EDUARD LITZMANN VE FRANZ LISZT’İN İSTANBUL TURNELERİNİN BATI BASININDAKİ YANKILARI

26 Eylül 2020 12:21 İsmail Tosun SARAL
Okunma
262
EDUARD LITZMANN VE FRANZ LISZTİN İSTANBUL TURNELERİNİN BATI BASININDAKİ YANKILARI

İsmail Tosun Saral

EDUARD LITZMANN VE FRANZ LISZT’İN İSTANBUL TURNELERİNİN BATI BASININDAKİ YANKILARI

Müzisyen, besteci, piyanist, orkestra şefi, müzik öğretmeni, 19. yüzyılın en önemli piyanistlerinden birisi ve senfonik şiir tarzının yaratıcısı olan Macar asıllı  Besteci Franz (Ferenc) Liszt’in ( Doborján/ Raiding, Sopron,  22 Ekim 1811– Bayreuth, Almanya, 31 Temmuz 1886) İstanbul konser turnesi hakkında yurdumuzda pek az da olsa birbirine benzer makaleler yazılmıştır.  Bu makalelerde Liszt’ten önce benzer isimli bir başka piyanistin İstanbul’a geldiği, onun adına sarayda ve özel mülklerde konserler verdiği, Sultan Mecilisten hediyeler aldığı ve Liszt’in İstanbul’a ayak basar basmaz sahtekârlık suçlamasıyla tutuklandığından bahsedilmiştir. Tutuklama olayı Liszt’in 8 Şubat 1884’te kuzeni Henriette von Liszt’e yazdığı bir mektupta yer almaktadır. Bu mektupta Franz Liszt adını kullanarak parsa toplayan kişinin ismini “Listmann” olarak vermektedir. Ne var ki 1847 ve müeakip yıllarda yayımlanan yabancı basında bu tutuklama ile ilgili küçük de olsa herhangi bir habere rastlamadığımı da özellikle belirtmek isterim.
O yıllarda İstanbul’da büyük bir sanatsal yaşam vardı. İstanbul’a gelen sanatçılar sanatsever ve musikisever padişah Sultan Mecid tarafından hüsnükabul görmekte, hediyelere boğulmaktaydılar. Birçok Batılı sanatçı İstanbul’a gelip konser vermeye can atıyorlardı. Bu nedenle 1846 yılı sonunda İstanbul’a Eduard Litzmann adında bir müzisyen de gelir. Eduard Litzmann Avrupa sanat çevrelerinde tanınan bir müzisyen değildir. Litzmann adı 1847’den önce yayımlanmış hiçbir Avusturya müzik gazetesinde veya dergisinde yer almıyor. 1847 yılını takip eden on yıl içinde hakkında hiç bahsedilmiyor. Bir kuyruklu yıldız gibi sanat dünyasına girmiş ve gitmiş. Vefatı ile ilgili haber de gazeteler de yok. Onun İstanbul’a geliş nedeni ve konserleri ile ilgili ilk habere
Viyana’da yayımlanan ve “Şakacı” anlamına gelen 3.2.1847 tarihli Der Humorist gazetesinde rastlıyoruz:
“Müzik tarihi ve ulusal müzik üzerine daha büyük bir çalışma yapmak için Doğu'ya seyahat eden Alman Müzisyen (virtüöz, kompositör) ve Yazar Eduard Litzmann, Konstantinopolis'teki kalışı sırasında Büyük Vezir Reşid Paşa tarafından Sultan Abdulmecid’e takdim edildi. Sadrazam'ın tavsiyesi üzerine padişah Sultan Mecid, Bay Litzmann'ın kendisi için bestelediği bazı piyano parçalarını kabul ve onu 29 Aralık 1847 akşamı Çıragan Sarayı'na davet etti. Sanatçı sarayda, kendi bestelerine ek olarak, Thalberg, Liszt ve Döhler tarafından bestelenen eserleri de sergiledi. Zatışahane piyanonun yanına oturdu ve sigarasını içti. Ancak,  Bay Litzmann’a daha yakından bakmak ve onu alkışlamak için birkaç kez yerinden kalktı. Birkaç saray görevlisi ve uşağı salonun bir köşesinde duruyorlar ve sultana ancak emir vermek için onları isimleriyle yanına çağırdığında yaklaşıyorlardı. Litzmann bir buçuk saat çaldıktan sonra Sultan onunla bir tercüman aracılığıyla konuştu. Vatanı seyahatinin nedeni, Türk müziği vs. hakkında sorular sordu. Sonra ona piyano çalıp ve birkaç Türk müziği örneği sunacak olan saray sakinlerinden genç bir beyi takdim etti. Bu genç bey hakkında kanaatini öğrenmek istedi. Ne var ki genç yetenek çok yetersizdi.”  
