AFGANİSTAN'DAKİ YENİ DÖNEM VE TÜRK DÜNYASI

25 Kasım 2021 10:35 Prof.Dr.Mehmet Akif OKUR
Okunma
173
AFGANİSTANDAKİ YENİ DÖNEM VE TÜRK DÜNYASI

Prof. Dr. Mehmet Âkif OKUR: (Yıldız Teknik Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Başkanı)
 AFGANİSTAN'DAKİ YENİ DÖNEM VE TÜRK DÜNYASI
Afganistan dediğimiz bölgenin geçmişine çok kısa olarak seyahat etme ihtiyacımız var öncelikle. Bu bölge Türkistan dediğimiz o büyük tarihî ve siyasi havzanın bir parçasını teşkil ediyor. Tarih boyunca biz bu coğrafyaya baktığımızda Afganistan isminin bir siyasi uluslararası diplomaside resmen atıf yapılan, adlandırma yapılan 19. yüzyılın ikinci yarısı sonlarına doğru literatüre girdiğini görüyoruz. Daha öncesine baktığımızda ise bir kere önemli bir tarihî adlandırma var. Bugünkü Afganistan topraklarının önemli bir kısmı tarihî Horasan bölgesinin bir parçası. Bu bizim Türk tarihi, kültürü ve inanç coğrafyamız açısından çok önemli. Buralar Hanifiliğin, Mâturiliğin, Yeseviliğin ve Anadolu'yu etkileyen tasavvufi ekollerin de doğdukları bir bölge. Horasan Erenleri diye anlattığımız ve ifade ettiğimiz isimlerin yetiştiği bir coğrafya. Orta kuşak Müslümanlığı veya Türk dünyası Müslümanlık idrakini anlatırken atıf yaptığımız isimler, bölgeler ve oradaki ekollerin hepsini içinde barındıran bir bölge. Tabii tek başına Afganistan'ın kuzeyi değil bugünkü Semerkant'ın, Buhara'yı, Mezar-ı Şerif’i ve oradan İran'ın belirli bölümüne kadar uzanan bir coğrafyayı düşünelim. Burası Horasan bölgesi diğer taraflarına da baktığımızda oralarda çok uzun süre devam eden yani Türk nüfusu olmayan bölgeler üzerinde de çok uzun bir müddet Türk devletlerinin hâkimiyetlerinin olduğunu biliyoruz. Bu coğrafyada Babürlülerin hüküm sürdüğü çok uzun bir dönem var. Diğer bir tarafta Safavileri görüyoruz. Şeybanileri ve Özbek Hanlılarını görüyoruz bu coğrafya üzerinde hükümran olmuşlar. Zaman zaman birbirleri ile çatışmışlar. Ta ki 19. yüzyılda emperyalizm bu topraklara inene kadar. O tarihten itibaren de dengeler kuzeyden gelen Rus baskısı ve Hindistan üzerinden gelen İngiltere'nin baskısı etrafında şekillenmiş. Fakat Osmanlı Türk Devleti ile olan münasebetlerinin 19. yüzyıl boyunca da devam ettiğini biliyoruz. Bugünkü Afganistan'ı şekillendiren anlaşmalar 19. yüzyılın son çeyreğinde yapılıyor. Ruslarla kuzey sınırı Türkistan sınırı çizilmiyor. Yani Ruslar Türkistan sınırını istila ettikten sonra Hindistan'a doğru yaklaşıyorlar. İngiltere de Rusya'yı Hindistan'dan uzak tutabilmek için Afganistan'ı bir tampon bölge olarak görüyor. Ve Afganistan'ın kuzey sınırları, bu iki emperyalist gücün mücadelesindeki denge hesapları dikkate alınarak çiziliyor. Bu noktalar çok önemli çünkü günümüze kadar devam eden birçok çatışmanın kökeninde sınırları, bölgenin ihtiyaçları, tarihsel, kültürel, coğrafi özellikleri dikkate alınarak değil de müdahaleci büyük güçlerin çıkarlarının merkeze alınmasından kaynaklanıyor. Çünkü böylesine çizilen sınırlar sürekli olarak azınlıklar üretiyor, o azınlıkların kendi içlerinde çatışmaları veya bu bölgede meydana gelen bir çatışmanın etrafa çevreye doğru yayılmasına sebebiyet veriyorlar. Türkistan'la olan sınırın çiziliş şekline baktığımızda da Türkmenler, Özbekler başta olmak üzere Tacikler var.
