GÜNEY AZERBAYCAN MİLLÎ UYANIŞ HAREKETİ (GAMOH) LİDERİ DR. MAHMUTALİ ÇEHREGANLI İLE SÖYLEŞİ

05 Şubat 2016 14:44 Rahim CAVADBEYLİ
Okunma
5053
  GÜNEY AZERBAYCAN MİLLÎ UYANIŞ HAREKETİ (GAMOH) LİDERİ DR. MAHMUTALİ ÇEHREGANLI İLE SÖYLEŞİ

 


Sayın Çehreganlı, Güney Azerbaycan Türklüğünün varlık davası yolunda verdiğiniz mücadeleden ötürü Türk dünyasında bilinen, sembol bir isimsiniz. Sizi yeni tanıyacak okuyucularımız için hayat hikâyenizi özetler misiniz?
Günümüzde İran olarak adlanan bölgede, Fars rejiminin işgali altında bulunan Güney Azerbaycan’ımızın başkenti Tebriz’e yakın ve Urmiye Gölü’nün kuzeyinde konuşlanan Çehregan kasabasında 1958 yılında dünyaya gözlerimi açtım. Büyükbabam Settarhan (meşhur Settarhan değil) Meşrutiyet Devrimi döneminde etkin rol oynamış ve öğretmenlik yapmıştır. Aynı şekilde atam Babahan da öğretmen olmuş, anlattığı tarihî hadiseler ve sofra başında yaptığı millî-siyasi sohbetlerle benim küçük yaşlarda milliyetçi duygulara sahip olmamda büyük payı ve katkısı olmuştur. 
Ben de aynı şekilde hayatımın büyük bir bölümünü Güney Azerbaycan’ımızın çeşitli bölgelerinde öğretmenlik yaparak geçirdim. İleriki süreçlerde Tebriz ve Tahran Üniversitelerinde öğretim üyesi oldum ve yabancı diller fakültesinin rektör yardımcılığını üstlendim. Tebriz ve Tahran Üniversitelerinde tarihte ilk kez olarak Türkçe sınıfların açılmasını sağladık. Öğretmenlik ve profesörlük yıllarımda derslerimin çoğunu öğrencilerime Türkçe anlattım ve tartışmalar neredeyse hep ana dilimiz vasıtasıyla gerçekleşti. Şu an öğrencilerimden İran denilen ülkenin çeşitli bölgelerinde etkin alanlarda profesyonel meslek sahibi olanlar vardır.
Doktora tezimi “Farsçada Türkçe Sözcükler” adlı çalışma üzerinde yaptım. İran genelinde bin yıllık Türk hükmünün gündelik kullanılan Farsça sözcükler üzerinde etkisini araştırdım. Filoloji (dil bilimi) doktorası sahibiyim.
Farsçanın Azerbaycan Türkçesi üzerindeki menfi etkisi çok daha ağır ve ölümcüldür. 1924 yılında Kaçar Türk Hanedanlığını darbe yoluyla indirilerek Pehlevi rejiminin dış destekle işbaşına getirilmesi sonrasında resmî olarak Türkçe ülke genelinde yasaklandı. Türklerin Farslaştırılması projeleri yürürlüğe konuldu. Elbet bu süreçte Azerbaycan Türkleri boş durmadılar, çırpındılar, ayağa kalktılar. Ancak her seferinde kurnaz ve zalim Fars faşizmi binlerce soydaşımızın kanını akıtarak hak “haray” ve haykırışımızı bastırmayı başardı. Bunu birkaç meseleye bağlıyorum: Türkler ne yazık ki hiçbir zaman ataları ve yöneticileri tarafından tam, devamlı ve yeteri kadar milletleştirilmediler. Hep içimizde bir boşluk oldu ve bu boşluk, başkalarına özenilerek örneğin Farsçaya kimi zaman Türkçeden daha çok değer verip Türklüğü hor görerek geçiştirilmeye çalışıldı. Dolayısıyla Türk kimliği ve Türklük bilinci ağır menfi etkiler gördü.
 
Güney Azerbaycan Millî Uyanış Hareketi kendini nasıl tanımlıyor? Amacı nedir? Hareketiniz ne zaman kuruldu ve nasıl gelişti?
