DENGELEYİCİ VE ÇOK KUTUPLU YENİ BİR SOĞUK SAVAŞ’A GİRDİK

27 Ağustos 2021 15:04 Dr.Ergenekon SAVRUN
Okunma
139
DENGELEYİCİ VE ÇOK KUTUPLU YENİ BİR SOĞUK SAVAŞA GİRDİK

Doç. Dr. Ergenekon Savrun: DENGELEYİCİ VE ÇOK KUTUPLU YENİ BİR SOĞUK SAVAŞ’A GİRDİK

Siyasi Tarih ve Uluslararası İlişkiler Uzmanı Doç. Dr. Ergenekon Savrun, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun Bürüksel’ de verdiği mesajları değerlendirdi. NATO zirvesi ile alakalı olarak Bengü Türk TV’de Cem Açıkgöz’ün hazırlayıp sunduğu “Günün Raporu” programına katılan Savrun, zirve ile ilgili çarpıcı değerlendirmelerde bulundu. Savrun, Açıkgöz’ün sorularını şöyle cevaplandırdı:
             —Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun Brüksel’de verdiği mesajları nasıl değerlendiriyorsunuz?
—Macaristan ve İspanya Dışişleri Bakanlarının açıklamaları önemli.  Zaten Macaristan son yıllarda özellikle de Türk Avrupa Hun Hakanı Atilla’nın soyundan geldiklerini deklare ediyorlar. Türkiye’nin Avrupa Birliği’ndeki (AB) çıkarlarını her daim destekliyorlar. Yunanistan ve Avusturya gibi azılı Türkiye karşıtlığı yapan ülkelere karşı Türkiye’yi destekliyorlar. NATO’ya girmemizi de mantıklı buluyorum. Niçin?  Çünkü NATO’nun kuruluş amacı 1950’lerde malumunuz SSCB yani Sovyet Rusya ve komünist rejime karşı kurulmuş bir pakttı. Onun da hemen karşısında VARŞOVA Paktı kurulmuştu. Şunu hiç kimse unutmasın ki eğer bugün komünizm yıkıldıysa ya da Sovyet Rusya yıkıldıysa bunun en büyük sebeplerinden bir tanesi Türkiye’nin burada ön plana çıkmasıdır. Türkiye burada kilit bir ülke idi. Niçin kilit bir ülke? Gerek genç ve dinamik potansiyel nüfusuyla gerekse son yıllardaki alanda/sahada Suriye, Doğu Akdeniz, Libya, Kıbrıs, Karabağ, Karadeniz ve Balkanlar’da yürüttüğü etkin askerî, sosyal ve etkili diplomasisi sayesinde Türkiye artık oyun kurucu ve oyunbozan ülke konumuna gelmiştir. Türkiyesiz ve Türkiye’yi dışlayarak bölgede hiçbir bir planın yapılamayacağını kanıtladık. Özellikle Macaristan Dışişleri Bakanı ne dedi? “4 milyon mülteciyi Türkiye barındırdı.” Eğer bunların akını Avrupa’ya söz konusu olursa zaten çatırdamakta olan Avrupa’nın birçok ülkesindeki ekonomik kriz daha da had safhaya ulaşacak ve önüne geçilemeyecektir. Bakmayın şu anda güçlü gibi duruyorlar ama Almanya’nın, Hollanda’nın ve diğer Benelüks ülkelerinin sayesinde AB ekonomik çöküntüye girmeyip öyle ya da böyle devam ettiriyorlar. Elbette misafir ettiğimiz mültecilerin vatanlarına huzur ve barış içinde dönmeleri gerekiyor. Türkiye bu amaçla hareket ediyor. Barış Pınarı, Zeytin Dalı ve Fırat Kalkanı gibi askerî harekâtların iki temel özelliği vardı. Birincisi güney sınırımızda terör devletine ve teröristlere izin vermemek, ikincisi ise evinden, yurdundan olan bu insanların vatanlarında insanca yaşaması için gerekli ortamı sağlamak.
Dünyada terörden bugüne kadar en fazla acı çekmiş ülke Türkiye’dir, en fazla acı çekmiş millet de Türk milletidir. Tarih boyunca da bu böyleydi şimdi de böyle. Üzülerek ifade ediyorum Batılı ülkelerin aleni şekilde desteklediği bu terörist unsurlar PKK’sından, YPG’sinden, PYD’sinden, DEAŞ’ına kadar hepsi Batı’dan nemalanıyor. Gerek insan kaynağı anlamında gerekse maddi anlamda. Türk milletinin üzerine bunları gönderiyorlar. NATO’da da askerî anlamda Amerika’dan sonra ikinci büyük devletiz. Gerek teknoloji gerekse asker sayısı anlamında. Hatta Amerikalı subayların gizli raporları ve sızdırdıkları haberlere göre İngiltere bile Amerika’nın en büyük müttefiki olsa da NATO’da da öyle. 30’a yakın tümeninden sadece bir tanesinin asker sayısı ve imkân bakımdan yeterli olduğu gözlemlenmekteymiş. ABD de bu durumdan mustaripmiş. “Eski gücünüzde değilsiniz kendinize çekidüzün verin.” diye uyarıyormuş. Ki İngiltere gibi bir ülkeyi. Bütün zorlamalara ve bu vatan haini FETÖ’cülerin yıpratmalara ve bütün dış mihraklara karşı şanlı Türk ordusu ve emniyet-istihbarat birimlerimiz gerek ülke içi gerekse ülke dışında birçok başarılı askerî ve istihbarat operasyonlarını başardı ve bunu da görüyorlar. Alandaki hâkimiyetimiz sayesinde de NATO’da da parlayan yıldız olacağımızı düşünüyorum. Bu zirvede önümüze şunu çıkartacaklar. Bununla birlikte PKK’nın uzantısı olan TBMM’deki adlarını bile zikretmek istemiyorum. “PKK’nın siyasi uzantılarını niçin kapatıyorsunuz?” diyorlar. Biz de onlara şunu soralım: “Barselona’ya niçin özerklik vermiyorsunuz?  ETA, BASK ya da İrlanda için İRA örgütleri ile niçin masaya oturmadınız? Bize sürekli olarak dayatıyorsunuz. Siyasi uzantılarını kapatmayın, demokratikleşme adına bunları yapmayın.” diyorsunuz. Ama kendilerine yönelik en ufak bir terör olayı olduğu zaman hepsi ağız birliği yapmışçasına kendi haklarını savunuyorlar ama iş Türkiye’ye geldiğinde ne yazık ki başka pencereden bakıyorlar.
