KÜRESEL GÜÇ OLMA YOLUNDA YÖNETİM SİSTEMİ DEĞİŞİKLİĞİ

18 Nisan 2017 10:51 Bulut Ömer MİMİROĞLU
Okunma
2129
KÜRESEL GÜÇ OLMA YOLUNDA YÖNETİM SİSTEMİ DEĞİŞİKLİĞİ

KÜRESEL GÜÇ OLMA YOLUNDA YÖNETİM SİSTEMİ DEĞİŞİKLİĞİ

 

BulutÖmer MİMİROĞLU*

 

I.

İnsanoğlu mağarada başlayanyaşantısını, yıllar ve asırlar içinde önce aileye sonra topluma ve sonra dadevlete dönüştürmeyi başarmış ve bugünkü yaşama tekâmül ederek ulaşmıştır.  Asırlar süren bu zorlu mücadelenin sonucundaelde tutulan son toprak parçası üzerine inşa edilmiş devlet, üzerindeki tümdeğerleriyle korunmalı ve kollanmalıdır. Devlete sahip çıkmak ve devletinbekası için çalışmak, o devleti yaratan toplumun her ferdinin de en önemligörevi ve idealidir.

Günümüzde, yaşadığımız dünyaüzerinde çok sayıda devlet vardır. Bu devletlerin hepsinin insanlık tarihiiçinde de bir geçmişi vardır. Bu geçmiş; tarihsel, kültürel, dinsel, dilsel vesosyolojik değerleri içerir. Bu değerlerin hepsi onun en kutsal geçmişi,mahremiyetidir. Bu geçmiş ve mahremiyet; korunması, kollanması ve çağauydurarak yaşatılması gereken değerlerdir. Bu değerler; korunmadığında, çağauygun hâle getirilmediğinde de o devlet uzun süreli yaşayamaz.

Değerlerini yitirmiş devlet, öncetartışılır hâle gelir sonra ayrışır sonra da parçalanarak tarih sahnesindensilinirken yerini başka bir devlete veya devletlere bırakır. Yerine kurulacakdevlet veya devletler ya yeni birtakım değerler üzerinde yeşerecek ve hayatbulacaktır ya da eski değerler üzerinde yeniden filizlenecektir.  Ama hiçbir zaman korunmayan değerler, yokolmayacaktır. Onlar ne kadar korunmasa da çağa uygun hâle getirilmese de odevlet yıkıldıktan sonra da bir yerlerde korunup kollanacak ve tarih sayfalarınınarasında yeşermeyi beklercesine yerini alacaktır.

Türkler, insanlık tarihi boyuncaçok sayıda devlet kurmuşlar ve çok ağır bedeller ödemişlerdir. Türk tarihinebakıldığında görülecektir ki; asırlar önce Ön Asya’ya gelip burayı kendisineyurt edinmiş kavimlerin mücadelesi, öylesine ağır bir tablo ortaya koymaktadırki; Anadolu insanı, tarihin her döneminde acıyla doğmuş, kederle yaşamış vegözyaşıyla toprağa verilmiştir. Bu zorlu mücadelenin izleri, Anadolu insanınıngenetiğini belirlemektedir. Bu genetik yapı; onun korunmaya muhtaç değerlerininve bilgi birikiminin toplamı olduğu gibi ayrıca Anadolu Türk toplumunun da hassasiyetlerinioluşturmaktadır. İşte bu hassasiyetler, devletin bekası için ne kadar önemliysedış güç açısından da asıl olan hedeflerdir.

 

II.

30 yıllık meslek yaşantımın yarısını terörlemücadelede geçirdim. Bu süre boyunca, görev yaptığım bölgenin ve birliğinönemine göre terörü tanımaya, anlamaya ve mücadele yöntemlerini bulmaya çalıştım.Bu mücadelenin içinde geçirdiğim her gün, terör kavramını zihnimde daha dabelirgin hâle getirdi. Terörün, çoğunluğun anlamlandırdığından çok daha farklıolduğunu, bir aysbergin suyun üstündeki bölümü gibi mücadelenin çok sığ ve daralanda yürütüldüğünü, hem içten hem de dıştan kıyasıya bir mücadeleye ihtiyaçolduğunu anladım ancak bunu anlatmakta ise çok zorlandım.