Der Humorist gazetesinin haberi üzerine Leipzig’te yayımlanan Signale für die musikalische Welt’in Şubat sayısı Litzmann hakkında alaylı bir haber geçiyor:
     “Birçok gazeteler Alman müzisyen ve Edebiyatçı Eduard Litzmann’ın doğuya gittiğini ve Türk Sultan’ı huzurunda bir buçuk saat piyano çaldığı hususunda olağanüstü haberler yazıyorlar. Ayrıca Herr Litzmann’ın İstanbul’da bulunduğunu ve Sultan’a birkaç piyano eseri adadığı da duyuluyor. Anlaşılıyor ki belki de Almanya yakında Türk kostümlü ve Türk usulü bağdaş kurup konser veren yeni bir sanatçıyı hayranlıkla izleyebilecek.”

Fransız Revue et Gazette Musicale de Paris
21 Şubat 1847 tarihli ve İtalyan Gazzetta musicale di Milano’da 7 Mart1847 sayılarında İstanbul muhabirlerinden aldığı haberi okurlarına bildirdiler:
“Majesteleri kısa süre önce Piyanist Litzmann'ı arka arkaya beş saat boyunca dinledi.(!) Litzmann’ın yaptığı en cüretkâr amatörün yapabileceğin çok üstünde bir başarı idi.”
    Viyana’da yayımlanan 6 Mart 1847 tarihli Wiener Zeitschrift gazetesi ise (s.4) Mart ayında Litzmann’ın sarayda verdiği konseri daha ayrıntılı bir haberle okurlarına ve müzik dünyasına duyuruyor:
“Eduard Litzmann, ulusal müzik ve müzik tarihi üzerine büyük bir çalışmayı tamamlamak için Orient'i dolaşıyor. Müzisyen ve yazar olan Litzmann İstanbul’da Sultan Abdülmecid’e takdim edilmek onuruna ulaştı. Huzura kabul çok sayıda saray personelinin de yer aldığı bir ortamda Çırağan Sarayı’nda gerçekleşti. Litzmann bir buçuk saat boyunca hem kendi bestelerini hem de Pieren von Döhler, Thalberg ve Liszt’in bestelerinden parçalar çaldı. Sultan daha sonra sanatçı ile müzik ve gezisinin amacı hakkında ve diğer hususlar üzerine sohbet etti. Orada bulunan ve fortepiyano çalan genç bir Türk beyinden Türk müziği çalmasını istedi.
Daha sonra zatışahane saray orkestrasını ve harem koristlerini çağırdı onlara birçok Türk ve İtalyan türküleri ve son olarak da “Scaramuccia”dan  bir bölüm çaldırttı.
Koristler çok yüksek tonda söylediler, tempolar doğru değildi ve bu icraatta piyano veya forte ahengi yoktu. Orkestra 2 keman, 1 kontrbas, 6 çello, 4 klarnet, 2 obua, 2 flüt, 2 horn, 1 bombardon, 1 trombon ve 1 flep trompet çalan toplam 22 erkek müzisyenden oluşuyordu. 12 erkek çocuk ve genç erkekten oluşan koro İtalyanca bilmemesine rağmen İtalyan aryaları söylüyordu. Orkestra, şefin “marş” komutuyla veya el çırpmasıyla çalmaya başlar. Bu orkestra sadece iki yıl önce kurulmuş, kemanlar ise orkestrada 6 ay önce yer almışlardır. Genç müzisyenlerin tüm performansı iki saat sürdü.
Zatışahane onu kısmetse tekrar dinlemek istediğini belirterek, Litzmann’dan orkestrası için bir kaç eser, askerî bando için de marş ve kendi adına piyanoforte parçaları bestelemesini istedi. Bu seansı birkaç yıl önce gelen ve padişahın huzurunda oturarak piyano çalmasına izin verilmeyen piyanist Meyer ile karşılaştırırsanız, Türk saray âdetleri ve kurallarında hızlı bir değişimin olduğunu hemen fark edersiniz.”  
     Der Humorist gazetesi de 16 Şubat 1847 Salı günü İstanbul’dan aldığı haberi 6 Mart1847 tarihinde okurlarına duyurdu:
“Parlak piyanist ve besteci Bay Litzmann, 9 Şubat 1847 Salı günü Çırağan Sarayı’nda Sultan'ın huzurunda bir kez daha çalarak ödülün tadını çıkardı. 12 Şubat 1847 Cuma akşamı Kordiplomatiğin tümü Pera sosyetesi ile birlikte İngiliz Hanı olarak adlandırılan lokalde yetenekli Postacı Borusu (Posthorn) virtüözü Bay Roda’nın verdiği enstrümantal konsere katılmak için bir araya geldiler.”
