IX. YASAMA DÖNEMİNDE İKTİDAR-MUHALEFET İLİŞKİLERİNDE İLK GERİLİM:KORE'YE ASKER GÖNDERME KARARI VE DİĞER GELİŞMELER

26 Eylül 2020 12:23 Elmas ŞİMŞEK
Okunma
337
IX. YASAMA DÖNEMİNDE İKTİDAR-MUHALEFET İLİŞKİLERİNDE İLK GERİLİM:KOREYE ASKER GÖNDERME KARARI VE DİĞER GELİŞMELER

IX. Yasama Döneminde İktidar- Muhalefet İlişkilerinde İlk Gerilim: Kore’ye Asker Gönderme Kararı ve Diğer Gelişmeler

Elmas Şimşek

Giriş
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra dünyada güç dengesinde büyük bir değişim yaşanırken aynı zamanda, Almanya, İtalya, Japonya’da hâkim olan faşist yönetimlerin yıkılması da dünya siyasi tarihinde çok büyük etki yapmış ve 20. yüzyılın ortalarına doğru tek partili ve çok partili rejimler karşı karşıya gelmeye başlamıştır. (Türkmen, 2017: 520.)
İkinci Dünya Savaşı sonrasında da aktif bir tarafsızlık takip eden İnönü yönetimi Türkiye’yi 1945’te Birleşmiş Milletlere (BM) üye yaparak, Türkiye’nin demokratik prensiplere daha uygun daha hür bir rejime geçmesini taahhüt ederek Batı ve ABD’ye karşı bir adım atmıştı. (Türkmen, 2017: 522.)
Nitekim 14 Mayıs 1950 tarihinde Türkiye’ye çok partili hayatla gelen demokrasi rejimi Cumhuriyet Halk Partisinin iktidarlığı döneminde takip ettiği ABD politikasının bir meyvesi olarak değerlendirebiliriz.
14 Mayıs 1950 tarihinde gerçekleşen seçimlerde yaklaşık 8,5 milyon seçmen sandık başına giderek oyunu kullanmıştır: Seçim sonuçlarına göre oyların %53’59’unu kazanan Demokrat Parti, meclise büyük bir çoğunlukla girerek, CHP’den iktidarı devralmıştır. (Lewis, 2015: 409.)
Bu seçim “Beyaz İhtilal” olarak tarihe adını yazdırır. DP’nin seçim başarısı, halkın 27 sene boyunca devam eden tek parti rejimine karşı birikmiş öfke, şikâyetlerin bir yansıması olduğu kadar, hızla değişen toplumun ileriye dönük özlemlerini de ifade ediyordu. (Karpat, 2016: 169.)
DP iktidarı, genelde CHP’nin dış politikasını benimsemiş ve devam ettirmiştir. Fakat Demokrat Parti yönetiminin özellikle ekonomik kalkınma yolu bakımından Batı’ya daha yakın bir özellik taşıması, Türkiye’nin Batı’ya bağlanma çizgisinde daha belirli ve mecburi bir istikamet vermiştir. (Sarınay, 1988: 86)
Bu istikametlerden biri de Kore’ye asker gönderme kararıdır. Türkiye, ABD’den sonra Kore’ye BM emrine askerî kuvvetini veren ikinci ülkedir. DP bu kararı TBMM’ye getirmeden, muhalefet partilere danışılmadan alması iktidar ve muhalefet arasında ciddi bir gerilime neden olmuş ve bu gerilim Türkiye’nin NATO’ya girişine kadar sürmüştür.
DP iktidara gelişinin daha ikinci ayını doldurmadan, 25 Haziran 1950’de Kuzey Kore’nin Güney Kore’ye saldırması ile Kore Savaşı patlak vermiştir. ABD Konuyu BM’ye taşıyarak, BM üyelerine bu saldırıyı geri püskürtmek ve barış, güvenliğin yeniden kurulmasını sağlamak için Güney Kore’ye gereken yardımı yapılması için çağrıda bulunmuş: 7 Temmuz 1950 alınan bir karar ile de BM üyelerinin Güney Kore’ye göndereceği askerî birliklerin ABD otoritesinde kurulacak Birleşik Komutanlığının emrine verilmesi istenmiştir. (Soysal, 2000: 13.)
BM’nin bu yardım çağrısı Türkiye’ye 28 Haziran 1950 yılında çekilen bir telgrafta bildirilmiştir; özetle telgrafta: “Bu yapılan bu silahlı saldırıyı durdurmak, bölgedeki emniyeti ve sükûneti yeniden sağlamak adına BM üyesi olan devletlerin Kore Cumhuriyeti’ne gereken yardımı sağlamalarını tavsiye etmektedir.” ifadesine yer verilmiştir. (Yazıcı, 1963: 28.)
Türkiye’ye yapılan bu yardım çağrısı için, Amerikan Senatör Cain beyanatında, Türkiye’nin böyle bir yardıma cevap veren ilk memleket olması durumunda, Türkiye’nin dünya nazarında şerefini arttıracağını ve Atlantik Paktı’na da kabul edilmesinde önemli bir tesiri olacağını söyleyerek şunları eklemiştir: “Atlantik Paktı’na göre, bir üye devlete yapılan bir harp bütün üye devletlere yapılmış sayılır. Ben, Atlantik Paktı devletleri ile Türkiye arasında hiçbir fark göremiyorum, kanaatimce Türkiye’ye bir tecavüz olduğu takdirde bütün hür milletler ona yardım etmelidir.” (Akşam, 26 Temmuz 1950: 1-2.)
Türkiye’ye yapılan bu çağrı üzerine Dışişleri Bakanı Fuat Köprülü 30 Haziran günü toplanan Mecliste, BM Umumi Kâtibi Trygvie Lie’den gelen telgrafı aynen aktararak, hükûmet adına Trygvie Lie’nin telgrafına cevaben, Türkiye Cumhuriyeti’nin BM’nin taahhütleri yerine getirmeye amade olduklarını belirttiklerini ifade etmiştir. (Yazıcı, 1963: 29.)
Fuat Köprülü’nün Mecliste yapmış olduğu bu konuşma milletvekilleri arasında büyük heyecan uyandırmış ve Fuat Köprülü dakikalarca alkışlamıştır. Netice olarak Meclis tatilde bulunduğu bir zamanda, Adnan Menderes’in Yalova’daki yazlığında, Cumhurbaşkanı Celal Bayar, TBMM Başkanı Refik Koraltan ve Genelkurmay Başkanı Nuri Yamut bir araya gelerek, Kore yapılan yardım çağrısı üzerine Kore’ye asker gönderme kararı almışlardır. Alınan karar üzerine Fuat Köprülü, BM Genel Sekreteri Trygve Lie’ye çektiği telgrafta: “Türkiye’nin BM tarafından verilen taahhütleri yerine getirmeyi kendine görev bildiğini belirterek, Kore’ye hizmet etmek üzere 4500 mevcutlu silahlı asker gönderme kararı aldığını” ifade etmiştir. (Cumhuriyet, 26 Temmuz 1950: 1.)
Adnan Menderes bu verilen karardan sonra muhalefet cephesinden, eleştiri yağmuruna tutulacağını tahmin etmekteydi. Menderes bu amaçla en azından bu alınan kararın ülkenin iyiliği için alınmış iyi bir karar olduğunu halka anlatmak ve muhalefet cephesinden gelen eleştirilerin dozunu azaltma adına Mehmet Emin Yalman’a: ““İşin içinde Türk askeri yurt dışına göndermek davası olması dolayısıyla Meclis kararı almaya kalkışırsak, iş uzar, dedikoduların sonu gelmez. Bir saat bile kaybetmeden, sorumluluğu üzerimize alarak, karar vermek, kararı Birleşmiş Milletlere ve Amerika’ya bildirmek zorundayız, bu hareketimiz sonrası çok yaygara kopacak ve benim senden istediğim bu tepkilere karşı basında anlayışlı bir cephe kurulması” konusunda yardım istemiştir. (Yalman, 1997: 1536.)