BALYOZ davasından cezaevine girip emekli edilmemerağmen, cezaevinde geçirdiğim 42 aylık sürenin her anında, aldığım eğitim vedevlet terbiyesine uygun hareket edip, terörle özdeşleşmiş geçmiş yaşantımınbende bıraktığı tecrübe doğrultusunda, terörle mücadele konusunda fikiroluşturmaya çalıştım. Düşüncelerimi en etkili makamlara ulaştırdım. Cezaevindençıktıktan sonra da bunu bir görev kabul ederek yazmaya ve iletişim kurmayadevam ettim. Beni ve yazdıklarımı ne kadar önemsediler bilmiyorum. Ancak uzunyıllar içinde devlet bürokrasisi içine yerleşmiş ve etkili tüm makamlarasirayet etmiş içteki çürümenin açık yüzü, 15 Temmuz günü ortaya çıktığındaderin bir nefes alıp anlatmakta zorlandıklarımın bir anda anlaşılır hâlegelmesine az da olsa sevindim. Şimdi mücadelenin çok daha farklı bir konseptüzerinden yürütüldüğünü görmenin de mutluluğunu yaşıyorum. Bu mücadeleye birnebze olsun katkıda bulunmak adına da aşağıdaki satırları yazmak istedim.

Bana göre terör; bir ülkenin tarihî, ekonomik, sosyolojikve kültürel hassasiyetlerinden istifade edilerek dış güçler tarafındanplanlanıp icraya konulmuş, o ülke insanlarından seçilerek teşkil ve teçhizedilmiş ve güncel bir ideoloji ile yönlendirilmiş Gayrinizami harp dâhil tümfaaliyetlerdir. Bu faaliyetler askeri olduğu gibi ekonomik, sosyolojik ve kültürelde olabilir.

Günümüzde bu faaliyetlerin her birinin örnekleriyleher gün karşılaşmaktayız. Ancak bu hareketlerin içinde silahlı olanlar diğerhareketlere nazaran daha fazla önemsenmektedir. Çünkü her türlü silahınkullanılabileceği hareketler, sonuçları itibarıyla can kaybına yol açmaktadır.İnsanlık açısından birinci derecede korunması gereken değer, “can” olunca dainsanın canına yönelecek her türlü hareketin önlenmesi, devletin birincilgörevi olmasını zorunlu kılmaktadır.

Devletler vatandaşlarının öncelikle canını ve sonra damalını korumakla yükümlüdürler. Aksi takdirde varlıkları sorgulanmaya başlar kibu da o devletin öncelikle parçalanma ve sonra da yok olma sürecini başlatır.İşte bu nedenle de devletler, vatandaşlarının can ve malını korumak için nepahasına olursa olsun savunmaya yönelik her türlü tedbiri almaktan dakaçınmazlar.

Can ve mala yönelik tehdit, içeriden gelebileceği gibidışarıdan da gelebilir. Bu yüzden de iç ve dış güvenlik kavramları ortayaçıkmıştır. Dış güvenlikle ilgili tehditler birleştirici, iç güvenlikle ilgilitehditler ise ayrıştırıcı sonuçların ortaya çıkmasına sebep olurlar. Bu nedenleiç güvenlik kavramı dış güvenlik kavramına göre daha önemlidir. Ayrıca dışgüvenlik bir anlamda uluslararası hukuk boyutunda koruma altındadır ve bölgesel/küreselanlamda yapılmış birtakım ittifaklar da dış güvenliğin sağlandığı bir anlayışıortaya çıkarmaktadır. Ancak içeriden gelecek tehdit öyle değildir. Her anmeydana gelebilecek bir olay, o devleti oluşturan vatandaşların korku, endişeve hatta panik duyabilecek duygularını atağa kaldırır. Bu durum devletin tümişleyişini olumsuz olarak etkiler ve o devleti yöneten hükûmet, bir andaeleştirilerin hedefi hâline geliverir. Muhalefetin arayıp da bulamadığı bueleştiriler sonucunda da hükûmet, izlediği politikaları gözden geçirmek zorundakalır ve güvenlik ortamını sağlayıcı etkili kararları alarak uygulamaya koyar.Bu kararlar alınırken uluslararası hukukun gereklerine de uygun davranılır.Aksi durumda iç güvenlik tehdidi dış güvenliği de olumsuz yönde etkileyecektirve bu da hiç arzu edilmeyen bir durumdur. Çünkü bu fırsatı değerlendirmekisteyen dış güçler vardır ve onlar da bu durumdan istifade edeceklerdir. İştebu nedenlerle güvenlik kavramında öncelik, iç güvenliktir.

