BİLİM VE TEKNOLOJİ ÖNCÜLÜĞÜNDE ÜRETEN BİR EKONOMİ

11 Haziran 2014 10:55 İsmail Hakkı YÜCEL
Okunma
2446
BİLİM VE TEKNOLOJİ ÖNCÜLÜĞÜNDE ÜRETEN BİR EKONOMİ

İçinde bulunduğumuz 21. yüzyıl bilgi çağı olarak da ifade edilmektedir. Gelişen haberleşme teknolojilerinin yaygınlaşması bilgiye ulaşım imkânlarını artırmıştır. Yapılan yoğun araştırma ve geliştirme faaliyetleri sonrasında uydu haberleşme sistemlerinin gelişmesine ve görüntülü yayınların kıtalar arası aktarımına, arkasından İnternet ve kablosuz telefonların aynı hızda yaygınlaşması ile birlikte bilgi iletişim araçlarının ve sistemlerinin insanlara olağanüstü yeni fırsatlar sunmasına imkân sağlanmıştır.

İletişimin ve haberleşmenin kolaylaşması özellikle de uydu yayınları ile görüntülü televizyonların dünyayı küçük bir köy hâline dönüştürmesi dünyadaki gelişmeleri anında izleyebilme imkânı vermesi toplumların daha fazlasını talep etmelerine ortam hazırlamıştır.

Üretilen yeni teknolojik ürünlere artan talep üreticilerin yeni ürünler üreterek piyasaya sunma isteklerini, daha fazla kâr elde etme dürtülerini tetiklemektedir. Serbest piyasa ekonomisi rekabeti artırmakta, daha kaliteli daha ucuz ürünlerin üretilme ve küresel pazarlara sunulma arayışları araştırma ve geliştirme faaliyetlerinin artmasını zorunluluk hâline getirirken diğer yandan da insanlara yeni fırsat alanları sağlamaktadır.

Küreselleşmeyle birlikte ortaya çıkan yeni fırsat alanları ilerlemenin ve gelişmenin tetikleyicisi olurken diğer bir taraftan da daha fazla araştırma ve geliştirme faaliyetleriyle bilinmeyene doğru yenilik çalışmaları sürdürülmektedir.

Böyle bir durum rekabetin acımasızlaşmasına daha yeni ürün yeni organizasyon yapıları bu yarışta geride kalanlara hayat hakkı tanımaz bir durumu da beraberinde getirmektedir.

Yenilikçiliği sürekli hâle getiremeyen üretim firmaları rekabette geride kalıp sürdürülebilir bir organizasyon ve yönetim yapısı yakalayamamaları hâlinde üretimden çekilmeleri toplumun işgücüne ve refahına olumsuz katkıda bulunmasına neden olmaktadırlar.

Bu itibarla yetişmiş insan gücünün işletmelerde ve organizasyon yapılarında küresel rekabet güçleriyle yarışabilecek bilgi birikim ve donanıma sahip olması, bir zorunluluk hâline gelmektedir.

Bu çağın en büyük gücü bilgidir. Bilgi, yetişmiş insan gücüne sahip toplumlarda bulunmaktadır. Bu nedenle üniversitelerimize gerekli önemi verip çağın ihtiyaçlarını karşılayacak ve ülkemizi küresel rekabet gücü açısından öne taşıyacak insanların yetişmesine fırsat verecek yapılanmaların sağlanması önem taşımaktadır.

Üreten ve dünyaya ürün pazarlayan ülkeler, bilimi ön planda tutarak organizasyonlar ortaya koyarak yüksek karlar elde etmenin yollarını arayıp bulmakta ve küresel rekabette sınır tanımamaktadırlar.

Bilim ve teknoloji, düşüncenin toplumsal olarak hayatın içinde yer alması ile gelişip hayat bulmasına bağlıdır. Farklı fikirlerin hayatiyet bulduğu, düşünce ikliminin var olduğu alanlarda yenilikler ve yenilikçilik ortaya çıkabilmektedir. Bunun için yeni fikirlere açık araştırma ve geliştirme faaliyetlerinin desteklendiği toplumlarda yenilikçi fikirler filizlenmekte ve toplumun küresel rekabet alanlarında var olmasına imkân hazırlamaktadır.

