DÜNYA VE TÜRKİYE İÇİN DIŞ POLİTİKA-GÜVENLİK POLİTİKASI AÇISINDAN 2015’İN DEĞERLENDİRMESİ

05 Şubat 2016 12:26 Prof. Dr.Celalettin YAVUZ
Okunma
1372
    DÜNYA VE TÜRKİYE İÇİN DIŞ POLİTİKA-GÜVENLİK POLİTİKASI AÇISINDAN 2015İN DEĞERLENDİRMESİ

 
 
  2015 yılı, Soğuk Savaş döneminden sonra hem Türkiye hem de dünya açısından oldukça gerilimli ve hatta “zor” bir yıldı. Kuşkusuz ki öncelik IŞİD terörünün baş döndürücü yükselişi, Avrupa’nın mülteci akını karşısındaki şaşkınlığı, feryadı ve hoyratlığı, Rusya’nın Soğuk Savaş dönemini andıran çıkışları, Çin’in Uzak Doğu’da deniz sahalarının paylaşımıyla ilgili faaliyetleri, Suriye iç savaşı, Ukrayna sorunu öne çıkanlardı. İlk bölümde öncelikle dünya açısından 2015’in bir özet değerlendirmesi, daha sonra da Türkiye ile ilgili değerlendirme hazırlanmıştır.
 
Bölüm – I
 2015’n Dünya Açısından Özet Değerlendirmesi
 
1. IŞİD Terörüyle İlgili Gelişmeler
  a. Her ne kadar Irak, Suriye, Kuzey Afrika ülkelerinde çok sayıda terör faaliyetlerinde bulunsa da ne yazık ki Irak ve Kuzey Afrika ülkelerindeki IŞİD odaklı terör olayları konusunda dünya sağır ve körleri oynamaktadır. Bu ülkeler dışında gerçekleşen, Türk kamuoyu ve dünya açısından gündeme gelen IŞİD terör olayları şöyledir:
·  7 Ocak’ta Fransa’da Charlie Hebdo dergisine yönelik IŞİD kaynaklı terör saldırısı dünyayı ayağa kaldırdı. 11 kişinin öldüğü olay, Fransa’da son 50 yılın en kanlı terör saldırılarından biriydi. IŞİD, dur durak bilmiyordu.
Üstelik 7 Mart’ta Nijerya’daki Boko Haram terör örgütü de IŞİD’in elebaşı el-Bağdadi’ye bağlılığını ilan etti. Boko Haram da Nijerya ve civarında terör eylemlerine devam etti.
·  20 Temmuz’da bu kez ateş Şanlıurfa ilinin Suruç ilçesine düştü. Daha sonra IŞİD’le ilişkisi olduğu belirlenen canlı bombanın saldırısında 34 kişi öldü, 100’ü aşkın kişi yaralandı.
·  10 Ekim’de Ankara’da tren garı yakınında miting öncesi patlatılan bombalar sonucu 103 kişi öldü, hafif yaralılarla birlikte 500’ün üzerinde yaralanma oldu. Terör olayını 2 canlı bombanın gerçekleştirdiği anlaşıldı.
·  31 Ekim’de Sina Yarımadası’nda Rusya’ya ait yolcu uçağının düşmesi sonucu 224 kişi öldü. IŞİD’e biat ettiğini duyuran Sina vilayeti, uçağın kendilerince düşürüldüğünü ileri sürdü.
·  12 Kasım’da Lübnan’da intihar saldırısı sonucu 43 kişi öldü, 239 kişi yaralandı.
·  13 Kasım’da Fransa’nın başkenti Paris, eş zamanlı gerçekleştirilen silahlı ve bombalı saldırılarla kana bulandı. 130 kişi hayatını kaybetti. BM Güvenlik Konseyi toplanarak IŞİD’e karşı mücadele kararı aldı.
  13 Kasım’da Fransa’daki IŞİD teröründen sonra Avrupa ve ABD’de Müslümanlara ait ibadet mekânlarına karşı saldırılarda artış oldu. Aralık 2015’te Fransa’nın Korsika Adası’nda “Araplar defolun! Burası bizim ülkemiz!” diye slogan atan göstericiler, bir mescide saldırarak, aralarında Kur’an-ı Kerimlerin de bulunduğu bazı kitapları yaktılar.
  ABD de dâhil olmak üzere, Batı dünyasında son dönemlerde İslam karşıtlığı hızla yükselmektedir.
 
  b. İslam İş Birliği Teşkilatı ve Terör Konusunda İttifak
  Terörle mücadele konusunda iş birliği çabaları yürüten 34 İslam ülkesi, Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da yeni bir ittifak oluşturdu. İran'ın yer almadığı ittifakta, Suudi Arabistan ve Türkiye ile birlikte Mısır, Pakistan, Ürdün, Tunus, Katar, Libya, Mali, Fas, Somali, Sierra Leone, Sudan, Komor Adaları, Moritanya, Nijer, Nijerya, Yemen, Gabon, Somali, Maldivler, Gine, Filistin, Çad, Togo, Cibuti, Senegal, Malezya, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Bangladeş, Benin, Lübnan ve Kuveyt’in bulunduğu açıklandı.
  İslam ülkeleri arasında terörle mücadele için ortak strateji belirlenmesini hedefleyen ittifak için Riyad’da bir operasyon merkezi kurularak İslam ülkeleri arasında teröre karşı iş birliği ve koordinasyonun düzenlenmesi sağlanacak. Dünyaya İslam’ın terör ile ilişkilendirilmesinin doğru bir yaklaşım olmadığı mesajını verecek. İttifakın hedefleri arasında askerî güç oluşturmak ve operasyon yapmak olmayacak.
  İran, Irak ve Suriye gibi “Şii” yönetimli İslam ülkelerinin alınmadığı bu ittifaka, “haberleri olmadığı” gerekçesiyle Pakistan ve Lübnan itiraz etti.
  Daha baştan Şii İslam ülkelerini ayırarak kutuplaşma yaratan bu oluşumun “ölü doğmuş bir ittifak” olma ihtimali büyüktür. İslam İş Birliği Teşkilatı bünyesinde ayrı bir bölüm içerisinde, Riyad’ın merkez olduğu ama tüm İslam ülkelerini kapsayan bir kurum olsa daha yararlı olabilirdi.
 
  c. IŞİD’le İlgili Bazı Gerçekler
  ABD öncülüğünde uluslararası koalisyonun hava saldırıları 8 Ağustos 2015’te 1. yılını doldururken IŞİD üzerine yaklaşık 6 bin hava saldırısı düzenlenmişti. IŞİD’in Irak ve Suriye’deki hedeflerine 17 bin bomba bırakılmıştı. Bu koalisyonda 60’tan fazla ülke yer alsa da operasyonların büyük kısmını ABD hava kuvvetleri gerçekleştirdi. IŞİD belli oranda toprak kaybetse de ABD Savunma Bakanlığı yetkilileri IŞİD’e karşı zafer ilan etmek için en az 2 yıla ihtiyaç olacağını söylediler.
  ABD’nin savunma alanındaki düşünce kuruluşlarından IHS Jane’s tarafından hazırlanan rapora göre IŞİD, 1 Ocak-14 Aralık 2015 tarihleri arasında daha önce ele geçirdiği toprakların %14’ünü kaybetti. Bu bölgeler arasında Suriye - Türkiye sınırındaki Tel Abyad, Irak’ın Tikrit kenti ve Irak’ta Beyci Rafinerisi de bulunmaktadır. Rapora göre IŞİD ayrıca, Suriye’deki kalesi olarak bilinen Rakka ile Irak’taki Musul kentleri arasındaki ana yolu da kaybetti. Kontrol ettiği alan 12 bin 800 km2 azalarak 78 bin km2’ye geriledi.
  Öte yandan IŞİD, toprak kaybına uğrasa da Suriye’deki tarihî Palmira kenti ve Irak’ın yüz ölçümü bakımından en büyük vilayeti olan el Anbar’ın başkenti Ramadi gibi önemli yerleri de ele geçirdi. (Son haftalarda Irak ordusu Ramadi’yi büyük ölçüde ele geçirdi.) 
  16 Kasım’da Antalya’daki G-20 zirvesinde ekonomiden çok Suriye ve IŞİD’le mücadele konuşuldu. Rusya Devlet Başkanı Putin, içinde G-20 ülkelerinin de bulunduğu 40 ülkeden IŞİD’e finansal destek verildiğini ileri sürdü.
  İngiliz Financial Times gazetesi, IŞİD’in mühimmat ihtiyacını nasıl karşıladığını araştırdı. Bu araştırmaya göre IŞİD, ele geçirdiği bölgelerde kaçakçıları tutuklayıp sürgüne göndermemektedir. Aksine âdeta onları el üstünde tutarak silah ve mühimmat tedarikinde desteklerini almaktadır. Ele geçirdiği bölgelerde milyonlarca dolarlık silaha ulaşan ve dünyanın en zengin terör örgütü olan IŞİD’in elinde ABD yapımı Abrams tanklarından, M16 tüfeklerine ve Rus yapımı M-46 toplarına kadar farklı farklı silahlar mevcuttur.
 