Bir asra yakındır süren Fars hükûmetlerinin menfi asimilasyon projeleri sonucu açıkçası Güney Azerbaycan ve toplamda 40 milyon gibi bir nüfusa sahip İran Türklüğü; özellikle 20 yıl öncesi gibi bir süreçte büyük ölçüde sessizleşmiş, susturulmuş, kimliği unutturulmuş, boyundurluk ve esarete zorla rıza gösteren ölü bir topluma çevirilmişti. Bu tehlikenin farkında olarak bir şeyler yapmanın gerekli olduğu hissi içindeydim. Hep milletimizi ayağa kaldıracak ve bu haksızlıklara dur diyecek bir önder aradım ama ne yazık ki siyasi anlamda böyle biri öne çıkmadı. Bu süreçte üniversite içi ve dışında toplantılarımızı devam ettirdik, çalışmalarımızı sürdürdük. Bir zaman sonra gördüm ki öğrencilerim bana nasihat almak için geliyor ve daha büyük adımlar atmamızı bekliyorlardı. 1995-1996 İran Millî Meclisinin Beşinci Dönem Seçimlerine Tebriz’den aday olarak katıldım. Seçim öncesi süreçte 400’e yakın oturum, toplantı ve görüşmelerde bazen onlarca bazen de binlerce soydaşımıza aynı salonda seslendim. Onlardan ana yurtlarına ve törelerine sahip çıkmaları için bir araya gelmelerini istedim. Seçim sonucunda Tebriz tarihinde rekor bir oran olan 600 bin oyla İran parlamentosuna birinci sıradan milletvekili olarak girme hakkı kazandım. Ancak İran rejimi beni tutuklayarak Tebriz zindanına gönderdi. Seçimler ve sonrasında yaşanan olaylar, bizler ve bizi destekleyen soydaşlarımız için bir dönüm noktası oldu.
1995 yılında, millî şehidimiz ve GAMOH teşkilatımızın ilk genel başkan yardımcısı şehit Mühendis Gulamrıza Emani ile Tebriz’de bulunan evimde millî hareketimizin kıvılcımlarını atıyor ve altyapısını oluşturuyorduk. Güney Azerbaycan Millî Hareketi adını milletimize armağan ederek mücadelemizi resmîleştirdik.
7 yıl süren zindan ve ev hapsinden sonra 2002-2004 yılları arasında gerçekleştirdiğim Kuzey Azerbaycan ve Türkiye seferleri ışığında şahsıma sürekli yöneltilen bir soru vardı: “Bizde [Kuzey Azerbaycan] Elçibey önderliğinde başlatılan harekete Millî Azatlık Hareketi adı verildi, peki Güney Azerbaycan’da oluşturulan Millî Hareket ne hareketi; azatlık mı, kurtuluş mu?” Bu ve buna benzer sorulara cevap olarak Güney Azerbaycan Türklüğünün ağır derecede asimilasyona maruz kalmış olduğunu hatırlatarak bu nedenle güçlü bir uyanışa ihtiyaç duyduğumuzu belirttim. Özellikle bu tarihten beri hareketimiz ve teşkilatımız resmî olarak Güney Azerbaycan Millî Uyanış Hareketi (GAMOH) olarak faaliyetini yurtiçi ve dışında sürdürmektedir[1]
 
İran’daki mevcut rejimin İran Türklüğüne ve hareketinize bakışı hakkında bilgi verir misiniz?
Bildiğiniz gibi 22 Mayıs 2006’da İran adlı resmî gazete, bir karikatüründe Türkleri hamam böceği olarak tasvir etti ve ülkedeki Türk nüfusun aynen hamam böcekleri gibi tuvaletten beslendiğini yazarak Azerbaycan Türklüğüne tarihî hakarette bulundu. Bu tarihî hakarete itiraz olarak Güney Azerbaycan’ın çeşitli bölgelerinde yaklaşık 16 şehirde milyonlarca soydaş meydanlara inerek bu rezaleti bütün gücüyle protesto etti. Yüz binler, başkent Tebriz’de “HARAY HARAY! BEN TÜRK’ÜM!” diyerek haykırdı ve Fars faşizmini iliklerine kadar titretti. Bunun üzerine Türk düşmanları gerçekten de Güney Azerbaycan Millî Hareketinin varlığını kabullenerek gerekli adımları atmaya başladılar. Yukarıda vurguladığım gibi bundan sonraki süreçte yurdumuza giriş ve çıkışımız zorlaştırıldı, engellendi ve sonunda imkânsızlaştırıldı. Güney Azerbaycan’da ayaklanmalardan yaklaşık birkaç hafta sonra 2006 yılında geldiğim Türkiye’de tutuklanarak sınır dışı edildim. Oradan gittiğim öz yurdum Kuzey Azerbaycan’da da aynı gün içinde güvenlik güçleri tarafından “Burası güvenli değil, sizi daha güvenli bir yere götüreceğiz.” denilerek bazı çok yakın arkadaşlarla yemek sofrasında olmamıza rağmen alınıp eski Nahçıvan Havalimanına götürüldüm. Oradan da  sınırdışı edildim. Arkadaşlarımızın güvenli yerlerden elde ettikleri istihbarata göre, dönemin İran Cumhurbaşkanı Amedinejat bizzat Recep Tayyip Erdoğan ve İlham Aliyev’le temas kurarak benim İran rejimine teslim edilmemi baskıcı biçimde talep etmiş. Arkadaşların çabaları ve konuyu medyaya taşımalarıyla teslim edilmem engellendiyse de ne yazık ki öz kardeş yurtlarında kalmama müsade edilmedi. Bu arada dönemin Rusya Savunma Bakanı Sergey İvanov da Azerbaycan yetkililerini arayarak sınır dışı edilmemi istemiş, ne yazık ki Azerbaycan hükûmeti de bu baskı ve tehditlere yenik düşmüştü.