            Avrupa ülkeleri nezdinde Türkiye’ye karşı olumsuz tavırlarının en büyük sebebi Türk ve Müslüman olmamızdan kaynaklanıyor. Potansiyel ve güçlü bir genç nüfusuna sahip bulunmamız ve ordumuzun çok güçlü olması da en büyük etkenlerin başında geliyor. Önümüzdeki zirve AB liderleri görüşmesinin bir ön aşaması. Bir ön rapor hazırlanacak ve ona göre bu görüşmeler devam edecek. Bu görüşmenin başlıkları da Türkiye-Rusya ilişkileri, Myanmar, Batı Balkanlar, Hong Kong ve Doğu Türkistan sorunu gibi konular görüşülecek. ABD açısından buradaki öncelikli amaç Rusya’yı çevrelemek ve AB, Atlantik Birliği ya da ABD’nin güvenliği söz konusu. Yeni Soğuk Savaş’a artık girdik diye düşünüyorum. 60, 70 ve 80’lerdeki gibi değil. Ama üstün teknolojinin, sert istihbarat ağından ziyade yumuşak gücün kullanıldığı, daha çok STK’lerin, teknolojinin ve medyanın ön plana çıktığı, bir Soğuk Savaş Dönemi’ne girdik. Bir tarafta Çin, bir tarafta Rusya. Ancak bu sefer Türkiye’nin konumu da değişmiş durumda.  Önceden Sovyet Paktı’na karşı ileri bir karakol olarak lanse edildik ve öyle angaje olduk. Ancak Türkiye son zamanlarda yukarıda da değindiğimiz gibi attığı adımlarla ön karakoldan ziyade direkt bölgenin merkezi konumuna gelmiştir. Tabii bunun tedirginliğini yaşıyorlar ve Türkiye’yi kazanmak istiyorlar. Ancak ABD’nin de çok etkisi var malum S-400’ler konusunda.
ABD Dışişleri Bakanı’nın Türkiye ile ilgili son zamanlarda yaptığı olumlu ve ılımlı açıklamalarını görsek de bu durum bizleri aldatmasın. Her devlet başkanı komşu ülkelerle veya dünyanın liderliğine oynayan ülkelerle kötü ilişkisinin olmasını istemez. ABD’de de şunun farkında. Artık o eski dominant gücüyle artık ve bir tek sözü ile ülkeleri işgal edebilecek, oraya buraya çullanacak durumda olmadığının farkında. Zaten iç huzurunu sağlayamamış özellikle de Donald Trump döneminde toplumun belirli kesimlere yönelik olumsuz tutumlar, ABD’nin Afganistan ve Irak’ta yaptığı cinayetler gibi işte tüm bunlar bir araya gelince Türkiye’nin de bölgede söz sahibi olması artık eskisi gibi rahat adım atamayacağının farkında. Bölgede kendi çıkarları doğrultusunda birlikte yürüyecek İsrail gibi ülkeler arayışı içinde ama o devir geçti. Aklın yolu birdir. Bu demek değildir ki Türkiye ABD ile kötü ilişkilere sahip olsun. Rusya ile tartışsın, Çin’le şu olsun bu olsun.  Eğer ortak paydada buluşulursa yol alınır. Ancak ileriki yıllarda ve orta vadede göreceğiz bunu. Ilımlı ve olumlu mesajlar daha da artacaktır. Çünkü çıkarlar çok farklı. Özellikle Suriye ve Doğu Akdeniz konusunda Yunanistan’a karşı.
—Mevlüt Çavuşoğlu’nun önümüzdeki AB Liderler Zirvesi’nde vereceği mesajlar ne olacak ve ne tür mesajlar vermeli sizce?
                 —Sayın Bakan’ımız Türkiye’nin çıkarlarını millî menfaatlerimiz doğrultusunda savunacaktır. Özellikle millî menfaatler bazında, AB ile ilişkiler, Doğu Akdeniz’deki  gelişmeler, şımarık Yunanistan’ın ve onun ardından gelen Güney Kıbrıs Rum kesiminin bu isteklerinin asla karşılanmayacağı açıktır çünkü Doğu Akdeniz’de Yunanistan’ın bir milim dahi hak ve hukuku yoktur. Sadece turist olarak gelebilirler ve turist olarak gidebilirler. Doğu Akdeniz’de en uzun sahillere sahip Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin siz ufacık bir adaya veya kayaya sahipsiniz diye bu haklarını taciz edemez ve göz koyamazsınız. Yine bu terör konusunda Brüksel PKK teröristlerinin ve YPG’nin ne yazık ki yuvası konumunda bulunuyor. Orada her türlü siyasi, maddi ve manevi desteği alıyorlar. Suriye konusu da ön plana çıkacaktır. Mülteciler konusu da ön plana çıkacaktır. Türkiye’nin karşısına da dediğimiz gibi bu PKK’lı teröristlerin siyasi uzantılarını koz olarak öne süreceklerdir. Ama iş kendilerine gelince tek taraflı hep bir ağızdan konuşma yaptıkları için Türkiye’yi sıkıştırıp taviz almak isteyeceklerdir. Ama Türkiye asla ve asla milli menfaatleri konusunda tavizler vermeyecektir.
—İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun Suriyeli sığınmacılarla ilgili olarak bu sorunun tamamen çözülebileceğin söyledi. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz?
—Doğru söylüyor. Çünkü orada oldubitti ile bir terör devleti kurulmak isteniyor. Papa’nın Irak ziyareti çok önemli. Tarihte ilk kez, Kovid-19 salgını olmasına rağmen 84 yaşındaki Papa Irak’a ziyaret gerçekleştiriyor. Aslında bu ziyaret geçen yıl gerçekleşecekti. Donald Trump yüzünden olmadı. Biden Katolik biliyorsunuz. Vatikan’dan yapılan açıklama şu: “İki amacımız var: Birisi DEAŞ’ın kovduğu Hristiyanları tekrar geri getirmek ve ikincisi de Şii Müslümanlarla iyi ilişkiler kurmak.”
 Bizce bir üçüncüsü de İsrail’in bölgede önünü açmak. Biz de onlara şunu soralım yani Vatikan’a: “Müslümanları katlederken sizin Hristiyan ordularınız Irak Harbi’nde şimdi olduğu gibi veya Suriye’yi bombalarken neden Hristiyan kardeşlerinize Müslümanları kaçırtıyorsunuz diye engel olmadınız? Müslümanlar sadece Şii Müslümanlardan mı ibaret? Niçin ikilik çıkartıyorsunuz? Müslümanlar zaten kardeştir. Müslümanlar başka din ve mezhepten olan insanları düşman olarak kabul etmez. Siz bu davranışınızla ve bastırttığınız paçavra pullarınızla ne gibi oyunlar oynadığınız ortada.”
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin de tabii çok dikkatli olması lazım. Bu normal bir olay değil, olağanüstü bir olay. Papa’yı ilk kez Iraklı Şii bir lider Ayetullah Sistani de ayakta karşılıyor. Hristiyan bir Papa da ilk kez Müslüman bir lideri evine gidip ziyaret ediyor. Bu olayın tarihte eşi ve benzeri yoktur.
—Doğu Akdeniz Türkiye ve Türkler için niçin önemli?
—Türkler tarihte çok büyük imparatorluklar kurmuş kadim bir millettir. Denize açılmayan Türk devletlerinin ömrü kısa olmuştur. Osmanlı İmparatorluğu’nun bu kadar uzun yaşamasının en büyük nedenlerinden biri tanesi de denizlere olan hâkimiyetidir. Denizlerden kastımız bugünkü Akdeniz, Ege, Karadeniz, Kızıldeniz. Keza pek bilinmez, Hindistan’daki Babür Türk Devleti de uzun yaşamıştır okyanuslara hâkim olduğu için. Bugünkü sorunun temelinde de doğal gaz kaynaklarının son zamanlarda ortaya çıkmasıdır. Doğu Akdeniz niçin önemli, buralara yüzlerce sene hükmettik, Kıbrıs davası ile birlikte bu bahsettiğimiz alanlarda keşfedilen ya da keşfedildiği iddia edilen doğal gaz rezervleri yüzünden ayyuka çıktı. Şunun altını çizerek söyleyeyim derslerimde de ifade ediyorum. Ne Kıbrıs’ı ne Akdeniz’i ne de Ege’deki herhangi bir adayı Türkler tarihte Yunanlardan ya da Rumlardan almadık. Girit’i, Rodos’u, Kıbrıs’ı ve Kuzey Ege Adaları’nı, Güney Ege Adaları’nı bütün adaları biz Latinlerden ya da şövalyelerden aldık. Yani o tarihte Yunanistan Devleti ya da Yunanlı diye bir kavram zaten yoktu. Kıbrıs’ın fethi ise 75 bin şehit verilerek gerçekleşti. Biz Kıbrıs’ı masabaşında almadık. Yunanların yaptığı gibi isyanlarla, Batılı devletlerin desteği ile kurulmuş veya alınmış bir yer değildir. 75 bin şehit verilerek alındı ve 2004 senesinde hemen öncesinde bu hain Annan Planı ki bu plan çok önemli. Eski Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreterlerinden Kofi Annan’ın adını taşıyan bir plandır. Bu plan 9-10 bin sayfalıktır amacı ise Türk ordusunu Ada’dan çıkartarak, Kıbrıs’taki Türk ve Müslüman varlığını potada eriterek Ada’yı Rumlaştırmak, Yunanlaştırmak, ENOSİS yapmak sonra da Kıbrıs Türk’ünü zaman içerisinde azınlık hâline getirmek. Yani köleleştirmek ve bu potada eritmek. Tabii bu tarihte Rumların tek faydalı yaptığı hayırlı bir iş varsa o da Annan Planı’na hayır demeleri olmuştur. Bu planda rahmetli Rauf Denktaş Bey ve ekibi ile Türkiye’deki milliyetçi gruplar sayesinde karşı propaganda yapıldı hayır diyelim diye. Kıbrıs Türk’ünün ne yazık ki belli bir çoğunluğunun evet demesine karşı Rumlar hayır dedi ve böylece Annan Planı yürürlüğe girmedi ancak burada AB’nin ikiyüzlülüğü ortaya çıktı ve şöyle oldu bu: Ben o zamanlar orada yüksek lisans öğrencisi idim. Diyorlardı ki; “AB’ye gireceğiz, zenginleşeceğiz, herkese 2-3 bin AVRO maaş verilecek.” Akıl var mantık var, AB’de 20’den fazla ülke var. Hangi birey 2, 3, 4 bin avro maaş alıyor? Bunu izah etsinler. İkincisi AB’nin buradaki amacı şuydu: Doğu Akdeniz’de 1990’lardan bu yana özellikle ABD ve İsrail gibi yüksek teknolojiye sahip ülkelerin yaptığı araştırmalarda Kıbrıs havzasında ve Türkiye’nin açıklarında enerji yataklarının varlığı idi. Ancak bunu gizli tuttular. Neden peki? Çünkü zamanı gelince bunu sindire sindire söyleyeceklerdi. AB’ye de bu haydut devletin Güney Kıbrıs Rum kesiminin (GKRK) apar topar alınmasının en büyük sebebi de bu. Tekrar ediyorum. Kıbrıs’ta iki halk var. Türkler ve Rumlar. Bunların birinin onayı olmadan gerek Zürih ve Londra 1959 Anlaşmaları gerekse 1960 Ortak Cumhuriyet Anlaşması gerekse de AB yasalarına göre hiçbirisi tek taraflı herhangi bir organizasyona alınamaz. Ancak her daim olduğu gibi söz konusu Türk milleti olunca bunu çiğnediler ve haydut GKRK’yi AB’ye dâhil ettiler. Bu Sevilla Haritası dediğimiz olay ise; İspanya Sevilla Üniversitesinden bir İspanyol hocanın ortaya attığı Doğu Akdeniz’deki münhasır ekonomik bölge alanlarının haritasıdır ve sürekli bunu ön plana atıyorlar. Bu haritaya göre de Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Antalya Körfezi’ne ve biraz da İskenderun Körfezi’ne sıkışacak ve Osmanlı Dönemi’nde adı Kızılhisar olan günümüzde Meis olarak geçen ada yüzünden sahillerimize hapsolacağız.