Kore’ye Asker Gönderme Kararına Muhalefetin Tepkisi ve İktidarın Savunması
Hükûmet 25 Temmuz 1950’de, bir Türk savaş birliğini BM emrine vermeyi kararlaştırdığı andan itibaren olumlu olumsuz birçok değerlendirme yapılmıştır. Özellikle kararın en çok eleştirilen tarafı, TBMM ve muhalefetin görüşleri alınmadan tek başına karar alınması olmuştur. Partilerle görüşülmemesinin önemli bir eksiklik olduğunu, Türk askerinin sadece Türkiye sınırlarını korumakla yükümlü olduğu ve yurt dışına birlik göndermek için mutlaka Meclisten onay alınması gerektiği savunulmuştur. (Yalman, 2006: 235.)
İktidarın Kore’ye asker gönderme kararından sonra Cumhuriyet Halk Partisi Genel Sekreteri Kazım Gülek, iktidarın kararı Mecliste müzakere etme gereği duymadığını ve hiçbir şekilde partileriyle istişare edilmediğini belirterek, büyük meselelerde fikir alışverişinin, memleketin birliğini sağlamak için önemli olduğunu vurgulamıştır.
 Millet Partisi Genel Başkanı Hikmet Bayur bu konuda şunları söylemiştir: BM’leri Türkiye’ye yardım talebi telgrafı çektiğinde Meclisin açık olduğunu söyleyerek, hükûmetin bu konuda karar almak için Meclisin tatil olmasını beklediklerini, hükûmetin hemen bu durumda meclisi toplamak ve Meclisten karar almaya mecbur olduğunu ifade etmiştir.
CHP Başkanı İsmet İnönü hükûmetin aldığı bu kararı şu sözlerle serzenişte bulunmuştur: “…Şikâyet ettiğim mevzuları tekrar söylüyorum. Haber vermiyor, Meclise haber verilmiyor… Bu malumatı alsak da dış politika meselelerinde herhangi bir vaziyetin doğru teşhisi için hükûmetin elinde bulunabilecek malumata sahip olmamız lazımdır. Olmuyoruz, olamayız. Ya lütfedecekler siyasi partilerin muhalif ve iktidar partisinin liderlerini çağıracaklar, hususi malumat verecekler, bu da kâfi gelmez. BM Meclisine dış politika üzerinde müzakere fırsatını vereceklerdir. Bunları yapmazlarsa biz nereden malumat alırız. Tahrikçi, sergüzeştçe politikadan, metottan şikâyetçiyiz.” (Türkmen, 2017: 532) diyerek hükûmet tarafından alınan bu kararın, muhalefete haber verilmeden, tartışılmadan sessiz sedasız alınmasına tepki göstermiştir.
Muhalefet cephesinde gelen bu eleştirilere cevap olarak Fuat Köprülü, TBMM’de tarafından evvelce tasvip edilmiş olan BM Anayasa’sı gereğince böyle bir kararın alındığını, bu hususta ayrıca Meclisten karar almaya ihtiyaç olmadığını söylemiştir. (Akşam, 27 Temmuz 1950: 1-2.)
DP umumi heyetinden konuşma yapan Adnan Menderes, Türkiye hükûmetinin Kore’ye asker göndererek sulhun korunmasında büyük katkı sağladığını fakat CHP’nin bu meseledeki tenkitlerinin, DP’nin büyük bir hassasiyetle dört yıl devam ettirdiği ve yaşattığı dış politikada beraberlik esasının CHP tarafında bozulduğunu belirterek, “Memlekette yeniden görülmeye başlanan kızıl saldırı ile de mücadele edeceğini” kaydetmiştir. (Vatan, 29 Temmuz 1950: 1.)
Kore hakkında alınan bu karara tepki gösteren muhalefete, iktidar ve çevresi tarafından “komünist, Moskof” gibi kelimeler kullanılarak, verilen bu kararı meşrulaştırılmaya çalışılarak; özellikle halkın gözünde muhalefetin verdiği tepkinin yersiz olduğu ve verilen bu kararın en doğru karar olduğu konusunda bir kanıtlama içine girilmiştir. Muhalefetin haksız olduğunu göstermek için, hükûmet ve çevresinde yapılan komünist ithamlarına karşı Hikmet Bayur, karardan memnun olmayan kişilerin komünistlik suçlamalarıyla alçaltılmak istendiğini iddia etmiştir. (Yalman, 2006: 236.)
Adnan Menderes’in vermiş olduğu bu beyanata cevaben, Kasım Gülek ise: Adnan Menderes’in, hükûmetçe alınan kararı izah etmeden ziyade bu meselede tenkit yapanları kötülemeye çalıştığını belirterek, kararın Meclisten geçmesi hakkındaki fikirlerinde ısrar ettiklerini söylemiştir. (Cumhuriyet, 30 Temmuz 1950: 1.)
Bu karara en sert tepkiyi veren Barışseverler Cemiyeti yayımladığı beyanname de: “Sivil halka kütle hâlinde imha silahlarının kullanılacağı bu harpte bütün milletler gibi, Türk milletinin de bu silahların kanun dışı edilmesini en acil bir ihtiyaçtır.” diyerek, Kore’ye asker gönderme kararının Anayasa’da hiçbir geçerliliği olmadığını, BM Anayasası’nda, asker göndermek ile ilgili hiçbir madde bulunmadığını, Türkiye hükûmetinin Kore’ye asker gönderme kararının harp kararı olduğunu bildirmiştir.
Barışseverler Cemiyeti tarafından Meclis’e gönderilen bu beyannameye yanıt olarak Adnan Menderes, bu cemiyetin milletlerarası bir kökü olmadığını ve bazı kimselerin amaçlarını gizleyerek memleket içinde zararlı faaliyet yapmak için bu cemiyeti kullandığını söyleyerek, şunları eklemiştir: “Vaktiyle bunlara karşı mücadele tam tesirini göstermemiş ise bunun bir sebebi eski iktidarın mühim mevkilerinde kendilerini dost ve himaye edici şahsiyetler bulmuş olmalarıdır ve bu hakikat memleketçe biliniyor.”
Menderes, eski iktidar olan CHP’nin, komünistlerle bir ilişki içinde olduğu iddia etmiştir. (Cumhuriyet, 29 Temmuz 1950: 1-3.)
Barışseverler Derneğinin karara tepki yayımladığı bu bildiri, iktidar ve çevresi tarafından kökü dışarıda olan “komünizm propagandası” ve “memleketi içten yıkmaya çalışan tahrik ve fesat ocağı” olarak değerlendirilerek, suçlanmıştır. (Yalman, 2006: 237.)
Fuat Köprülü, Kore’ye Türk askerinin gönderilmesi münasebetiyle Barışsever Cemiyetinin yayımladığı beyanname hakkında, “Bu beyanname komünist propagandasından başka bir şey değildir.” diyerek bu konuya müteakiben Kore meselesi hakkında hükûmetin aldığı karara karşı, muhalefetin tepkisi ile ilgili düşünceleri sorulduğunda ise; hükûmetin vermiş olduğu kararın komünist basın hariç, dünyanın her tarafında büyük bir memnunlukla karşılandığını söylemiştir. Köprülü, şunları eklemiştir:
 “Esasen Meclis, Kore meselesi hakkındaki kararını önceden müttefikan izhar etmişti. Muhalefet kendisini Barışsever Cemiyeti ile aynı safta gördüğü takdirde hatalarından rücû edeceğini ümit ediyorum.” (Ayın Tarihi, 30 Temmuz 1950.)