2.  Göçmen Tekneleri ve Deniz Faciaları
  2015’te 3 bin 700’ün üzerinde göçmen, Akdeniz ve Ege’yi aşarak AB ülkelerine geçmek isterken denizde boğularak öldü. Bu tekne facialarından dikkati çekenler şunlardır:
·  11 Şubat’ta Libya’dan İtalya’ya göçmen taşıyan 4 teknenin alabora olması sonucu 300’den fazla kişi boğuldu.
·  4 Nisan’da gene Libya’dan İtalya’ya kaçak göçmen taşıyan teknenin alabora olmasıyla 400’ü aşkın kişi boğuldu.
·  19 Nisan’da kaçak göçmen taşıyan teknenin Sicilya Kanalı’nda batmasıyla 700’den fazla insan boğularak öldü.
·  28 Ağustos’ta Libya’dan İtalya’ya kaçak göçmen taşıyan bir tekne battı, yaklaşık 400 kişilik göçmenden 200’e yakını hayatını kaybetti.
 
3. AB’de Göçmen Krizi
  4 Eylül’de Bodrum’da Aylan Kurdi’nin küçük bedeninin sahile vurmasından sonra Avrupa’da başta Almanya olmak üzere bazı ülkelerde göçmenlerin AB ülkelerine kabul edilip edilmemesi üzerinde görüşmeler başladı. Bunun sonucunda AB Komisyonu ve Almanya-Fransa liderliğinde Türkiye ile göçmen akınının önlenmesi konusunda anlaşmalar yapıldı.
  Ancak 120 bin göçmenin AB ülkelerine dağıtımı sorun oldu. Göçmenlerin yerleştirilmesi meselesi genel seçimlerde yabancı-göçmen karşıtı partilere önemli ölçüde oy kazandırdı. Dünya kültür merkezi Avrupa’nın insanlık açısından sınıfta kaldığı, mültecilerle ilgili bazı önemli olaylar şöyledir:
·  22 Ağustos’ta sığınmacıların Yunanistan’dan sonraki geçiş ülkesi Makedonya, olağanüstü hâl ilan ederek Yunanistan’la sınırlarını kapattı. Ama gene de binlerce sığınmacının girişini önleyemedi.
·  31 Ağustos’ta AB, göçmen krizinin masaya yatırılması için 14 Eylül’de olağanüstü toplantı çağrısı yaptı. Fransa ile Macaristan dışişleri bakanları mülteciler nedeniyle karşılıklı sert açıklamalar yaptı.
·  9 Eylül’de Avrupa Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker, Avrupa’da II. Dünya Savaşı’ndan sonra yaşanan en büyük mülteci krizi sebebiyle 22 üye ülkeye çağrıda bulunarak bir hafta içinde Yunanistan, İtalya ve Macaristan’dan 120 bin göçmeni kendi aralarında paylaşma yönünde karar almaları gerektiğini açıkladı. Ama ne bir hafta ne de bir ay içinde çözüm bulunabildi.
 
4. Avrupa’da ve Orta Doğu’da Seçimler ve Yabancı (Müslüman) Düşmanlığının Yükselmesi
  a. Yunanistan’da seçimler ve AB: 25 Ocak’ta komşuda yapılan erken genel seçimlerde, Aleksis Çipras liderliğindeki Radikal Sol Koalisyon (SYRİZA) büyük bir zafer kazandı. Çipras, laik yemin eden ilk başbakan olarak ülke tarihine geçti. Ateist olduğu için dinî yemin töreni istemeyen Çipras, törene her zamanki gibi kravatsız geldi. Seçim Beyannamesi’ndeki desteksiz attığı sözleri AB karşısında tutamayıp iflas edince, 21 Ağustos’ta bir Nazım Hikmet şiiriyle istifa etti. 20 Eylül’deki 2. Erken Seçimde Çipras yine kazandı. Bu kez AB ile varılan anlaşmaya uyacaktı.
  b. İngiltere’de seçimler: 7 Mayıs’ta İngiltere’deki genel seçimlerde Başbakan David Cameron liderliğindeki Muhafazakâr Parti tek başına iktidar oldu. Rakip üç partinin başkanları, 52 dakika içinde istifa etti.
  c. Polonya’da seçimler: 25 Ekim’de Polonya’daki genel seçimi; AB karşıtı, muhafazakâr Hukuk ve Adalet Partisi kazandı. Jaroslaw Kaczynski’nin liderliğindeki partiyle birlikte yabancı düşmanlığı da prim yaptı.
  d. Fransa’da bölgesel seçimler: Fransa’daki bölgesel seçimlerin ilk turunu, liderliğini Marine Le Pen’in yaptığı aşırı sağcı Ulusal Cephe Partisi (FN) önde bitirdi. AB ve sığınmacılara karşı politikalarıyla bilinen Ulusal Cephe, oyların %29,5’ini alarak tarihî bir sonuca imza attı. İki hafta sonraki seçimlerde hiçbir bölgede ilk sırada yer alamasa da yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimlerinin en büyük adayının Le Pen olacağı değerlendirmesi yapıldı.
  e. İsrail’de genel seçimler: 2015’teki bir diğer seçim de 17 Mart’ta İsrail’deydi. İsrail’de zafer Netanyahu ve liderliğini yaptığı sağcı Likud Partisinin oldu. Bu ise Filistinliler için hiç arzulanmayan bir gelişmeydi.
  f. Diğer: 2015’te İspanya ve Hırvatistan dâhil, Avrupa’daki diğer ülkelerde de seçimler yapıldı. Genellikle yabancı düşmanlığı ve “ötekileştirme” yapanlar, oylarını arttırdılar. 
  Avrupa’da yabancı ve Müslüman karşıtı siyasi düşünce tavan yaparken 2016’da ABD’de yapılacak başkanlık seçimlerinin en önemli Cumhuriyetçi Aday Adayı Donald Trump, Müslümanların Avrupa’ya ve ABD’ye “mülteci” olarak alınmalarının önlenmesini istedi.
 
5. Çin merkezli, Uzak Doğu’daki gelişmeler ve gerilimler
  Türkiye; seçimler, terör, IŞİD, Suriye-Irak sınırıyla iç içeyken unuttuğu Karadeniz ve Ukrayna krizine ilaveten, Uzak Doğu’da gerilim yüklenmesi oluyordu. Bu gerilimlerin merkezinde Çin ve Çin’in gelişen hegemonyasını dizginlemeye çalışan ABD başrol oyuncularıydı.
 
  a. Çin – Japonya arasında Senkaku Adalarının paylaşımıyla ilgili gerilim: Japonya ile arasında paylaşılamayan gayrimeskûn Senkaku Adaları bölgesinde 2015’te Çin tatbikat yapınca, ABD’nin Pasifik donanması bölgeye intikal etti. Münhasır Ekonomik Bölgesinin(MEB) deniz yatağındaki petrol-doğal gaz yatakları sebebiyle adaların paylaşımındaki uzlaşmazlık, giderek artan bir gerilime sürüklendi.
 
  b. Çin’in Güney Çin Denizi’nde “devlet uygulamaları”nın başlattığı gerilim: Çin’in bir diğer hamlesi de Güney Çin Denizi’nde ortaya çıkan kayalar üzerine tesisler kurmasıydı. Bu tesislerle “devlet uygulaması” yaptığı için Güney Çin Denizi’ndeki deniz ticaret yollarının kontrolünde hâkim rol oynayabilecekti. Çünkü bu tesisler sebebiyle bu kayalıkların 12 deniz mili kara suları (hükümranlık sahası) olacaktı. Anılan bölge şu an itibarıyla dünya deniz ticareti açısından yıllık 5 trilyon dolarlık ürünün deniz yoluyla taşındığı ulaştırma hattının düğüm noktası olması sebebiyle çok önemlidir. Bölge ülkeleri gibi “küresel güç” ABD de gelişmeleri yakından izlemekte ancak gerilim de yükselmektedir.
 