Ege Adaları da 12 Ada dediğimiz kavramlar da çok önemli. Bu kavramlarla ilgili olarak mutlaka Türk isimlerinin kullanılması gerekiyor. Güneydoğu Ege Adaları dediğimiz yer Menteşe Adaları’dır. 12 Adalar dedikleri olay Yunanların uydurmasıdır, bu adalardaki 12 yönetiminden kaynaklanmaktadır. Aslında Saruhan Adaları, Kuzey Ege Adaları diye böyle devam eder. Tekrar ediyorum hiçbir ada hiçbir kayalık ne bir Yunan devletinden ne bir Rum’dan ne de onların bahsettiği devletlerden alınmamıştır. Onlara zulmeden Batı Latin Avrupalı Venediklilerden, Cenevizlilerden ve Rodos şövalyelerinden alınmıştır. Türkiye’yi de Yavuz, Kanuni ve diğer sondaj, sismik arama tarama gemimizle yaptığımız araştırmaları engellemek istiyorlar.

—Yunanistan yaptığımız bu araştırmaları engelleyerek ne yapmak istiyor, amacı nedir?
—Yunanistan burada ne yapmak istiyor? İstikşafı görüşmeler yapmak demek, “TDK’ye göre tetkik etmek ve coğrafi araştırmalar yapmak” demek, 61’incisi düzenleniyor. Bu görüşmelerden bir sonuç çıkmayacak. Bu sadece Doğu Akdeniz’le sınırlı değil. Bu akla ziyan bir şey. Burada Batı Trakya sorunu var, Adalar Denizi “Ege” Adaları’nın silahlandırılması sorunu var, Kıbrıs sorunu var, GKRK ile ilişkiler sorunu var, AB var, silahlanma sorunu var her şey var, var oğlu var. Yunanistan burada ne yapmak istiyor? Tarihten gelen içgüdüsüyle Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni ya da Türkleri sıkıştırarak ya da tahrik ederek kendi üzerine çekmek istiyor. Tarih boyunca da bunu yapmıştır. Niçin bunu yapıyor? Çünkü gücü yok. Türkiye ile tek başına mücadele edemeyeceğinin bilincinde. Niçin Yunanistan AB’nin şımartılmış bir ülkesi? Çünkü tarih ve coğrafya her şeyin aynasıdır. Tarihte Osmanlı Türklerine karşı ilk millî isyan Rum-Yunan Ayaklanması’dır. 1821’de çıkan Mora İsyanı’dır.  Sonucunda da 1830-1831’de Yunanistan kuruldu Mora’da. Avrupa Sanayi Devrimi’ni başlattığında Fransız Devrimi ile yükselişe geçtiğinde dediler ki “Bizim kökenlerimiz ne? Birincisi biz Hristiyan’ız, ikincisi Roma hukukunu kabul ediyoruz, üçüncüsü de bizim kültürümüz ne?” Bin sene öncesine gidemiyorlar çünkü yeni millet oluyorlar. Bakınız bugün Bengü taşlarına baktığınızda Orta Asya’ya gittiğinizde ve daha öncesine gittiğinizde Türk milletinin adı orada anıtlara yazılırken tarihte İngiliz diye, Fransız diye bir millet yoktu. “Biz kültür olarak Yunan medeniyetinden geliyoruz.” dediler ve sahip çıktılar.  Şark sorunu ya da Türk sorunu dediğimiz şey Napolyon Savaşları sonrasında 1815’te Viyana Kogresi’nde bir araya geldiler. Dediler ki “İlk iş olarak da Türkler, Avrupa’dan tamamen atılmalıdır.” Ve Yunan isyanları çıkartıldı. Yunanistan kuruldu Türklerin Avrupa ile Balkanlar’la ve denizlerle olan batı sınırı engellenmek istendi. Bir elli sene sonra Ermenistan olayı patlak verdi. Bu sefer Türk coğrafyası ile Türkistan coğrafyasının arasına kama gibi sokulmak istendi. Son 40-50’li yıllık dönemlerde de ve hatta Birinci Dünya Savaşı’nda Suriye ve Irak diye iki suni devlet kuruldu. Türklerin Müslüman coğrafya ile olan ilişkisi kesilmek istendi. Şimdi de PKK, YPG gibi terör örgütleri ile ne yapılmak isteniyor? Türkiye’nin Orta Doğu ile Afrika ile diğer coğrafyalarla önü kesilerek hapsedilmek isteniyor. Diğer bir operasyon ise Birinci Cihan Harbi’nde Türkler artık Balkanlar’dan atılmıştı. Anadolu’dan da atılarak geldikleri yerlere, Orta Asya’ya sürülmeli diyorlardı. Ancak biz Orta Asya demeyelim. Bunlar da tamamen Batılıların uydurmasıdır. Bilinçli olarak yapılan şeylerdir. 19’uncu yüzyıldaki kaynaklara bakın bütün kâşifler, coğrafyacılar o bölgeler için Türkistan coğrafyası ifadesini kullanır. Türkistan’dır. Rahmetli Atatürk, Dumlupınar’da meydan muharebesini kazandığında ordulara ne demişti? “Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!” Bakınız Ege demiyor, Batı Anadolu demiyor, İzmir demiyor. Akdeniz diyor. Ege de Akdeniz çünkü.