İnsanlar aidiyet duygusuyla bağlı oldukları devlettenve o devleti yönetenlerden çağın gereklerine uygun bir yaşantı ortamınıyaratmasını beklerler. Buradaki arzularının hedefi, güvenliği sağlanmış birortamda refah düzeyinin yükseltilmesi ile ilgilidir. Kişi, can ve malınayönelik tehditten uzak olarak yüksek refah düzeyi içinde yaşamak isteyecektir.

Toplumların ve o toplum içinde yaşayan insanlarınrefah kavramından beklentileri de doğal olarak birbirinden farklıdır. Gelişmişbir toplumdaki refah beklentisi ile az gelişmiş veya gelişmemiş toplumdakirefah beklentisi aynı olmayacaktır. Çünkü her devletin tarihsel, kültürel, ekonomik,dinsel, dilsel ve sosyolojik değerlerini içeren mahremiyet kavramı birbirindenfarklıdır. Bu mahremiyet duyguları içinde beklentiler oluşacaktır ve hükûmetlerde bu değer yargıları üzerinden hareket ederek kararlar alıp uygulayacaklardır.Bu kararların alınması ve uygulanması sırasında en önemli konu, o ihtiyaçlarıkarşılayacak kaynağa sahip olup, olmamaktır.

Farklı değer yargılarına sahiptoplumların bir arada yaşamak zorunda olduğu dünya üzerinde ise kaynaklarkıttır. Kıt olan kaynaklar, artan nüfus ve gelişen teknoloji nedeniyle zamanilerledikçe daha da değerli hâle gelmektedir. Kaynaklar üzerindeki değer artışıile doğru orantılı olarak devletlerin paylaşım konusundaki istek ve arzularıdoğaldır ki birbiriyle çelişmektedir. İşte bu çelişki, devletlerin örtülüolarak birbirleriyle olan mücadelesini ön plana çıkarmaktadır. Örtülü olan bumücadele, açıkça icra edileceği gibi gizli olarak da yürütülebilir. Bu mücadelezorlu ve uzun bir yoldur. Bu uzun ve zorlu olan yolda her şey çoğunlukla gizliolarak yapılacak ve açıkça da ifade edilmeyecektir. Dolayısıyla uzun süredegizli planların icrasıyla hedefe ulaşmak esas alınacaktır.

Her devletin gizli, açıkça ifadeedilmeyen ancak o devletin bekası için vazgeçilemeyecek derecede önemli gördüğühedefleri diğer bir tabirle “Milli Hedefleri” vardır. “Milli Hedef” olarakadlandırdığımız bu hedefler, o devletin bekası ile ilgilidir ve “olmazsaolmazıdır”. Bunlar vazgeçilmeyecek derecede önemli hassasiyetlerdir.

Bu hassasiyetlerin hepsini genelanlamda o devleti yönetenler belirlerler ancak demokrasiyle yönetilen ülkelerdeyönetenler, seçilerek iş başına geçtiklerinden dolayı devletin politikasınıistihbarat biriminden gelen bilgi ve yönlendirmeler üzerine inşa ederler.Dolayısıyla istihbarat birim veya teşkilatları, politikaların belirlenmesin deen önemli müracaat noktalarıdır.

Millî hedefleri ortaya koyan vebelirleyen anlayış, o devletin geçmişi ve mahremiyeti ile ilgili olduğundan bukonunun da genelde asıl sahibi o devletin istihbarat birimleridir.

İstihbarat birimleri veyateşkilatları kısaca devlete içten veya dıştan gelebilecek her türlü tehdidiönceden belirlemekle görevlidirler. Devlete yönelecek tehdidin ne olabileceğinibelirlemek için her şeyden önce o devletin millî hedeflerini ortaya koyupbelirlemelisiniz ki tehdidi tanımlayabilesiniz. İşte bu nedenle de istihbaratbirimleri, genel anlamda o devletin millî hedeflerini belirleyici rol üstlenenasıl teşkilatlar olmaktadır.

Tüm devletlerin istihbaratbirimleri, o devletin geleceğe yönelik planlarının asıl kaynağıdır ve genelanlamda da tek belirleyicisidir. Bir devletin bekası için son derece önemliolan “millî hedefler”, o devletin mahremiyeti, tarihi ve geçmişi ile ilgiliolduğundan dolayı hükûmetlerin değişmesine paralel olarak çok da fazladeğişiklik göstermeyecektir. İşte bu nedenle de dünya üzerindeki gelişmelerebağlı olarak millî hedeflere ulaşmak konusunda atılacak adımlar, zaman zamanaskıya alınsa bile asla hiçbir zaman değiştirilmeyecektir.