Fuat Köprülü’nün muhalefete yaptığı komünistlik ithamlarına karşı cevaben Kasım Gülek ve Hikmet Bayur şunları ifade etmiştir:
“Dışişleri Bakanı tarafından yapılan ithamlarını reddettiklerini, iktidarın memleketin hayrına olsa bile muhalefetin yapmış olduğu tenkitleri haksız yere kötülemek istediğini ifade etmişlerdir. Ayrıca Adnan Menderes ve Fuat Köprülü tarafından muhalefete yapılan ‘komünistlik’ ithamları içeren konuşmalara karşı, CHP tarafından protesto mitingi düzenleyeceği belirtilmiştir.” (Yeni Sabah, 1 Ağustos 1950: 1.)
Kudret gazetesinde, “Küçük marifetler ve büyük işler” başlığı ile yazı kaleme alan Hikmet Bayur, hükûmetin almış olduğu kararın veriliş şeklinin yanlış olduğunu kabul etmesini ve kendisine yapılan tenkitlere cevap vermesi gerekiyorken hükûmet kararı eleştirenleri “komünist” gibi ithamlarda bulanarak yermeye çalışmasının çok yanlış olduğunu belirterek, bu durumun aynısını CHP iktidarlığında kendilerinin yaşadığını, CHP iktidarken kendisini eleştirenlere “Moskova’nın adamı” gibi etiketler vurduğunu, son yaşananlarında DP’nin, CHP iktidarlığını taklit ettiğini ifade ederek hükûmete tavsiye olarak şunları söylemiştir:
“Bizim hükûmetin başındakilere tavsiyemiz bu gibi küçüklükten vazgeçmeleri ve yurtsever muhaliflerin tenkitlerini cevaplandırmadıkları vakit, komünistlerin işine yarayacak yollara sapmaktan sakınmalıdırlar.” (Kudret, 1 Ağustos 1950: 1.)
Barışseverler Cemiyeti tarafından verilen karar protesto etmek için dağıtılan beyannameler, iktidar tarafından toplattırılma emri verilmiş ve memlekette bölücülük çıkarma amacı güttükleri için cemiyet kurucuları askerî mahkemeye verilerek cemiyet kapanmıştır. Mahkemeye verilen Behice Boran ve arkadaşları üç sene 9 ay hapis cezasına çarptırılmıştır. (Cumhuriyet, 31 Aralık 1950: 1.)
Adnan Menderes bu konuda: “Gaflet içinde bu yolu tutanların ve aynı safta yer alarak içeride bölücülük yoluna tutanları gören Moskova radyosunun, ülke içinde oluşan bu ayrışmadan nasıl faydalandığını görenler, hatalarının dehşetini anlayamaya başlayacağını belirterek ve bu yapılan bozgunculuğa karşı millî cephe tam olması gerektiğini” ifade etmiştir. (Vatan, 30 Temmuz 1950: 1.)
CHP Mardin Milletvekillerinden Dr. Boran, bu konu hakkında gazetecilere verdiği beyanda: “Kore’ye 4.500 askerin gönderilmesi hakkındaki hükûmetin kararının, şekil bakımından Anayasa hükümlerine aykırı olduğunu söyleyerek, bir askerî kıtayı Kore’ye göndermekle fiilen harbe girmiş olduklarını belirtmiştir.” (Cumhuriyet, 1 Ağustos 1950: 1-3.)
Hükûmetin, Kore hakkında aldığı bu karara, gazetelerden ve muhalefet partilerden gelen tenkitlere karşı Adnan Menderes basına verdiği demeçte “Hükûmet tarafından alınan kararın harp kararı olmadığını, dünyada barışı sağlama adına alınan bir karar olduğunu” ifade etmiştir. Menderes’in bu sözlerine karşılık Kasım Gülek ise, Türkiye’nin Kore’ye 4.500 asker yardım olarak göndermesi ile kendi emniyetini azaltmış olacağını belirterek, iktidarın yaptığı açıklama halkı tatmin etmediğini, asker göndermenin harp demek olduğunu, BM Anayasa’sına göre silahlı kuvvet göndermenin mecburi olmadığını ve körü körüne iktidarının vermiş olduğu bu kararı desteklemeyeceğini bildirmiştir. (Yeni Sabah, 30 Temmuz 1950: 1-3.)
İsmet İnönü konu hakkında verdiği beyanatta: “Birleşmiş Milletler, bir tecavüz karşısında Türkiye’ye yardımı aza devletlerin takdirine mi bırakacaktır, işte memleket hesabına içimi titreten nokta budur” diyerek iktidara serzenişte bulunmuştur.
İnönü, üstüne basa basa Kore cephesi diye bir cephe olmadığını ve muhtemel bir tecavüz karşısında Türkiye’ye nasıl yardım edileceğini şimdiden Birleşmiş Milletlerin düşünmesi gerektiğini ifade ederek, iktidarın büyük memleketlerde harp ve memleket müdafaasında muhalefetle karar vermesinin memleket birliği için önemli olduğunu vurgulamıştır. (Ulus, 29 Temmuz 1950: 1-4.)
İktidar tarafından alınan kararın Mecliste konuşulduğu sırada ise söz alan İsmet İnönü, hükûmetin aldığı kararın harp kararından başka bir şey olmadığını, hükûmet bu kararı dünya barışına katkı için savunsa da bunun harpten başka bir anlamı olmadığını söyleyerek şunları eklemiştir: “Başbakan bugün de söylesin, Kore kararını vermek anladım ki, Büyük Millet Meclisinin salâhiyeti dâhilindedir, biz hükûmet olarak acele ettik, hata ettik, bundan sonra yapmayacağız desin, memleket için büyük bir teminat olur, kendisini tebrik ederim.” (Türk Parlamento Tarihi, IX Dönem, Cilt.1: 6535-6539.)
İsmet İnönü’nün bu sözleri iktidarın dış meselelerde Meclisle çalışması gerektiği konusunda uyarı niteliğindedir. CHP yönetiminin asıl endişesi, Kore’ye asker gönderme kararının Anayasa’ya uyup uyması değil bu kararın, Sovyet Rusya’nın Türkiye’ye olan düşmanlığını daha artıracağını belirterek, NATO ile güvenliğini garanti altına almış devletlerin bile, Kore’ye yardım gönderme hususunda kararsızlığa düşerken, Türkiye’nin NATO üyesi bile değilken bu cüretkâr kararı neye göre aldıklarıdır. (Türkmen, 2017: 531-532.)
Muhalefetin vermiş olduğu bu tepkilere cevaben Adnan Menderes: Kore’de bayrağımızın dalgalanmasının en idealist ve en realist gaye ve görüşlerin neticesini alacaklarını söyleyerek şunu eklemiştir: “Aynı vaziyette bin defa kalsak her defasında aynı kararı vereceğiz.” (Cumhuriyet, 29 Temmuz 1950: 1) Menderes, muhalefet tarafından Kore’ye askerî kuvvet göndermenin bir harp kararı olduğuna dair iddialara yönelik olarak da bunun bir harp kararı olmadığını fakat eğer icap ederse harbe de katılabileceğini belirtmiştir.