—Yunanistan Doğu Akdeniz’de bu hamleleri yaparken neyine güveniyor?
—Doğu Akdeniz çok önemli. Doğu Akdeniz’deki hamlelerini bilinçli olarak yapıyor Yunanistan. Çünkü arkasındaki kuvvetlere güveniyor. Mesela Meis denilen Kızılhisar Adası’na Türkiye’ye iki kilometre uzaklıktaki yere, bu yaz aylarında Yunan Cumhurbaşkanı geldi. Yunan özel kuvvetleri de turist gibi feribotla kendini kamufle ederek geldi. Adalar silahlandırılıyor. Buradaki amaç şu: Yunanistan zaman kazanmak istiyor. Hep stratejisi şu olmuş: Türkleri üstüme çekeyim, tahrik edeyim, çünkü savaş alanında kazanamıyorum, masabaşında topraklarını %300 genişlettiği için yine bunun böyle olacağını sanıyor. Ama Türkiye burada akıllılık yapıyor. Bakınız; görüşmeler öncesinde, Meis olayında bizim sondaj gemilerimiz tersanelere çekiliyor bilerek. Türkiye’nin de hamlesi şu akıllı davranıyor. ‘Bak sen bu kadar bizi tahrik ediyorsun, biz büyük bir devletiz. Tarihi, geçmişi ve coğrafyası olan bir devletiz. Biz Doğu Roma’ya hükmettik, 500 sene bizim köyümüz ve mahallemizdin, Batılılar seni önümüze çıkardı, seninle uğraşmayacağız. Sen şöyle bir dur. ‘Ancak Türkiye’nin de şöyle bir projesi ve stratejisi var: “Zamanı geldiğinde tıpkı 1919, 1922 ve 1974’te olduğu gibi gerekeni yapacaktır.” Bu sefer zamanı geldiğinde bakın Yunanistan’ın arkasını hangi devlet toplayabilecek? Şunu söyleyeyim; Türk milleti asker ve savaşçı bir millettir. Sadece ordusuyla değil, genlerinde ve kanlarında vardır bu ruh. Savaş çok ayrı bir olaydır. Gidip savaşayım bombalayayım, oraya buraya uçak göndereyim olayı değildir. Bunun psikolojik altyapısı, ekonomik altyapısı, askeri altyapısı, lojistik altyapısı, her şeyi başlı başına ayrı bir olay. Türkiye eğer bu işe başlarsa kimsenin durduramayacağını Yunan’ın kendisi de biliyor. Türkiye ne zaman isterse durur. Bu durma Atina’da mı olur, Girit’te mi olur, Batı Trakya’da mı olur nerede olur onu Allah bilir.
—Yunanistan ile Atina’da yapılan istikşafı görüşmeler sonucunda ortak bir deklarasyon imzalanır mı sizce?
—Yunanistan’la Atina’da yapılan bu istikşafı görüşmelerden bir sonuç çıkacağını orta vadede ve uzun vadede suların durulacağı ya da Türkiye‘nin haklı pozisyonunu ortaya çıkartacak ortak bir deklarasyon imzalanacağını zannetmiyorum. En çok şimdilik tansiyonu düşürücü, tekrardan görüşmeleri sürdürelim, iletişim kanallarını açık tutalım gibi bu tür söylemler olacaktır. Çünkü basın bu istikşafı görüşmelerin hemen öncesinde Yunanistan ABD ordusuyla Girit’te bir tatbikat yaptı. Birkaç sene önce Amerikan Deniz Harp Okulunun resmî dergisinde Ege’de Savaş Oyunları başlığında bir savaş senaryosu tatbikat planı yayımlandı ve oradaki ABD’li amiral de Yunan asıllı Jamer Straridis’tir.. Metinde; İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra en büyük çatışma diye geçiyor. Senaryo da şu: “İki NATO müttefiki ülke birisi daha güçlü Türkiye diğer ise daha zayıf ama ABD ile kültürel bağları olan ülke Yunanistan.  Aralarında Adalar yüzünden bir anlaşmazlık oluyor. Türk ordusu güya Doğu’dan gelen güç. Ege’de saldırıyor. Amerikan 6’ıncı Filosu hemen müdahil oluyor Anadolu sahillerini işgal ediyor.” Resmî olarak ise şu açıklamayı yapıyorlar: “Bu resmî bir şey değil, bu sadece savaş oyunu, strateji oyunu.” Bu ne demek? “Türkiye’ye aba altından sopa göstermek” demek.  Ancak şunu söyleyeyim: Türkiye öyle sopa gösterilecek veya birilerinin kurduğu Yunanistan gibi bir ülke değil. Ben çok olumlu bir sonuç çıkacağını ya da Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki haklı davası ve Adalar Denizi’ndeki kara suları, münhasır ekonomik bölge, FIR Hattı gibi ya da Batı Trakya Türklerinin oradaki sorunlarını çözecek veya Kıbrıs konusunda ortak bir paydaya oturacak bir görüşme olacağını zannetmiyorum. Yunanistan zaman kazanmak istiyor, perde arkasında da Türkiye’yi tahrik etmeyi sürdürüyor. Atina ile yapılan 61. istikşafı görüşmeler işleseydi eğer Kıbrıs davasında da işlerdi. Batı Trakya sorununda da işlerdi. Mesela