6.  Rusya’nın “Soğuk Savaş” Dönemini Andıran Faaliyetleri
  a. Ukrayna-Kırım krizinde Rusya: 2015’te dünyayı büyük ölçüde ilgilendiren diğer önemli ülke Rusya’dır. 2013’te Ukrayna’da başlayan krizin ardından 2014’te önce Kırım’ı referandum sonucu Rusya’ya bağlamıştı. Daha sonra Ukrayna’nın doğusunda da ayrılıkçılara destek verdi. Bazı NATO birlikleri Ukrayna yakınlarına konuşlandırıldı. ABD ve AB, Rusya’ya sınırlı da olsa yaptırım uygulamaya başladı. Bu yaptırımlar ve giderek düşen petrol fiyatları, Rusya’nın canını sıkmaya başladı.
   b. Rusya, genişlemeye “kuzey”de devam ediyor: Rusya, daha sonra Kuzey Denizi’nde uzun menzilli keşif uçaklarını Soğuk Savaş dönemindeki gibi uçurmaya başladı. Kuzey Kutbu’nda 1,2 km2’lik alanda hak iddiasını, Sibirya’nın kuzeyindeki Nowaja Semlja Takımadaları ile Tiksi Limanı’nı S-400 hava savunma sistemleri de dâhil tahkim etti. Aynı sahada ABD, Kanada, Norveç ve Danimarka da hak iddiasında bulunmaktadır. Zira bölgenin deniz tabanında zengin doğal gaz kaynakları mevcuttur.
  NATO’dan verilen bilgilere göre NATO üyesi ülkeler, sınırına yaklaşan Rus uçaklarını 2014 yılında tam 400 kez engelledi. Bu ihlallerin 150’si Baltık bölgesinde gerçekleşti. Bu sayı, 2013 rakamlarıyla karşılaştırıldığında üç kat daha yüksektir. 2015’in ilk 8 ayında ise NATO jetleri sınıra yaklaşan uçakları durdurmak için 300 kez havalandı. Bu uçakların büyük çoğunluğunu Rus jetleri oluştururken sınıra yaklaşan Rus uçağı sayısının Soğuk Savaş’ın sona ermesinin ardından en yüksek düzeye çıktığı ifade edildi. 
  Rus jetleri, NATO ülkelerinin hava sahasına sık sık yaklaşsa da çoğu olayda sınır ihlali yapmamaktadır. 2014’te 10 kez NATO ülkelerinin sınırı içine giren Rus uçakları, 2015 yılında NATO üyesi Türkiye’nin sınırını 3 kez ihlal etti; NATO üyesi olmayan Finlandiya hava sahasında da yaklaşık bir dakika boyunca kaldı. Rusya, eski Sovyet ülkeleri olan NATO üyeleri Estonya, Letonya ve Litvanya hava sahalarına yoğun ihlal ya da yaklaşmalarda bulunmaktadır.
  c. Karadağ ve Rusya: Karadağ’ın, Rusya’nın isteklerinin hilafına NATO’ya davet edilmesi de Rusya’nın Balkanlardaki “Slav” politikasına darbe vurdu.
  d. Rusya-Ermenistan hava savunma sistemleri iş birliği: 2015’in son aylarında Azerbaycan’la Ermenistan arasında sınır çatışmaları artarak ve zayiat verdirerek devam etti. İki ülke liderleri 19 Aralık’ta Paris’te bir araya geldiler ama uzlaşma sağlanamadı. Bu görüşmenin ardından Rusya ile Ermenistan hava savunma sistemlerini birleştirdi. Bununla Azerbaycan’a “Ermenistan’a dokunma!” mesajı verildi.
 
7.  Suriye Konusunda Uluslararası Gelişmeler
  IŞİD’le mücadele maddesinde olduğu gibi, Suriye konusunda da Türkiye ve uluslararası alanlar birbirinin içerisine girmiş durumdadır. Burada Türkiye ile ilgili hususlara yer verilmeyecektir. Ayrıntılar, Türkiye ile ilgili II. Bölüm’de özetlenmiştir.
  ABD ve Rusya’nın ortak girişimiyle Viyana’da Suriye’deki iç savaşa siyasi çözüm bulmak amacıyla 17 ülke, BM, AB ve Arap Birliği temsilcilerinin katıldığı bir toplantı yapıldı. Görüşmelerin ardından ABD Dışişleri Bakanı Kerry, “Viyana’da Suriyelilere kendi düşüncelerini dayatmak için toplanmadıklarını” ifadeyle “Suriye rejimi ve Suriyeli muhaliflerin temsilcileriyle BM öncülüğünde görüşmelere başlama konusunda anlaştık. Suriyelilerin önderliğinde 6 ay içinde geçiş sürecini destekliyoruz. Yeni bir Anayasa taslağı hazırlıyoruz.18 ay içinde adil bir seçim yapılması konusunda anlaştık. Bu siyasi süreci BM denetiminde bir ateşkesin izlemesi gerekiyor ve bu da kimin terörist kimin olmadığının belirlenmesine yardımcı olacak.” şeklinde konuştu.
  BM Güvenlik Konseyi, Suriye barış süreci için Uluslararası Suriye Destek Grubunun üzerinde çalıştığı “Uluslararası Yol Haritası” Karar Tasarısı’nı 23 Aralık’ta oy birliğiyle kabul etti. Ancak Esad’ın geleceği konusu belirsizliğini sürdürdü. Zira Rusya, “Suriye’nin geleceğine Suriye halkı karar verir!” şeklindeki görüşünde ısrar etti.
  BM denetiminde “terörist, muhalif” tespiti konularında anlaşmaya varıldı. Ancak, Esad rejiminin “terörist” diye adlandırdığı gruplar konusunda Viyana süreci tıkanmalar yaşayacaktır. Çünkü Esad rejimine göre, PYD ve Suriye içinde evvelce mevcut olan cılız muhalefet grupları dışındaki özellikle de silahlı gruplar “muhalif” değil, “terörist”tir.
  Suriye’nin geleceği, Esad rejiminin geleceği gibi ucu açık bir sürece doğru ilerlemektedir.
 
8. Dünyadaki Diğer Münferit Gelişmeler
  a. Yemen’de son 2-3 yıldır kızışan İran destekli Husilerle yönetim arasındaki çatışma, Yemen Devleti’nin üstesinden gelemeyeceği bir hâl alınca, 22 Mart 2015’te Yemen Cumhurbaşkanı Abdurabbu Mansur Hadi, BM Güvenlik Konseyinden Ensarullah Hareketi (Husilerin) saldırılarının önlenmesi için “acil yardım” çağrısında bulundu.
  Bu çağrının ardından 26 Mart’ta Suudi Arabistan öncülüğündeki Arap ülkeleri koalisyonu, Yemen’de hükûmet güçlerini önüne katarak ilerleyişini sürdüren Husilere karşı “Kararlılık Fırtınası” adı altında bir askerî müdahale başlattı. Bu operasyon, yaklaşık bir ay sonra sona erdi. Ancak Yemen’de huzur geri gelmedi. Husilere ilaveten yıllardır ülkenin güneyinde el-Kaide kökenli terör grupları da Yemen’in başını ağrıtmaktadır.
  b. 2 Nisan 2015: Kenya'nın kuzeydoğusunda Somali sınırındaki Garissa Üniversitesinin kampüsünde eş Şebab militanlarının düzenlediği saldırıda çoğunluğu öğrenci olmak üzere 147 kişi hayatını kaybetti,
  c. Aralık 2015 içerisinde Roma’da 17 ülkenin dışişleri bakanlarının katılımıyla gerçekleştirilen “Libya Konferansı”nda, anlaşmaya varıldı. Toplantının ardından yayımlanan ortak bildiride “Libya’daki siyasi krizin taraflarının 16 Aralık’ta nihai anlaşmayı imzalayacağı” belirtildi.
  d. Afganistan’da Taliban’ın ilerleyişi durdurulamıyor.
  e.  2015’de az da olsa yaşanan iyi gelişmeler
·  2015 yılının geneli iyi sayılmasa, beklentileri karşılamaktan çok uzak kalsa bile az da olsa iyi yönde gelişmeler vardı. Bunlardan biri Filistin’le ilgili pozitif gelişmelerdi. Önce 13 Mayıs’ta Hristiyan dünyasının ruhani lideri Papa’nın ülkesi Vatikan, imzalanan anlaşmayla Filistin Devleti’ni resmen tanıdı. Bu anlaşma metni, Vatikan ile Filistin Devleti arasında müzakere edilen ilk yasal belge olduğu gibi, aynı zamanda “resmî tanıma” özelliğine de sahipti.
30 Eylül’de Filistin’le ilgili bir diğer gelişme de BM’de yaşandı. BM Genel Kurulunda alınan karar sonucu düzenlenen bir törenle Filistin bayrağı da ilk kez BM’de göndere çekildi. Filistin bayrağı 12 Ekim’de de Avusturya’nın başkenti Viyana’da bulunan BM Viyana Ofisi önünde törenle göndere çekildi.
·  İklim ve çevre toplantısı: Fransa’nın başkenti Paris’te Aralık 2015’te iki hafta süreyle 21. BM İklim Değişikliği Taraflar Konferansı  (COP21) düzenlendi. Konferansa katılan ülkelerin delegeleri tarafından onaylanan anlaşma metninin hukuken bağlayıcılığı da olacak. Buna göre küresel ortalama sıcaklık artış limitinin 1,5-2 derece arasında sınırlandırılması konusunda anlaşma sağlandı. Sera gazları emisyonunun düşürülmesi maksadıyla ulusal düzeydeki planlar her 5 yılda bir gözden geçirilecek. Bu karara göre gelişmekte olan ülkelere de sera gazlarıyla mücadele için yılda en az 100 milyar dolar destek aktarılması gerekiyor. Bu, dünyanın geleceği için umutlu bir gelişmeydi.
·  İran’la uranyum zenginleştirme anlaşması: 2 Nisan’da İran’la P5+1 ülkeleri arasında İran’ın nükleer programının sınırlandırılmasıyla ilgili mutabakata varıldı. İsrail, anlaşmaya büyük bir tepki verdi.  
 
  f. Transpasifik ortaklık anlaşması: 7 yıllık görüşmelerin ardından ABD ile Uzak Doğu’daki 11 ülke (Singapur, Brunay, Yeni Zelanda, Şile, Avustralya, Peru, Vietnam, Malezya, Meksika, Kanada, Japonya) arasında Ekim 2015’te Transpasifik Ticaret Anlaşması imzalandı. Bu ticaret küresel ticaretin yaklaşık %40’ını kapsayan çok önemli bir anlaşmadır.
 
