş toplumda federe başlığı altında etnik veya dinî birtakım referanslar geliştirilmeye kalkılırsa toplumsal ve bireysel açıdan bir iyileşme değil, geriye gitme ve ilkelleşmeyi getirir ki bunun da sonucu, toplumsal ayrışma ve çatışmadır.


[1]  Prof. Dr. Selçuk Duman’ın Berikan Yayınevi tarafından yayımlanmış olan “Türklerde Devlet Başkanlığı Başkanlık Sistemi ve Cumhurbaşkanlarımız” adlı kitabıyla “İslam Öncesi Türk Devletlerinde Aristokrat Cumhuriyet Gerçeği”  başlıklı makalesinin önemli kısmı aynen alınmıştır. 

[2]   Süheyl Batum, “Siyasal Rejimler ve Türkiye’deki Arayışlar”, Uluslararası Anayasa Hukuku Kurultayı, Ankara, 9–13 Ocak 2001, s.183.

[3]   Levent Gönenç, Türkiye’de Hükümet Sistemi Değişikliği Tartışmaları Olanaklar ve Olasılıklar Üzerine Bir Çalışma Notu”, Başkanlık Sistemi, Yayına Hazırlayan: Teoman Ergül, Türkiye Barolar Birliği Yayınları, No: 77, Ankara, 2005, s. 2.

[4]   Tanju Tosun, “Türkiye’de Siyasal İstikrarsızlık Kurumsal Tedbirlerle Aşılabilir mi? Başkanlık ve Yarı-Başkanlık Sistemlerinin Değerlendirilmesi”, Kamu Yönetiminde Kalite I. Ulusal Kongresi, Cilt II, Türkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi Yayını, No: 289, Ankara, 1999, s. 237.

[5]   Başkanlık sistemi taraftarlarının aslında devlet otoritesinin tesisinden başka bir şey istemediğini belirten İlhan Sözen, başkanlık sisteminin uzun süredir ABD’de başarıyla uygulandığını fakat bir millet için uygun rejimin onun tarihine örf ve âdetlerine inançlarına en uygun rejim olduğunu hatırlatarak Türkiye gibi haddinden fazla partinin bulunduğu bir ülkede başkanlık rejimin hemen hemen hiç yaşama şansının olmadığını ifade etmektedir. bk. İlhan Sözgen, “Başkanlık Sistemi ve Türkiye”, Türkiye İktisat Gazetesi, 1 Kasım 1979.

[6]   YAZICI , Başkanlık ve Yarı Başkanlık Sistemleri…, s. 159–160.

[7]   Serap Yazıcı,“Başkanlık Sistemleri: Türkiye için Bir Değerlendirme”, Başkanlık Sistemi, Yayına Hazırlayan: Teoman Ergül, Türkiye Barolar Birliği Yayınları, No:77, Ankara, 2005, s.125; 1982 Anayasası’nın hazırlık aşamasında ortaya çıkan farklı fikirler için bk. Gülgün Erdoğan Tosun-Tanju Tosun, Türkiye’nin Siyasal İstikrar Arayışı Başkanlık ve Yarı Başkanlık Sistemleri, , s.2–5.

[8]   ONAR, “Türkiye’de Başkanlık ve Yarı Başkanlık Sistemine…, s. 84–85.

[9]   Cumhurbaşkanının yetkilerine ve seçim şekline ilişkin tartışmaların yapıldığı günlerde KONDA Araştırma Grubunun Milliyet gazetesi için yaptığı anket sonuçlarına göre, cumhurbaşkanını halk seçsin diyenlerin oranı %70,4, Meclis seçsin diyenlerin oranı ise %22,3’tür.Yine aynı anketin sonuçlarına göre, cumhurbaşkanının yetkilerinin artırılmasını isteyenlerle istemeyenlerin oranı hemen hemen aynıdır. bk. Başkanı Halk Seçsin, Milliyet, 17 Ocak 1988.

[10]   Turan, ayrıca Özal’ın cumhurbaşkanlığına seçildikten sonra eski partisinin uysal bir başbakan seçmesini sağlayarak fiilî bir başkanlık sistemi yürütmeye çalışmıştır. bk. İlter Turan, “Başkanlık Sistemi Sevdası: Zayıf Temelli Bir Özlem”, Başkanlık Sistemi, Yayına Hazırlayan: Teoman Ergül, Türkiye Barolar Birliği Yayınları, No:77, Ankara, 2005, s.119.

[11]   Hikmet Sami Türk, cumhurbaşkanının tarafsızlık ilkesine uymamasının yakın gelecekte siyasal bunalımlara neden olacağını belirtmektedir. Türk’ün bu konudaki görüşleri ve basına yansıyan diğer tartışmalar için bk. Hikmet Sami Türk,”Cumhurbaşkanının Tarafsızlığı”, Cumhuriyet, 10 Kasım 1989;Taha Parla, “Cumhurbaşkanının Yetkileri ve Tarafsızlık Konusu”, Cumhuriyet, 21 Aralık 1989;İktidar partisinin cumhurbaşkanı kendi içerisinden seçmesinin cumhurbaşkanını çok güçlü bir konuma taşıdığı bununda anayasal hukuksal bir durum olmadığı iddia edilmektedir. Bu durumu Süheyl Batum, şu sözlerle ifade etmektedir: “Özellikle 1989 sonrası dönemde (Turgut Özal’ın cumhurbaşkanlığı dönemi),bir süre için Cumhurbaşkanı’nın çok yetkili ve güçlü bir konuma gelmiş olması anayasal hukuksal bir durum değildir. Tam tersine “hukuk dışı, siyasal hayatta arızi bir durum.” olarak değerlendirilebilir. Bu konum ise, cumhurbaşkanı seçilen kişinin, iktidarda bulunan partinin lideri olmasından, Türkiye’deki parti liderliği olgusundan, diğer bir söyleyişle, var olan partiler sisteminden kaynaklanmıştır.” 