Fener Rum Patrikhanesi’ni ele alalım. Her seferinde ekümenik iddiasında bulunuyor. Yani ne demek? Devlet içinde devlet olmak, tıpkı Vatikan gibi. Patrik Bartalemeo ABD’de devlet başkanları statüsünde kırmızı halı üzerinde ve de üst düzey devlet yetkilileri tarafından karşılıyor. Yüzlerce sene, 500 sene bilfiil Balkanlar’a hükmettik. Yunanistan’da kaç tane caminin minaresi ayaktadır bugün? Ki Balkanlar Osmanlı İmparatorluğu’nun merkezi idi. Anadolu değildi. Biz Balkan İmparatorluğu idik. Türk-İslam eserlerinin kaç tanesi ayakta? Bulgaristan’da kaç tanesi ayakta? Balkanlar’ın genelinde kaç tanesi ayakta? Anadolu’ya gelelim. Kaç tane kilise ayakta? Hemen hemen hepsi ayakta. Bilinçli olarak biz yıkmamışız. Batı Trakya Türk’ü çatısı akıyor, damı akıyor adamcağızın ve Yunan belediyesi ona tadilat için izin vermiyor. Diyor ki tarihî eser. İstemiyorsan çek git diyor. Müftümüzü bile seçmemize izin vermiyorlar. Ben seçeceğim diyor. Geçtiğimiz aylarda yine ABD ordusu ile tatbikat yaptı Yunan ordusu. Türk mezarlarını kurşunladılar. Peki, Türkiye de burada ne yapıyor? Türkiye’de burada iyi bir akıllı strateji uygulayarak zaman kazanıyor. Sen beni tahrik edersen ben bu sükûnetimi koruyacağım ama her şeyin her sabrın da bir sonu var. Böyle giderse o sabrın sonu da yakın diye düşünüyorum.
—Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye yönelik uyguladığı politika ile ilgili neler söyleyebilirsiniz?
—AB’nin Türkiye’ye yönelik uyguladığı politika ile ilgili olarak şunları söyleyebiliriz: Türk devleti yönünü yüz yıllardır Batı’ya dönmüş. Bu Batılılaşma yeni bir olgu değil. AB süreci son 50-60 senelik bir süreç ama onun öncesinde Osmanlı Dönemi’nde de var. Siyasi olarak Osmanlı Dönemi’nde hedef olarak da Oğuz Türklerinden bu yana hatta daha da önceleri Hunlar, İskitler, Selçuklular hep yönünü Batı’ya dönmüş. İster kabul etsinler ister etmesinler Türk milleti ve Türkiye hem Batılıdır hem de Doğuludur ancak kendine has bir kültürü vardır. Biz Batı kültürü ile yetiştik anlamında değil bu söylediklerim. İkincisi bizim Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin en büyük ekonomik işbirliği ve ticaret yaptığı bölge AB ülkeleridir, daha sonra Orta Doğu ülkeleri geliyor. Örneğin burada Almanya ile ikili ticari anlaşmamız var. Almanya dâhil Avrupa’nın her ülkesinde gurbetçi vatandaşlarımız var. Avrupa’daki esas sorun şu: İngiltere Brexit ile AB’den ayrıldı biliyorsunuz. Bunu bilinçli ve isteyerek yaptı. Niçin yaptı? Zaten para birimini sterlini AB’ye avro birimine sokmamıştı. Şchengen vizesine de dâhil değildi İngiltere. Hep kendini uzak tutuyordu. Avrupa’nın zengin döneminde bu zenginlikten nemalanmak için 1970’lerde girdi AB’ye. Şimdi baktı ki bu genişlemeyle birlikte ve de Soğuk Savaş’ın çökmesi neticesinde Sovyet uydusu eski Bulgaristan gibi, Romanya gibi çeşitli Balkan ve Baltık ülkelerinin AB’ye dâhil edilmesi, ekonomik krizle birlikte AB’nin ekonomisinin zayıflaması, Akdeniz’deki İspanya, Portekiz, hatta Fransa ve İtalya gibi AB ülkelerinin de ekonomik bakımdan tökezlemesi hatta Yunanistan’ın batması AB’yi ne yaptı? Zayıflattı. Şimdi Avrupa’da da ikilik var. Almanya ne diyor? Bütün teknoloji ve ticaret bende ve ben bu yükü daha fazla kaldırmak istemiyorum. Fransa ne diyor? Fransa da eski Napolyon Dönemi gibi Akdeniz sahillerinde ve gerisinde at koşturmak istiyor. Ayrıca ABD’de de yalnızlaştı. Yine Fransa NATO’dan ayrılalım diyor. ABD’nin de Almanya ve Fransa ile sorunu var. Avrupa Birliği şunu çok iyi biliyor: Eğer Doğu’ya açılacaksa, eğer mülteci sorununu kesilmesini istiyorsa, güvenlik konusunda terörün oralara sıçramamasını istiyorsa, yeniden Asya pazarına açılmak istiyorlarsa Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Türk milletine ihtiyaçları var. Türk askerinin ayak bastığı hangi ülkede kan ve gözyaşı var? Kıbrıs örneğini vereyim. 1974’ten bu yana bir tane Rum’un veya Yunan’ın burnu kanadı mı? kanamadı. 1974 öncesinde yüzlerce ve binlerce Türk şehit edildi.
