KERİM DEVLET - ŞEFKAT DEVLETİ

09 Ağustos 2014 12:34 Prof. Dr.Pakize AYTAÇ
Okunma
4608
KERİM DEVLET - ŞEFKAT DEVLETİ


Büyük bir ruh ve mana medeniyetinin, hikmet ve irfan yüklü zihniyetini ihtiva eden Türk-İslam düşüncesinin, tarihî seyir içinde hangi siyasi kültüre dayandığını, hukuk ve ahlakıyla, idari nizam ve intizamıyla, estetik tarz ve üslubuyla hangi değerlere sahip olduğunu kavramak, güçlü devlet olmak adına önemlidir. Yazı, bu yolda yürürken elde edilen verileri içermektedir.
  Çocukluğumuzda içinde ruh bulduğumuz aile ve toplum; bize vatan-toprak-bayrak- iman gibi kavramların, millî varlık için Türk varlığının bekası için ne kadar vazgeçilmez değerler olduğunu büyük bir heyecanla anlatırlardı. Yeni Türk devletinin temeli olan Anadolu’nun varlık mücadelesinde hangi ateşler içinde kaynayarak yaratıldığını, Anadolu ruhunun ihtişamını, asaletini, incelik ve zarafetini, düşmana karşı yıkılmaz direnişini, yaratıcı hamle yeteneğini, toprağın nasıl vatanlaştırıldığını bıkıp usanmadan dillendirirlerdi. İçimize kök salan iki söylemleri vardı ki yaşamımızın temelini onlar oluştururdu: Orta Asya Türklerinin metropolü Ötüken, Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti Ankara! Bu iki mekân Türk’ün kalbidir, unutmayın!
Bu ihtar, Türk coğrafya ve kültürünün Anadolu’yla sınırlı olmadığını anlamamız içindi.
  İkinci önemli mesaj: Bir devlet; insanına, millî ruhuna, hatıralarına değer verdikçe ebet müddet olmaya hak kazanır. Devlet, “ebet müddet” olmalıdır. Şuuraltımızda yer edinen bu kavram, ileriki yıllarda değişik sorularla bir arayışa vesile olacaktı. Türk devlet geleneğine vücut veren zihniyette, bu kavram neyi ifade ediyordu? Türk töresi+İslamiyet terkibinin çekirdek kavramları nelerdi? İktidar teori ve pratiği nasıl oluşturulurdu? Türk devlet geleneği hangi kurumlardan kuvvet alırdı?
  Bütün bu ve benzeri soruların cevaplarını ararken karşımıza, zekâ ve dirayetleriyle, fikir ve prensipleriyle yüksek yönetme, düzen-nizam-intizam kurma başarısını göstermiş birçok millî kahramanı çıkardı. Önce Oğuz Kağan kimliği, Oğuz üniversalizmi, ardından Orhun Abideleri ve Kutadgu Bilig, bize devlet kavramının ulvi temellerini gösterdi.
  Kültür tarihçimiz Bahaeddin Ögel’in Hunlar ve Göktürklerin nasıl bir imparatorluk kurduklarını izah eden eserleri yol gösterici oldu.
  Ögel’in, “Hun Devleti’nin siyasi vahdeti, bir yandan Orta Asya’daki kültür birliğini sağlarken diğer taraftan da dış temaslar sayesinde, kendi topraklarındaki insanların günlük hayatlarına ve zevklerine dışarıdan yeni gelen zevkleri de katmaktaydı.” (Ögel,1984:43-44) sözü çalışma alanımızı belirledi.
  Göktürk üniversalizminin; adalet, saadet, kanaat ve akla dayalı üniversalist bir devlet olduğunu Göktürk hakanlarının kut(kutsallık) + küç (güç) + ulug (üretkenlik) sahibi olarak halkın umut ve beklentilerine ne şekilde ışık tuttuklarını öğrenmek fırsatımız oldu.