Ayrıca Menderes, alınan bu karar üzerine muhalefetin düşünmeden yaptığı tenkitlerle çok ileri gitmekte olduğunu, DP’yi zayıflatacağım derken memleketi zayıflatmak yoluna gittiklerini ve bu durumu esefle karşıladığını vurgulayarak, muhalefeti yeni bir zihniyetle çalışmaya davet etmiştir. (Cumhuriyet, 8 Ağustos 1950: s.1.)
DP milletvekilleri tarafından alınan kararın İnönü ile istişare yapılarak alındığı iddiası CHP milletvekilleri tarafından yalanlanarak “Askerlik için silah altına alınan gençler doğrudan doğruya Türkiye sınırlarının korunması ile mükellef olduklarını” söylemişlerdir. (Cumhuriyet, 28 Temmuz 1950: 1-3)
Hikmet Bayur, “Kore’ye Türk askerinin gönderilmesi” başlığı altında kaleme aldığı yazıda, Kore meselesinin ortaya çıktığında Meclisin henüz dağılmadığını belirterek, BM tarafından yapılan yardım talebinde hükûmetin görevinin Meclis dağıtmadan, kararı meclise getirmek ve burada görüşülüp karara bağlanmasını sağlamak olduğunu, ama hükûmetin bunu yapmadığını Meclisin kapanmasından hemen sonra kendi aralarında görüşülerek karara bağlandığını ifade ederek, Türkiye’nin bağlayıcı bir karar aldığını ve gereken tedbirleri de alması gerektiğini kaydetmiştir. (Türk Parlamento Tarihi, IX Dönem, Cilt.1: 747.)
Muhalefet, iktidar tarafından alınan bu kararı hukuksuz ve meşru bir karar olarak görmekle birlikte dönemin hukukçuları ise kararı şöyle değerlendirmişlerdir:
Prof. Sadri Maksudi’ye göre: “Hükûmet tarafından alınan bu kararın yerinde ve isabetli bir karar olduğunu belirterek, kararın verilme şekline ise bazı zamanlarda önemli kararların acil bir şekilde verilmesi gerektiğini ve bu kararında acil verilmesi gereken bir karar olduğunu, hükûmetin verdiği kararı yararlı bulduğunu” ifade ederek hükûmetin kararını desteklemiştir.
Ord. Prof. Hüseyin Nail Kubalı: “Hükûmetin aldığı kararın hatalı olduğunu, Anayasa’nın 26. maddesine göre alınan bu kararın Meclisten geçmesi gerektiği, hükûmetin aldığı bu kararla Kore’ye karşı harp açmak demek olduğunu” ifade ederek kararı hatalı olarak görmüştür.
Feridun Fikri Düşünsel ise: Hükûmet tarafından alınan bu kararın mühim bir karar olduğunu ve bu kararın Anayasa’nın 26. maddesine göre karar vermenin daha doğru olacağını belirterek, iktidar tarafından alınan kararın hukuksal dayanıksızlığı üzerinde durmuştur. (Milliyet, 28 Temmuz 1950: 1-5.)

Kore’ye Asker Gönderme Kararının Türk Basınına Yansıması
Ulus gazetesinde, “Bu Ne Patavatsızlık” başlığı altında düşüncelerini ifade eden Peyami Sefa: Kore’ye asker göndermek için Amerika ile hiçbir anlaşma imzalanmadığını ve Atlantik Paktına kabul edilmediğimizi, ülkenin toprak bütünlüğünü garanti altına alacak hiçbir antlaşma imzalanmamışken, BM arasında Kore Harbi’ne en önde değil, en sonda katılmamız gerektiğini vurgulayarak, hükûmetin verdiği kararın, veriliş şeklinin yanlış olduğunu, kararı vermeden meclise getirmesi ve orada görüşülüp tartışılması gerektiğini belirtmiştir. (Ulus, 29 Temmuz 1950: 1.)
Yeni Sabah gazetesinde, “Hatalı Karar” başlığı altında kaleme alınan yazıda: Atlantik Paktı’na dâhil olan baş memleketlerin Kore’ye asker yapmasının gayet doğal olduğunu, bize daha yakın olan Mısır ve Yunan hükûmetleri de bu yolda herhangi bir karar almadıklarını, hatta Mısır hükûmetinin daha ileri giderek Kore meselesinin şark ve garp âlemi arasında iki büyük devletin çarpışması olarak gördüğü belirtilerek, “Türkiye’nin Birleşmiş Milletlere ve Amerikalı dostlarımıza yapacağı en kıymetli yardım Kore’ye birkaç bin er göndermek şeklinde değil muhtemel bir mütecavizi yıldıracak kadar öz topraklarında kudretli olmaktır.” ifadesine yer verilmiştir. Yazıda, Adnan Menderes hükûmetinin bu konuda karar alırken çok acele ettiğini, bizim asıl amacımızın Kore’den ziyade yurdumuzu korumak olduğun vurgulanmıştır. (Yeni Sabah, 27 Temmuz 1950: 1-5.)   
Yeni Gün gazetesinde, “Hatalı Kararın Akisleri” başlığı altında yayımlanan bir yazıda, vatanı korumak için, görev yapan askerî birliklerinin BM’nin emrine verilmesinin doğru olmadığı belirterek, hükûmete mensup bazı kişiler bu kararın Meclise gelse bile demokratların ezici çoğunlukta olduğu için yine bu kararın Mecliste  alınacağı ve bu düşüncelerinin hiç makbul olmadığı, böyle hayati bir davada milletvekillerinin fikirlerini almanın zaruri olduğu belirtilmiştir. (Yeni Gün, 28 Temmuz 1950: 1-5.)
Milliyet gazetesi köşe yazarı Ali Naci Karacan, “Kore’ye Asker Yollamamızın Sebebi” başlığı altında: “Üçüncü bir dünya harbinde kendi kuvvetimize güvenerek dışında kalmamız mantıken ve memleketimizi yutmak isteyen Rusya ve kurt kuzu gibi aynı komünist ağılın içinde bağdaşabilmek de mümkün olmadığına göre, istesek de istemesek de hayati zaruret olarak BM safında yer tutmak mecburiyetindeyiz.” diyerek, kararın Meclisten geçmesi gerektiğine dair tenkitleri yersiz olduğunu ifade etmiştir. (Milliyet, 28 Temmuz 1950: 1-5.)
Vatan gazetesi ise, alınan bu kararın CHP ve MP tarafından iktidara dışa asker göndermenin Meclisin yetkisi dâhilinde olduğu konusunda ciddi tenkitler yaptığını belirterek bilakis bu kararın hem halk tarafından hem de muhalefet parti mensupları tarafından büyük bir heyecanla karşılandığını, sadece kararı alınış şekline itirazda bulunulduğunu kaydetmiştir. (Vatan, 27 Temmuz 1950: 1-6.)

Belediye Seçim Kampanyalarına Kore’ye Asker Gönderme Kararının Yansıması
Belediye seçimleri dolayısıyla partiler arasında eleştiri ve şikâyetler hat safhaya ulaşmış ve özellikle muhalefet partisi tarafından iktidarın tek başına verdiği hukuksuz olarak değerlendirilen Kore kararı seçim kampanyalarında şiddetli bir şekilde kullanılmaya başlanmıştır. Fakat bu konunun seçim kampanyasına malzeme yapılmasına sert bir şekilde tepki gösteren Adnan Menderes basına verdiği demeçte: “Kore’ye asker gönderilmesi aleyhinde yapılacak propaganda hiçbir suretle iyi niyet olarak söylenmiş olamaz. Bu gibi hareketler ceza kanunumuzla suç sayılmıştır ve ağır cezalarla karşılanmıştır.” diyerek muhalefete, Kore meselesi hakkında açık veya gizliden yapacakları eleştirilerin bir suç sayıldığını ve bunun anında cezalandırılacağını söylemiş ve muhalefete gözdağı vermiştir. (Cumhuriyet, 25 Ağustos 1950: 1-3.)