—ABD’de Joe Biden dönemi başladı. Trump Amerika için nasıl bir miras bıraktı sorunuzu şöyle cevaplandırabilirim:
—Trump’tan ziyade arkasındaki güçlere bakmak lazım. Arkasındaki güçler açıkça söyleyelim Yahudi lobisi, İsrail lobisi.  Bunlar Neo-con dediğimiz şahin kanat. Pentagon’un ağırlıkta olduğu. Bunların ezoterik anlamda siyonizme hizmet eden bir doktrinleri var. Nedir o? Örneğin Armageddon gibi.  Kıyamet kopacak, tek bir devlet olacak, Yahudiler ve ABD buralara hükmedecek. Kudüs’te yeni bir devlet kurulacak. İşte bunun gibi kendi inançlarına katı ve tutucu ideolojik bir bağlam koymuşlar. Aslında da çok uluslu şirketlerin ya da demokratların desteklediği bir olay. Mesela Kongre Binası baskını.  Bu bilinçli ve bilerek yapılmış bir olay diye düşünüyorum. Şöyle ki: Dünyanın süper gücü ABD, istediği anda istediği kişiyi uydudan veya teknolojik aletleriyle dinleyebilir. Operasyon kabiliyetine sahip dünyanın birçok ülkesinde uçak gemileri ve uçak filolarının olduğu anlık istihbaratın su gibi aktığı bir ülke. Düşünebiliyor musunuz başkentte Kongre Binası’nda, Donald Trump aleni olarak kitleleri mobilize ediyor, şu gün toplanacağız diye. Daha öncesinde de gösteriler olmuştu. Ama hiç içeri girilememişti. Tam Trump’ın görevi bırakacağı ve Biden’ın görevi devralacağı bir dönemde 6 Ocak 2021 tarihinde Kongre Binası’na baskın düzenleyip koltuklara oturuyorlar, o malum boynuzlu adam pozlar veriyor, bilgisayarları alıp götürüyorlar, tamamen bir gri propaganda. Nasıl bir propaganda? Bunun iki yolu var. Trump tarafından bakarsak eğer, arkasında olan güçler, lobiler Biden yönetimine diyor ki, “Ayağınızı denk alın, siz kıl payı kazanmış olabilirsiniz ama biz size her yerde bir bela ve bir miras bırakacağız.” Bakınız bir önceki ABD Dışişleri Bakanı Pompeo ve Trum’ın damadı son iki üç ayda neler yaptı? Birleşik Arap Emirlikleri ile silah anlaşması imzaladı. F-35’leri gönderdi. İsrail’e gidiyorlar, oraya gidiyorlar buraya gidiyorlar. İran’ı tehdit ediyorlar, Türkiye’ye tehditkâr tutumlar sergiliyorlar. Bütün bunları da Biden yönetimine miras bırakıyorlar. Ayrıca işin diğer bir tarafı da var. Çift taraflı düşünelim. Biden taraftarları da şunu yapmak istemiş olabilir: Bakın Trump gibi bir adamı seçtiniz. ABD tarihinde böyle bir rezil yönetim olamaz.  Koskoca Amerikan Kongre Binası 1814’teki İngiliz işgalinden sonra ilk kez işgal edildi havası verilmek isteniyor. Ama birinci önerim daha çok ön plana çıkıyor. Burada İsrail ve İran ortaya çıkıyor.  Trump yönetiminin İran’a yönelik tutumu belli. Biden yönetiminde de Trump’ın aksine liderler arası görüşmeler değil kurumlar arası ilişkiler devam edecek deniliyor. Burada da bizim Türk Dışişleri Bakanlığına, İstihbarat Teşkilatımıza çok büyük görevler düşüyor. Şimdiye kadar liderler seviyesinde görüşmeler olmuştu. Dışişleri bakanları da görüştü ancak bu fark şöyle: Biden da açıkladı başa gelmeden önce ve dedi ki, ‘Artık birçok şey değişecek. Amerikan kurumları devreye girecek. Yani Dışişleri gibi diğer bakanlıklar ve de CIA gibi resmî kurumlar diplomasiyi yürütecek.’
Buradan ABD’deki Türk kardeşlerime sesleniyorum: Orada çoğunuz üniversite mezunusunuz. Avrupa’daki şartlardan daha iyi durumlardasınız. Lütfen Türk lobisi bir an önce kurun. Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Türk milletinin faydasına olacak şekilde Amerikan Senatosunda ve kamuoyunda faydalı işler yapacak kararların alınmasına etken olun. Bu çok önemli. Çünkü önümüzdeki dönemde lobiler savaşı olacak. Niçin? Rahmetli Başbakanlarımızdan Bülent Ecevit ne demişti? Kıbrıs konusunda. “Bu Biden, Rum ve Yunan lobisinin azılı militanıdır.” demişti.
—Türkiye, ABD’deki bu yeni döneme ilişkin olarak nasıl bir politika yürütmeli sizce?
—Türkiye, Biden döneminde daha mantıklı hareket etmeli ve daha çok temkinli olmalı. Mesela Türkiye’nin önünde CATSA yaptırımı var. CATSA ne demek? Değerli halkımız bilsin. ABD’nin hasımlarına uyguladığı yaptırımlar demek. ABD’nin hasım gördüğü devletlere İran gibi, Kuzey Kore gibi, birtakım Orta Doğu ve Latin Amerika ülkeleri gibi NATO müttefiki ülke Türkiye’ye 12 yaptırımından en az 5 tanesini uygulamak. Kısa vadede S-400’ler, Halkbank olayı ve terörist başı, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde gelmiş geçmiş en büyük vatan haini terörist başı Fetullah Gülen’in iadesi. Bu da sorun olacak. Orta vadede ise, Doğu Akdeniz, Kıbrıs, Suriye ve Karadeniz çok önemli olacak. Niçin önemli olacak? Bakınız Karadeniz’e ABD bir türlü giremedi. Soğuk Savaş Dönemi’nde de giremedi. Tatbikat bile yapamadı. Romanya ve Bulgaristan gibi eski Sovyet uydusu ülkelerde askerî üsler kurarak Karadeniz’in batısında Türk-Rus ilişkilerini kaşıyacak ve orada Tuna’dan bu yana kanallar açılarak Karadeniz’e inmek isteyecek.