Şu an 9 yıldan fazladır sürgündeyim. 2012 yılı Kasım ayında değerli kardeşim MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin daveti üzerine MHP 10. Olağan Kongresine gelmek üzere oğlumla birlikte Ankara Esenboğa Havalimanı’na  indim. Fakat 7 yıl sonra tekrar sınır dışı edildim. Hâlen giriş yasağım sürmektedir. Daha sonra Ağustos 2013 yılında yine oğlum Alparslan ile girişimin yasak olduğu bir başka kardeş yurda, Kuzey Azerbaycan’a gittik ama sınırda bizi geri çevirdiler. Kardeş yurtların başında olan yöneticilere çok sözüm yok ama utanmalarını diliyorum. Neden mi utanmalılar? Ekonomik ve siyasi çıkarları uğrunda arkalarını çevirdikleri, yanı başlarındaki 40 milyon Güney Azerbaycan Türklüğünden! Ayrıca Kuzey Irak olarak adlandırılan bölgede daha devletini tam olarak kuramadan İran, Suriye ve Türkiye’de yaşayan soydaşlarına her türlü ekonomik, askerî ve siyasi desteği sağlayan Barzani’den ders alıp utanmalarını da diliyorum. Şimdiye kadar Batı bize maddi destekte bulunmadı, bu anlaşılabilir ve kabul edilebilir bir durum. Ancak inanır mısınız ki dünyada 17. büyük ekonomi olmakla övünen koskoca Türkiye’deki iktidar ve petrol içinde boğulan Azerbaycan hükûmeti şu ana dek bir kuruş bile yardımda bulunmadıkları gibi, belirli kalış süresi için gerekli vize işlem parasını ödediğim hâlde beni aynı gün sınır dışı ettiler. Bu durumda, son sözü ve yorumu büyük Türk milleti ve Türk milliyetçilerine bırakıyorum.
Ben emekli bir öğretim üyesi, sürgünde minimum şartlar altında yaşamını ailesiyle birlikte sürdürmeye çalışan, büyük Türk milletinin küçük bir askeriyim. Bununla ömrümün son anına dek gurur duyacağım. Ancak durum bildiğimiz gibi değil ve olası hadiselere hazırlıklı olmamız şart. Bölgede gün geçtikçe silahlanan ve organize olan bir güç var ve bu güç; Anadolu Türklüğünün, Irak ve Suriye’deki Türkmen kardeşlerimizin, Güney Azerbaycan’ımızın batı bölgesinde yaşayan milyonlarca soydaşımızın doğduğu ve yaşadığı vatanlarına göz dikmiştir. Geçenlerde bir çıkışında Barzani, Tebriz ve Urmiye gibi sözde tarihî Kürt şehirlerini göçebe Türklere bırakmayacaklarını söyledi. Bu bölgeleri, hedefledikleri büyük Kürdistan’ın kalbi ve yüreği olarak adlandırabilme cesaretinde bulundu. Barzani Türkiye’de üst düzey protokolle karşılanırken Türkmen soydaşlarımız katlediliyor, sistematik biçimde yurtları ellerinden alınıyor. Biz Türkiye’mizden maddi ve manevi yardım tabii ki bekliyoruz ama bunlar şart değildir. Yeter ki bize öz yurdumuza girişimizi ve az bir süre kalışımızı çok görmesinler. Gün gelir mevcut iktidarlar yaptıkları tarihî yanlışların hesabını tarih önünde veremezler. Eğer böyle devam ederlerse bu davranışları, onların alınlarına kara leke olarak yapışacaktır.
 
İran Türklüğü şu anda rejimin kendisiyle ilgili tutumu hakkında ne ölçüde bilinç sahibi?
İster 1924 yılında işbaşına gelen ve 1979 yılına dek bazı aralıklarla işbaşında kalan Pehlevi Şah rejimi isterse de İran İslam Devrimi sürecinden beri İran’ı demir yumrukla yöneten Fars  molla rejimi olsun, Güney Azerbaycan Türklüğü her iki sistemin de mağduru olmuştur. Kaçar Türkleri hâkimiyetten darbe yoluyla indirildiği süreçten beri Türkçe; bütün resmî idarelerde yani okullarda, belediye binalarında, televizyon ve radyolarda, kısaca bütün alanlarda yasaklanmıştır. Güney Azerbaycan Türkleri ülke nüfusunun çoğunluğunu oluşturmalarına rağmen, nice devletler kurup yönettikleri, doğup büyüdükleri ana yurtlarında en temel insani haklarından bir asra yakındır mahrumdurlar. İran adlı ülkede nüfusları 80 bini bulmayan Ermeniler üniversite düzeyinde eğitim olanaklarına sahipken Türkler, kendi dillerini konuşmamalılar molla rejimince. Yıllarca “Fars dili cennet dili, Türk dili cehennem dili.” fetvaları veren Fars mollalar oldu ve bu çirkin din ticareti ve dini kullanarak ırkçılık yapmak, tam hızla sürmektedir. İran’daki devlet televizyon programlarında; Türk çocuğunun sanki otelde dişlerini diş fırçası yerine tuvalet fırçası ile yıkadığı ve ağzından çok kötü kokular geldiği, ima yoluyla propaganda edilmektedir. Milletimiz her fırsatta bu iğrenç ve ırkçı saldırılara gereken tepkiyi can ve malını riske atarak göstermektedir. Fars rejiminin menfi asimilasyon projesi iğrençleştikçe ve şiddetlendikçe uyanış sürecimizin meyveleri alınmakta, sokaklarda toplanan yüz binlerin “HARAY HARAY! BEN TÜRK’ÜM!” haykırışlarıyla milletimizin tepkileri somutlaşmaktadır.