  Daha sonra Orhun Abideleri’ne yöneldik. Orhun Kitabeleri adıyla bilinen ve Muharrem Ergin’in “Türk nizamının, Türk töresinin, Türk medeniyetinin, yüksek Türk kültürünün büyük vesikası…” Türk askerî dehasının, Türk askerlik sanatının esasları… Türk gururunun ilahî yüksekliği… Türk feragat ve faziletinin büyük örneği… Türk içtimai hayatının ulvi tablosu… Türk edebiyatının ilk şaheseri… Yalın ve keskin üslubun şaşırtıcı numuneleri… Türk milliyetçiliğinin temel kitabı… Bir kavmi millet yapabilecek eser… Asırlar içinden millî istikameti aydınlatan ışık… Türk dilinin mübarek kaynağı (Ergin, 1970:1) tespitleriyle Türk devlet terbiyesinin ilkelerini kavramaya çalıştık.
  Kutadgu Bilig’de kut ve törenin ana kaynağındaki değerler sistemine tanık olduk. Devlet yönetiminin ehliyet ve ihtisas sahiplerinin eline verilmesi gerektiğini, siyasi olgunluğa erişmemiş kişilerle yola çıkılmamasının sebep ve sonuçlarını izah eden satırlarının nasıl çağları aşan bir nitelik taşıdığını hayretle gördük.
  İnsandaki kutluluğun 4 direğinin;
  1. Erdem (edep + fazilet)
  2. Bilig (Bilgi)
  3. Ög (Akıl)
  4. Ukuş (anlayış)tan oluştuğunu ve bu dört kilidin insana bilgelik-kutluluk-devlet-saadet ve ululuk yolunu nasıl açtığını öğrendik.
  Tanrı’nın lütfu ve keremiyle elde edilen kutun (devlet kuşu); eğer hakan liyakat-kemalat ve “yol”a dayalı erdemli bir hayat sürmezse ondan nasıl geri alındığını öğrenip “arı dirlik” yani “temiz yaşama” (Ögel,1984:206) nın akıl ve bilgi ile olan bağlantılarını kurduk.
  Kutadgu Bilig’de devletin temelini adaletin nasıl teşkil ettiğini anlatan şu bilgileri heyecanla okuduk:  
“Bir gün hükümdar üçayağı birbirine bağlanmış gümüş bir taht üzerine oturmuştur. Elinde büyük bir bıçak tutmaktadır. Solunda acı bir ot, sağında ise şeker bulunmaktadır. Veziri tüm bunların sebebini kendisine sorduğunda ona şu cevabı verir. ‘İşte bak ben adalet ve kanunun temsilcisiyim. Dikkat et, bunlar kanunun vasıflarıdır. Bu üzerinde oturduğum tahtın üçayağı vardır. (Adalet + liyakat + şecaat). Üçayak üzerinde hiçbir şey bir tarafa meyletmez. Her üçü düz durdukça taht sallanmaz. Eğer üçayaktan birisi yan yatarsa diğer ikisi de kayar ve üzerine oturan yuvarlanır. Benim tabiatım da yana yatmaz, doğrudur. Eğer doğru eğilirse kıyamet kopar. Ben işleri doğruluk ile hallederim, insanları bey veya kul diye ayırmam. Elimdeki bu bıçak biçen ve kesen bir alettir. Ben bıçak gibi keser atarım. Hak arayan kişinin işini uzatmam. Şeker, zulme uğrayarak benim karşıma gelen ve adaleti bende bulan kişi içindir. O insan benden şeker gibi tatlı ayrılır. Acı ot ise zorbalar ve doğruluktan kaçan kimseler içindir. Bunlar kavga edip bana gelen ve verdiğim hükümden dolayı Hint ilacı içmiş gibi yüzlerini ekşitirler. Benim bu asık suratlılığım, sertliğim bana gelen zalimler içindir. İster oğlum ister yakınım veya hısımım olsun, kanun karşısında benim için bunların hepsi birdir. Hüküm verirken hiçbiri beni farklı bulamaz. Beyliğimin temeli de doğruluktur.’ ” (KB:796-810).
  Türk’ün adalet-liyakat-şecaat, bilgelikle yüklü bu devlet anlayışının birey-toplum-devlet eksenindeki devamlılığını sağlamak mümkün olsaydı biz bir dünya devleti olabilir miydik? Şüphesiz evet!