[12]   Demirel Düğmeye Bastı, Cumhuriyet 3 Kasım 1991.

[13]   Birinci Değişiklik paketinde yer alan geçici madde şu şekildedir: GEÇİCİ MADDE: Bu Anayasa değişikliğinin yürürlüğe girdiği tarihte görevdeki cumhurbaşkanının görevi son bulur. Ancak işbu geçici madde gereğince görevi son bulan cumhurbaşkanı, bir sonraki cumhurbaşkanlığı seçimi için adaylığını koyma hakkına sahiptir… Demirel’in 1. Anayasa değişiklik paketi için bk. Cumhurbaşkanını Meclis Seçsin, Cumhuriyet, 3 Kasım 1991;Demirel’in ikinci Anayasa değişikliği paketinde cumhurbaşkanını genel oyla halkın seçmesi öngörülmektedir. bk. Cumhurbaşkanını halk seçsin, Cumhuriyet, 3 Kasım 1991.

[14]   Bertil Emrah Oder, “Türkiye’de Başkanlık ve Yarı Başkanlık Rejimi Tartışmaları:1991–2005 Yılları Arasında Basına Yansıyan Öneri ve Tepkilerden Kesitler”, Başkanlık Sistemi, Yayına Hazırlayan: Teoman Ergül, Türkiye Barolar Birliği Yayınları, No:77, s.39.

[15]   Sistemin Özü Zedelenmemeli, Cumhuriyet, 3 Kasım 1991;Demirel’in Anayasa değişikliği teklifiyle birlikte cumhurbaşkanlığı seçimi ve Anayasa değişikliğine ilişkin basına yansıyan tartışmalar için ayrıca bk. Sembolik Cumhurbaşkanı Olmaz, Milliyet, 2 Nisan 1991;Coşkun Kırca, Cumhurbaşkanı Seçim Sistemi Üzerinde Uzlaşma, Milliyet, 15 Eylül 1991;Mete Tunçay, “Özal’ın Azli Caiz Değildir”,  Cumhuriyet, 19 Kasım 1991;Bu dönemde basına yansıyan tartışmaların toplu bir değerlendirmesi için bk. ODER, “Türkiye’de Başkanlık…”s. 32–43.

[16]   E. TOSUN- TOSUN, Türkiye’nin Siyasal İstikrar Arayışı Başkanlık ve Yarı Başkanlık Sistemleri, s. 4–5.

[17]   Faruk Örgün, Dar gelen Gömlek Başkanlık Sistemi, s.29.

[18]   1997 yılında Demirel tarafından rejim değişikliğine ilişkin öneriler 1994–1995 yıllarında yine Demirel tarafından tartışmaya açılmıştır. Demirel, 1994’te yaptığı basın toplantısında seçimleri yenileme yetkisinin cumhurbaşkanına verilmesi gerektiğini belirtmişti. Demirel, eğer böyle bir yetki kendisine verilirse Meclisin işlemez hâle gelmesi, sistemin itibarsızlaşması ve siyasi partilerin küçük görülmeye başlaması durumunda ülkeyi derhâl seçime götüreceğini belirtiyordu. Demirel’in bu önerileri gerek siyasiler arasında gerekse kamuoyunda tartışılmış fakat bu dönemde de rejim değişikliğine yönelik somut bir adım atılmamıştır. Demirel’in 1994–1995 yılları arasındaki rejim değişikliği istekleri ve kamuoyu tartışmaları için bk. ODER, “Türkiye’de Başkanlık ve Yarı Başkanlık…”, s. 43–47; Demirel’in Eylül 1997’de başkanlık sistemlerini tartışmaya açmasından önce ANAP’lı İlhan Kesici tarafından başkanlık ve yarı başkanlık sistemine geçilmesi önerildiyse de bu öneriler tartışma için gündem oluşturmamıştır. bk. Kesici’den Radikal Öneriler, Sabah, 1 Nisan 1997.

[19]   Ertuğrul Özkök, “Türkiye Başkanlık Sistemiyle Yönetilmeli”, Hürriyet, 19Eylül 1997; Demirel’in açıklamaları için ayrıca bk. Derya Sazak, “Demirel ve 2000”, Milliyet, 18 Eylül 1997; Bu söyleşinin yapıldığı uçakta, Hasan Cemal, Derya Sazak, İsmail Kapan, Mutafa Balbay ve kendisinin olduğunu ifade eden Özkök, Cumhurbaşkanı Demirel’e yapılan eleştirilerin haksız olduğunu çünkü başkanlık sistemi tartışmalarını Demirel’in değil kendilerinin başlattığını ifade etmektedir. bk. Ertuğrul Özkök, “Başkanlık Sisteminden Yanayım”, Hürriyet, 20 Eylül 1997.

[20]   Demirel tarafından Kurtul Aktuğ’a verilen ve 21 Eylül 1997’de TRT 1’de yayımlanan mülakattan aktaran: Oktay Ekşi, “Demirel Israr Ediyor”, Hürriyet, 2 Ekim 1997; Serap Yazıcı’ya göre, öteden beri başkanlık ve yarı başkanlık sistemine muhalefet etmeyen Demirel’in bu öneriyi açıkça dile getirmesinin en önemli nedenlerinden biri, Temmuz 1996’dan Haziran 1997’ye kadar iktidarda bulunan Refah-Yol hükûmetinin laiklik karşıtı politikalarla başta Türk Silahlı Kuvvetleri olmak üzere toplumun çok geniş kesiminin tepkisine yol açmasıdır. bk. YAZICI, Başkanlık ve Yarı Başkanlık Sistemleri..., s. 161-162.