Ulus gazetesinde, “Başbakan muhalefeti tenkit ve sindirme politikası güdüyor” başlığı altında CHP Genel Sekreter Yardımcısı Zihni Betil’in: “Menderes’in eleştiri yapanların ceza göreceğini dair söylemlerin, muhalefetin işini yapmasını engellediğini, bu memlekette yalnızca hukukun hâkim olduğuna” dair sözlerine yer verilmiştir. (Ulus, 26 Ağustos 1950: 1.)
Nihat Erim, “DP. Başbakanın son demeci karşısında” başlığı altında kaleme aldığı yazıda Adnan Menderes’in, muhalefete karşı sert tavrına cevaben:  “Menderes’in yapmış olduğu konuşmanın, tam da nasıl bir politikacı ve rejim adamı olduğunu yansıttığını belirterek, hükûmetin aldığı kararı tenkit edenler, Menderes’in gözünde en ağır suçlu olmakla birlikte, bozguncu olduklarını, vatanın yükselmesini istemeyenler olduğunu” ifade etmiştir.
Erim, şunları eklemiştir: “Özellikle CHP Genel Sekreteri hakkında 161’nci maddenin uygulanmasını sağlamak amacı ile DP mensupları tarafından ilgili makama şikâyet edilmesi, iktidarın muhalefete karşı yaptığı bir yıldırma politikasını bir parçasıdır.” (Ulus, 26 Ağustos 1950: 1-3)
Adnan Menderes’in, “Gizli ya da açık yapılan propagandalar hepsi suçtur ve cezasını bulacaktır.” sözü muhalefet tarafından bir tehdit olarak algılanarak, iktidarın muhalefet üzerinde baskı ve zorbalık kurarak onları susturma amacı olarak düşünülmüş ve Menderes’in bu sözlerine muhalefet tarafından birçok tepki gelmiştir.
Adnan Menderes sözlerini tehdit olarak değerlendiren muhalefete yönelik olarak, baskı ve zorbalığın, eskiden seçilmedikleri hâlde iktidarda kalanlara yakıştığını, asıl onların tahrik yaptığını söyleyerek, “Askerî birliğimiz yola çıkarılmak üzere meş’um tahriklerin devamını müsamaha ile karşılamak gafletini gösterecek değiliz. Bu hareketler suçtur.” demiştir. (Vatan, 25 Ağustos 1950: 1.)
Kore’deki birliklere katılmak üzere İzmir’den ve Balıkesir’den yola çıkan askerlerin binecekleri vagonların üzerine “Yaşasın İsmet İnönü, İnönü sana layık evlatlar olmaya gidiyoruz, İnönü senin izindeyiz, Adnan Menderes sen düşün.” gibi kışkırtıcı propaganda yazılar yazılması üzerine iktidar tarafından bir araştırma başlatılmış ve sonuç olarak yazıyı yazdıranların tespit edildiğini, bunların bir kısmının particilik gayretine düşen CHP’liler olduğu, diğer bir kısmının da karardan istifadeyi düşünen “kızıllar” olduğu belirtilmiştir. (Vatan, 25 Ağustos 1950: 1.)
İktidarın komünistlik ithamlarına karşı, muhalefet partisi tarafından “Biz komünizmle mücadele ettik, onlar affetti.” cevabına karşılık, DP Başbakan Yardımcısı Samet Ağaoğlu: “Devletin çok yüksek yerlerine komünistleri getirip yerleştiren onlardır, yine meşhur komünistleri, sofralarına alarak, arkalarını okşayıp teşvik eden onlardır.” diyerek, DP hükûmetinin millî istikbali sarsacak bütün hareketlere karşı en sıkı tedbirleri olacağını bildirmiştir. (Milliyet, 27 Ağustos 1950: 1-7.)
Gelişmelerin üzerine CHP Başkanı İsmet İnönü, belediye seçimleri münasebetiyle Ankara Radyosu’nda yaptığı konuşmada DP’nin iktidara geldiği günden beri ülke huzursuzluk içinde olduğunu ifade ederek, hükûmet ülke adına alınacak kararın mecliste görüşülüp, karara bağlansın demenin bile vatana ihanet derecesinde bir suç sayıldığını, memuru, ordu mensubunun kimin iftirası yüzünden bir ceza göreceklerini bekler hâle geldiklerini ifade etmiştir. İnönü, şunları eklemiştir:  “Komünistlik ithamı ile vatandaşların yurt dışına sürülmesi tehdidi hukuk prensiplerine doğrudan doğruya taarruzdur ve her türlü siyasi emniyeti yok etmeye kâfidir.” (Cumhuriyet, 29 Ağustos 1950: 1-3.)
 İsmet İnönü’nün radyoda yaptığı tenkitlere karşılık Adnan Menderes, İnönü’nün bu zamana kadar iktidara ne söylediyse kendisinin tam tersini yaptığını belirterek, bugünün muhalefet başkanı, radyoda dünün millî şefini yok etmeğe çalıştığını söylemiştir. Parti teşkilatına bir tamim gönderen Menderes, kötümserliklere karşı uyanık olmalarını istemiştir.
Menderes, İnönü’nün “Demokrat Parti idaresinde memleket baştan başa huzursuzluk içindedir.” sözlerine cevaben ise, “Bu memlekette huzursuzluk sebebini ancak siyasi irtica emareleri teşkil edebilir. Hâlâ şeflik havasının estirilmek istenmesine şahit olmaktayız.” demiştir. (Cumhuriyet, 30 Ağustos 1950: 1-4.)

İsmet İnönü ve İki Milletvekili Tarafından Kore Kararı Hakkında Meclis’e Verilen Gensoru
İsmet İnönü, 22 Kasım 1950’de hükûmet tarafından alınan Kore’ye kuvvet gönderme kararına karşı bir gensoru önergesi hazırlayarak, Meclise vermiştir. İsmet İnönü tarafından, Meclise verilen bu gensoru önergesi memleketin siyasi ve askerî emniyeti üzerinde bir müzakere yapılması amaçlanmıştır. (Milliyet, 23 Kasım 1950: 1)
İnönü’nün verdiği önergeden hemen sonra Millet Partisinin tek milletvekili olan Osman Bölükbaşı ve bağımsız milletvekili olan Kemal Türkoğlu, ortak bir gensoru önergesi hazırlayarak hükûmetin Meclise danışmadan aldığı kararı Mecliste tartışmaya açılmasını istemişlerdir. Meclise verilen bu iki gensoru önergesi ilk önce DP Grup Toplantısında ele alınarak; DP milletvekilleri tarafından şöyle değerlendirilmiştir:
DP Erzurum Milletvekili Sabri Erduman gensoru hakkında: “Sayın arkadaşlar, İsmet İnönü’nün sorduğu sual bir siyasi durum değildir. Daha ziyade parti politikasının eline alarak memleketin içinde nüfuz sahibi olmak istemektedir. İşte bu soruyu sormaktaki amacı budur, şimdi Kore’ye gönderilen 4.500 askerin hesabını bizden sormak istiyor. Memleketin içinde yarattığı fesatlığı, kendi başkanlığı devrinde memleketin her köşesinde 400 biner kişinin hesapsız, kitapsız, kanunsuz toprağa gömüldüğü zaman o hesapları neden görmüyor ve millet o hesapları ondan soracaktır.” diyerek İsmet İnönü’nün ve CHP’li milletvekillerinin karara tepkilerinin tek nedeni particilikle alakalı olduğuna işaret etmiştir. (BCA, Yer No: 591.71.1)
DP Ankara Milletvekili Abdullah Gedikoğlu gensoru hakkında: “Kore’ye asker gönderme kararının Anayasa bakımından doğru mu değil mi bilemem hukukçu değilim, fakat açıkça itiraf etmek lazım gelir ki siyaset bakımından bu kararın Meclisten geçirilmesi lazımdı. Fuat Bey diyor ki 52 devlet böyle karar almıştır. Bize asıl şu millet şu kadar asker gönderiyor, şu millet şöyle yardım yapıyor diye söylemesi lazımdı. Böyle bir mühim mesele meclise getirilip, Meclisten geçerek alınan bir karar olsaydı.” diyerek kararın alınma şekline tepki göstermiştir. (BCA, Yer No: 591.75.3.)