Litzmann hakkında son haber 29 Mart 1847 tarihli Neue Zeitschrift für Müzik adlı müzik dergisinin 8. sayfasında çıktı.
 “Eduard Litzmann müzik tarihî ve ulusal müzik üzerine büyük bir çalışma yapmak için Orient'te bulunuyor ve birçok gazeteye zatışahanenin huzurunda geçirdiği müzikal akşam hakkında ilginç açıklamalar yapıyor. Litzmann Saray’da çok iyi ağırlandı. Gördüğü itibar piyanist L.v. Meyer’in  gördüğü itibardan çok daha fazla idi. Mayer’in çalmasına müsaade bile edilmemişti.”
Sultan ve imparatorluk ailesinin önünde konser vermekten onur duyan Piyanist Litzmann 14 Mayıs 1847 günü eski Gazino’da son konserini verdi. 12 Mayıs günü İstanbul’da ilk konserini veren tanınmış Flütçü Bay Micheli-Folz da   Litzmann’ın konserinde çaldı.
31 Mayıs1847 tarihli Der Humorist(s. 2) gazetesinin bildirdiğine göre İstanbul 7 Mayıs 1847 günü en görkemli sanatsal olaya sahne oldu. Aynı akşam padişahın eniştesi ve Büyük Amiral Mehmet Ali Paşa'nın Tophane'den uzak olmayan ve imparatorluk köşkünün karşısındaki Has Bahçe mahallelerinde inşa ettiği yeni tiyatronun açılışı yapıldı. Mimar Lanzoni tarafından tasarlanan ve yürütülen ve 1000 kişiden fazla kapasiteli bu tiyatronun açılışında Donizetti'nin “Don Pasquale”sı  G. Lanzoni ve Giacomelli, sonra Prima donna Delle [Elisa] Gambardella gibi opera sanatçılarının katılımıyla sahneye kondu. Sultan, Şeyhülislam ve çok sayıda üst düzey sivil ve askerî devlet ricali bu açılışa katıldılar. Zatışahane oyunu başından sonuna kadar dikkatle izledi. Hükümdar bu komik-ciddi oyunun tüm sahnelerini daha iyi anlasın diye Devlet Tercüme Dairesi yetkilileri opera metninin Türkçe çevirisini Sultan’a sunmuştu. Sultan oyun süresince dikkatle inceledi. Tam teşekküllü orkestrayı Bay Guatelli yönetti ve Venedikli yetenekli Ressam Fornari tarafından gerçekleştirilen dekorlar seyircilerde büyük bir hayranlık uyandırdı.
10 Mayıs 1847 günü Valide Sultan  ve bütün harem hanımlarının huzurunda Kaptan Paşa’nın   yaptırdığı tiyatro salonunda Don Pasquale’nin ikinci temsili oynandı.
     Erard Piyanosu ile İlgili Haberler:
31 Mayıs1847 tarihli Der Humorist Gazetesinin (s.2)  bildirdiğine göre Liszt yakında İstanbul’a gelecek. Saray Başorkestra Şefi Donizetti, Paris'teki ünlü enstrüman yapımcısı Pierre Erard Kardeşler’den bir ihbarname aldı.  Bu ihbarnamede Erard; Liszt kısa bir süre sonra İstanbul’a geleceğinden parlak piyano virtüözünün elinde iyi ve değerli bir enstrümanı olsun diye Donizetti’nin İstanbul’daki adresine yedi oktavlı güzel bir piyano gönderdiğini duyurdu.
    6 Haziran1847 tarihli Revue et Gazette Musicale de Paris,(s. 8) gazetesi Parisli Mösyö Pierre Erard’ın, Liszt'in İstanbul’a vardığında birkaç akşam vereceği konserde çalması için büyük bir piyano gönderdiğini tek cümle ile okurlarına duyurdu. Liszt’in İstanbul’da çalacağı piyanonun geldiği haberi 30 Haziran1847 tarihli Berliner Musikzeitung’un 8. sayfasında da yer aldı. “Erard Paris’ten Liszt geldiğinde konserlerinde çalabilsin diye İstanbul’a kuyruklu bir piyano gönderdi. “

Macar Adı İlk Defa Liszt Sayesinde Duyuldu
Liszt’in yaşamında Weimar yılları (1847-1861) en önemli bölümünü oluşturur. Ünlü Macar Şair ve Dramatist Mihály Vörösmarty (Kápolnásnyék, 1 Aralık 1800 - Budapeşte, 19 Kasım 1855) Liszt’in ana vatanından uzun süre ayrı olmasını mazur göstermek için “Sanatçının yurdu bütün dünyadır.” demişti. Franz Liszt vatanından uzakta bile olsa Macaristan’ı ve Macar sanatını da seviyordu. Bu sevgisini sadece senfonik şiiri "Hungaria" da değil, bestelediği on beş Macar Rapsodi'leri, Macar halk ezgileri içeren parlak piyano fantezileri ile de kanıtlamıştır. Liszt Macar Çiganlarının keman ve zilleri ile çaldıkları melankolik Macar halk türkülerini rapsodileştirmiş ve dünyaya tanıtmıştır.  Macar adı ilk defa Liszt ve onun sanatı sayesinde duyulmuştur.