[21]   Ertuğrul Özkök, “ Bu Rejim Artık Böyle Gitmez ”, Hürriyet, 30 Eylül 1997.

[22]   Bacanağıma Kefilim, Hürriyet, 21 Eylül 1997; Yine Sistem Tartışması, Sabah, 2 Ekim 1997.

[23]   Şaban Sevinç, “Baykal Demirel’e Sert Çıktı”, Hürriyet, 2 Ekim 1997.

[24]   Kalemli: TBMM’de Tartışalım, Milliyet, 30 Eylül 1997.

[25]   Başkanlık Tartışması, Hürriyet, 19 Eylül 1997.

[26]   Cindoruk: Çiller İçi Boş Bir Çuval, Sabah 28 Eylül 1997; Siyasilerin başkanlık ve yarı başkanlık sistemi hakkındaki görüşleri için ayrıca bk. Siyasiler Mesafeli, Milliyet, 30 Eylül 1997; Başkanlık İsteyen Demirel’e Destek Yok, Cumhuriyet, 22 Mayıs 1998; Başkanlığa Destek Yok, Milliyet, 19 Eylül 1997.

[27]   Oktay Ekşi, “Demirel Israr Ediyor”, Hürriyet, 2 Ekim 1997.

[28]   Ali Sirmen, Demirel’in kendisinin koltukta oturduğu bir başkanlık sistemi istediğini iddia etmektedir. bk. Ali Sirmen, “Başkanlık Sistemi(1)”, Milliyet, 19 Eylül 1997; Benzer görüşler için bk. “Güneri Civaoğlu, “Demirel ve Başkanlık”, Milliyet, 18 Eylül 1997; Oktay Ekşi, “Kendisi İçin İstemiyor Ama...”, Hürriyet, 25 Eylül 1997.

[29]   Can Ataklı, “Başkanlık Sistemi İçin Referanduma Gidilsin”, Sabah, 1 Ekim 1997.

[30]   Başkanı Biz Seçelim, Sabah, 2 Ekim 1997; Ergun Özbudun, “Seçim Sistemi Değişmeli”, Milliyet, 1 Ekim 1997.

[31]   Bu konuda bk. Rauf Tamer, “Şah ve Padişah”, Sabah, 20 Eylül 1997; Metin Heper, “Çare Başkanlık Değil”, Milliyet 27 Kasım 1997.

[32]   Sedat Sertoğlu, “ Eyalet Sistemi”, Sabah, 8 Ekim 1997.

[33]   Mehmet Barlas, “ Yılmaz Başarısız Olunca, Başkan Arayışı Başladı”, Sabah, 27 Eylül 1997; Benzer görüşler için bk. Hadi Uluergin; “Baba ve Başkan”, Hürriyet, 23 Eylül 1997.

[34]   1997 yılı başında yapılan başkanlık ve yarı başkanlık sistemi tartışmaları için ayrıca bk. Nilgün Cerrahoğlu, “Başkanlık Sistemi Bizim İçin Çılgınlık”, Milliyet, 25 Eylül 1997; Doğan Heper, “Sistemi mi Değiştirsek Kafaları mı?”, Milliyet, 23 Eylül 1997; Taha Akyol “Başkanlık Sistemi”, Milliyet, 19 Eylül 1997; Ersin Kalaycıoğlu, “Yarı Başkanlık Diktaya Çağrı” Milliyet, 1 Mayıs 1997; Güneri Civaoğlu, “Demirel ve Başkanlık”, Milliyet, 19 Eylül 1997; Ertuğrul Özkök, “Türkiye Başkanlık Sistemiyle Yönetilmeli”, Hürriyet, 19 Eylül 1997; Hasan Cemal, “Sistemi Tartışmak, Sorgulamak...”, Sabah, 23 Eylül 1997; M. Ali Birand, “Demirel Herkesin Şikâyetini Seslendiriyor”, Sabah, 5 Ekim 1997; Hasan Cemal, “Yine Sistem Tartışması”, Sabah, 2 Ekim 1997; Sedat Ergin, “Sistem Arayan Türkiye”, Sabah, 5 Ekim 1997.

[35]   Oktay Ekşi’ye göre, Demirel’in bu sözleri Özal'ın ‘‘Türkiye'nin daha iyi idare edilmesi için federasyona geçmek doğru mu değil mi, tartışılmalı.’’ anlamındaki cümlelerini anımsatmaktadır. Ekşi, Demirel’in sistemi yeniden tartışmaya açmasını şu sözlerle eleştirmektedir: ‘‘Cumhurbaşkanlığı makamı her konuda görüş açıklamaya müsait bir yermiş gibi görünse de tam tersi daha doğrudur. Nasıl bir aile babası, özel yaşamının bazı sorunlarını değil komşularıyla, çocuklarıyla bile tartışmamalı ise bir cumhurbaşkanı da ülkesinin federatif bir sistemle yönetilip yönetilmemesi gerektiğini tartışmaya açmamalıdır. Keza işgal ettiği makamın yetkilerini de konuşmamalıdır. bk. Oktay Ekşi, ”Türkiye’de Eskiyen Nedir?”, Hürriyet, 17 Mayıs 1998.