DP Ankara Milletvekili Ömer Bilen ise: “Kore kararı hükûmetin en isabetli kararı olduğunu, BM’ye yardım edilmeseydi eğer, kızıllara kul olunacağını belirterek, dost görünmeden fayda görülmeyeceğini ifade etmiştir.” (BCA, Yer No: 591.75.3.)
DP Milletvekilleri Parti Grup toplantısında meclise verilen gensoru önergesi hakkında görüşleri bildirmişler ve İsmet İnönü tarafından verilen gensorunun içtüzüğün 157. Maddesine göre uygun olmadığı kararına varmışlardır. DP Milletvekillerine göre CHP’si baştan beri takip politika particilikle ilişkiliydi. CHP’ye göre ise bu gensoruyu vermelerindeki amaç iktidarın aldığı kararın keyfî bir karar olduğunu millete göstererek, milletin huzurunda hesap vermelerini sağlamaktı. Onlara göre iktidarın bir güç gösterisi yapmak için verdiği kararın memleketi kaosa sürükleyeceğine dair olan düşüncelerini kanıtlama amacı taşımaktadır. Netice olarak, 1 Aralık 1950’de her iki gensoru önergesi Meclis tarafından incelenmiş, Osman Bölükbaşı ve Kemal Türkoğlu’nun ortak önergesi kabul edilmiş, fakat CHP Genel Başkanı İsmet İnönü tarafından verilen gensoru önergesi meclis tarafından, açık olmaması sebebiyle reddedilmiştir.
Önergesinin reddedilmesi üzerine, CHP Genel Sekreteri Kasım Gülek basına verdiği demeçte: bütün memleketlerde önemli meseleler görüşülürken iktidar ve muhalefet sıkı temas hâlindeyken, hükûmetin tenkite ve muhalefete açıklama yapma tahammülü olmadığını, son alınan kararın eğer gerçekten görüşülmesini isteseydi Millet Partisi adına verilen önergeyi on gün sonraya atmak istemeyeceğini belirterek, hükûmetin memleket meselelerini Meclisten bile dinlemeye tahammülü olmadığını ifade etmiştir. (Ulus, 2 Aralık 1950: 1.)
Millet Partisinin tek milletvekili olan Osman Bölükbaşı ve bağımsız milletvekili olan Kemal Türkoğlu, ortak bir gensoru önergesinin Mecliste kabul edilmesi üzerine konu tartışmaya açılmıştır.
CHP Yozgat Milletvekili Mehmet Avni Doğan mecliste konu hakkında, iktidarın bu meseleyi BM Genel Sekreteri’nden hatta İngiliz delegesinden fazla bir gayretle benimsenmesinin ve bunu kendilerine bir mecburiyet olarak görmelerine karşı muhalif olduğunu söyleyerek devamında şunları eklemiştir: “CHP ne yapardı, diyorlar. İktidarda olsa idik. Böyle bir teklif karşısında kalınca hükûmet olarak mütalâa ederdik. Milletin menfaati burada ise karar verir, Meclise getirirdik. Eğer toplantı hâlinde değilse toplardık.” (Türk Parlamento Tarihi, IX Dönem, Cilt.1: 691-693.)
Avni Doğan, alınan kararın Anayasa’ya aykırı olması ve Meclise getirilmemiş olması noktasında tenkide tutarak hükûmetin bu kararı verirken BM’ye bir ahdi vefası olduğunu düşünerek kendini bu kararı almaya mecburiyete soktuğunu ve bu mecburiyetin memleketi kötüye sürükleyebileceğini diğer ülkelerin bile Türkiye kadar bu konuda gayret göstermediği ifade etmiştir.
MP Milletvekili Osman Bölükbaşı Mecliste: hükûmetin bu verdiği kararı Birleşmiş Milletler Anayasa’sının 42. maddesini öne sürerek, karar verme yetkisini bu maddeden alıyoruz demesini yanlış olduğunu, eğer bakılırsa bu Anayasa’nın 42. maddesinin iktidar böyle bir yetki vermediğini, sadece kuvvet kullanma hâlinin ne zaman olacağını belirlediğini ve iktidar ne derse desin bu kararın hukuki olarak ayakta durmasına hiçbir imkân olmadığını belirterek, hükûmetin vermiş olduğu bu kararda en başta bizim güvenliğimizi temin edecek hiçbir şey olmadığını kaydetmiştir.(Parlamento Tarihi, IX Dönem, Cilt.1: 613.)
Dışişleri Bakanı Fuat Köprülü karara dair düşüncelerini Mecliste açıklarken, Kore’ye asker göndermenin harp kararı ile hiçbir ilgisinin olmadığını. bu karar alınırken Meclisin kapalı olduğunu, Meclis tatilden döner dönmez bu konuyu meclise getirdiklerini belirterek: 52-53 hukukçunun da iktidarın verdiği karar ile aynı fikirde olduğunu, ayrıca Kore’ye 13 memleketin askerî yardım yaptığını, bu kararı 13 memleketin arasından parlamentodan geçiren yalnızca Kanada olduğunu söylemiş ve diğerlerinin böyle bir mecburiyeti olmadığını bildirmiştir. Köprülü, hatta kendilerinin de mecburiyeti olmadığını söyleyerek, muhalefet nasıl isterse öyle anlasın ama düşüncelerinde açık olsunlar, sinsi sinsi gizli propaganda yapmalarını yanlış olduğunu vurgulamıştır. (Türk Parlamento Tarihi, IX Dönem, Cilt.1: 564.)
DP Adana Milletvekili Cezmi Türk, Mecliste yapmış olduğu konuşmada iktidarın kararına hukuki bir dayanak oluşturmaya çalışarak iktidarın vermiş olduğu kararı desteklerken aynı zamanda iktidarın hatasını da dile getirirken, kanunun Meclise geç getirilmesinin doğru bulmadığını, bu gibi önem arz eden kanunların meclise erken getirilmesini istemiştir. (Türk Parlamento Tarihi, IX Dönem, Cilt.1: 566.)

Diğer Gelişmeler ve Sonuç
14 Mayıs 1950 tarihinde gerçekleşen seçimler ile 27 yıl boyunca ülkeyi yöneten CHP yerini DP’ye bırakmıştır. Demokrat Parti iktidara geldikten sonra Atatürk reformlarını koruyacaklarını ve geçmiş anlaşmazlıkları yeniden gündeme gelmesini engelleyeceklerine dair CHP’ye söz vererek işe başlamışlardı. (Karpat, 2016:169.)