Güney Azerbaycan’da birçok devrim gerçekleştirilmiştir ama ne yazık ki hiçbirisinde Türkçülük ön planda yer almamıştır. Büyük çoğunlukta İrancılık siyaseti, komünizm veya ümmetçilik ön planda tutulmuş, bu yüzden Güney Azerbaycan Türklüğü hep kaybetmiştir; hakları aynen işgal edilen vatanları gibi düşman çizmeleri altında ezilmiştir. 1995 yılında başlattığımız hareket ise üç esas ilkeyle öne çıkmıştır: 1) Türkçülük, 2) Çağdaşlık, 3) İnanç Özgürlüğü. Türkçülük önde tutulduğu için Kuzey Azerbaycan, Anadolu, Kerkük veya Urumçi bize Tebriz’den farksızdır. Bu gelenekten geldiğimiz ve bu yolu savunduğumuz için geçen 18-19 yılda toplumumuz Türk birliği ülküsüne aşina oldu.
İran-Irak Savaşı’nda işgalci Saddam güçlerine karşı en büyük kayıpları veren Azerbaycan Türk toplumu, savaş sürecinde kahraman olarak adlandırılsa da savaş bittikten sonra yüzüne kepenkler kapatıldı. Güney Azerbaycan Türklüğünün özgürlük mücadelesini başka bazı bölgelerde olan gelişmelerle karşılaştırma ve kıyaslama hatasına düşmemeliyiz. Dedelerimiz bütün İran’ı bin yıl yönettiler, şimdi özgür Güney Azerbaycan isteyişimiz çok mudur?  
 
İran rejiminin Güney Azerbacan Türklüğüne karşı tutumu hakkında neler söylemek istersiniz?
Fars rejimi her alanda Türkleri Farslaştırmakta, Türklük bilincini dil ve kültür bağlarıyla kırmaya çalışmaktadır. Mankurtlaştırılan bir toplum tarihini unutmuş bir toplumdur, dostunu düşmanından ayırt etme gücünü yitirmiş bir millettir. Sonunda bu millet dilini de konuşamaz Türklüğünü de unutup kendini Fars olarak bilir. Bundan sonraki süreçte bilek ve akıl gücünü Fars İmparatorluğu için sarf eder, Türklük ve Türk varlığı için değil. Bu yüzden biz millî hareketimizin amacını “uyanış” olarak belirledik çünkü uyanmış ve uyanık bir topluma ne yapması gereketiğini söylemek lazım değildir, kendisi her şeyi inceleyip gerekeni yapacaktır.
Bazen bizler Güney Azerbaycan Türklüğünün içinde bulunduğu olumsuz durumu soydaşlarla paylaştığımızda bize bazı eleştiriler yöneltilmektedir. Bize Güney Azerbaycan Türklerinin haksızlığa karşı ayaklanmadıklarını ve bu yüzden yurdumuzun Fars esareti altında bulunduğunu vurgulamaktalar. Bu tam doğru bir yaklaşım değildir çünkü Güney Azerbaycan Türklüğü geçen asırda yaklaşık beş kurtuluş hareketi gerçekleştirdi ve bu süreçlerde binlerce soydaşımız yaşamını yitirdi.
Settarhan’ın önderliğinde gerçekleşen 1905-1911 Meşrutiyet Devrimi, onun ardından 1918-1920 Şeyh Mehmet Hiyabani, 1945’te Seyit Cafer Pişeveri önderliğinde kurulan Azerbaycan Millî hükûmeti, 1979 ve sonrası süreçte Azerbaycan Türk’ü Ayetullah Şerietmedari’nin öncülük ettiği Müslüman Halk Hareketi ve son olarak 1995’te şahsım ve dava arkadaşlarımın başlattığı çağdaş Güney Azerbaycan Millî Uyanış Hareketi (Azerbaycan Türkçesiyle: Güney Azərbaycan Millî Oyanış Hərəkatı – GAMOH)...