[36]   Tibuk, Türkiye’deki siyasi istikrarsızlığın ancak başkanlık sistemine geçilmesiyle halledilebileceği fikrini savunanlar arasındadır. Nitekim “Biz Liberal Demokrat Parti olarak Türkiye’de siyasi istikrarın sağlanmasının sadece başkanlık sistemi ile mümkün olacağına inanıyoruz. Başkanlık sisteminin benimsenmesi ise, ciddi anayasa değişikliğini getirmektedir.” diyen Tibuk, başkanlık sistemine geçilmesiyle birlikte yeni kurulan partisinin büyük dezavantaja sahip olacağını belirtmektedir. bk. Besim Tibuk, “Siyasi Yozlaşmaya Çözüm: Başkanlık Sistemi”, Yeni Türkiye, Sayı:13, Ocak-Şubat 1997, s. 233–234; Tibuk’un başkanlık sistemi hakkındaki görüşleri için ayrıca bk.(Can Ataklı, “Sorun Yönetimde”, Sabah, 4 Haziran 1998;Başkan Baba, Sabah, 16 Mayıs 1998).

[37]   Başkan Baba, Sabah, 16 Mayıs 1998.

[38]   Demirel: Başkan Arama Külfeti Kalıksın, Hürriyet, 23 Haziran 1998.

[39]   Demirel’den Yılmaz’a Sert Yanıt, Hürriyet 19 Mayıs 1998.

[40]   Ecevit, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in "başkanlık sistemi" önerisine tepki gösterdi. Ecevit, Atatürk'ün demokrasinin temelini parlamenter rejimle attığını hatırlatarak "Eğer isteseydi, Atatürk o çok güçlü olduğu yıllarda başkanlık sistemini getirebilir ve devlet başkanı olabilirdi. Bütün yetkileri de elinde toplayabilirdi. Fakat o zaman Cumhuriyet adı altında padişahlık rejimini sürdürmüş olurdu." diyerek parlamenter sistemden yana olduğunu ifade etti. bk. Ecevit: Başkanlık Padişahlıktır, Sabah, 21 Mayıs 1998; Çare Dönüşümde, Milliyet, 21 Mayıs 1998; Ecevit, başka bir konuşmasında başkanlık sistemine geçme fikrini tehlikeli bir kumar olarak ifade etmiştir. bk. Başkanlık Sistemi Tehlikeli Kumar, Hürriyet, 26 Haziran 1998.

[41]   Başkanlık İsteyen Demirel’e Destek Yok, Cumhuriyet, 21 Mayıs 1998.

[42]   Okuyan, Demirel'in muhalefet lideriyken zamanın Cumhurbaşkanı Turgut Özal tarafından ortaya atılan başkanlık sistemine karşı çıktığını hatırlatarak ‘‘Sayın Demirel' e o zamanki fikri mi şimdiki mi doğru diye sormak lazım. Şimdiki doğruysa rahmetli Özal'a haksızlık yaptığını kabul ediyor mu?’’ sorusunu sormaktadır. bk. Altyapısız Başkanlık Diktatörlük Getirir, Hürriyet, 22 Mayıs 1998; Aralık 1990’da “Başkanlık sistemini savunamayız. Özal kişisel Durumuna legalite kazandırmak istiyor.” diyen Demirel, Özal’ın yerine cumhurbaşkanı seçildiğinde “Anayasa’nın cumhurbaşkanına verdiği yetkiler yarı başkanlık sistemidir. Cumhurbaşkanı istemezse Türkiye’de yaprak oynamaz. Biz başkanlık sistemine taraftar değiliz.” diyerek başkanlık sistemine karşı olduğunu açıkça dile getirirken 1997 yılına gelindiğinde fikirlerinde büyük bir değişim yaşanmıştır. Demirel’in başkanlık sistemi hakkındaki fikirlerinin tarihî süreçteki değişimi için bk. ÖRGÜN, Dar Gelen Gömlek Başkanlık Sistemi, s. 30–31.

[43]   Başkanlık İsteyen Demirel’e Destek Yok, Cumhuriyet, 21 Mayıs 1998.

[44]   Recai Kutan Başkanlık Sistemi Önerdi, Hürriyet, 5 Nisan 1998.

[45]   Baykal: Kabahat Pilotta, Hürriyet, 25 Haziran 1998.

[46]   “Demirel İnsin Seçime Girsin.”e Farklı Tepkiler, Hürriyet,  8 Eylül 1998.

[47]   Muharrem Sarıkaya, “Başkanlık Sisteminin Miladı: 1999 Mart”, Hürriyet, 13 Ocak 1998.

[48]   İsmail Küçükkaya, “Çiller’de Destekledi”, Sabah, 24 Haziran 1998.

[49]   Emrah Bertil Oder, “Türkiye’de Başkanlık ve Yarı Başkanlık…”, s. 50.

[50]   Bekir Coşkun, “Kurtar Bizi Baba”, Hürriyet, 26 Haziran 1998.

[51]   Güngör Mengi, “Başkanlık Sistemi, Sabah, 4 Nisan 1998.

[52]   Diktatörlüğe Kadar gider, Cumhuriyet, 25 Mayıs,1998.

[53]   M. İskender Özturanlı, “Başkanlık Sistemi ve Toplumsal Gerçeklerimiz”, Cumhuriyet, 15 Eylül 1998.

[54]   Salt başkanlık sisteminin, Latin Amerika devletlerinde olduğu gibi, sivil toplum geleneği ve demokrasi kültürü olgunlaşmamış ülkelerde seçilmiş diktatörler yaratabileceğinden endişelendiğini ifade eden Hadi Uluengin’e göre, yarı başkanlık sistemi Türkiye için ideale yakın bir modeldir. bk. Hadi Uluengin, “Yarı Başkanlık”, Hürriyet, 24 Eylül 1997.