    
Liszt İstanbul’da
Liszt’in İstanbul’a geleceği haberi ilk defa 27 Şubat 1847 tarihli Wiener Zeitschrift (s.3) gazetesinde “Kiew’de konser veren Liszt Odessa üzerinden İstanbul’a gidecek” şeklinde yer aldı. Liszt , Lemberg ve Czernovtsy'deki konserlerinin ardından Galatz’dan   vapur ile  İstanbul’a hareket etti ve 54 günlük bir yolculuktan sonra 8 Haziran 1847 günü İstanbul’a ulaştı. Bir süre İstanbul Avusturya Macaristan Kolonisi Başkanı ve piyano tüccarı Macar asıllı M. Alexander Kommendinger’in misafiri olarak Pera semtindeki bugün Nur-u Ziya Caddesi olarak bilinen Polonya Sokağı’nda 19 numaralı malikânesinde beş hafta kaldı. Bugün yıkılmış olan bu bina yerine yapılan yani bina duvarında “Evvelce burada bulunan binada ünlü Macar Müzisyeni Frenc Liszt 1847 yılında Sultan Abdülmecit’in misafiri olarak oturmuştur.” ibaresi bulunan bir plaket bulunmaktadır. Plaketin altında “1847 yılı yaz ayında burada Macar müzisyen oturdu.” anlamına gelen Macarca  “Itt lakott a Magyar zenemüvesz 1847 nyarán” yazmaktadır.
Liszt’in İstanbul’a gelişi ve sarayda konser vermesi Türk basınında da büyük yer aldı. 1 Temmuz 1847 tarihli Viyana’da neşredilen Der Humorist gazetesi 11 Haziran 1847 tarihli İstanbul’da Fransızca yayınlanan “Journal de Constantinople” gazetesine dayanarak “Liszt İstanbul’da” başlığı ile bildiriyor:  Telgraf ağının bütün Avrupayı sarmadığı o yıllarda haberleşme posta ile yapılıyordı.
“Macaristan'da doğan ama ve müzikal şöhretinin ihtişamıyla dünyalı olan ünlü piyanist Liszt, Galatz’dan kalkan vapur ile 8 Haziran günü İstanbul’a geldi. Zatışahane Majeste Sultan onun İstanbul’a geleceğini çeşitli kaynaklardan öğrenmişti, bu nedenle başkente ayak basar basmaz Çırağan Sarayı’na getirilip kendisine takdim edilmesini özellikle irade etmişti. Bu iradeye hemen uyuldu. Saray kapıları gelir gelmez Liszt’e açıldı. Liszt Avusturya Büyükelçiliği Baştercümanı ve Internunciaturu Freiherr von Testa   refakatinde vapurdan alındı. Göz açıp kapayıncaya kadar geçen süre içinde kendisini Sultan’ın huzurunda buldu. Sultan onu en önemli ve saygın kişilere uygulanan protokolle karşıladı. Saray şenliğe bürünmüştü. Orkestrasını ve korosunu Liszt gibi yetkin bir sanatçı tarafından değerlendirilmesini amaçlayan hükümdar, önce bandoya değişik melodiler çaldırdı sonra korosuna birçok şarkılar söyletti. Liszt kendini rüyada zannetti. Büyük bir özen ve uyum ile icra edilen bir vokal ve enstrümantal konser, Liszt’in Sultan sarayına gelmesini kutluyor gibi görünüyordu. Bu arada, Erard'ın Paris'ten sanatçı için İstanbul’a gönderdiği büyük kanatlı piyano kurulmuş ve ayarlanmıştı. Liszt’de zatışahanenin huzurunda bütün coşkusu ve üstünlüğü ile  “Lucia” andantesini,  “Wilhelm Tell”  üvertürünü, “Norma”dan bazı fantezileri seslendirdi. Hükümdar bu parçaları hayranlık ve şaşkınlıkla ve giderek artan bir ilgi ile dinledi. Liszt'e en hoş sözlerle hitap ettikten sonra, onu ertesi gün tekrar duymak istediği arzusunu dile getirdi. Ertesi gün (9 Haziran) Liszt bir gün önce gerçekten büyük bir nezaketle ağırlandığı saraya gitti. Sultan’ın huzurunda Saray-ı Hümayun Orkestra Şefi Donizetti’nin “Mecidiye Marşı”nı mükemmel bir şekilde doğaçlama çaldı. Sonra ”Lucretia Borgia”dan bir fantezi ve Eflak şarkılarında Türk müziğine çok benzeyen çeşitli varyasyonlar icra etti. İlk gün olduğu gibi, Liszt’in yine olağanüstü ve eşsiz olduğunu, icraatının aynı şaşkınlığı uyandırdığını, aynı büyüyü yaptığını söylemeye gerek yok. Zatışahane Bay Liszt'e yüksek memnuniyetinin bir ifadesi olarak elmasla kaplı bir enfiye kutusu hediye etti. Ona refakat eden Baron Testa’ya da aynı hediye verildi.”