9. Dünya ile İlgili 2016’ta Beklenen Gelişmeler ve Öngörüler 
  a. ABD’de başkanlık seçimleri: 2016’da ABD’de başkanlık seçimleri vardır. Bugün itibarıyla Demokratların aday adayları içerisinde Hillary Clinton, Cumhuriyetçiler içerisinde ise Müslüman düşmanlığı ortaya çıkan Donald Trump öne çıkmaktadır.
  ABD’de Obama yönetiminin; dünyadaki muhtemel krizlere silahlı mukabelede acele etmeyeceği, yeni başkana daha sakin bir siyasi ortam bırakmak isteyeceği değerlendirilmektedir.
 
  b. Münferit hususlar: 2016 yılı içerisinde dünya kamuoyunu meşgul etmesi beklenen diğer siyasi ve ekonomik olayların şu konularda olacağı değerlendirilmektedir:
·  Dolar faizlerinin geleceği, dünya ekonomisini ve dolaylı olarak siyasi gelişmeleri tetikleyebilecektir.
·  Sürekli büyüme hızı %10 iken 2015’te 6,8’e düşen ve 2016’da 6,3’e düşmesi beklenen Çin ekonomisi sebebiyle ortaya çıkabilecek siyasi ve ekonomik sorunlar.
·  2015’te tavan yapan mülteci sorununun devam edebilecek potansiyele sahip olması. Bu sebeple Avrupa başta olmak üzere, mülteci akınları sebebiyle alınacak kısıtlayıcı ve sert önlemler.
·  IŞİD ve ortaya çıkması muhtemel radikal terör örgütlerinin yayılma eğilimi. Bu konuda ülkelerin küresel iş birliği ihtiyacı artacaktır.
·  Rusya’nın Ukrayna, Gürcistan ve Türkiye’ye karşı menfi tutumunun devam etme ihtimali yüksektir.
·  Petrol fiyatlarının belirsizliği: Petrol fiyatlarının daha da düşmesi hâlinde İran-Suudi Arabistan çatışma riski vardır.
·  ABD-AB arasında görüşmeleri sürdürülen Transatlantik Anlaşması’nın imzalanma ihtimali. Bu anlaşma özellikle ABD’nin ticaretini olumlu etkileyecek, dünyanın ikinci büyük ekonomik gücü Çin’e karşı kısmi bir üstünlük sağlayabilecektir.
·  Çin’in Güney Çin Denizi ve Senkaku Adaları bölgesinde gerilimi arttırıcı faaliyetlerinin devam edeceği değerlendirilmektedir. Bu ise ABD’nin de içerisinde olduğu bir küresel gerilimin ateşini yükseltebilir.  
·  Suriye’nin geleceğini tayin maksadıyla BM’de daha ciddi çalışmalar başlatıldı. Ancak elle tutulur bir “muhalefet” üzerinde mutabakat sağlanamamış olması ve Esad rejimi üzerindeki Rusya baskısı, Suriye’nin yakın gelecekte istikrara kavuşmasını engelleyebilecektir.
·  Doğu Akdeniz ve Suriye’de biriken çeşitli ülke kuvvetleri arasında “kazara” çatışma riski.
 
 
Bölüm-II
2015’in Türkiye İçin Dış Politika-Güvenlik Politikası Açısından Özet Değerlendirmesi
 
  Türkiye için 2015 çok zor bir yıl oldu. Nitekim bunu ihracatın azalmasında, ekonominin küçülmesinde, PKK terör örgütüyle tekrar silahlı mücadeleye girilmesinde, Orta Doğu bataklığına daha fazla bulaşılmasında ve diğer konularda yaşadık. 2016’ya daha serinkanlı bakabilmek maksadıyla 2015’te Türkiye’nin “dış politika–güvenlik politikası”nın özetlenmesine karar verildi.
 
1. Genel Hususlar
  Her açıdan “zor bir yıl” olan 2015’te Türkiye’nin dış politika ve güvenlik politikası ağırlıklı gelişmeleri şöyle özetlenebilir:  
  23 Şubat’ta TSK; Suriye’de anlaşmalarla taahhüt altına alınmış Süleyman Şah Türbesi’ndeki mezar ve kemiklerle muhafız müfrezesini yurt içi nakliyat yapar gibi Türkiye’ye getirdi. Önce “zafer” olarak açıklanan bu hareket için Esad yönetimi, ABD, IŞİD ve PYD’ye haber verildiği anlaşıldı. Hatta türbe, PYD kontrolündeki Suriye topraklarına taşındı. 
  AKP, 7 Haziran’da beklediği çoğunluğu alamadı. Bir strateji değişikliğiyle ya AKP’li azınlık hükûmeti ya da erken seçim üzerinde duruldu. Bu arada Suriye’de, Türkiye sınırına yakın Tel Abyad bölgesinde IŞİD-PYD çatışmaları yüzünden son 3 günde 23 bin mülteci Türkiye’ye girdi.
  7 Haziran Seçimleri sonrası Türkiye’de daha önce olmadığı kadar güçlü bir algı yönetimi vardı. Bunlardan ilk ve daha güçlüsü, bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AKP tarafından yürütülen “Mevcut siyasi partilerle hükûmet kurmak mümkün değil. Türkiye, koalisyonla yönetilemez. HDP, terörle ilişkisini kesmedi, bizzat taraf oldu. MHP, her şeye ‘Hayır!’ diyor!” şeklinde özetleneniydi.
  İkincisi CHP’nin yürüttüğü “Erdoğan, başkan olmak için Anayasa’yı çiğniyor. MHP, her şeye ‘Hayır’ diyor!” şeklinde olanıydı. Burada özellikle üzerine yüklenilen MHP, iki tarafın alabildiğine kullandığı medya destekli algı operasyonunu görmekte gecikti. Programı, söylemleri tutarlı, samimi ve gerçekçi de olsa, “uzlaşmaz” görüntüde gösterilmesinin önüne geçilemedi. Savunmada kaldı. Sonuç itibarıyla AKP, tekrar tek başına iktidara ulaşacak oylara sahip oldu.
  Suriye-Irak’taki bölge dışı güçlerin etkisi, Türkiye’ye yönelik tehditlerde artış, mülteci akınları, ABD-Türkiye’nin “eğit-donat” projesinin fiyaskoyla sonuçlanması, Rusya’nın Suriye’ye yerleşerek hava harekâtına başlaması gibi gelişmeler 2015’in ikinci yarısında yaşandı.  Bu arada 10 Ekim’de Cumhuriyet tarihinin en büyük terör olayı (103 ölü, 300’e yakın yaralı) Ankara’da yaşandı.
  Rusya ile Suriye’de çıkarlar çatışırken Rus uçakları, Hatay’ın Yayladağı bölgesinde Ekim 2015 içerisinde 2 kez hava sahası ihlali yaptılar. Bir süre sonra bir Rus savaş uçağı aynı bölgede düşürüldü. Rusya ile beklenmedik ve yaptırımlarla destekli gerilimler başladı.
  Ankara’daki IŞİD terörü ardından IŞİD’e karşı da yurt içinde operasyonlar, Irak-İran sınırlarına yakın illerden 7’sinin 17 ilçesinde PKK-KCK ile sokak çatışmaları yaşandı. Tarihe belki de “Hendek Savaşları” olarak geçecek bu mücadelede Aralık 205 sonuna kadar 200’ü aşkın şehit verilirken 200 bin civarında insan yurtiçinde yer değiştirdi.
  Ekim-Kasım aylarında ise AB ile mülteci pazarlığı yapılıp AB görüşmeleri tekrar başlatılarak yeni fasılların açılmasına başlandı. Doğu Akdeniz’in gemi ve uçaklarla dolması, Irak’tan ültimatom ve İsrail’le normalleşme de gene yıl sonuna doğru geldi. Siber saldırılar, Irak’la krizler de gene yıl sonunda gelenler arasındaydı.
 