[55]   Cüneri Cıvaoğlu, “Demirel ve Başkanlık (2)”, Milliyet, 19 Eylül 1997. 

[56]   1982 Anayasa’sının cumhurbaşkanının rolünü artırmaya yönelik düzenlendiğini, bunun da ‘‘Türkiye'de yarı başkanlık uygulanıyor.’’ iddiasına neden olduğunu belirten Prof. Dr. Süheyl Batum, bunun doğru olmadığını ifade ederek ‘‘Türkiye'de de 1982 Anayasa’sı hazırlanırken özellikle askerlerin istediği güçlü bir cumhurbaşkanının etrafında biçimlenen siyasal rejimdi. Ancak kendi partisi iktidarda olan bir cumhurbaşkanının güçlü olması; bu Anayasa yarı başkanlık seçimini getirmiş, istenilen güçte bir cumhurbaşkanı yaratmıştır anlamına gelmiyor.’’ demektedir. bk. Başkanlık Tartışılıyor, Hürriyet, 23 Eylül 1999.

[57]   Doğan Heper,  “Sistemi mi Değiştirsek Kafaları mı?”, Milliyet, 23 Eylül1997.

[58]   Ali Sirmen,” Başkanlık Sistemi(1)”, Milliyet, 19 Eylül 1997.

[59]   Taha Akyol, ”Başkanlık Sistemi”, Milliyet, 19 Eylül 1997.

[60]   10 Yıllık Tartışma, Sabah, 5 Ekim 1999.

[61]   Halil Şıvgın, Türkiye için Umut Krizden Çıkış - Yeniden Yapılanma ve Başkanlık Sistemi, Türk Dünyasında Demokrasiyi Geliştirme Vakfı Yayınları, No:1, Ankara, 1997, s. 16; Şıvgın, Türkiye’nin içinde bulunulan durumdan başkanlık sistemiyle çıkabileceğini yine şu sözlerle ifade etmektedir: “Bu tabloyu değiştirmek için güçlü bir siyasi iradenin olması gerekir. Bu siyasi irade de ancak başkanlık sistemiyle bulunabilir. Derme çatma koalisyonlarla hiçbir şey yapılamaz.” bk. 10 Yıllık Tartışma, Sabah, 5 Ekim 1999.

[62]   10 Yıllık Tartışma, Sabah, 5 Ekim 1999; Kuzu’nun başkanlık sisteminin avantajlarına yönelik görüşleri hakkında daha fazla bilgi için bk. Burhan Kuzu, Türkiye İçin Başkanlık Sistemi, İstanbul 1997, s. 93 vd.

[63]   TOSUN, “Türkiye’de Siyasal İstikrarsızlık...”, s. 241.

[64]    ODER, “Türkiye’de Başkanlık ve Yarı Başkanlık…”, s. 54; Demirel’in sistem değişikliğini siyasi istikrar arayışı adına tartışmaya açtığıma dair bk. (Demirel: Başkan Arama Külfeti Kalıksın, Hürriyet, 23 Haziran 1998; Demirel’den Yılmaz’a Sert Yanıt, Hürriyet, 19 Mayıs 1998;Ertuğrul Özkök, “Türkiye Başkanlık Sistemiyle Yönetilmeli”, Hürriyet, 19 Eylül 1997; Teoman Ergül, Demirel’in siyasi iktidarsızlığı önlemek amacıyla başkanlık sistemi önerdiğini fakat başkanlık sistemiyle yönetilen ABD’de de siyasi istikrarın olmadığını şu sözlerle ifade etmektedir: “Sayın Cumhurbaşkanı siyasi istikrarsızlığı gidermek için başkanlık diyor ama hiçbir başkanlık sisteminde Amerika’da dâhil olmak üzere Sayın Cumhurbaşkanı’nın düşündüğü gibi bir siyasi istikrarın varlığını görmüyoruz. Siyasi çekişme, gruplaşmalar, menfaat şebekeleri, başkan rezaletleri her ülkede sürüp gidiyor…” bk. Teoman Ergül, “Başkanlık Sistemini Tartışırken”, Başkanlık Sistemi, Yayına Hazırlayan: Teoman Ergül, Türkiye Barolar Birliği Yayınları, No: 77, Ankara 2005, s. 218.

[65]   Cumhurbaşkanlığına Seçilme Yolu Herkese Açıktır, Hürriyet, 30 Kasım 1999.

[66]   Tansiyon Yükseldi, Sabah, 26 Haziran 1999.

[67]   ODER, “Türkiye’de Başkanlık ve Yarı Başkanlık…”, s. 57; Burhan Kuzu’nun 2003 yılının ocak ayında başkanlık sistemiyle ilgili yaptığı açıklamayla ilgili olarak bk. Başkanlık Sistemi Tartışılmalı, Hürriyet, 2 Ocak 2003.

[68]   Erdoğan Başkanlık İstedi, Hürriyet, 21 Nisan 2003.

[69]   Erdoğan, Halka ve Olaylara Tercüman, 21 Nisan 2003; Erdoğan’ın katıldığı programda başkanlık sistemi istediğine dair basında çıkan haberler için ayrıca bk. Erdoğan’ın Amerikan Rüyası, Radikal, 21 Nisan 2003; Erdoğan’ın Arzusu Başkanlık Sistemi, Radikal, 20 Nisan 2003; “Erdoğan: Başkanlık Sistemi Benim Arzumdur”, Hürriyet, 20 Nisan 2003; Arzum Başkanlık Sistemi, Akşam, 21 Nisan 2003; Erdoğan’ın Hayali Amerikan Modeli, Milliyet, 21 Nisan 2003.