    Der Humorist gazetesinin İstanbul’da Fransızca yayınlanan “Journal de Constantinople”dan iktisap ettiği haber Paris’te yayımlanan 11.Temmuz 1847 tarihli Revue Musicale (s. 8)  müzik dergisinde de yankı buldu.
    “6 Ocak yangınında yanan Péra'daki ahşap tiyatro yerine yeni bir kâgir tiyatro yükselecek. Çalışmalar yakında İngiltere Saray Mimarı Bay Smith tarafından yapılan plan üzerinde başlayacak ve tiyatro önümüzdeki aralıktan daha geç olmamak üzere hazır olacak şekilde etkinleştirilecek. Yeni tiyatroda üç sıra galeri olacak ve 1.200 ila 1.400 kişi alacak.
    Liszt İstanbul’a 8 Haziran'da Galatz’dan gemi ile geldi. Onun İstanbul’a geleceğini bilen padişah, karaya çıktığı anda çok özel bir şekilde Çırağan Sarayı’na getirilmesini irade etti. Bu emir hemen yerine getirildi. Gelir gelmez Liszt Birinci Tercüman Bay Baron H. Testa'nın eşliğinde hemen Galatz'dan gelen vapurdan alındı, kendisini sarayın kapısında buldu. Majeste Sultan onu en içten ve seçkin bir şekilde karşıladı. Sarayda bir festival havası vardı. Saray müzik grubunun ve korosunun böylesine yetkin bir üstat tarafından değerlendirilmesini isteyen Sultan, bazılarına senfoniler çaldırdı ve bazılarına ise korolar söyletti. Bu süre zarfında önemli düzenlemeler yapılmış, Erard'ın mükemmel piyanosu ayarlanmış ve kurulmuştu. Ünlü sanatçı zatışahane huzurunda her zamanki üstünlüğü ile açılışı Lucie de Lamermoor’ın andantesi ile yaptı, Guillaume Tell üvertürü, Norma’dan fanteziler çaldı. Sultan, Liszt’in icraatını hayret ve hayranlık ile giderek artan bir ilgi ile dinledi. Liszt’i en hoş sözler ile övdükten sonra, zatışahane ertesi gün onu ikinci kez dinlemek arzusunu dile getirdi. Geçen Çarşamba (7 Temmuz) günü, Liszt tekrar saraya gitti. Liszt’i ikinci icraatında da mükemmel olduğunu söylemek gereksizdir. İcraatı aynı çoşku ile dinlendi. Zat-ışahane Liszt'e yüksek memnuniyetini belirterek ona bir hatıra olarak, pırlantalarla kaplı bir enfiye kutusu hediye etti.”
Liszt’in Sultan Abdülmecit huzurunda konser vermesi Almanya’da pek yankılanmadı. 24 Haziran1847 tarihli Deutsche Allgemeine Zeitung (s. 6) kısa bir haberle geçiştirdi.
“Piyano Virtüözü Franz Liszt 8 Haziran 1847 günü İstanbul’a geldikten hemen sonra Sultan Abdülmecit’in daveti üzerine sultana bir konser verdi.”