Fakat Demokrat Parti için CHP’ye kin duyan bir kitleyi kullanmak kaçınılmaz bir fırsattı. Kısa bir süre sonra iktidar verdikleri sözü bir köşeye bırakarak CHP’yi eleştirmeye başladı. Başlarda bu eleştirinin dozu normaldi, fakat İktidar bu eleştirinin kendisini daha da güçlendirdiği fark edince, CHP’nin 1923-1950 döneminde elde ettiği ayrıcalıklardan yoksun bırakmak için hareket geçti. 1951 yılından itibaren baskı kanunları çıkarmak için yoğun bir çalışma faaliyeti içine girdi: İlk önce işe iktidara gelirken CHP tarafından alınan özgürlüklerini iade ettiği basının eleştirilerine tahammül edemeyerek, çıkarmış olduğu kanun ile yetkisini sınırlama yoluna gitti. İktidarın bu baskın faaliyetlerine karşın İsmet İnönü, 14 Mayıs 1952’de Ege bölgesine çıktığı gezi sırasında yaptığı konuşmalarda iktidarın baskıcılığı üzerinde durarak sürekli “partizan idareden” kurtulmaktan bahsetmiş: (Eroğlu, 2017: 115.)
Menderes ise İnönü’nün bu ithamlarına karşı “25 sene millet işlerine karışmış olan sakıt iktidar sadece lafta ve politika oyunlarıyla meşguldür (…) Millî şef, bir kâhin edasıyla hâlâ doktoral bir eda ile hâlâ bir nasıh gibi yukarıdan ve tamamıyla afakı konuşmaktadır.” demiştir. (Milliyet, 16 Mayıs 1952: 1-7.)
İktidar ve muhalefet arasındaki bu tartışmalar 1954 Seçimlerine kadar artarak devam etmiş DP, CHP’nin 1923-1950 döneminde elde ettiği ayrıcalıklardan yoksun bırakmak için Halkevlerinin bulunduğu ve hâlâ CHP’nin mülkü olan taşınmazlara hazine adına el koymuştur. Ayrıca Millet Partisini kapattırmış: Basın Kanunu’nda yapılan değişiklik ile de hükûmete karşı yapılacak eleştirinin cezası daha da ağırlaştırılmıştır. (Karpat, 2019: 181.)
1954 Seçimlerinde oyların %56,6’sını alarak büyük başarı kazanan Demokrat Parti, muhalefete daha da tahammülsüzleşerek, Millet Partisine oy veren Kırşehir ilini ilçe yaparak, siyasal partilerin seçimlerde radyoda konuşma hakkını kaldırmış; muhalif partinin yanında olan üniversite öğretim üyelerine ve memurlara karşı cephe alarak liberal aydının kendisine yabancılaşmasına neden olmuştur. (Feroz, 2017: 136.)
1950 öncesi DP'ye büyük destek veren gazetelerin çoğu şimdi muhalefetin sesi hâline gelmişlerdi iktidar bunu engellemek için 1956 yılında Basın Yasası çıkarttı. Bu yasayla "resmî şahıslar hakkında kötü düşünceyi davet edecek yayınlar" yasaklandı. (Birant, Dündar, Çaplı, 1991: 135) Birtakım yargıçlar ve Yargıtay üyeleri emekliye sevk edilerek; üniversiteler ve sendikalar üzerinde baskı artırılmış: 27 Haziran’da 1856’da kabul edilen bir kanunla, siyasi partilerin, seçim propaganda devresi dışında açık hava toplantıları yapmaları yasaklanarak; kapalı toplantılar da mahallin en büyük mülkiye amirinin iznine bağlandı. (Birand ve diğerleri, 1991:136.)
Bu yasağa uymayan CHP Genel Sekreteri, Zonguldak’a miting yapmaya giderken arabası Emniyet Müdürü tarafından kesilerek tutuklanıp ve 6 ay hapis cezası alır. (Eroğlu, 2017: 183.)
İktidarın bu sertliği artırmasındaki en büyük etmen ekonomide meydana gelen çöküştür. 1950-1953 yıllarında altın dönemini yaşayan Menderes Dönemi 1954’te ekonomik büyüme hızının %9,5’e düşmesiyle birlikte durgunluk belirtileri başladı: 1954-1957 yılları arasında millî gelirde artış 3,5 olur; piyasaya fazla para sürerek hızlı kalkınma modelini gerçekleştirmek isteyen hükûmet, enflasyonu engelleyemez hâle gelir. (Tanilli,2004: 55.)
CHP’nin iktidara karşı eleştiri arttıkça İktidar daha da sertleşme yoluna giderek, Menderes Meclis’te İnönü’ye; “Gözüme bak paşa, gözüme bak! Senin burada yalancı şöhretinden çekinecek, korkacak kimse yok burada, 1946’daki cinayetinin cezasını çekeceksin.” diye sesleniyordu. (Aydemir, 1985: s.246.)
 Bu sertleşme 1957 seçim kampanya döneminde devam etmiş; Seçimlerde Demokrat Parti oyların %47,91’ini alarak %50’nin altına düşmüş, CHP ise oyların %40,82 alarak milletvekili sayısını 31’den 178’e çıkarmıştır. Seçim kampanyası sırasında yaşanan gerilim, seçim sonrasında da devam etmiş: Muhalefetin seçim sonucunda usulsüzlük olduğunu iddia etmesi üzerine Gaziantep’te, Kayseri’de, Giresun’da, Çanakkale’de Samsun’da ve diğer şehirlerde seçimlerin sonuçlarına itiraz eden halk, devlet binalarına saldırmıştır. (Eroğlu, 2017: 38.)
Kasım 1957’de Meclis’in açılması ile Demokrat Parti, CHP’ye gücünü göstermek için bir iç tüzük getirir. Bu iç tüzüğe göre sözlü sorulara artık bakanlar, cevap vermek zorunda değillerdi: Muhalefet milletvekillerinin hedef tutan bir yeni usul olarak da kürsüde konuşulan sözlerden beğenilmeyenler tutanaklardan çıkarılabilecekti. Meclis Başkanının bir milletvekilini Meclisten çıkarma hakkı, 3 oturum yerine, 12 oturuma çıkartılıyordu. (Aydemir, 1985: 262.)