2.  PKK-KCK Terörüyle “Gaflet Dönemi” Denilebilecek “Çözüm Süreci” Sonrası Tekrar Mücadele
   23 Temmuz’da hükûmet, daha sonra IŞİD kaynaklı olduğu anlaşılan Suruç terörü ve 2 polisin infazla şehit edilmesini bahane ederek PKK-KCK’yla olan “çözüm süreci”ni rafa kaldırdı. Irak ve İran sınırına yakın olanlar başta olmak üzere, 7 ilin 17 ilçesinde çeşitli zamanlarda sokağa çıkma yasakları ilan edildi.
  Bu ilçelerden başta Diyarbakır’ın merkez ilçelerinden Sur, Şırnak’ın Cizre ve Mardin’in Nusaybin ilçesi olmak üzere, PKK’nın sözde gençlik yapılanması YDGH’nin kazdığı hendekleri aşabilmek için haftalarca uğraşıldığı oldu. Güvenlik güçleri, 2013’ün başlarında AKP iktidarının PKK’yla uzlaşmayla başlattığı “çözüm süreci” sonucu teröristlere bırakılan bu şehirlerde asayişi tekrar sağlayabilmek için adeta pösteki saymaya başladı.
  PKK’yla mücadele edilen ilçelerde 200 bine yakın kişinin göç ettiği, geçici göç durumuyla (sokağa çıkma yasağının ilan edildiği tarihler arasında terk edenler) bu sayının daha yüksek boyutlara ulaştığı görüldü. Aralık 2015 başlarında Emniyet istihbaratı tarafından hazırlandığı belirtilen bir rapora göre teröristlerin açtığı ateş, roketatar saldırıları, patlayıcılar yerleştirmek suretiyle yaptığı saldırılarda 783 kamu kurum ve kuruluşunda büyük hasar oluştu. 19 okul örgüt mensuplarınca sözde karargâh olarak kullanıldı. 22 Temmuz’dan itibaren 7 ile bağlı 17 ilçede sokağa çıkma yasağı uygulanırken 1 milyon 300 bin kişi bundan etkilendi.
  Bölgedeki illerde 7 bin kişi terörden doğan zararlarının karşılanması için valiliklere başvurdu. Operasyonların tamamlanmasının ardından ise bu sayının çok daha artacağı, sokağa çıkma yasağının devam etmesi ve PKK’nın baskısı nedeniyle birçok vatandaşın, korkudan zararların karşılanması için başvuruda bulunamadığı öne sürüldü.
  Bu mücadele sırasında bir ara Kandil’deki terör elebaşları tek yanlı “ateşkes” ilan etti. Ancak güvenlik güçleri buna uymayınca ateşkes havada kaldı. HDP Eş Başkanı Demirtaş, Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Olağanüstü Genel Kurulunun açılışında “Bu direniş zaferle sonuçlanacak, herkes halkın iradesine saygı duyacak. Kürtler artık kendi coğrafyasında siyasi irade olacak. Belki Kürtlerin bağımsız devleti de olacak federal devleti de kantonları da özerk bölgeleri de.” dedi. 
  PKK-KCK’nin Kandil elebaşları Karayılan ve Bayık’ın Aralık 2015’teki beyanlarından “demokratik özerklik” veya ortama göre bağımsızlık için terörü şiddetlendirebilecekleri anlaşılmaktadır. Özellikle Suriye ve Irak’taki karışıklığı fırsata dönüştürme planlaması içerisindeki örgüt, AKP iktidarının yanlışları sonucu ilişkilerin bozulduğu tüm bölge ülkelerinin resmî rejimlerinden destek alabilecek siyasi güce de ulaştırılmıştır. 
  Sonuç itibarıyla; eğer, daha önce sık sık “beyaz sayfa” açıldığı gibi, İmralı çıkışlı ancak hükûmet tarafından kabul edilen yeni bir hamle gelmezse, PKK’nın terör faaliyetleri çok daha şiddetli ve yurt sathında beklenmedik alanlarda da cereyan edebilir.
 
3. Mülteci Sorununda AB’nin Can Simidi Türkiye ve AB Görüşmelerine Devam
   AB ile 29 Kasım 2015’te Brüksel’deki zirveyle yeni bir başlangıç yapıldı. Zirve sonrası yayımlanan bildiride, Türkiye’nin AB’ye katılım sürecinin hızlandırılmasına yönelik vurgu dikkat çekerken geri kabul anlaşmasının uygulanması ve öngörülen şartların karşılanması durumunda Türk vatandaşlarına vizesiz Avrupa için Ekim 2016 hedef tarih olarak gösterildi. Anılan zirve sonucunda belirlenen önemli hususlar şöyledir:
  a. Yılda iki kez, uygun formatta düzenli zirve yapılması kararlaştırıldı. Bu zirvelerde Türkiye-AB ilişkileri ve uluslararası konular ele alınacak. Bakanlar/Yüksek Temsilci/ Komiser düzeyinde kapsamlı, düzenli siyasi diyalog toplantıları düzenlenecek.
  b. 14 Aralık’ta 17. (ekonomik ve parasal politika) başlığın açılması için hükûmetler arası konferans düzenlenmesi kararlaştırıldı. AB Komisyonunun 2016’nın ilk çeyreğinde bazı başlıkların açılmasına yönelik hazırlık çalışmalarını tamamlama taahhüdü not edildi. Sonradan daha fazla başlık için hazırlık çalışması başlatılabileceği vurgulandı.
  c. AB Komisyonu vize liberalizasyonu yol haritası konusundaki ikinci değerlendirme raporunu Mart 2016 başında açıklayacak. Her iki taraf Komisyonun 2016 sonbaharında Schengen alanına giren Türk vatandaşlarına vize muafiyeti tavsiyesi içeren üçüncü raporunu yayımlayabilmesi için geri kabul anlaşmasının (GKA) Haziran 2016’dan itibaren tam olarak uygulanması gerektiği konusunda anlaştı. Yol haritasının bütün unsurlarının karşılanması şartıyla vize muafiyeti için hedef Ekim 2016.
  d. AB, Türkiye’ye derhâl ve sürekli insani yardım sağlayacak, genel mali yardım belirgin şekilde artırılacak. AB, mülteciler için başlangıç olarak 3 milyar avro vermeyi vadetti.
  e. 15 Ekim 2015’te üzerinde anlaşılan “Ortak Eylem Planı” hayata geçirilecek. Özellikle kural dışı göçmen akınının frenlenmesinde sonuç alınması gerekiyor. Uluslararası korumaya ihtiyacı olmayanların Türkiye ve AB’ye seyahatlerinin önlenmesi, mevcut ikili geri kabul anlaşmalarının uygulanması, koruma ihtiyacı olmayanların hızlı şekilde ülkelerine gönderilmesi konularında iş birliği artırılacak.
  f. Gümrük Birliği’nin güncelleştirilmesine yönelik hazırlık çalışmaları tamamlandıktan sonra resmî görüşmelerin 2016 sonuna doğru başlatılabileceği ifade edildi.
  Türkiye-AB zirvesi sonunda AB Komisyonunun Türkiye’nin katılım müzakere sürecini hızlandırmak amacıyla bazı başlıkların açılması için 2016 yılının ilk çeyreğinde hazırlıkların tamamlanacağı kaydedildi. Başlıkların kapsamı Kıbrıs Rum kesimi blokajı nedeniyle açıkça yazılmasa da daha sonra şu başlıklar olacağı anlaşıldı: (a) 15. başlık: Enerji, (b) 23. başlık: Yargı ve temel haklar, (c) 24. başlık: Adalet, özgürlük ve güvenlik, (d) 26. başlık: Eğitim ve kültür, (e) 31. başlık: Dış politikayla güvenlik ve savunma politikası. Bu uzlaşma doğrultusunda 14 Aralık 2015’te, Türkiye’nin AB ile üyelik müzakerelerinde 17 numaralı ekonomik ve parasal politika faslı Brüksel’de açıldı.
  AB-Türkiye görüşmelerine giden yolda Türkiye fasılların açılmasını ve vizenin bir an önce kalkmasını isterken AB’nin mültecileri Türkiye’de tutma ve Avrupa’ya illegal geçenleri geri almanın dışında Türkiye’den beklenti ve talepleri içerisinde medya özgürlüğü, yargı bağımsızlığı, temel hak ve özgürlüklere saygı, yolsuzlukların üzerine gidilmesi, “Kürt sorunu”nun çözümü, geçici koruma altındaki Suriyelilerin iş gücü piyasasına erişimi vardı.
  Sonuç itibarıyla; AB’nin mülteci sorunlarını çözme karşılığında beklentiler, başta vize muafiyeti olmak üzere oldukça arttı. Bu yeni umutlara karşılık Kıbrıs Rum Kesimi Lideri Anastasiyadis de “Kıbrıs’ın vetolarının sürdüreceği” tehdidini sürdürdü. AB ile ilişkiler hâlâ dipsiz bir kuyu bilinmezliği içerisindedir.
 