Piyano virtüözü Liszt'in Türk başkentindeki başarısı ile ilgili olarak 16 Temmuz 1847 tarihli Der Österreichische Zuschauer Zeitschrift für Kunst, Wissenschaft und geistiges Leben gazetesinin bir muhabiri İstanbul’dan 20 Haziran 1847 günü diğer şeylerin yanı sıra şunları yazdı:
“Bu kadar muhteşem icraatlardan sonra Franz Liszt ve Avrupa’da mevcut eşi görülmemiş icraatlarının büyüsü hakkında yeni ve değerli bir şeyler bildirmek zor olacak… Artık Liszt'ı övmek zorunda değilsiniz. Liszt’i dinlemek lazım. Dinlerken alınan zevk hiçbir analize tahammül edemez. "Ave Maria" nın son tınıları - beklenmedik alanlardan gelen sesler - Kont Stürmer'in   Büyükdere'deki salonunda  çınlarken ve uzun süre sessizce oturduk ve zevkten sarhoş olmuş bir şekilde sanatçının ışıl ışıl parlayan gözlerine baktık.
Liszt kaynayan ruhları ses tonları kabına akıtıyor. Sözcükleri seçip tartan bir hatip gibi,  ilahi resimleri çizen ressam Rafael gibi,  Liszt’de ses tonlarının uyumu içinde sanki ateş üzerinde yürüyor. Yaratıcılık herhâlde doğal bir kanundur.
Ama her türlü eleştiriyi büyük şöhreti sayesinde giderdiyse ve hatta Janin'in ditiramımdan   (Dithyrambe) yorulduysa, sanatçıyı bekleyen kader nedir? Övücü sözler ve her yerde aynı saygılı şakrakcılar ve bencil ölümlüler dehayı sıkıyor ve hiç kimse aşırı doyumdan, kendini beğenmişlikten (narcissus) başkaları tarafından putlaştırılmaktan kaçamadı. Nasıl biz basit insanları zorluklar, korku ve çabalar kontrol altında tutarsa, huzur, dünyevi mallar için doğru önlem ve akıllıca küçümseme üstün adamların payandalarıdır. Liszt'in en büyük mutluluğu övgüdür, ona duyulan hayranlık ve beğenilmektir, mal mülk değildir… Sanatın kutlanması ve Liszt'in tonlarının karşı konulmaz şiddetinden bahsetmek en iyi ihtimalle Alman gazetelerinde bile kabul edilebiliyor… Padişah, başkalarının da bildirdiği gibi, Frenk gâvurunun sihirli icraatını Çırağan Sarayı’nda her defa görkemli Osmanlı Evi'ne özgü emperyal lütuf ve haysiyetle, tekrar tekrar dinledi. Liszt’i dinleyen bir saray elamanının “Böjle tschabuk japan daha ischitmedik ” şeklinde yaptığı iltifat bize İstanbul'da da en yüksek sanat eserlerinin tanılıyor, hissediliyor ve onurlandırıyor olduğunu yeterince net bir şekilde gösteriyor.”
    Ne varki bu saray elemanının sözleri 10 Temmuz 1847 tarihli Österreichisches Morgenblatt; Zeitschrift für Vaterland, Natur und Leben – (s. 4) ve 29 Temmuz tarihli Österreichisches Bürgerblatt für Verstand, Herz und gute Laune (s. 4) gazetelerinde “Bir Türk Takdiri” ve “ Çocuksu (naiv) Bir Türk Takdiri” başlıklarıyla yer aldılar.                    
   21 Temmuz 1847 tarihli “Österreichisches Morgenblatt, Zeitschrift für Vaterland, Natur und Leben” Gazetesinin (s. 4) haberine göre: Zatışahane Sultan Abdülmecit, sanat alanındaki olağanüstü başarılarını takdir ederek ünlü piyano virtüözü Franz Liszt’i, Osmanlı Liyakat Nişanı ile ödüllendirdi.
13 Temmuz 1847 tarihli Der Humorist gazetesi (s. 4) Zatışahane huzurunda iki kez konser veren Liszt’e Sultan’ın değerli bir kutu hediye ettiğini ve yirmi bin kuruş verdiğini ve aynı zamanda sanatçıya saray orkestrasının çaldığı parçaların notaları da verdiğini yazmış, 17 Temmuz1847 tarihli sayısında (s.3) daha geniş bilgi vermiştir.
“Liszt birkaç gün önce imparatorluk Çırağan Sarayı'na davet edildi ve burada "padişahın ailesi" ile iki saat geçirdi. Bu vesileyle, yedi yaşından beri Ermeni bir kadından piyano dersleri alan Sultan, virtüöze bir saat boyunca en çok beğenilen Alman ve İtalyan operalarından parçalar çaldı. Zatışahane hafif ve canlı çaldı, ancak icraatı iyi bir müzik okulun verebileceği eğitim düzeyinin altında kaldı. Hükümdarın kabul salonunda iki Viyana, 1 Paris piyanosu bulunuyordu.