Yukarıda adını verdiğim hareket ve önderlerinin Güney Azerbaycan sorununa yaklaşım tarzları ve ideolojik akımları yüzde yüz aynı olmasa da hepsinin temel amacı; bin yıllık Türk yurdu olan İran’da Türklüğün hakkını savunmak ve atalardan kalan mirası, dilimizi ve geleneklerimizi korumak oldu. Rahmetli Settarhan, Hiyabani, ve Şerietmedari Fars hükûmeti tarafından katledildiler. Rahmetli Pişeveri’nin öncülüğünde 1945 yılında kurulan Güney Azerbaycan hükûmeti; kuruluşunun birinci yıl dönümünde Tahran’dan gönderilen Fars ordusu tarafından darbe yoluyla yıkıldı, bu süreçte Azerbaycan sevdalısı ve milliyetçi yaklaşık 30 bin soydaşımız vahşice katledildi.
İran-Irak Savaşı’nda ağır kayıplar veren İran ordusunun neredeyse yarısından fazlası Azerbaycan Türklerinden oluşmaktaydı. Rahmetlik Ayetullah Şerietmedari’nin tek isteği; İran adlanan ülkenin nüfusunun yaklaşık yarısını oluşturan Azerbaycan Türklerinin en azından temel insani haklarına, örneğin Türkçe eğitim hakkına sahip olmalarıydı. Ancak bunu dile getirmesi Şerietmedari’yi Humeyni ile düşman etti ve kendisi önce ev hapsine konuldu ve ardından sessizce öldürüldü. Bu süreçten sonra Güney Azerbaycan’da Rıza Şah Palani’nin 1924 yılında İngiliz-Rus oyunlarıyla işbaşına getirilmesinden beri şiddetle sürdürülen negatif asimilasyon ve Farslaştırma politikaları daha da hız kazanarak milletimizi tam anlamıyla manevi açıdan ölüm kuyusunun daha da derinliklerine itti. Güney Azerbaycan Türklüğünün dostunu düşmanını ayırt etme gücü, tarihi bilinci, ve en tehlikelisi olan ana dili büyük ölçüde unutturularak büyük darbeler indirildi.
1995 yılında Güney Azerbaycan Millî Uyanış Hareketi’ni başlatmamız da tam bu sebeptendi. Düşmanlarımız, milletimizi türlü sosyolojik hastalıklara bulaştırmış, büyük ölçüde öz geçmişini ve kendi kimliğini unuttururabilmişlerdi. Bu sürecin devam etmesi hâlinde bir milletin manevi açıdan ölümü söz konusuydu. Bu sepeble 1995-1996’da İran parlementosu İkinci Dönem Seçimlerine katılarak milletimize ulaşmaya çalıştım. Çeşitli toplantılarda, üniversite seminerlerinde, konferanslarda, on binlerce kişinin katıldığı açık hava mitinglerinde Tebriz halkıyla ağlaştık ve gülüştük, dertleştik, ortak acılarımızı paylaştık.
Parlamento seçimleri ve arkasında ceryan eden olaylar sonrası millî hareketimiz yavaş yavaş olgunlaşmaya başlamıştı. Güney Azerbaycan’ımızın çeşitli il ve ilçelerinde öncüllerimiz yetişmekteydi. Hareketimizin adını özellikle “uyanış” seçtik çünkü bizler farkındaydık... Uyanan bir millete kendi sorunlarını çözmek için ne yapması gerektiğini söyleme ihtiyacı yoktur; uyanık milletler millî çıkarlarını korumak uğrunda gerekeni her zaman yerine getirirler.
GAMOH’un kuruluş amacı yerde kalan millî kimlik ve millî varlık yükünü kaldırmak ve maksada doğru taşımaktır. Bizler ne Türkiye ne Kuzey Azerbaycan ne de dış güçlerden maddi bir yardım almadık. Her zaman kendi kısıtlı imkânlarımızla ve zorluklarla boğuşarak bazen şehit vererek bazen de kanımızı akıtarak Fars rejiminin ölü toplum hâline getirdiği milletimizi uyandırmaya çabaladık. 2006 yılında dönemin İran Cumhurbaşkanı Mahmut Ahmedinejat’ın isteği üzerine her iki kardeş ülkeden sınır dışı edilişim ve hakkımda giriş yasağı konulması, hiç tartışılmaz hareketimize büyük darbeler indirdi. Kardeş saydığımız bu hâkimiyetlerden gördüğümüz ihanet, bizim elimizi kolumuzu düşman karşısında bağlamış görünse de bizler hiçbir zaman kutlu davamızdan ayrılmadık. Sonuna dek ve zafere dek, haklı mücadelemize barışcıl yollarla devam edeceğiz.
 
Batı dünyasında ve özellikle ABD’de Güney Azerbaycan Millî Uyanış Hareketi nasıl karşılanıyor? 
Uzunca hapis yaşamı ve 63 gün süren açlık grevinin de getirdiği ağır sağlık sorunlarım üzerine uluslararası kamuoyu tarafından örneğin dönemin Birleşik Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan, Amnesty International ve çeşitli ülkelerde bulunan Azerbaycan topluluklarının isteği ve müracaatları üzerine Avrupa’ya tedavi amaçlı seyahat etmeme izin verildi. Bu süreçten sonra Güney Azerbaycan davamızı yurt dışında belki de tarihte ilk olarak ve daha önce bu boyutta olmayan bir şekilde gündeme getirmeye başladık. Çeşitli Avrupa ülkelerinin parlamentoları, Avrupa Parlamentosu Başkanı ve yetkilileriyle daha sonra Amerika’da Beyaz Saray yetkililerinin yanı sıra onlarca senatör ve Temsilciler Meclisi üyeleriyle görüşmelerimiz; dünya kamuoyunda Güney Azerbaycan meselesini uzunca bir süre sonra belki de ilk kez bu ölçüde gündeme getirdi.