4. Rusya, Suriye’de İç Savaşa Müdahil Oluyor: Türkiye-Rusya Gerilimi
  1 Ekim’de Rusya Parlamentosu, Rus askerlerinin yurt dışında görevlendirilmesine oy birliğiyle onay verdi. Bu gelişmeden birkaç saat sonra Rusya, Humus yakınlarında ilk hava operasyonunu gerçekleştirdi. Rusya, aslında Ağustos sonundan itibaren Suriye’de asker, uzman ve silah nakliyatıyla yığınak yapılmasına hız vermişti.
  Rusya’nın 30 Eylül’de başladığı Suriye operasyonunun ikinci gününde Türk jetleri ile Rus jetleri karşı karşıya geldi, Türk kaynaklara göre Rusya, Yayladağı’nın yanı başındaki Yamadiya’yı vururken Ankara’nın 5 millik angajman kuralları içinde ilan ettiği bölgeye girdi. Devriyedeki Türk F-16 uçakları, Rus uçaklarına radarla kilitlendi. Radar kilitlenmesiyle havada ikaz yapılan Rus uçakları önlendiler. Bir ABD’li yetkili ise Rus uçağının Türk hava sahasına girdiğini buna karşın vurulmadığını söyledi. 6 Ekim’de Rusya, Suriye’de hava harekâtına başlamasından sonra Türkiye hava sahasını iki kez ihlal etti.
  24 Kasım’da Hatay Yayladağı’nda sınır ihlali yaptığı tespit edilen bir savaş uçağı, Türk F-16’ları tarafından düşürüldü. Düşürülen uçağın Rusya’ya ait bir SU-24 tipi uçak olduğunun ortaya çıkmasıyla iki ülke arasındaki ilişkiler geri dönülmesi zor bir hâle geldi.
  Rusya Devlet Başkanı Putin, “Türkiye terör ile mücadelemizde bizi sırtımızdan vurmuştur!” diyerek oldukça sert ifadeler kullandı. 3 Aralık’ta Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu ile Rus mevkidaşı Lavrov, AGİT 22. Bakanlar Konseyi toplantısında yaklaşık 40 dakika süren görüşme yaptı. Ama görüşmenin sonunda çözüm yoktu. Rusya giderek sertleşiyordu.
  Rus uçağı sadece Türk hava sahasını ihlal ettiği için değil, Türkmendağı’ndaki Türkmenleri de vurduğu için de düşürüldü diyenler oldu. Ama uçağın düşürülmesi sonucu Rusya’nın bölgedeki hava hâkimiyeti kurması kolaylaşırken Türkmenlerin savunma çabaları zorlaştı. Türkmenler, kendilerini “muhalif”ten görmeyen Suriyeli “muhalifler”le beraber olmaya neden mecbur edilmişti? AKP iktidarı bunda hangi yararı görmüştü? Yararı varsa Türkmenler ne diye kaderleriyle baş başa ve yalnız bırakılmıştı?
  Rusya yaptırımlara başladı. Turizm, tekstil, yaş meyve ve sebze ticareti, inşaat sektörü yaptırımdan en büyük zararı görenlerden. Rusya tazminat ve özür talebi yanında sorumluların cezalandırılmasını istedi. Türkiye “Hayır!” diyerek rest çekti. Gerilim giderek artmaktadır.
 
5.  Suriye’deki Gelişmeler ve Türkiye
  19 Şubat 2015’te Türkiye-ABD arasında Suriyeli muhalifler için imzalanan 500 milyon dolar bütçeli “eğit-donat”  programı beklendiği gibi 9 Ekim’de fiyaskoyla neticelendi. Ancak Rusya, ABD, İngiltere ve Almanya Suriye’ye hava harekâtı yapmak üzere doluştular.
 
  a. Rusya ve Suriye
  Rusya, Ekim başlarında Suriye’nin Akdeniz sahillerine yakın yerlerde Esad rejiminin “muhalif” diye işaret ettiği hedeflere hava taarruzlarına başladı. Ekim’in 2. haftasında Rusya, IŞİD ve el-Kaide’nin Suriye kolu el-Nusra Cephesine ait hedefleri Hazar Denizi’ndeki dört savaş gemisinden ateşlediği 26 füzeyle vurdu. 1.500 km uzaktaki 11 hedefin tamamının imha edildiği bildirilen bu harekâtta, 4 bin km. menzilli Kalibr-NK füzeleri kullanıldı. Füzeler, Suriye’deki hedeflere İran ve Irak hava sahası üzerinden geçerek ulaştı.
  Rusya’nın vurduğu hedefler içerisinde Türkmenler ve Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) ile siviller de vardı. Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International), Eylül 2015 sonu ile Kasım 2015 sonu arasında Halep, İdlib ve Humus’ta meskûn yerlere 25 Rus uçağı saldırısı sonucu 200’e yakın sivil ve masum insanın katledildiğini bildirdi. Uluslararası Gözlemciler raporuna göre ise Rus saldırıları yüzünden ölenlerin toplam sayısı 2.132’ydi. Bunlardan 598’i IŞİD militanı, 824’ü el-Nusra Cephesinden ve 161’i çocuk, 104’ü kadın olmak üzere 710’u da sivildi. 
 
  b. Fransa, Almanya ve İngiltere de Suriye’de
  IŞİD’e karşı Ağustos 2014’te ABD öncülüğünde başlayan uluslararası koalisyonun hava harekâtı, 23 Temmuz’da hükûmetin, IŞİD’in Suruç’ta düzenlediği canlı bomba saldırısından ABD uçaklarına İncirlik Hava Üssü’nü açmasıyla yeni bir boyut kazandı. Bu mutabakatla ABD’ye ilaveten, “Türkiye-ABD ve ABD liderliğindeki koalisyon güçleriyle birlikte kapsamlı ortak hareket etme eylem planı” da yürürlüğe kondu. Türkiye ilk kez Suriye’deki IŞİD hedeflerine hava harekâtı yaptı. 
  ABD de İncirlik’e yığınaklama başlattı. Aralık 2015 başı itibarıyla İncirlik Üssü’nde ABD’ye ait 6 F-15C, 6 F-15E, 12 A-10 “tank katili” bombardıman uçağı bulunmaktadır. F-15C’ler uçaklara karşı, F-15E ve A-10’lar kara hedeflerine karşı konuşlandırıldılar. Diyarbakır’a konuşlu 300 asker ile birlikte Türkiye’deki ABD askeri sayısı 1.200’e ulaştı.
  Özellikle Paris’i kana bulayan IŞİD teröründen sonra çarklar daha hızlı dönmeye, IŞİD’e karşı önlemler ve Suriye’nin geleceği konusunda peş peşe kararlar alınmaya başladı. Bu bağlamda Doğu Akdeniz’e bir uçak gemisi ve firkateyn gönderen Fransa, Aralık 2015’te Suriye’deki IŞİD mevzilerine hava harekâtı düzenlemeye başladı.
  Almanya da Fransa, Irak ve uluslararası koalisyonun IŞİD’e karşı mücadelesine destek vermek amacıyla, Suriye’ye 1.200 asker, 4 ile 6 arasında Tornado keşif uçağı, bir firkateyn ve yakıt ikmal uçağı gönderme kararı aldı. Uçakların ilk partisini Aralık 2015’in sonlarında İncirlik’e nakleden Almanya, lojistik için İncirlik’i kullanma izni aldı.
  Irak’ta 2014’ten beri IŞİD’e karşı hava harekâtı yapan İngiltere, Irak’ta IŞİD’e yönelik hava saldırılarını Mart 2017’ye kadar uzattı, Danimarka, Hollanda, Belçika, İspanya ve İtalya da bölgeye gemi gönderdi. Rusların ise Ağustos’tan itibaren Tartus Limanı’nda muharip ve lojistik destek gemileriyle yoğunlaştığı görülmektedir. Çin ve İran’dan da gemilerin gelmesi beklenmektedir.
  Türkiye-Rusya arasında Rus uçağının düşürülmesi üzerine yaşanan gerilimler ve Rusya’nın misilleme yaparak gerilimi daha da tırmandırabileceği endişesiyle ABD’nin, Türk uçaklarıyla IŞİD’e karşı Suriye’deki operasyonlara daha çok katılması konusundaki ısrarı bırakıldı.
  Suriye’den olası füze saldırısına karşılık Adana’daki İspanya’ya ait Patriot hava savunma bataryasının bir yıl daha Türkiye’de kalması kararı alındı. İtalya da 2016 ilkbahar aylarına kadar SAMP-T füzelerini yerleştirerek Türkiye’nin hava savunma sistemine destek verecek.
  NATO, Türkiye’nin hava güvenliğine destek için AWACS tipi erken uyarı ve devriye uçağı gönderme kararı aldı. Destek planı kapsamında Türkiye’nin hava sahasının güvenliği arttırılacak, Doğu Akdeniz’e daha fazla deniz gücü desteği verilecek, ortak tatbikatlar yapılacak. Bunlar da külfeti gerektirmektedir.
 
  c. Suriyeli Sığınmacılar ve Türkiye 
  Türkiye’deki Suriyeli sığınmacı sayısı, 240 bin civarında kamplarda olmak üzere 2,5 milyonun üzerindedir. Bunlar için Türkiye’nin harcamasının 8-8,5 milyar doları bulduğu söyleniyor. Ama Suriyeli mülteciler sadece Avrupa yollarındayken değil, Türkiye’de iken de dünya kamuoyunun merceği altında. New York merkezli İnsan Hakları İzleme Örgütünün(HRW) Türkiye’de yaşayan Suriyeli çocuklarla ilgili 59 sayfalık kapsamlı raporunda, Türkiye’de Suriyeli çocukların örgün eğitim almalarını engelleyen faktörler ve bunun yol açtığı riskler ortaya konuldu.
  Rapora göre 2014-2015 döneminde Türkiye’de okul çağındaki 708 bin Suriyeli çocuktan sadece 212 bini okullarda ders görüyor. 40 bin kadar çocuk da Arapça eğitim sunan Suriye geçici eğitim merkezlerinde okuyor. 400 binden fazla çocuk ise okula gitmiyor. 20’yi aşkın mülteci kampındaki çocukların %90’ı okula giderken bu oran kamp dışında yaşayanlar arasında %25’le sınırlıdır.
  HRW, çocukların eğitim eksikliğinin tüm bir nesil için çok ciddi sonuçları olabileceğini ifadeyle, “Çocuklar sokağa düşecek veya savaşmak için Suriye’ye geri dönecek. Radikalleşecekler veya Avrupa yolunda denizde can verecekler!” diyerek şu çağrıda bulundu: (a) Suriyeli mültecilerin yasal olarak çalışmasına izin verilmeli. (b) Suriyeli çocukların devlet okulu sistemine erişimini garanti altına alan ulusal düzenlemeye bütün illerde ve devlet okullarında uyulması sağlanmalı. (c) Öğrencilere dil desteği, öğretmenlere mülteci çocukların eğitimine özel zorluklarla ilgili eğitim verilmeli.
 