  Türk devlet düşüncesinin fikir coğrafyasında biraz dolaşınca, “Büyük Türkiye Rüyası”na kök salan kadim değerlerimizin Türk tarih ve kültüründen süzülerek bugüne kadar gelen doğrulanmış ilkeleriyle bu siyasi ve felsefi zeminin, sıradan bir siyasi doktrin olmadığını, bir düşünce sistemi olarak göz kamaştırdığını söyleyebiliriz.
  Bizi, tabiattan kültüre, vahşetten medeniyete, yanlıştan doğruya, çirkinden güzele batıldan hakka, zulümden adalete, haramdan helale, çoktan bire, maddeden manaya yaratıktan Yaratan’a devamlı bir yücelme gayretine (Arvasi,1983:9-10) taşıyan bu ruhun ne büyük bir servet olduğunu görebiliriz.
  Türk millî ruhunun devlet-toplum-kültür alanlarından tasfiye edildiği, sosyolojik – tarihî- kültürel ve ideolojik sistemimizin çökertildiği, küresel güçlerin şok eden atakları ve onlara eşlik eden kalem uşaklarının yıkıcı hamleleriyle yaşadığımız travmalar, bu kaynakların ehemmiyetini bir kere daha hatırlamamıza vesile oldu.
  Emir ve cebirle yaşamımızın iç disiplinini bozan üstünde oturduğumuz temel sütunları yıkan, yaratıcı gücümüzü kısıtlayan, zihnî ve ruhi çöküşü hızlandıran, “Millî olamazsın.” direktifiyle şer güçlerin basit bir mütercimi olmaya bizi zorlayan kafayı üzüntü ile gözlemliyor ve gelecek kuşaklar için endişe duyuyoruz. Millî kültür sistemimizde yaratılan yırtılmalar, medeniyet ruhumuzdaki kırılmalar, bize has hikmetin göz ardı edilmesi, gençlerin düşünme yetilerinin kısıtlanmasına sebep oluyor. “Millî devlet bitti, yaşasın sivil toplum.” diyenler ülkemizin nasıl atomize edildiğini, algı filtreleri tıkandığı için anlayamıyorlar. Haysiyetli bir kimlik geliştirmek ancak yarattığınız toplumsal projelerle temellendirilebilir. Eğer kendinize ait bir düşünce geliştiremiyorsanız, sorunlarınızı size dayatılan formatlarla çözmeye uğraşıyorsanız, siz millî bilinç ve millî vicdanınızı kaybetmişsiniz demektir.
Kültürel birikimlerinden soyutlanmış, basit ve sıradan ideolojilerin formatına sıkıştırılmış, hemen hiçbir konuda kapsayıcı ve kendine özgü de bir bilgisi olmayan, donuk, ruhunu ve anlamını yitirmiş sloganlara mahkûm edilmiş, ürkek, korkak, çekingen, idealsiz ve idraksız, fikir sancılarıyla kıvranan, yücelik algılarını yitirmiş, ruhunda millî duygu, mensubiyet şuuru olmayan; egemen güçlerin, Türk düşmanlarının maşası olmuş, ithal fikirlerle kurtuluş çareleri arayan devşirme zihniyetlerin öfke-nefret-şiddetten beslenen tavırları, kibrin cehenneme çevirdiği yaşamın şefkat yerine narsizmi yeğleyen şizofrenik çözülüşleri, yaralı bilinçlerin, farklılıkları derinleştiren uygulamaların Türkiye’mize yük olan bir insan tipini nasıl yarattıklarını, ahlaki değerlerin üzerine nasıl sahte kılıflar geçirdiklerini esefle müşahade ediyoruz.