S-300’ü Yunanistan aldı ancak ABD tek bir yorum dahi yapmadı. Bizdeki ise S-300’lerin bir üst modeli. Türkiye şunu da deklare ediyor ve diyor ki, ‘Ben NATO müttefiki ülkelere yönelik olarak bunu kullanmayacağım ve zaten S-400’ler taarruz silahı değil, savunma silahlarıdır.  S-400’larin öncesinde de Türkiye’nin sınırlarımdan içeri sızmalar oluyor. Bunları önlemek ve NATO müttefiki olduğumuz için bana Petroit gibi birtakım füze rampalarını gelin kurun diyerek talepte de bulunuldu. Bakınız ikiyüzlü davranıyorlar. Burada niçin böyle açıklama yapıyorlar. Hatırlayınız Barack Obama yönetimini. Obama da başa gelmeden önce Ermeni lobisine şirin gözüküyordu. Tanıyacağım dedi ve tanıdılar da. Bu Ermeni olayının da perde arkası ile şunu tekrar etmek istiyorum, Bütün dünyadaki Ermeniler bizi izler mi izlemez mi bilmiyorum ama Ermenilerin, Yunan ve Rumların tarihte onlara sahip çıkan, koruyup ve kollayan millet Türk milletidir. Öyle olmasaydı yaşayamazlardı. Ermenilerin, Rumların ve de Yunanların tarihteki en büyük düşmanları ise bu iddiaları ortaya atan devletlerdir. Ermenilerin yok olup gitmesine sebep olan en büyük dört devleti size sayayım. ABD, Rusya, İngiltere ve Fransa. Bin sene Türkler hükmetmişiz, burunları bile kanamamış, “milletisadıka” demişsiniz. Utanmadan diyorlar ki, “1915’te Ermenileri zorunlu göçe tabi tuttunuz, göç ettirdiniz ve bir buçuk milyon Ermeni’yi katlettiniz.” Zaten nüfusları 1 milyon 350 bin veya 1 milyon 600 bin. Katlettiysek eğer nereden çıktı bunlar? Uzaydan mı geldiler? ABD’deki Türkiye karşıtı açıklamalarda bulunan senatörlerin arkasında da çok güçlü Ermeni ve Rum lobileri ve büyük sermaye grupları var.
—ABD, nasıl bir Türkiye istiyor sizce?
—ABD istiyor ki: Türkiye bir ağaç gibi ne çok dallanıp budaklansın ne de kuruyup gitsin. Benim dediğimi yapsın. Doğu Akdeniz’de burnunu çıkarmasın, yurt içinde PKK ile mücadele etsin ama Suriye ve Irak’ta dokunmasın. Fener-Rum Patrikhanesi’ni tanısın. Ermenilerle iyi ilişkiler kursun, Karabağ’dan vazgeçsin, sözde soykırımı tanısın, Rusya’dan ayrılsın kopsun gelsin. Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanısın, yani özetle ben ne diyorsam onu yapsın. Sondaj gemileri ile araştırma yapmasın. Kendilerinin 10 bin km öteden gelip işgal ettiği Müslüman yurdundan gasbettikleri petrol ve doğal gazı çalsın ve yine on katına Türkiye’ye satsın. Türk ordusu NATO içinde kalsın ama Yunanistan’ı ezecek veya Avrupa’ya ve bana rakip olacak seviyeye gelmesin. İHA ve SİHA’ları üretmesin.
Buradan Türkiye’yi yeren kişilere söylüyorum: Farz edelim biz dedik ki S-400’leri denizin dibine atıyoruz. Bütün İHA ve SİHA’ların yapımını durduruyoruz. Yol, tren yolu, otoyol hiçbir şey yapmıyoruz.  Somali’den çekiliyoruz. Karabağ’dan Azerbaycan ordusunu çekiyoruz, Suriye’den çekiliyoruz ve her istenilen her şeyi yapıyoruz. Her şey ABD’nin istediği gibi olsun peki ne olacak o zaman? Dolar 1 TL’ye mi düşecek veya ABD‘nin bu istekleri devam etmeyecek mi? Bizi AB’ye mi alacaklar?  Asla öyle bir şey yok. ABD’deki bazı yetkililer de diyor ki, “Türkiye’yi dışlamayın, Amerika Birleşik Devletleri zaten bölgede müttefik bulamıyor, AB ile sıkıntılı, Çin ve Rusya ile durumlar malum. Türkiye bölgede başlı başına bir güç ve tek başına İsrail bir şey yapamaz.”
Bu salgının en fazla vurduğu ülkelerin başında ABD geliyor. ABD’de ekonomik kriz de çok büyük oranda. Siz bakmayın o pırıl pırıl Amerikan sokaklarına. Çünkü arka sokaklar çok feci durumda. Bu S-400’ler, Suriye ve Doğu Akdeniz konularında Türkiye’yi köşeye sıkıştırmak için hamlelerde bulunacak.
—Son olarak Türk milletine ne mesaj vermek istersiniz?
—Şunu söylüyorum son söz olarak: Taviz tavizi doğurur. Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Türk milleti büyük bir devlet ve millettir. Bakınız Azerbaycan Karabağ Savaşı’nda iki kardeş ülke, Türk milleti el ele verdi ve neleri başardı? Ben buradan bütün Türk dünyası ve İslam coğrafyasına sesleniyorum: İnanın abarttığınız gibi, gözünüzde büyüttüğünüz gibi sizi sömürmeye gelen ülkelerin gerçekten öyle büyük güçleri yok. Bir Azerbaycan ve Türkiye birleşti nelere kadir oldu. İnanın bir on, yirmi veya daha fazla ülke birleştiğinde bütün sorunlar ortadan kalkacak ve yeniden altın çağımızı yaşayacağız. Türkiye’mize ve Türk milletine sağlıklı günler diliyorum.