İktidar, Muhalefetin hareketlerine engel olacak, üzerinde baskı kuracak her kanunu, tadili ve nizamları Meclisin daha ilk günü üst üste getirmiştir. Ayrıca 1957 senesi ekonomi anlamında batışın başlangıcı olmuş, 4 Ağustos 1958 Kararları adı verilen devalüasyon kararı ilan olundu. Ama asıl tehlike Temmuz 1958’de meydana gelen Irak Devrimi’nde Amerika’nın, Türkiye’de bulunan üstlerinden birini kullanarak Lübnan’a çıkarma yapması: Menderes’in ise Türkiye’nin Irak’a karşı bir askerî müdahalesine taraftar olması üzerine ülkede seferberlik hazırlıkları başlatılmak istenmesi muhalefet tarafından, eleştiri yağmuruna tutulmuştur. Bunun üzerine Demokrat Parti Grubu 11 Ağustos 1958 tarihinde kabul ettiği tebliğde “…CHP’nin Büyük Millet Meclisinin kudret, kuvvet ve salahiyeti önünde hürmetkâr ve itaatkâr olması kanuni bir mecburiyettir aksi hâlde gereken tedbirler alınacaktır.” (Eroğlu, 2017: s. 209) şeklindeki sözleri partinin yıkılışının başlamasında önemli bir kayıt olarak tarihe geçmiştir. 1958 yılından itibaren Menderes’in yapmış olduğu konuşmada: “Ben halk adamıyım, başta muhalefet ve baskı grupları olmak üzere benim karşımdakiler halkın düşmanıdırlar… “sözleri siyasi tutumunda ne derece sertleştiği açıkça belli olmakla birlikte bu tarihten itibaren muhalefete karşı yapılan her şeyi meşru gösterilmeye başlanmıştır. Halk Partililerin ise asıl büyük taarruzu İnönü’nün siyasiler ve gazeteciler ile çıktığı Uşak gezisinde ve onun ardından İzmir’de Topkapı’da, Kayseri’de meydana gelmiş, gezi sırasında iktidar tarafından tertiplenen kışkırtmalar, engellenmeler İnönü’yü birçok kez ölümle burun buruna getirmiştir. Ayrıca iktidar, İnönü’nün seyahatlerini engellediği gibi, İnönü’nün demeçlerinin neşrini yasaklayarak, İzmir’deki CHP Kongresi yapılmasını engellemiştir. (Aydemir, 1985: 283)
İktidarı, 1960 Darbesi’ne yaklaştıran en önemli adım ise aldığı Tahkikat Komisyonu kararı olmuştur. DP’liler, 1960 Nisan’ında Meclisteki milletvekili çoğunluğu, hükûmete karşı genişleyen karşıt gelişmeyi önlemek ve CHP’nin Meclis içi ve Meclis dışı faaliyetlerinin denetlenmesi amacıyla “Tahkikat Komisyonu” kurulması önerisini 18 Nisan tarihli Meclis toplantısına getirdiler. (Kili, 2001: 358)
Refik Koraltan Mecliste yaptığı konuşmada basını, gayrimeşru gayenin tahakkuku uğrunda CHP ile iş birliği yapmakla suçlayarak, her türlü yıkıcı faaliyetleri teşvik eden yazılar yazdığını ifade etmiştir. Ayrıca Koraltan, Gaziantep, Zile, Uşak, İstanbul, Yeşilhisar hadiselerini devletin güvenliğini tehlikeye düşürdüğünü ve Türk milletinin itibar ve şerefine karşı da bir tecavüz mahiyetinde olduğunu iddia etmiştir. (TBMM Zabıt Ceridesi, Birleşim:58, 18 Nisan 1960: 190)
Mecliste 15 kişilik bir tahkikat encümeni kurulması kararı konusunda Mecliste konuşma yapan İsmet İnönü: “İç politikada huzursuzluk meselesinin çözülmeye başlamasına engel olan başlıca düğüm budur. Grup başkanlarının getirdikleri önerge ile iktidarın bu zihniyetinden, alışılmış tabiriyle, partizan idare zihniyetinden doğmuş bulunan bir vesikayı müşahede ediyoruz. Bu önerge kabul edildiği andan itibaren siyasi hayatımız tamir ve deva kabul etmez bir uçuruma atılacaktır. Önergenin temeli muhalefeti, hususiyle C. Halk Partisi ve basını itham etmeyi esas alıyor ve birtakım tedbirler teklif ediyor. Esasen tahkikat açılması talebinin, iç tüzükün işaret ettiği maddeler ile bir münasebeti yoktur.” diyerek komisyonun kurulmasına itiraz etmiştir. (TBMM Zabıt Ceridesi, Birleşim:58: 194.)
Fakat muhalefetin tüm itirazlarına rağmen önerge geçmiştir.
Tahkikat Komisyonu kararıyla bütün siyasi partilerin siyasi toplantıları muvakkaten durdurulmuş ve encümen ilk kararlarını almıştır. Encümen tarafından getirilen yasaklar şunlardır: “Partilerin kongreleri, toplantıları, bütün siyasi faaliyetleri, yeni örgüt kurmaları yasaklanmıştır. Özellikle Tahkikat Komisyonunun görev ve yetkileri hakkındaki kanun, DP’nin diktatörlüğe zemin hazırladığına bir kanıt niteliğindedir. Gazeteler Meclisin ne Tahkikat Komisyonunun kurulmasının konuşulduğu oturumuna ne de İsmet Paşa’nın nutkuna dair bir satır yazabildiler. Bunu yazan gazeteler toplatılarak, sorumluları adalete verildi. İktidarın bu baskıcı uygulamalarında sonra 1960 darbesi meydana geldi:
Bu tarih bize sonun başlangıcını ifade etmekle birlikte Türkiye’de demokrasiyi sekteye uğratan darbelerinde başlangıcı olmuştur.

Kaynakça

Arşiv
Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), Fon Kodu: 10.9.00/ Yer No: 591.71.1, s. 17-19
BCA, Fon Kodu: 10.9.00 Yer No: 591.75.3, s. 46-50.
BCA, Fon Kodu: 10.9.00 Yer No: 591.75.3, s. 42.
Resmî Yayınlar
TBMM Zabıt Ceridesi, Devre:6, Cilt:13, İçtima:8, Birleşim:58, 18 Nisan 1960, s. 190.
TBMM Zabıt Ceridesi, Devre:6, Cilt:13, İçtima:8, Birleşim:58, 18 Nisan 1960, s. 194.
Ayın Tarihi, 30 Temmuz 1950.
Süreli Yayınlar
Cumhuriyet, Ulus, Akşam, Milliyet, Vatan, Yeni Sabah, Kudret, Yeni Sabah.
Telif ve Tetkik Eserler
Aydemir, Şevket Süreyya (1985), İhtilalin Mantığı ve 27 Mayıs İhtilali, İstanbul, Remzi Kitapevi.
Birand, Mehmet Ali, Can Dündar ve Bülent Çaplı (1991), Demirkırat, İstanbul, Milliyet Yayınları.
Eroğlu, Cem (2017) Demokrat Parti Tarihi ve İdeolojisi. Ankara, İmge Kitapevi.
Feroz, Ahmad (2017), Modern Türkiye’nin Oluşumu, Ankara, Kaynak Yayınevi.
Karpat, Kemal H. (2016), Kısa Türkiye Tarihi, İstanbul, Timaş Yayınları.
Karpat, Kemal H. (2019) Türk Siyasi Tarihi, İstanbul, Timaş Yayınevi.
Kili, Suna (2001), Türk Devrim Tarihi, İstanbul, Türkiye İş Bankası Yayın.
Lewis, Bernard (2015), Modern Türkiye’nin Doğuşu. Ankara: Arkadaş Yayınevi.
Öztürk, Kasım (1999), Türk Parlamento Tarihi TBMM IX. Dönem 1950-1954. Ankara, TBMM Vakfı Yayınları
Sarınay, Yusuf (1988), Türkiye’nin Batı İttifakına Yönelişi ve NATO’ya Girişi, Ankara, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları.
Soysal, İsmail (2000), Türkiye’nin Uluslararası Siyasal Bağıtları. Ankara: TTK Yayınevi.
Tanilli, Server (2004), Nasıl Bir Demokrasi İstiyoruz, İstanbul, Adam Yayın.
Türkmen, İsmet (2017), “1950’li Yıllarda Türk Dış Politikası”, Türk Dış Politikası (1830-1989), Ankara, Berikan Yayınevi.
Yalman, Ahmet E. (2006), “Kore Savaşı’nın Türk Kamuoyuna Yansıması”, Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi, 10(37), 231-245.
Yalman, Ahmet E. (1997). Yakın Tarihte gördüklerim ve Geçirdiklerim Cilt. II. İstanbul: Pera Yayınevi.
Yazıcı, Tahsin (1963), Kore Hatıralarım, İstanbul, Ülkü Basımevi.......