[70]   Şahin’den Başkanlık Sistemine Destek, Hürriyet, 22 Nisan 2003.

[71]   Fikret Bila, “Erdoğan ve Gülün Yaklaşımları”, Milliyet, 21 Nisan 2003.

[72]   Diktatör İması, Hürriyet, 23 Nisan 2003.

[73]   Baykal’dan Erdoğan’ Haddini Bil”, Milliyet, 23 Nisan 2003.

[74]   Erdoğan’ın 2. Hayali Her Bakana Yardımcı, Milliyet, 22 Nisan 2003.

[75]   Başkanlık Tartışması, Halka ve Olaylara Tercüman, 21 Nisan 2003.

[76]   Erdoğan Krallık İstiyor, Cumhuriyet, 24 Nisan 2003.

[77]   Başkanlık Sistemi, Sabah, 6 Ocak 2005.

[78]   Başkanlık Demokrasiye Engel, Cumhuriyet, 23 Nisan,2003.

[79]   Kuzu, 1982 Anayasa’sı ile "kuvvetler ayrımı" ilkesinin bozulduğunu, cumhurbaşkanının referandum ve atamalar konusundaki yetkilerinin "sorumluluğu bulunmayan bir kişi" için çok fazla olduğunu iddia etmiştir. Kuzu; paketin, "atama yetkilerinin kısıtlanmasının yanı sıra TBMM'de üçte iki çoğunlukla kabul edilen Anayasa değişikliklerinin referanduma götürülmesinin engellenmesini" de içereceğini belirtmiş, bu hazırlıkları  CHP Grup Başkanvekili Oğuz Oyan,  Türkiye'deki anayasal rejimin temeline "dinamit koymak" anlamına geldiğini iddia etmiştir. bk. AKP Başkanlık Sistemi Çalışması Başlattı, Milliyet, 4 Eylül 2003; Kuzu Yineledi: Sezer’in Yetkisi Azaltılmalı, Hürriyet, 5 Eylül 2003.

[80]   1999 yılında köşe yazarları tarafından başkalık sistemiyle ilgili kaleme alına yazılar için bk. Mehmet Y. Yılmaz, “Yanlış Olan Sistem Değil Uygulama”, Milliyet, 23 Nisan 2003; Hasan Cemal, Pusulayı Şaşırmak  Yerine..”, Milliyet, 23 Nisan 2003; Coşkun Kırca, AKP ve Başkanlık Sistemi”, Akşam, 6 Haziran 2003; Tarhan Erdem, Başbakanın Arzusu, Radikal, 23 Nisan 2003.

[81]   TBMM Bütçe Görüşmelerinde Başkanlık Sistemi, Başkanlık Sistemi, Yayına Hazırlayan: Teoman Ergül, Türkiye Barolar Birliği Yayınları, No: 77,Ankara 2005, s.145–161; Bütçe görüşmelerinin tam metni için bk. TBMM Tutanak Dergisi, Dönem: 22, Yasama Yılı: 3, C. 70, 36. Birleşim, 21 Aralık 2004.

[82]   ODER, “Türkiye’de Başkanlık ve Yarı Başkanlık…”, s. 59.

[83]   4–5 Partiyle İstikrar Olmaz, Milliyet, 7 Aralık 2004; Çiçek’in açıklamaları için ayrıca bk. Başkanlık Sistemi Şart, Türkiye, 7 Aralık 2004; Çiçek: Başkanlık Sistemi Tercihimizdir, Hürriyet, 6 Aralık 2004; Başkanlık Sistemi Siyasi İstikrar Getirir, Hürriyet, 6 Aralık 2004; Anayasa Değişecek, Radikal, 13 Aralık 2004.

[84]   İstikrarın Modeli Başkanlık Sistemidir, Star, 6 Aralık 2004.

[85]   Mehtap Gökdemir, “Başkanlık Tartışması 1: İktidar: İstikrar”, Muhalefet: Krallık, Halka ve Olaylara Tercüman, 24 Ocak 2005.

[86]   Mehtap Gökdemir, “Başkanlık Tartışması 2: İktidar: Tartışalım, Muhalefet: Hayır”, Halka ve Olaylara Tercüman, 25 Ocak 2005; Arınç, Benim gündemimde başkanlık sistemi yok. Aksaklıkları giderildiğinde parlamenter demokratik sistem çok iyi işleyebileceğini düşünüyorum diyerek başkanlık sistemi için henüz erken olduğunu ifade etmiştir. bk. Parlamenter Sistem İyi,  Radikal,13 Ocak 2005.

[87]   Mehtap Gökdemir, “Başkanlık Tartışması 2: İktidar: Tartışalım, Muhalefet: Hayır”, Halka ve Olaylara Tercüman, 25 Ocak 2005.

[88]   Başkanlık Sisteminin Sonu Hızlı Tren Olur, Hürriyet,12 Aralık 2004;Deniz Baykal’ın eleştirileri için ayrıca bk. Baykal’dan Başkanlık Tepkisi, Milliyet, 12 Aralık 2004. 

[89]   Başkanlık Sistemi Bize Uymaz, Halka ve Olaylara Tercüman, 9 Aralık 2004; Topuz’un başkanlık sistemi taraftarlarını eleştiren görüşleri hakkında ayrıca bk. Hitler de Böyle Çıkmıştı, Milliyet, 9 Aralık 2004; Topuz: Başkanlık Sistemi Çağ Dışı, Sabah, 8 Aralık 2004; CHP: Arjantin Oluruz, Milliyet, 22 Aralık 2004.

[90]   DYP: Başkanlık Sistemi Tek Adamlığa Gider, Hürriyet,15 Aralık 2004.