- Türkistan coğrafyasının doğal dokusunun Afganistan'ın kuzeyine doğru sarktığını demografik olarak görüyoruz. Başka diğer küçük Türk topluluklar da var Kırgızlar da var değişik nüfusları itibarıyla. Afganistan'da başka topluluklar da var. En büyük etnik grup Peştunlar. Bunlarla ilgili de yine 19. yüzyılda cereyan eden savaşlar dolayısıyla başka bir dengesizlik söz konusu. İkinci Afgan-İngiliz Savaşı denilir 19. yüzyılın ikinci çeyreğinde. Bu savaşın öncesi bizim 93 Harbi'mize denk düşüyor. 93 Harbi devam ederken buraya bir nasihat heyeti gönderiyor Sultan Abdülhamid. O zaman Ali Şir Han var Afganistan'ın başında. Ruslarla münasebetleri gayet iyi. Tabii bu İngilizleri tedirgin ediyor. Tedirginliğin anlamı şu: İngilizler kuvvetli Hindistan'da. Afganistan'a girmeyi planlıyorlar. Fakat böyle bir durum olursa Ruslardan yardım alma imkânı da yok Ali Şir Han'ın. Çünkü Rus ordusu Osmanlı cephesinde savaşıyor. Dolayısıyla İngilizlerle bir çatışma çıktığında Afganistan da kaybedilecek. Bu yüzden Ali Şir Han'ı uyarmak üzere bir heyet gidiyor Kabil'e. Orada diyorlar ki ‘Diplomatik vaziyetinizi dengeleyin. Bu gidişat gidişat değil.’  Daha sonra bir mektup gönderiliyor. Fakat tüm bu temaslar Kabil'deki bakışı değiştirmiyor. Ve çok uzun sürmeden İngilizler Afganistan'a giriyorlar. Ve bugünkü Pakistan sınırı o zaman çiziliyor. Bu sınırın özelliği şu: Peştun nüfusunun büyük bölümü o zamanın Hindistan'ın da kalıyor. Kuzey Batı Eyaleti diyor İngiltere buraya. Diğer kısmı Afganistan'a kalıyor. Bugünkü rakamlar itibarıyla Afganistan'da 15 milyon Peştun varsa 42 milyon Peştun Pakistan'da var. Bu öyle bir denge oluşturuyor ki Peştunlar Afganistan'daki en büyük etnik grup ama çoğunluk değiller. Yani nüfusları %40'a varmıyor. Pakistan’da da çok büyük bir azınlık ama en büyük etnik grup değil. Bu şunu getiriyor beraberinde: Afganistan'daki grup iktidar arzuluyor, ama hiçbir zaman istikrarlı biçimde iktidara yürüyemiyor. Ama iktidar iddiasından vazgeçip eşitler arasında bir anlaşmaya varalım bir sistem kuralım bunu da diyemiyorlar. Daima bir çatışma dinamiği gözüküyor. Pakistan Afganistan'da ne olup bittiğine bakmadan kendisini güvende hissedemiyor. Çünkü bu bölgeyle ilgili Peştunların hâkimiyetindeki bir Afganistan'ın kendi sınır bölgelerinden de toprak talebi olacağını düşünüyor. Nitekim bazı örgütler de bu talebi açıkça dile getiriyorlar. O yüzden Pakistan hep Afganistan meselelerinin içerisinde olmak durumunda kendisini hissettiriyor. Afganistan'ın diğer unsurları ve diğer bileşenleri de değişik biçimlerde kendilerini dışlanmış hissediyorlar. Zaman zaman merkezî hükûmetler kurulabiliyor ama bunlar daha sonra dağılıyor, istilalar ve çatışmalarla birlikte sürekli olarak bozulup ve kurulan koalisyonları görüyoruz.  