  d. Suriye’deki PKK Uzantısı PYD Sebebiyle Sorunlar
  Suriye’deki PKK uzantısı PYD de Türkiye’nin büyüyen sorunları arasındadır. Ocak 2014’te PYD tarafından özerkliği ilan edilen Suriye’nin kuzeyindeki Cizre, Kobani ve Afrin kantonlarına, 22 Ekim 2015’te de“Tel Abyad” eklendi.
  2015’in 2’nci yarısında önce ABD kuvvetleri tarafından 50 ton silah atılan PYD’ye, Rusya da silah yardımı yaptı. Hatta Rusya Kobani’de bir büro bile açtı.
  ABD ve koalisyon güçlerinin hava desteği sayesinde Suriye’nin kuzeyinde ve sınır kapılarının çoğunu ele geçiren PYD konusunda Türkiye ile ABD 180 derece farklı düşünmektedir. Bu bağlamda ABD; IŞİD’e karşı mücadelede başarılarını kanıtlamış olan PYD’nin sözde askerî kolu YPG’yi terörist örgüt olarak değerlendirmemektedir. 
  IHS Jane’s’in raporunda 2015’te Suriye’de en kazançlı çıkan kesimin, kontrol ettikleri alanları %186 oranında artıran Suriye Kürtleri olduğu belirtilmektedir.
  Hem IŞİD tehdidi, hem kitle hâlinde mülteci akını ihtimali ve hem de Cerablus-Afrin arasındaki Mare hattını “kırmızı çizgi” ilan eden Türkiye, Suriye ve Irak sınırında oldukça külfetli düzenlemelere de başladı. TSK’ya göre Aralık 2015 itibarıyla 911 km uzunluğundaki Suriye sınırına 23 km modüler beton duvar, 108 km kafes tel/fens teli, 386 km hendek, 80 km toprak set, 423 km’lik bölümde sınır aydınlatması ve 1.450 km hudut devriye yolu ıslah edilmiş.
  Bu bağlamda hudut hattında TSK’nin 4 hudut alayı, 12 hudut taburu, 37 hudut bölüğü, 139 hudut karakolu görevlidir. Bu birliklerde takviyelerle birlikte görevli personel miktarı, Kara Kuvvetlerinin hudutlarda görevli tüm personelinin yaklaşık %30’udur. Suriye sınırı fiziki güvenlik sistemi güçlendirme çalışmalarına yaklaşık 300 milyon TL kaynak harcandı.
 
6. Türkiye – Irak Gerilimi ve Irak’la İlgili Diğer Gelişmeler
 
   a. Irak’ın kuzeyindeki Türk askerî birliği sorunu: Türk Silahlı Kuvvetleri, Aralık 2015 başlarında ve peşmergelerin eğitimi için Erbil-Musul yolu üzerindeki Başika bölgesinde bulunan askerî birliği değiştireceğini duyurdu. Türk birliğinin değiştirilmesi için Başika bölgesine 150 civarında asker kara yoluyla gönderildi. Bölgedeki olağanüstü şartlar nedeniyle sevk sırasında birliklerin güvenliği için 20-25 tank da bölgeye intikal etti.
  Ancak, Bamerni ve Başika başta olmak üzere, bölgedeki Türk asker sayısının 2 bini aşacağının duyulmasıyla Irak merkezî hükûmeti Türk askerinin geri çekilmesini istedi. Dışişleri Müsteşarı F. Sinirlioğlu ve MİT Müsteşarı H. Fidan “Başbakan özel temsilcileri” olarak Irak Başbakanı İbadi’yle görüştüler. Ama sorun çözülemedi. Türkiye; IŞİD Musul’a girdikten sonra, o sırada Musul Valisi olan el-Nuceyfi’nin isteği ile bölgeye girildiğini, Irak Kürt Yönetimi Lideri Barzani’nin de bunu istediğini ifadeyle Irak merkezî hükûmetince bunların bilindiğini söyledi. Ama Irak hükûmeti TSK’nin Irak’ı terk etmesinde ısrarcıydı.
  ABD Başkanı Obama’nın IŞİD’le Mücadele Küresel Koalisyonu Özel Temsilcisi Brett McGurk da bu konuda Türkiye’yi eleştirdi. Başkan Yardımcısı Joe Biden da Türkiye’ye Bağdat’ın onay vermediği Irak’taki tüm askerî kuvvetlerini geri çekme çağrısı yaptı.
  ABD Başkanı Obama da 18 Aralık 2015’te Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı telefonla arayarak “Türk askerî kuvvetlerinin çekilmeye devam etmesi dâhil, Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan Irak’la olan gerginliği azaltmak için ilave adımlar atmasını, Türkiye’nin Irak’ın egemenliği ve toprak bütünlüğüne saygı göstermesini” istedi.
  Arap Birliği’nde dışişleri bakanları seviyesinde düzenlenen olağan dışı toplantıda, TSK’nin Irak topraklarındaki varlığı kınandı. Bildirgenin 2. maddesinde Türk hükûmetinden Irak’taki güçleri kayıtsız şartsız derhâl çekmesi çağrısı yapıldı. Bu kınamaya son aylarda Türkiye’yi yönetenlerle içtiği su ayrı gitmeyen Katar’ın bile itiraz etmemesi anlaşılamadı.
  Aslında Irak Dışişleri Bakanı el Caferî, Eylül’ün ikinci haftasında Türkiye’nin Bağdat büyükelçisini çağırarak PKK terörüne karşı operasyonların kendileriyle koordineli bir şekilde yürütülmesini istemişti. Türkiye’nin kendisini savunma hakkına saygı duyduğunu belirten Iraklı bakan, Ankara’nın şimdiye kadar özel kuvvetlerin PKK’yı takip için sınırı geçmeleri de dâhil hiçbir operasyonda kendileriyle irtibata geçmediğini kaydetmişti.
  Peşmergeleri eğitmek için Irak kuzeyine gönderilen Türk askeri konusunda AKP iktidarının uluslararası ilişkiler esasına göre hareket etmediği anlaşılmaktadır. Aynı bölgede Türkiye’ye ilaveten başka ülkelerin (ABD, İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya vb.) askerleri de peşmergeye eğitim ve silah desteği vermekte, ancak bu ülkeler için bir şikâyet yoktur. Anlaşıldığı kadarıyla Türkiye; diğer ülkeler hilafına, Irak merkezî hükûmetiyle bir protokol imzalamamıştır.
 
  b. Irak Kürt Bölgesel Yönetimi bağımsızlığa mı koşuyor? Irak’taki bir diğer önemli gelişme de Irak Kürt Bölgesel Yönetiminin(IKBY) kararlarıyla ilgilidir. Irak kuzey yönetiminde, Kürdistan Demokrat Partisinin(KDP) yetkili isimlerinden Aras Haso Mirhan, Rûdaw’a yaptığı açıklamada, 20 Aralık’ta Genel Başkan Mesud Barzani başkanlığındaki toplantının ana gündemlerinden birinin bağımsızlık olduğunu, Barzani'nin referandum için diğer partilerle görüşmeye başlanmasını istediğini bildirdi. Barzani’nin, 3 Temmuz 2014’te Kürdistan Parlamentosundaki kapalı oturumda da bağımsızlık için referandum hazırlığı yapılmasını talep ettiği öğrenilmiş ama IŞİD’le mücadele sebebiyle tehir edilmişti.
  Irak’ın kuzeyinde IŞİD’in tehdit ettiği veya IŞİD’den alınan tüm bölgeler IKBY’nin eline geçti. Bir bakıma Türkiye-Irak sınırının Irak tarafı neredeyse Iraklı Kürtlerle çevrelendi.
  Türkiye’nin Irak politikası 2003’te ABD’nin Irak işgalinden beri çok az doğrularla devam ediyor. Petrolü için sırtı sıvazlanan Barzani, yarın bağımsızlığını ilan ederse alkışlayacak mıyız? Yoksa tanımayacak ve her şeyi yıkacak mıyız? Bu sorulara AKP iktidarının somut bir cevap verebileceği dahi şüphelidir.
 
  c. Bir münferit olay: 2 Eylül’de 18 Türk işçisi Irak’ın başkenti Bağdat’ın Sadr şehrinde, askerî üniforma giyen maskeli kişilerce kaçırıldı. Şii grubun kaçırdığı işçilerden 2. 16 Eylül, 16’sı ise 30 Eylül’de serbest bırakıldı. Bu gelişme, Türkiye’nin Irak’ta ve bölgedeki saygınlığını zedeledi.
 