[91]   Mehtap Gökdemir, “Başkanlık Tartışması 2: İktidar: Tartışalım, Muhalefet: Hayır”, Halka ve Olaylara Tercüman, 25 Ocak 2005.

[92]   Mumcu: Başkanlık Sistemine Geçelim, Hürriyet, 27 Aralık 2005.

[93]   Baba Ocağında ‘Başkanlık’, Dedi, Akşam, 1 Ağustos 2006.

[94]   SHP: Cumhurbaşkanını Halk Seçsin, Hürriyet, 13 Mart 2006.

[95]   Sabancı: Başkanlık Bize Uymaz, Radikal,13 Ocak 2005; TÜSİAD Başkanı Ömer Sabancı’nın başkanlık sistemi hakkındaki görüşleri için ayrıca bk. TÜSİAD: Başkanlık Sistemi Belirsizliğe Kapı Açar, Hürriyet, 13 Ocak 2005; TÜSİAD: Başkanlık Sistemi Bize Uymaz, Hürriyet, 14 Ocak 2005; Başkanlık Sistemi Türkiye’ye Uymaz, Akşam, 14 Ocak 2005.

[96]   Rahmi Koç da Başkanlık Diyorsa!, Milliyet, 6 Ocak 2005.

[97]   Mehtap Gökdemir, “Başkanlık tartışması 3: Başkanlık, Dikta Getirir”, Halka ve Olaylara Tercüman, 26 Ocak 2005.

[98]   Başkanlık Sistemi Uyarısı, Sabah, 1 Ocak 2005.

[99]   Atatürk De Başkanlığı Önermişti, Hürriyet,11 Mart 2005.

[100]   Sezer: Atatürk’te Başkanlık Sistemini Reddetti, Hürriyet, 10 Kasım 2005.

[101]   Atatürk Başkanlığa Sıcak Bakmadı, Hürriyet, 11 Kasım 2005.

[102]   2006 yılının ilk yarısında cumhurbaşkanlığı seçimi ve sistem tartışmalarına ilişkin bk.( Taha Erdem, “Demirel’in Hatırlattıkları”, Radikal, 2 Mart 2006;Hasan Cemal, “Çankaya Seçiminde Kamuoyu Şaşırtmak”, Milliyet, 13 Mart 2006; SHP: Cumhurbaşkanını İki Turlu Oyla Halk Seçsin, Hürriyet, 13 Mart 2006; Fatih Altaylı, “60’ında Emekli”, Sabah, 14 Mart 2006; Gündüz Aktan, “Neden Başkanlık”, Radikal, 16 Mayıs 2006; İlter Türkmen, “Politik Sistem Tartışmaları”, Hürriyet, 3 Haziran 2006; Gündüz Aktan, “Belki Başkanlık Sistemi”, Radikal, 24 Haziran 2006; Baba Ocağında “Başkanlık” Dedi, Akşam, 1 Ağustos 2006.

[103]   Enis Berberoğlu, “Eyalet Yerine Başkanlık Denilseydi Kızılır mıydı?”, Hürriyet, 4 Mart 2007.

[104]   Atılgan Bayar, “Ne Eyaleti? Duyduklarınız Başkanlık Sisteminin Ayak Sesleri…”,  Habertürk, 8 Mart 2007.

[105]   Şahin Alpay, “Yarı Başkanlık Bize Yaramaz”, Zaman, 28 Nisan 2007.

[106]   Muharrem Sarıkaya, “Çiçek: Yarı Başkanlığa Bir Adım Kaldı…”, Habertürk, 13 Ocak 2010.

[107]   “Erdoğan: Başkanlık Sistemi Gündeme Gelebilir”, Star, 18 Nisan 2010.

[108]   “Başkanlık Var, Başkanlık Var…”,  Habertürk, 19 Nisan 2010.

[109]   “Başkanlık Sistemi Tartışması”, Vatan, 19 Nisan 2010.

[110]   Can Ataklı, “Başkanlık Sistemi ile Federal Devlete Geçiş”, Vatan, 19 Nisan 2010.

[111]   “Cindoruk’tan Başbakana Yarı Başkanlık Sistemi Önerisi”, Milliyet,  20 Nisan 2010.

[112]   “Başkanlık Sistemine Erdoğan’ın Sözleri ile Yanıt”,  Habertürk, 20 Nisan 2010.

[113]   Abdülkadir Özkan, “Gündem Anayasa Değişikliği mi? Başkanlık Sistemi mi?”, Milli Gazete, 20 Nisan 2010.

[114]   “Başkanlık Sistemine Eleştiriler”, Milliyet, 20 Nisan 2010.

[115]   Mehmet Çetin Güleç, “Başkanlık Sistemine Ne Zaman Adım Attık”, Takvim, 20 Nisan 2010.

[116]   Kamil Tekin Sürek, “Başkanlık Sistemi”, Evrensel, 20 Nisan 2010.

[117]   Fatih Altaylı, “Başkanlık Sistemi Bugünden İyidir”, Habertürk, 20 Nisan 2010.

[118]   Nuh Gönültaş, “Lider Türkiye’ye Başkanlık Sistemi Gerekecek”, Bugün, 20 Nisan 2010.

[119]   Savaş Süzal, “ABD Tarzı Başkanlık İçin Dokunulmazlık Kalkmalı”, Yeniçağ, 20 Nisan 2010.

[120]   Bekir Coşkun, “Bizdeki Başkanlık Sistemidir”, Habertürk, 20 Nisan 2010.

[121]   Candaş Tolga Işık, “Başkanlık Sistemi”, Posta, 20 Nisan 2010.