Liszt’in Madam von Franchini’nın salonunda   18 Haziran 1847 günü vereceği matinée musicale konserinin bilet fiyatı 100 kuruş (yaklaşık 10 Gulden ) olarak belirlendi.  Bu konserle ilgili olarak 17 Ağustos 1847 tarihli Wiener allgemeine Müzik-Zeitung (s.4) Liszt'in Pera'da verdiği matiné musicale (sabah konseri) tüm hayranlarını tatmin etmiş, konser Liszt’in muazzam şöhretine layık olacak şekilde çok başarılı olmuştu.
Liszt’in İstanbul konserleri 21 Temmuz 1847 tarihli Gazzetta musicale di Milano (s.7) da da haber oldu:
“Türk İmparatorluğu'nun başkentine gelen Liszt, onun eşsiz yeteneğini çok takdir eden ve onu sıcak ve içtenlikle bir karşılayan Büyük Majesteleri zatışahanelerinin huzurunda iki kez çaldı.
18 Haziran'da Liszt, Pera'da bir sabah konseri verdi. Konser tüm hayranlarının, tüm iyi müzik severlerin hayallerini ve umutlarını gerçekleştirdi. Sonuç muhteşemdi ve ünlü sanatçının muazzam itibarına layıktı. Salon Boğaz’ın en uzak köşelerinden bile gelen büyük ve seçkin bir izleyici tarafından zamanında dolmuştu. Liszt’in dinleyeciler üzerinde yarattığı derin duyguları tanımlamaya çalışmayacağız. Bazı anlarda, dinleyecileri hayranlık ve sürprizle büyüleyen, onlara hükmeden ve sanatçı ile bütünleşen, müşterek bir çığlık dostça seslerden, alkışlardan doğan elektrikli bir heyecan sarıyordu. Bu parlak sabah konserinde Liszt şu parçaları çaldı:
1.  Lucia di Lammermoor’un son andantı
2. Norma motifleri üzerine bir fantezi
3. Chopin iki güzel mazurkası
4. Schubert'in muhteşem ballatı: Le Roides Aulnes
5. Hexameron, bir Puritan temasındaki varyasyonlar, Liszt, Thalberg, Herz, Chopin ve Pixis tarafından bestelenen eserler
6. Macar ezgileri
    28 Haziran'da Liszt Pera'ya fakirlerin yararına başka bir konser verdi. Bunun için sanatsal faaliyetlerden ziyade daha fazla boksla ilgilenen Rus Sefiri Ekselans d'Oustinoff, bu hayırlı davaya katılan ünlü piyaniste Rus Sefaretinin geniş ve görkemli salonları açtı. “
Bugün (28 Haziran) öğleden sonra saat ikide, İstanbul’un bir semti olan Pera'daki Rus İmparatorluğu Büyükelçiliği Sarayı'nın görkemli ve geniş salonlarında, İstanbul’daki sayısız fakir insanlara yardım için müzikal bir matine düzenleyerek, İstanbul’daki kalışını insanî bir yardım çalışması ile ebedileştirmek istedi.  Konserde çalınacak altı parça arasında Donizetti Paşa tarafından bestelenen ve son derece çekici olan “ Sultan Abdülmecit Marşı” nın Liszt’in yaptığı değişiklikle çalınması da vardı. Marş zatışahane huzurunda ilk defa çalınmış olup Sultan’ı çok hoş etkilemiş, şaşırtmıştı. Konsere daha çok dinleyicinin gelebilmesi için konsere giriş biletlerinin ücreti 50 kuruş,  yaklaşık 5 gulden olarak saptandı. Liszt'i dinlemek isteyen tüm sanatseverlerin giriş fiyatındaki yarı yarıya düşüşü göz önüne alarak konsere akın etmeleri beklenmektedir.  
    28.Temmuz 1847 tarihli Der Humorist gazetesi (s.3) Türkiye'den gelen 12 Temmuz günkü haftalık raporda Liszt konserlerinin İstanbul’da bıraktığı intiba kolay kolay silinmez diyor ve devam ediyor: “Garip ama, burada yaşayan tüm Almanlar ve Fransızlar Liszt’in kendi yurttaşları olduğunu söylüyorlar. Bu arada, yerel engelliler, Liszt'in başkentin yoksulları için verdiği hayırseverlik konserinden elde edilen önemli parasal yardımı dikkate alarak, ona gümüşten yapılmış muhteşem bir nargileyi bir hatıra olarak sundular. Öte yandan, Avrupa Yardımlaşma Derneği (europäische Wohlthätigkeits-Verein) ona fahri üyelik diplomasını sıcak bir teşekkür mektubu ile gönderdi. Bu arada büyük piyanistin her gün muteber bir köşke davet edildiğini ve önemli bir hediye almadan hiçbir gününün geçmediğini söylemeye de gerek yok.”