- Günümüzdeki süreçte 40 yılı aşkın bir çatışma tarihi var. Bu bir iç çatışma. Afganistan'ın Sovyet nüfusuna girişi ile başlayan bir iç mücadeleler dönemi var. Sonra buna Sovyet işgali beraberinde geliyor. Sovyetlerin çekilmesi ile birlikte arkasında bıraktığı bir hükûmet var. Necibullah hükûmeti. Rus yardımı kesildikten sonra o düşüyor. Sonra Rusya'ya karşı savaşanlar kendi aralarında bir iç savaşa girişiyorlar. Çok kanlı oluyor. Sadece Kabil'de 50 bin kişi hayatını kaybediyor bu iç savaş yılları sırasında. İşte Taliban dediğimiz grup bu atmosferde doğan bir örgüt ve yapılanma. Bunlar Peştun bölgesinin en fakir en ücra köşelerindeler. 19. yüzyılın ikinci yarısında İngiliz sömürgesi konumundaki Hindistan'da örgütlenen bir medrese geleneği var. O geleneğin Pakistan'ı miras bıraktığı bir eğitim sistemi var. Fakat Afganistan Devleti'nin kendi resmî eğitim sisteminin de dışında kalan bir sistem. Dolayısıyla o Peştun aşiret sisteminin en fakir çocukları buralarda eğitiliyorlar. Bunlardan milis toplanıyor Sovyet işgaline karşı. Burada savaşıyorlar. Döndükten sonra iç savaş başlayınca tabii Afganistan bir devletsizliğin pençesine düşüyor. Bu tabii eline gücü geçirenlerin küçük bölgelerde derebeyi gibi davranmalarına sebebiyet veriyor. Halka zulmediliyor. Buna karşı güvenliği sağlayacak insanların temel basit şikâyetlerini hemen cevap verebilecek unsurlar aranıyor. Bu grup da kendi bölgesinde bu işe soyunmaya başlıyor silahları zaten var. Ve ciddi anlamda teveccüh görüyorlar. Her köşebaşında birilerinin arabaları durdurup para topladığı bir sistemden belli bir temel güvenlik sistemine geçiliyor. Pakistan istihbaratı bunu keşfediyor ve bu grubu desteklemeye başlıyor ve Afganistan iç savaşında Taliban hızla sivriliyor. Kırdan kente doğru yürüyüşünü Kabil'i düşürerek tamamlıyor. 1996-2001 arasında kendi aşiret gelenekleri ile harmanlanmış bir katı anlayışı burada bir yönetim anlayışı hâline getirmeye çalışıyor. Bununla ilgili uygulamaları hâlâ günümüze kadar pek çok tartışıldığını görüyoruz. Bu iç savaş sırasında Usema Bin Ladin Afganistan'a geliyor. 11 Eylül Saldırıları gerçekleşiyor. Usema Bin Ladin'i Taliban'dan istiyorlar. Taliban vermeyince 2001'de Amerika Afganistan'ı işgal ediyor. Bu tabii 20 yıllık bir işgal süreci. Çok uzun bir süreç. Dünya tarihi bakımından da önemli bir süreç. Dünyanın tek kutuplu döneminin hikâyesi bir anlamda Afganistan'da ABD'nin dünyanın herhangi bir yerine askerî müdahalede bulunabilmek için elini serbest bıraktığı terörle savaş döneminin doğrudan bir işgalle ve bu işgalin ardından bir devlet kurma amacıyla yaşanan bir uzun dönemdir. 