Modernizm-postmodernizm-İkinci Aydınlanma Çağı-New Age-Yeni Dünya Düzeni-Yuvarlak Masa-Turbo Kapitalizm-G-8’ler-Holistik Felsefe-Derrida-John Locke-Quentin Skinner-Kaos Teorisi-Andrew Heywood-Martin Cannoy-Fordizm-Baumann Antony Giddens-Siyasi Emperyalizm-Üçüncü Yol-Huntington, Fukuyama-Zizek… Yeni Jeopolitik Teoriler-Astropolitizm ve diğerleri, çağa damga vuran şahsiyetler ve düşünceler, bütün bunlardan elbette yararlanacağız. Hiç şüphe yok ki insanlığın evrensel problemleri üzerinde düşüneceğiz. Ancak, ülkesine karşı sorumluluk duyan her aydın gibi, irademizi ve özgürlüğümüzü silmeye çalışanlara, zihnimizi sabitlemeye ahdetmiş tekelci zihniyet ve uygulamalara “Dur!” demeyi de ihmal etmeyeceğiz. Türkiye Cumhuriyeti Batılı devletlerin kolonisi değildir. Bu devlet bir iman ve ilim mucizesidir. Türk deha ve karakterinin esrarını çözenler bilirler ki kökü sağlam, mayası temiz Anadolu insanı tarihin her kritik kavşağında “giydirilmiş kimliklere”, “ahlaki derinliğimizi ıskalamaya” çalışan zavallılara karşı omurga kavramlarıyla, kolektif sembolleriyle cevap vermeyi her daim başarmışlardır.
“Birden haykırdı hür Anadolu: Ya devlet başa ya kuzgun leşe.” çığlığı ne anlama gelir, bu ülkenin düşmanları iyi bilirler. Türk medeniyetinin depolarındaki semboller, ruh yapımızın sistematiğini nasıl var eder, onlar bunun farkındadırlar. Türk’ün entelektüel savunma reflekslerinin kritik eşikleri aşmaktaki gücüne tanıktırlar.
  Türk milliyetçileri; açık sözlü, dürüst, cesur, metin, sabırlı, yüce gönüllü, doğru, sâdık, vefalı, cömert, merhametli, şefkat dolu, aklın ve kalbin sıkı imtihanlarından geçmeyi başarmış, gurur ve kaprislerden arınmış, her türlü yokluğa katlanmış ama haysiyet yokluğuna düşmemiş basiretli, disiplinli, ahlaklı, yiğit yürekleriyle hodkâmlığı diğerkâmlığa çevirebilmiş, davasına inanmış, yüksek ideallerden ilham alan, dünyevi çıkar ve isteklerden feragat edebilen, birey ve toplum huzur ve refahına gönül vermiş, katıksız vakur hâlleriyle, edep ve iffetleriyle, ciddiyet, onur ve alçakgönüllülükleriyle Türk –İslam medeniyetinin bütün özelliklerini kendilerinde görünür kılan ülkü erleri, kayalardan süzülüp gelen billur bir su gibi içilen bu değerleriyle “Büyük Türk Birliğine” bu yüce hedefe çağın Kızılelması bilgiden yola çıkarak, üstün bir fikir ve aksiyona geçebilecek bir büyük idealin sahibidirler. Fikirleri nesiller olgunlaştırır. Türk-İslam fikrinin ruh madenindeki cevhere talip bu gençler bilirler ki: Reel politiği ideal politikle desteklemek aydınlık gelecek için son derece lüzumludur. Bu sebeple, ideal politiğimizde yer alan değerlerimizin nasıl bir külliye olduğunu anlayarak, birlik şuurunun sağladığı yönetim erkinin uyum ve barışa dönük yüzünü dikkate alarak, sosyal adaletle sağlanan “kerim devlet”in ehliyet ve kabiliyetini özümseyerek geleceğimize sahip çıkabilirler.
  Devlet, güç-kuvvet-kudrettir; aynı zamanda şefkat ve merhamettir. Bu denge hâli, devleti yönetenlerin hâkimiyeti tahakküme dönüştürmeyen zarif tavırlarıyla anlam kazanır. Dileriz ata yadigârı bu değerli zihniyete gönül veren gençler çoğalır.
  Atatürk’ün gençliğe hitabesi ve gençliğin Ata’ya cevabı iyi okunursa, Türk’ün mazi değerleriyle nasıl bir bütün oluşturduğu çok iyi anlaşılır. Unutulmamalıdır ki Türk siyasi terbiyesinde devlet yolu Allah yoludur.
 
KAYNAKÇA
Arvasi, S. A (1983) Türk – İslam Ülküsü. C. 3.
Aşkın, M. (2007) Giydirilmiş Kimlikler. Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi C. 10, Sayı 2.
Ergin, M. (1970) Orhun Abideleri. 1000 Temel Eser, No.32 İstanbul.
Ögel, B. (1984) Türklerde Devlet Anlayışı. Ankara.