    “Allg. Zig.” gazetesinin İstanbul bilge muhabiri Liszt'ın Osmanlı ülkesindeki konser turnesi hakkında ikinci bir haber geçiyor ve şunları yazıyor   “Önceki haberden ayrı olarak, Liszt ve İstanbul'daki kalışı hakkında kısa bir şey eklemek isterim, çünkü bu olağanüstü adamın ne kadar önemsiz olursa olsun her hareketi haber niteliğindedir. Güce saygı bizde doğuştan vardır. Liszt Avrupa düşünce tarzından yararlanarak bir etki sağlıyor. Büyük sanatçının iki kez çaldığı sultan sarayının yanı sıra Büyükdere'deki Kont Stürmer’in salonu da telli çalgılarla neşelendi. Çünkü Pera’daki yazlık mahal bu mevsimde bir kamusal sanat faaliyetine uygun görülmüyordu.  Ayrıca padişahın huzurunda gerçekleştirilen iki konserden sonra dindar Osmanlıların bir Hristiyan konserine pek itibar etmeleri de beklenemezdi. Genel olarak Osmanlı Batı müziğine aşina değildir ve sadece en yüksek ve en manevi değerler için ödeme yapar. Liszt’in bir anda gelip geçecek olan sanat konserleri için cömert Moskova’daki rakipleri ve komşuları gibi 100 kuruş (12 fl.rhn) giriş ücreti ödemezler. Avrupalı  diplomatların, zengin Frenklerin, sanatı seven tanınmış Pera halkının ve kendilerini batılı hisseden Ermenilerin büyük bir olasılıkla akın akın konsere gelmeleri bekleniyor. Çünkü yerinde yapılan spekülasyonlar sayesinde zengin olmuşlar, Boğaziçi'ndeki kasaları altın ile dolmuştu. Bizans artığı Fenerli ve banliyölerdeki Rumlardan bahsetmek elbette burada gereksiz. Çünkü, onların cömertlikleri ve özellikle de Batı müziğine duydukları sempati hiç kimsenin sırrı değildir. Şu anda Boğaz'da yakan güneşin sıcaklığı, özellikle Anadolu'nun keyif düşkünlüğü ve Bizans Hristiyanlığının kendine mahsus tuhaf zevkleri Rumların sanatsal girişimini olumsuz etkiliyor. Zengin sınıf çoktan Pera’yı terk etmiş ve Anadolu yakasındaki (Eurinus) havadar yazlıklara taşınmıştı. Ancak, bilindiği gibi, Doğu'da kimse geçerli ve zorunlu bir sebep olmadan sakin yaşamını, rahatını bozmaz. Boğazın kapısındaki kuzey rüzgârının müzik esintileri, sadece tıka basa tahıl yüklü gemileri Karadeniz’den Marmara’ya sonra Avrupa’ya doğru sürmüyor,  kızgın güneş ve Bizans'ın yumuşak geleneğinden daha tehlikeli görünüyordu. Bu tür yeni Batı müziğine Bizanslı kararlı ve iyi anlayarak zevkle kulak verir. Çok ve çok ağır engellere rağmen seçkin bir Frenk erkek ve kadın grubu Liszt’in etrafında toplandı. Liszt’in sanatındaki ulaşılmaz yüksekliği ve sanatının dayanılmaz büyüsünü bir kez daha kanıtlanmış en parlak zafer olarak gördüler. 18 Haziran 1847 Cuma günü, tek düzey Bizans yaşamında bir çığır açacak. Eğer bu büyüklüğü değerlendirebilecek,  tabir yerinde ise, yani kıstastan yoksun iseler kimse İstanbulluları kınayamaz. Bununla birlikte, açık bir şekilde, acı soğuğa ve ödenen yüksek giriş ücretine rağmen,  donarak gelen seyirciler altı konseri de tıklım tıklım doldurdular. Liszt Boğaz’da bir kuyruklu yıldız gibi parladı ve uzaklaştı. Ancak, şimdi İstanbul’da herkes altın, şehvet tutkusu ve Bizans entrikalarından başka daha asil ve saf değerlerin bulunduğunu biliyorlar.
21 Temmuz 1847 tarihli (s. 4) Der Humorist dergisi muhabiri İstanbul’dan 6 Temmuz 1847’de gönderdiği Türkiye’den Haftalık Raporda, “burada Liszt'in, günün aslanı (kahramanı) olduğunu belirterek başlamak istiyorum. 3 Temmuz günü zatışahane Liszt’e pırlantalarla kaplı İftihar Nişanı’nı beratı ile birlikte verdi.” diye yazarak Türkiye hakkında ayrıntılı toplumsal bilgiler vermektedir. ...




İsmail Tosun SARAL