Türkiye ve Kuzey Azerbaycan seferlerimiz sırasında yüzlerce TV, gazete, ve medya organlarıyla söyleşilerimiz yavaş yavaş Anadolu ve Kuzey Azerbaycan Türklüğünü Güney Azerbaycan meselesi ile daha yakınlaştırdı. Değerli dava arkadaşlarımızla ortak çalışmamız sonucu uzunca bir süre sonra Güney Azerbaycan’la ilgilenen geniş ve güçlü bir taban oluşturmakta başarılı olduk, Güney Azerbaycan’ı gündem konulardan biri hâline getirmekte büyük ölçüde olumlu sonuçlar aldık.
Hep ulu Yaradan’a şükrederim ki en azından 2000’li yılların başında Türkiye ve Kuzey Azerbaycan’a özgürce seyahat edip bu iki kardeş ülkenin medyalarından istifade ederek boğulmak istenen hak haykırışımızı bazı önemli çevrelere ve büyük Türk halkının kulağına ulaştırabildik. Bu süreçte Avrupa Parlamentosu, çeşitli Avrupa ülkelerinin parlamentoları, Amerikan Senatosu ve Temsilciler Meclisinin yanı sıra davet üzerine Beyaz Saray yetkilileriyle gerçekleşen görüşmelerde belki de rahmetli Pişeveri’nin önderliğinde 1945 yılında Güney Azerbaycan Türklerinin kurdukları Azerbaycan Millî hükûmetinin ardından (Ne yazık ki bu hükûmet, kuruluşunun birinci yıl dönümünde Fars ordusu tarafından işgal yoluyla yıkıldı ve yaklaşık 30 bin milliyetçi ve vatansever Güney Azerbaycan Türkü kanlarına belenerek katledildi.) ilk kez İran’ın çeşitli hükûmetleri (ister Pehlevi isterse de Molla rejimleri) tarafından işgaline devam edilen Güney Azerbaycan adlı bir bölgenin varlığını dünya kamuoyuna duyurduk (Daily Telegraph, The Guardian, ve Washington Post gibi gazetelerde Güney Azerbaycan mücadelemizden bahsedildi.).  Bu süreçte, yurt dışında olan bazı soydaşlarımızın da yardımıyla davamız ulusal boyut kazandı. 2007 yılında ise bir uluslararası devletsiz milletler örgütü olan; Doğu Türkistan, Kırım Tatar yurdu ve Irak Türkmeneli’mizin de temsilcilerinin üye olduğu Unrepresented Nations and Peoples Organisation (UNPO) adlı Birleşmiş Milletler (BM) ile çok yakından bağlantılı kurumda, Güney Azerbaycan’ımıza GAMOH teşkilatı temsilciliği olarak üyelik kazanmayı başardık. 
 
İran dışında, Türkiye başta olmak üzere çok sayıda Güney Azerbaycan Türk’ü var. Bular davalarına sahip çıkma konusunda yeterli konumdalar mı? Yoksa alacak çok daha mesafe mi var?
Bugün birçok Güney Azebaycanlı millî aktivist, ileriyi düşünerek Güney Azerbaycan bağımsız olduktan sonra Kuzey Azerbaycan ile birleşmeye, ardından Anadolu ile birlik yaratarak peşmerge zulmü altında bulunan Türkmen gardaşlara sahip çıkmaya yürekten inanmakta ve destek vermektedir. Evet; bu düşünceler şimdilik sadece başlangıç safhasında ama devrimler böyle başlar, düşünceler yayılır ve somutlaştırılır.
  Günümüzde çok şükür ki Güney Azerbaycan meselesi gittikçe dünya kamuoyu tarafından benimsenmekte, hak ettiği seviyeden düşük olsa da önem kazanmaktadır. Özellikle İran devlet televizyonunun Azerbaycan Türklerine karşı son çirkin saldırıları ve propoganda sürecinin ardından Güney Azerbaycan’da başlayan kitlevi protestolar Türkiye’mizde ve daha az ölçüde Kuzey Azerbaycan medyasında daha önce olmadığı kadar yer almış ve dikkati çekmiştir. Bunda her iki kardeş ülkede yaşayan soydaşlarımızla gönüldaşlarımızın büyük çaba ve katkısı olmuştur.  Çabamız, Fars rejiminin boğmak istediği hak haykırışımızı kardeşlerimize iletmekse diaspora faaliyetlerimiz daha da güçlendirilmelidir.
 
İran’ın PKK ve PJAK konusundaki tutumu hakkındaki görüşlerinizi öğrenebilir miyiz?