İstihbarat birimleri, o devletintarih içindeki yerini, geçmişini, mahremiyetini bilir ve geleceğinplanlanmasında da etkin rol üstlenirler. İstihbarat teşkilatlarının günümüzdeçok etkin olarak ortaya çıkmalarının sebebi de bu yüzdendir. İkinci Dünya Savaşısonrasında özellikle Soğuk Savaş Dönemi'nde istihbarat savaşları yaşanmış ve hâlâda etkin olarak bu savaş devam etmektedir. Bu teşkilatlarla ilgili yüzlercefilm çevrilmiş ve bunlarla ilgili birçok konu da çok sayıda kitaba kaynakolmuştur.

İstihbarat teşkilatını etkinolarak kullanmak o devletin aynı zamanda itibarıyla da yakından ilgilidir. Birdevletin küresel anlamda gücünün en önemli göstergelerinden birisi deistihbarat teşkilatlarının yaptıklarıyla doğrudan ilgilidir. Bu nedenlerledevletler, istihbarat birimlerini en uygun şekliyle teşkilatlandırmak isterler.Bu konuda hiçbir harcamadan da kaçınmazlar. 

Aksi takdirde o devletinitibarının kaybedileceği ve geleceği ile ilgili zafiyetlerin ortaya çıkacağıvar sayılır, tabii ki bu durum da kabul edilemez.

Etkin istihbarat yapılanması sonucu; güven ortamıoluşmuş, refah düzeyi yüksek toplumlara sahip devletler, güçlü devletlerdir. Budevletler, güvenlik ve refah konusunda her türlü harcamayı yapma güdüsündehareket ederler. En büyük korkuları, güvenlik ve toplumsal refah düzeyinegelecek saldırılardır. İşte günümüz dünyasında savaşlar da bu minvalde devametmektedir. Buradan çıkaracağımız sonuç şudur; devletler için en büyük sorun,güvenlik ve toplumsal refah düzeyinin sağlanması ve korunmasıdır.

Birleşmiş Milletlerdeki üye sayılarına bakıldığında hâlen193 devlet olduğunu görmekteyiz. Bu devletlerin her birinin sınırlarıbellidir.  Belli sınırlar içindegüvenliği sağlanmış bir toplum olarak halkının istek ve arzularına uygun refahdüzeyi içinde yaşamını devam ettirmek isteyen devletlerin, bekalarını sağlamakmaksadıyla millî hedeflerine ulaşmak gibi maksatlarının olması dakaçınılmazdır.

Devletler, millî hedeflerine ulaşmak, kendi üzerlerinegelecek her türlü saldırıyı önlemek ve saldırı olduğunda da onu bertarafedebilmek için hiçbir harcamadan kaçınmaksızın istihbarat faaliyetlerini yakıncoğrafyalarında yaygın hale getirirler.

Bunu yaparken ETKİ ve İLGİ sahası olaraktanımlayabileceğimiz sahaları da belirlemiş olurlar. Bu sahaların belirlenmesindekiana faktör, elbette ki millî hedefleri ve o hedeflere ulaşabilmek adınakullanacağı maddi ve manevi varlığı ve gücüdür. Etki ve ilgi sahalarındaatacağı her adım için de çok güçlü bir iradeyi ortaya koymak isterler ve kısmende olsa bu iradenin de görülmesini ve hissedilmesini arzu ederler.

Etki ve ilgi sahası olarak belirlenmiş coğrafya, etkinistihbarat faaliyetlerinin yürütülecek olduğu alanları ihtiva eder. Bualanlarda yürütülen istihbarat faaliyetleri ister istemez diğer devletlerinistihbarat faaliyetleriyle çakışacak ve zaman içinde diğer devletlerinistihbarat faaliyetleriyle de çatışmaya girilmesine sebep olacaktır. Bu çatışma,insanı ilgilendiren her konudaki çatışmayı; ekonomik, sosyolojik, kültürel, psikolojik,dinsel, dilsel gibi sayabileceğimiz her alanı ihtiva etmektedir.

Bu alanlar üzerindeki çatışmalar doğaldır ki obölgelerde örtülü faaliyetlerin yapılmasını da zorunlu kılacaktır. Örtülüfaaliyetler; bir taraftan millî hedeflere ulaşmak açısından zorunlu faaliyetlerolduğu gibi, öte yandan da diğer devletlerin istihbarat faaliyetleriyle çatışmaortamının sonucu olarak ortaya çıkmaktadır.