[122]   Nazlı Ilıcak, “Türkiye’de Başkanlık Sistemi”, Sabah, 20 Nisan 2010.

[123]   Taha Akyol, “Başkanlık Sistemi”, Milliyet, 20 Nisan 2010.

[124]   Deniz Ülke Arıboğan, “Başkanlık Sistemi Olabilir mi?”, Akşam, 21 Nisan 2010.

[125]   “Başkanlıkta Ekonomik Durumlar Parlak Değil”, Milliyet,  21 Nisan 2010.

[126]   “Padişahlık Sistemi Gibi”, Milliyet, 21 Nisan 2010.

[127]   “Yarı Başkanlığa da Başkanlığa da karşıyım”,  Milliyet,  21 Nisan 2010.

[128]   İsmet Berkan, “Başkanlık Sistemi-Başbakanlık Sistemi”, Radikal, 21 Nisan 2010.

[129]   Yılmaz Karakoyunlu, “Bay Başkanlı Demokrasi”, Habertürk, 21 Nisan 2010.

[130]   “Başkanlık mı Başkancı mı?”, Milliyet,  21 Nisan 2010.

[131]   Fehmi Koru, “Tayip Erdoğan Başkanlık Sistemini Neden İstiyor”, Yeni Şafak, 22 Nisan 2010.

[132]   Hasan Celal Güzel, “Karizmatik Liderlerin Özlemi Başkanlık Sistemi”, Radikal, 22 Nisan 2010

[133]   Hasan Cemal, “Başkanlık Sistemi mi? Malum Kısır Döngüler mi?”, Milliyet,  22 Nisan 2010.

[134]   Akın Özçer, “Başkanlık Sistemi Eşittir Uzlaşma Kültürü”, Newsweek Türkiye Dergisi, 25 Nisan 2010.

[135]   Rıza Türmen, “Başkanlık Sistemi Türkiye’ye Uygun mu?”, Milliyet, 30 Nisan 2010.

[136]   “Başkanlık Sistemi Üzerine”, Taraf, 1 Mayıs 2010.

[137]   Vedat Bilgin, “Başkanlık Sistemi Neden Tartışılıyor”, Habertürk, 3 Mayıs 2010.

[138]   Güneri Cıvaoğlu, “Başkanlık Sisteminin Ayak Sesi”, Milliyet, 10 Eylül 2010.

[139]   “Başkanlık Sistemini Tartışalım”,  Milliyet, 11 Eylül 2010.

[140]   “Başkanlık Sistemi mi geliyor?”, Habertürk, 11 Eylül 2010.

[141]   Taylan Sorgun, “Başkanlık Sistemi-Federalizm-Anayasal Kuruluşlar-Cemaatsal Vesayetçilik ve Ötesi”, Ortadoğu, Eylül 2010.

[142]   “AK Parti’den Başkanlık Sistemi Değerlendirmeleri”, Milliyet, 14 Eylül 2010.

[143]   “En Sağlıklı Model Başkanlık Sistemi”, Milliyet, 14 Eylül 2010.

[144]   “Başkanlık Sistemini Rejim Sorunu Haline Getiriyorlar”, Milliyet, 14 Eylül 2010.

[145]   “Sırada Başkanlık Sistemi mi Var?”, Milliyet, 14 Eylül 2010.

[146]   Ruhat Mengi, “Başkanlık Sistemi ile Birlikte Federasyon Tartışılacak”, Vatan, 16 Eylül 2010.

[147]   “Gül; Başkanlık Sistemi Tartışılmalı”, Milliyet, 18 Eylül 2010.

[148]   “Solcular Başkanlık Sistemine Karşı Çıkıyor Çünkü…”, Habertürk, 20 Eylül 2010.

[149]   Ali Nail Kubalı, “Başkanlık Rejimleri Demokratik Kalabilirler mi?”, Milliyet Ege, 20 Eylül 2010; “Başkanlık Rejimi”,  Milliyet Ege, 17 Eylül 2010.

[150]   www.trt.net.tr (Erişim Tarihi: 06.01.2011).

[151]   Mehmet Ali Kılıçbay, “Başkanlık Sisteminden Önce Demokrasiyi Kurmak Gerekir”, Habertürk, 22 Eylül 2010.

[152]   “Başbakanın Hedefi Başkanlık Sistemi”,  Birgün,  2 Ocak 2011.

[153]   YAZICI, Başkanlık ve Yarı-Başkanlık Sistemleri…, s.113.

[154]   Ergun Özbudun, “Başkanlık Sistemi Tartışmaları”, Başkanlık Sistemi, (Yay. Haz.: Teoman Ergül), Türkiye Barolar Birliği Yay., Ankara, 2005, s.106-107.

[155]   ONAR, “Türkiye’nin Başkanlık veya Yarı Başkanlık Sistemine..., s. 88.

[156]   ONAR, “Türkiye’nin Başkanlık veya Yarı Başkanlık Sistemine… ”,  s. 100-102; Başkanlık sisteminde yasama-yürütme kilitlenmelerini çözebilecek anayasal mekanizmaların yokluğu, ABD kadar olumlu şartlara sahip olmayan Latin Amerika ülkelerinde başkanları zaman zaman yasama organını devre dışı bırakarak ülkeyi kanun gücünde kararnamelerle yönetme yoluna sevk etmektedir. Bu durumun başkanlık sistemini demokratik ruhundan uzaklaştıran ve başkanın elinde aşırı kuvvet toplanmasına yol açan bir yozlaşma olduğunda kuşku yoktur. bk. (Özbudun, “Başkanlık Sistemi Tartışmaları”, s. 108–109.)