7. 1915 Ermeni Tehciri’nin 100. Yılı ve Türkiye 
   Ermeni tehcirinin 100. yılı sebebiyle Türkiye aleyhine gelişmeler yaşandı. Türkiye 7 Haziran Genel Seçimlerine hazırlanırken Ermenistan ve Ermeni diasporası da Türkiye’yi köşeye sıkıştırmakla meşguldü. 12 Nisan’da Papa, 1915 Ermeni zorunlu göçüne “soykırım” diyerek kapıyı araladı. 15 Nisan’da bu kez de Avrupa Parlamentosu, 1915 Olaylarını “soykırım” olarak niteledi ve Türkiye’ye geçmişiyle yüzleşerek “tanıma” çağrısı yaptığı karar, ezici çoğunlukla kabul edildi.
  Ermeni meselesinde bir diğer darbe de Rusya’dan geldi. Ermenistan’da 24 Nisan’daki 1915 Olaylarının 100. yıl dönümü törenlerine gitmeden önce Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de “soykırım” dedi.
  Neyse ki ABD Başkanı Obama en azından 100. yılda da “soykırım” dememiş, 24 Nisan’la ilgili açıklamasında, Ermenice “büyük felaket” anlamına gelen “meds yeghern” ifadesini bir kez daha tekrarlamış, Ermenilerin büyük tepkisini çekmişti.
  2015’te Ermeni meselesi hakkında en önemli gelişme, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin(AİHM) 15 Ekim’de Doğu Perinçek Davası’ndaki nihai kararında yaşandı. AİHM’de Büyük Daire, Perinçek-İsviçre Davası’nda Doğu Perinçek lehine karar vermişti. Yani İsviçre’nin “Ermeni soykırımı yoktur.” denmesinin cezalandırılması hükmü, AİHM kararıyla hükümsüz kılınıyordu. Perinçek gibi, “Ermeni soykırımı yoktur!” diyenler cezalandırılamayacaktı.
 
8.  Türkiye – İsrail İlişkilerinde Düzelmeye Doğru
  Aralık ayının 3. haftasında Türkiye-İsrail ilişkilerinde düzelmenin yakın olduğu haberi verildi. İsrail’in Haaretz gazetesine konuşan İsrailli bir yetkili, henüz nihai anlaşmanın imzalanmadığını belirterek “Hâlâ bazı detaylar üzerinde çalışmak durumundayız. Ancak kriz çözüm yoluna girdi.” diye konuştu.  İddia edilen beş madde şöyledir:

  • İsrail, Mavi Marmara saldırısındaki mağdur ve kurbanlar için 20 milyon dolarlık bir tazminat fonu oluşturacak.
  • Türkiye ve İsrail, karşılıklı olarak büyükelçiler atayacak.
  • Mavi Marmara baskını için İsrail askerlerine yönelik suçlamalar düşürülecek.
  • Türkiye, Hamas liderlerinden Salih el-Aruri’yi sınır dışı edecek. Örgütün Türkiye’deki faaliyetleri kısıtlanacak.
  • Türkiye ve İsrail doğal gaz sahalarında iş birliğine gidecek. Türkiye, İsrail’den doğal gaz satın alacak. İsrail, Türkiye’de inşa edilecek boru hattıyla Avrupa’ya doğal gaz satacak.
  İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu bir süre önce yaptığı açıklamada İsrail’in Türkiye’ye doğal gaz satışı konusunda Ankara ile görüşme hâlinde olduğunu söylemişti. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan da iki ülke arasındaki ilişkilerin normalleşmesinin bölge için hayati önem taşıdığını kaydetmişti.
  Haaretz’e konuşan İsrailli bir yetkiliyse Gazze’ye yönelik ablukanın kaldırılması önerisinin müzakere masasında olduğunu doğrulayarak “Fikirler var ancak konuya henüz çözüm bulunmuş değil. Kolay değil.” yorumunu yaptı.
  Bu haberler özellikle Rusya ile ilişkilerin bozulduğu ve doğal gaz ihtiyacının alternatifinin arandığı bir sırada kamuoyunu oyalamak için öne çıkarıldığı değerlendirilmektedir. Zira İsrail gazı hâlen Türkiye’ye satılabilir biçimde değildir. Bu doğal gaz yatakları denizin altında olup saha geliştirmesi için 2 yıl civarında zamana ihtiyaç vardır. Eğer 2016’da sözleşme imzalanır ve saha geliştirme çalışmaları başlarsa en erken 2019’da İsrail’den Türkiye’ye gaz akışı başlayabilir. Sahadaki platform ile Türkiye sahili arasında da yaklaşık 475 kilometrelik bir boru hattının inşasına ihtiyaç vardır.
  Şayet proje gerçekleştirilebilirse Türkiye’ye 25 yıl boyunca İsrail’den yıllık 10 milyar metreküp(bcm) yani toplamda yaklaşık 250 milyar metreküp doğal gaz gelebilir. Türkiye’nin 2014 yılındaki 49,2 bcm doğal gaz ithalatı dikkate alındığında, yıllık 10 milyar metreküp gaz, Türkiye’nin şu anki toplam gaz ithalatının %21’ini karşılayabilecektir.
 
9. Türkiye ile İlgili Diğer Önemli Münferit Olaylar
  a. IKYB’nin bağımsızlık ilanı riski: Barzani yönetiminin; IŞİD’le mücadele sonunda, ortamı müsait bulması hâlinde bağımsızlık ilanına çok yakın olacağı değerlendirilmektedir. Daha önceki raporlarda da sunulduğu üzere, bundan önce IŞİD’ten kurtarılan yerlere nasıl ki peşmerge yerleştiyse bundan sonra da yerleşerek muhtemel Kürt devletinin toprakları geniş tutulmaya çalışılacaktır. Irak’ta Şii ve Sünni Arapların kutuplaşması da bu ilanı kolaylaştıracaktır.
  b. Siber terör ve Türkiye: Son 15 gün içerisinde Türkiye’de özellikle sonu “tr” ile biten İnternet kullanıcıları siber terör saldırısına uğradı. Türkiye’nin çıkışına yönelik trafiğin 10 bin kat artırıldığını belirten uzmanlara göre, devamı gelebilecek saldırıların önlenmesi için mutlaka hızlı ve etkili tedbirler alınmalıdır. 
 
10.  Türkiye ile İlgili 2016’ta Beklenen Gelişmeler ve Öngörüler
 
   Dünya ile ilgili bazı gelişmeler ve öngörüler, Türkiye için de geçerlidir. Bunlardan öne çıkması muhtemel olanlar şöyledir:
·  IŞİD terörü Türkiye için giderek daha tehlikeli bir hâl alabilecek potansiyele sahiptir.
·  Mülteci sorunu, araya AB’nin taahhütlerinin girmesiyle Türkiye’yi oldukça rahatsız edebilecek gelişmeler gebedir.
·  Rusya’nın yaptırımları yıl sonu itibarıyla etkisini hissettirmişti. 2016’da ise olumsuz etkisini daha da arttırabilecek bir eğilim izlemektedir.
·  Türkiye, PKK terörüyle henüz belirli alanlarda silahlı mücadelede bulundu. Ama henüz PKK terörüyle topyekûn mücadeleye başlamadığı için, bu sorunun 4-8 yıl daha sürmesi mümkündür.
·  Dövizdeki hareketlenme ve 2015’te dolar ve avroya karşı eriyen TL’nin, dolayısıyla ihracatın olumsuz etkilenmeyi sürdüreceği beklenmektedir. Bu olumsuzluğu kamuoyundan gizlemek maksadıyla AKP iktidarıyla Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın suni gündemler ve algı yönetimine hız vermesi beklenmektedir.
·  Başkanlık sistemi tartışmaları artarak devam edecek, Erdoğan’ın bu tutkusu için bekleyen her önemli konu bir kenara bırakılacak gibi görünmektedir. Bu konuyla bağlantılı bir diğer konu da yeni Anayasa meselesidir.
·  AB görüşmelerinin beklentisiz ve âdet yerini bulsun kabilinden yapılacağı, iyi bir sonuç için en azından “vizenin kalkması”nın beklenmesi gerektiği düşünülmektedir.
·  Kıbrıs’ta çözüm yakın mı? Kıbrıs’ta Türkiye’nin kontrolü dışında ve âdeta “Ver kurtul!” şeklinde gelişmeler yaşanmaktadır. 2016’da Kıbrıs Rum kesimindeki seçimler, iki toplum lideri arasındaki görüşmelerin “bahar havası” görüntüsünü ters döndürebilir.
·  2015’in son haftalarında Türkiye’de sıkıntı yaratan siber terör olaylarının 2016’da da önlemlerin alınmaması hâlinde devam edeceği değerlendirilmektedir.
·  Irak’la 2016’da Rusya ve İran’ın etkisiyle gerilimli dönemin devam etmesi beklenmektedir.
·  AKP yönetiminin Barzani liderliğindeki muhtemel “bağımsızlık” ilanı konusundaki tepkisi meçhuldür. Zira Başika’daki TSK sebebiyle yaşanan kriz dışında “Irak’ın toprak bütünlüğü”nü telaffuz etmemişti.