Müteşebbisin, bilgi çağının küresel pazarlarında rekabet edebilmesi, bilimsel düşüncenin ürüne dönüşmesi ile sürdürülebilirlik kazanmaktadır. Rekabetin yolu, yenilikçi düşüncenin artarak devam etmesi ve bunun araştırma ve geliştirme faaliyetleri ile desteklenerek yeni ürünlerin müşteri taleplerini karşılayacak şekilde üretilmesinden geçmektedir. Bu yol, aynı zamanda müşterinin ihtiyaçlarını karşılayabilecek yeni alanlar belirlenerek firma tarafından üretilmesinden veya yeni pazarlama teknikleriyle ihtiyaçları konusunda müşteriyi uyararak yeni pazar alanları açmaktan geçmektedir.

21. yüzyılın yenilikçi yaklaşımları, ulaştırma ve iletişim imkânlarının etkinliğini dikkate alarak başkalarından farklı olarak hayalinizi geliştirip olmayanı tasarlamaya dayanmaktadır. Böylelikle katma değeri çok yüksek ürünleri veya organizasyon yapılarını geliştirerek küresel pastadan payı artırmanın yollarını bulabilme yeteneğinin geliştirilmesi, toplam olarak ülkenin refahının artırılması ve diğerlerinden pozitif yönde ayrışmayı beraberinde getirmektedir.

Küresel rekabet gücünü artırmanın yolu başta var olan beşerî kaynakların en etkin olarak kullanılması ile sağlanmaktadır. Bu çağın en büyük gücü bilgidir. Bilgiye sahip yetişmiş insan gücünün çağın ihtiyaçlarına göre yapılandırılması ve yeni organizasyon yapıları oluşturulması önem taşımaktadır.

Gelişmenin esası, var olan kaynakları en etkin şekilde kullanılabilir hâle dönüştürmektir. Bu yerel dinamiklerin harekete geçirilmesiyle birlikte ortaya çıkarılabilir. Yerel dinamiklerin üretime katkısının sağlanması toplamda büyük bir pozitif sinerji oluşturacaktır. Bu sinerjinin sağlanması gerekmektedir.

Üniversiteler ülkelerin en önemli kuruluşlarının başında yer almaktadır. Eğitim yapan, bilgi üreten ve kültür gelişimine katkıda bulunan üniversitelerin; yenilikçiliğin ve bilgi üreten taraflarının ülkemizde dikkate alınarak küresel rekabette daha etkin yer almalarını sağlayan yönlerinin öne çıkartılmasının zamanı gelmiştir. Bu büyük gücün, ülkenin gelişmesine ve küresel rekabette gerekli katkıyı sağlayacak yapılanmalara kavuşturulmasında geç kalınmamalıdır.

Üniversitelerin sahip olduğu bilim gücünün araştırma ve geliştirme faaliyetleri vasıtasıyla üretim bilgisine dönüştürülmesi, üretim ekonomisi açısından ülkeye önemli bir küresel rekabet gücü sağlayacaktır. Üniversite, sanayi ve kamunun ortaklaşa yenilikçi ürün üretme üzerine çalışmaları; ülke sanayisinin rekabet gücünü küresel boyutta artırmaya ve sürdürülebilir bir yapılanmaya yenilikçilik düşüncesi öncülüğünde katkı sağlayacaklardır.  21. yüzyılın perspektifi açısından küreselleşme vizyonu ile rekabet stratejileri geliştirmenin, önemli açılımların ülkemizde sağlanmasına imkân hazırlayacağına inanılmaktadır.

Üreten ekonominin yerel dinamikleri hareket geçirerek bilimin rehberliğinde küresel rekabet gücü sağlanması toplumun işsizliğini, yoksulluğunu tersine çevirip istihdam sağlayabilen bir üretim ekonomisinden refah toplumuna yolculuğu sürdürebilmek ülkede düşünce ikliminin geliştirilmesi ile yol kat edilebilecektir.

Bilim ve teknoloji öncülüğünde 21. yüzyıl yolculuğu, beşerî kaynakların en etkin şekilde organize edilerek toplumda düşünce ikliminin yer etmesini sağlayan ve yeniliklere önem veren bir yapılanma ile gerçekleştirilebilir.