Doğal olarak dünyanın neresinde olursanız olun bufaaliyetlerin icrası, her zaman için siyasi iradenin üzerine çok büyük birsorumluluk yükleyecektir. İşte bu nedenle de hiçbir devlet, günümüzde örtülüolan bu faaliyetleri için örtüsüz kaynak kullanmamaktadır. Devletler bufaaliyetleri, siyasi iradenin kayıt dışı yarattığı kaynaklarla yürütebildiğigibi yasa dışı birtakım faaliyetleri organize ederek de yürütmektedirler.

Yasa dışı tanımlamasından algılanması gerekenfaaliyet, çoğunlukla uluslararası kaçakçılık faaliyetleridir. Çünkü her türlükaçakçılık faaliyetinin getirisi, arzu edilen kaynağın yaratılması açısındanönemlidir. Kaynak yaratmak maksadıyla icra edilecek kaçakçılık faaliyetleri debölgesel olarak farklılık gösterecektir. Dünyanın bir bölgesinde uyuşturucu,diğer bölgesinde ise silah ve mühimmat kaçakçılığı ön plana çıkabilir. Hangiyolun kullanılacağı yürütülecek istihbarat faaliyetleriyle de doğrudanilişkilidir.

Küresel veya bölgesel anlamda meydana gelen olaylarabu bakış açısıyla bakıldığında günümüzde örgütlü meydana gelen olaylarınarkasında kimlerin olduğu veya olabileceği de açığa çıkmaktadır.

Devletler; yasa dışı yarattıkları kaynaklarlaoluşturdukları yapıları destekleyip, hedef ülkede kriz yaratıp, bu kriziderinleştirirlerken, bir süre sonra verdikleri desteği yasallaştırmak adınauluslararası hukuk kurallarına uygun olarak ortamı şekillendirmeyeçalışacaklardır. Bu şekillendirme için de Birleşmiş Milletler ile uluslararasıkurum ve kuruluşları kullanacaklardır.

İkinci Dünya Savaşı'ndan sonraki Soğuk Savaş Dönemi,terör faaliyetlerinin yoğunlaşarak artış gösterdiği bir dönemdir.  Bu dönemde yeni bir sıcak çatışma ortamınıgöze alamayan her iki süper güç, bölgesel alanlarda meydana getirdiklerikrizlerle, olaylara, yarattıkları kriz yönetimiyle yön vermeye çalışmışlar veamaçlarına ulaşabilmek adına da her türlü yasa dışı faaliyeti icra etmekten dekaçınmamışlardır.

Bu dönemde icra ettikleri faaliyetleri, kendikutuplarının (paktlarının) çıkarları uğruna icra ediyormuş gibi görüntü vererekaslında kendi hedeflerine ulaşabilmek adına meşrulaştırmaya çalışmışlar vebunda da kısmen de olsa başarılı olmuşlardır. Çünkü ileri teknoloji ve iletişimkanallarına sahiptirler ve bunların üzerinden kamuoyu algısı yaratma gücünü deellerinde bulundurmuşlardır.

Kamuoyu algısı, günümüzde en çok kullanılan metottur.Ticaret dâhil her türlü amaç uğruna kullanılan bu metotta maksat, kamuoyunubelli bir konuda ikna etmektir. Toplum mühendisliği olarak daadlandırabileceğimiz bu yöntemle yakın zaman içinde birçok devlet parçalanmanoktasına getirilmiştir. Tüm bunlar yapılırken de insanlık adına birçok suçişlenmiştir ancak yarattıkları algı ile bunların hepsini meşrulaştırmayı dabecerebilmişlerdir.

Kullandıkları yöntem çok da karmaşık değildir. Basitanlamda aslında olan şudur; yarattıkları terör ortamı içinde terörlemücadeledir. Hâlen bu süreç içinde bulunduğumuz coğrafyada da devam etmektedir.

Günümüzde insanlığı tehdit eden en büyük organize suçörgütleri, terör örgütleridir. Dikkat edilirse yukarıdaki satırlarda izahedilmeye çalışıldığı şekliyle aslında bu örgütler, devletlerin örtülüfaaliyetleri sonucu ortaya çıkmış yapılardır. Dolayısıyla tüm bu terörörgütlerinin her birinin arkasında bir diğer devletin gücü ve desteği vardır.Aksi takdirde bu hareketin hiçbirisi ayakta duramaz. 



* EmekliTuğgeneral.