  Zalim ve işgalci İran rejimi her fırsatta Azerbaycan Türklüğünü arkadan hançerlemiştir. Karabağ Savaşı’nda Ermeni güçlerine ucuz tank yakıtı sağlayan ırkçı ve Türk düşmanı Fars rejimi; Ermenileri kendine kardeş bilmekte, ayrıca onları koruyup kollamaktadır. Ülke nüfusunun yarısından çoğunun Türkler tarafından oluşturulmasına karşın İran rejimi her fırsatta Türklüğü ezip ayaklar altına alma çabalarını sürdürürken Ermenilere üniversite düzeyinde eğitim imkânları sunmakta, her yıl sözde Ermeni soykırımını protesto etmek isteyen Ermeni vatandaşlarına polis korumasında Türk bayraklarını yakma imkânları tanımaktadır. İran rejimi aynı şekilde bölgede Türk korkusundan Rusya ve Putin’le stratejik ilgi ve ilişki içindedir. Bunun için Rusya ve İran rejimi, bölgede Türkmen katili Esad’ı korumak için ağır ekonomik ve silah yatırımı yaparken kendi özel kuvvetlerinden ağır kayıplar vermektedir. Ayrıca Türkiye’mizde çok sayıda siyasi ve bölgesel güvenlik uzmanlarının da vurguladığı gibi, İran rejimi PKK’yı desteklemekte ve kollamaktadır. Âdeta Ermeni terör örgütü ASALA’nın devamı niteliğindeki PKK ise Türkiye’ye ve onun Türklükle bağdaşmış yapı ve kimyasını menfi şekilde etkilemek için daha Sovyet döneminde ortaya çıkarılmıştır.
  İran’ı idare eden faşist Fars mollaları her fırsatta Türkiye’ye karşı PKK kartını kullanmışlardır. Bölgemizde kaynayan kazan ısındıkça bu stratejiden daha etkili biçimde istifade edeceklerdir. İran rejimi bugün kendi sınırları içerisinde faaliyet gösteren PJAK’ı bir şekilde susturmuş imajı verirken sistematik bir şekilde Güney Azerbaycan’ımızın batı bölgesini bu işgalci terör grupları ve onların destekçilerine hibe etmektedir. Tarih boyunca Kürt yaşamayan ve 50 yıl öncesine kadar yaklaşık %99’u Türk olan Güneybatı Azerbaycan şehirleri, sistematik biçimde Kürtleştirilmekte ve stratejik şehirlerimiz İran’da bulunan Kürdistan eyaletine katılmaktadır. Bunların hepsinin sebebi, Türk düşmanlığı ve Türk korkusudur.
 
İran ve Rusya’nın politikalarını sadece İran Türklüğü değil; Türkiye, Orta Asya ve dünya Türklüğü açısından değerlendirir misiniz?
Günümüzde İran rejimi ne kadar Şiiçilik yaptığını iddia etse de İslam’ı kendine kalkan yaparak her türlü Fars faşizmini gerçek hayata yansıtmaktadır. İran rejimi Türkiye’yi ve Anadolu Türklüğünü kendine düşman olarak görmektedir. Bu sinsi ve kurnaz rejimin amacı, ülke sınırları içinde bulunan Türkleri kendi kimliklerinden uzaklaştırmak ve Farslaştırmaktır. Aynı şekilde Türkiye’de Türk varlığının devamı Fars İmparatorluğu’nun karşısında en büyük engellerin başında gelmektedir. Bu sepeple İran rejimi bölgede Rusya ile stratejik dostluğunu sürdürerek âdeta Ermenistan’ın Karabağ’daki işgalci ve kanlı varlığına hayat nefesi verirken bölünmüş Azerbaycan Türklüğünün bir daha birleşmemesi ve bölgesel güç hâline gelememesi için elinden gelen çabayı göstermektedir.
İran’ı yöneten aşırı Farsçı molla zihniyeti, eğer Güney Azerbaycan bağımsız olursa bölgede 120 milyonluk olası bir Oğuz Türk birliğinin gerçekleşebileceğini iyi bilmektedir. Bu sebepten dolayı Fars rejimi bugün Türkiye’mizi PKK meselesi ile meşgul etmektedir ve Rusya ile birlikte bölgemizde baba yadigârı yurtlarımızda at koşturmaktadır. Rus lider Putin; daha önce kendisine sorulduğunda bölgede Rus emperyalizmine en büyük tehdit olarak gördüğü olası Güney Azerbaycan bağımsızlığının, Rusya’nın Kafkasya’ya uzanan hegemonyasına ağır darbe indireceğini vurgulamıştı. Öyle sanıyorum ki bizim potansiyelimizi düşmanlarımız dost ve kardeşlerimizden daha iyi sezmekteler. Biz her zaman Türkiye ve Kuzey Azerbaycan’ımızın millî menfaatlerini savunmuş ve defalarca canımızı ve şahsi varlığımızı kardeş yurtlarının savunması uğrunda feda etmeye hazır olduğumuzu hiç çekinmeden vurgulamışızdır. Şimdiye dek bizden Türk varlığına ve çıkarlarına hiçbir zarar gelmemiş ve gelmez ancak Türk dünyasına dâhil ülkelerinin başında olan şahıslar bundan daha fazla Türklüğü benimsemeli ve cesaretli olmalıdır. Hassas süreçlerden geçmekteyiz ve bu tarihî şartlar, korkaklara ve cesaretsizlere göre biçilmemiştir. Putin, bugün Türkiye’nin güney sınırlarına dayanmıştır. Karabağ’ı işgalden kurtaracağız derken bugün Suriye Türkmenleri kendi yurtlarından edildi. Bunda cesaretsiz ve sözde ümmetçi iktidarın büyük rolü vardır. Tarih bunları affetmeyecek ve bu Türk karşıtı politikaların devam etmesi hâlinde milletimiz bunlara gereken dersi ve cevabı verecektir.
 
Türkiye’nin de rol aldığı Büyük Orta Doğu Projesi konusunda ne düşünüyorsunuz?
Suriye ve Irak Türkmenleri görmezden gelindi, soydaşlarımız büyük ölçüde yurtlarından edildiler. Binlerce Türkmen kanına belendi, şehit ve gazi edildi. Yüz binlerce Irak Türkmeni; Necef, Kerbela, ve Kazimeyn’e daha fazla asimile ederek Araplaştırılmak için sürgün edildiler ve onların yurtları Kürtlere peşkeş çekilmektedir. Aynı şekilde Suriye ve Irak’ta Türkmen bölgeleri yutulup küçüldükçe Kürt bölgeleri ve Kürt hejemonyası artarak çoğalmakta ve büyümektedir. Bugün Güney Azerbaycan, Türkiye ve Kuzey Azerbaycan hâkimiyetlerinin ilgi alanında değil ve resmen boykot edilmektedir. Bunlar sizce tesadüf müdür? Meselenin mantıklı bir analizi yapıldığında, gidişat gösteriyor ki Büyük Orta Doğu Projesi’yle (BOP) Türk yurtları işgal edilerek sözde büyük Kürdistan’ın kurulması planı adım adım icraya konulmaktadır. Musul’da peşmergeye eğitim vermeler, Mehmetçik katili Barzani’yi Diyarbakır’da üst seviyede protokolle karşılayıp kongrelerine onur konuğu yapmalar, Suriye PKK’sı olan PYD’nin liderini defalarca Ankara’ya çağırıp varlığını ve konumunu resmîleştirmek, izlenimlerimizin sadece birkaçıdır. Yorum Türk milletinindir!
 
Türkiye’nin; İran, Kafkasya ve bölgeye yönelik politikalarını nasıl buluyorsunuz? Eğer bunlara katılmıyorsanız, Türkiye’nin nasıl bir bölgesel aktör olmasını bekliyorsunuz?
Türkiye bölgede büyük güçtür ama ne yazık ki potansiyelleri iyi sezebilme gücüne sahip değil. Bunda tabii ki iktidar partisinin büyük payı vardır. Orta Doğu Türk nüfusuyla kaynıyor; petrol var, doğal kaynaklar var; tarım ve hayvancılık bizde, market bizde ancak bize arkası dönük. Türkiye’ye girişimize bile izin tanınmazken bizim ne gibi beklentilerimiz olabilir ki? En azından bazen yurdumuza gelip kalışımızı bize çok görmesinler. İnterpol tarafından aranan, Irak devleti tarafından terörizm suçundan yargılanan bir yetkiliyi nasıl olup da bunca yıldır misafir olarak ağırlayabiliyorlar? Buna karşılık bugüne kadar hedeflerinin gerçekleşmesi uğrunda sahipsiz bir sokak lambasını bile kırmayan millî hareketin önderlerinden birini sınırlarından geri çeviriyorlar? Biz çok şey istemiyoruz ama hakkımızı da yemesinler. Nasıl ki kendilerine bu zalimce tavır ve durum uygulandığında rahatsız olurlarsa biz de rahatsızız ve sürgünü hak etmiyoruz.
  Yüce Türk milletinin bir askeri, yurt eri olmaktan gurur duyuyorum ve bu onuru yaşadığım sürece hissedeceğim. Türklerin, birliklerini kurmaları zor olsa da imkânsız değildir. Ben ve benim dava arkadaşlarım bu ülkümüzü gerçekleştirmek için çabalamaktayız; başaracağımıza da yürekten inanıyoruz. Hiçbir dünyevi engel ve zorluk; Türk’ün özgürlük, birlik ve huzur isteğini durduramayacaktır. Türk milliyetçiliği selinin karşısında duranlar, tarihin çöplüğüne atılacaktır. Yaşasın Türklerin kardeşliği ve Türk birliği ülkümüz!


[1] Geniş bilgi için: http://www.devlet.com.tr/makaleler/y118-IRANDA_SIYASI_TURKLUGUN_YENIDEN_DOGUSU_KISACASI_MILLI_HAREKET_DUNDEN_BU_GUNE_HER_YONUYLE.html