20 yıllık dönem. Çok ağır maliyetleri olmuştur Afganistan'a. Afganistan, Pakistan ve bu bitişik bölgede 240 bin insan hayatını yitirmiştir. Çok kanlı ve acılarla dolu bir süreçtir. Şimdi bu sürecin kapanışını ve yeni bir döneme geçişi görüyoruz. Burada bahsettiğimiz gibi tarihî Türk coğrafyasının parçası. Üç tane de Türkistan. Batı ve Kuzey Türkistan dersek burada üç tane Cumhuriyet Türkmenistan, Özbekistan ve Tacikistan'ın Afganistan'a komşu olduğunu görüyoruz. Tacikistan nüfusundan daha çok nüfus Afganistan'da yaşıyor bugün. Yine Özbek beylikleri var Afganistan'da. Nüfusları ile ilgili değişik şeyler söyleniyor ama %10'undan az olmadığını biliyoruz Afganistan nüfusunun. Yine benzer bir biçimde Türkmenler yaşıyorlar. En uzun sınıra Türkmenistan sahip. Özbekistan sınırı biraz daha az sonra Tacikistan sınırı geliyor. Kuzey bölgesi Kuzey İttifakı'nın içerisindeydi Taliban karşısında idi. Amerika bu iç savaşa müdahale ederek bölgeye geldi ve dolayısıyla Kuzey İttifakı'nın unsurları da Kabil'deki merkezî hükûmette söz sahibi oldular. Ancak birçok sebep dolayısıyla bu merkezî hükûmet dikiş tutturamadı. Merkezî hükûmette yine ilk sırayı Peştunlara verdiler. İşte Hamid Karzai Peştunların kendi aralarında sorumlu saydıkları aşiretlerden birine mensup bir ileri geleni. Ondan sonra Eşref Gani ve diğerleri ön plana çıkanlar. Ama onun dışında merkezî hükûmette yer alan isimler oldu. İşte Raşit Dostum. Eşref Gani'nin ilk seçiminde onunla birlikte başkan yardımcısı adayı olarak seçimlere girdi fakat Özbekler arasında da bir bölünmenin olduğunu gördük o seçimlerden itibaren. Sonrasında devam eden siyasi süreçlerde biz bölgede yaşayan Türklerin de kendi içlerinde bu siyasi mücadelenin değişik biçimlerde tarafı olduklarını ve maalesef birlik sağlamakta zorlandıklarını gördük. Bu tabi büyük bir çıkar çarkı oluşturdu Afganistan'daki devlet inşası meselesinde. Bunun iki tane boyutu var. Bunlardan birisi maddi kısmı. Bu Afganistan'la gerekçelendirilen harcamalar hem Afganistan hem de Amerika'nın içerisinde bir kesim oluşturdu. Bu harcamalardan pay alanlar olarak. Tabii bunlar Afganistan'daki işgalin sürmesini de arzu ettiler bu menfaatlerinin devam edebilmesi için. Diyelim ki Afgan ordusuna silah satılacak. Sonuçta Amerikalı şirketler satıyor Amerika'nın hazinesinden bu şirketlerin kasasına giriyor. Oranın lojistiği sağlanacak yine aynı şey oluyor ve bu şirketler Amerikan sisteminin içinde harcamalarının belli bir kısmını lobicilik adı altında ilan ediyorlar. İşgalin ve savaşın devam etmesini görüş ve fikirlerin yayılmasını, sürdürülmesini sağlıyorlar. Orada ordu kurmak durumunda olanlara para veriliyor. Şöyle bir Afgan devlet ekonomisi var onu söyleyelim: Devlet bütçesinin dörtte üçü değişik kalemlerdeki dış yardımdan hem Amerikan fonları hem de Amerikan teşvik ile Batı'dan ve muhtelif uluslararası kuruluşlardan gelen fonlardan oluşuyordu. Afganistan gayrisafi hasılasının da yarısına tekabül ediyordu bu uluslararası finans akışı. Baktığımız zaman burayı idare edenlerin de kişisel zenginleşme arayışına da girdiğini görüyoruz. Bunun anlamı da şu: Sürekli yıkılıp kurulan merkezî yapılanmalar olduğu için burada etnik grupların ileri gelenleri filan hep bir gün kendi bölgesine çekilip savaşmak zorunda olacağını düşünüyor ve biriktirdiği parayla da orada bir sistemi çevirebilirse eğer ayakta kalabileceğini düşünüyor. Yani bir merkezî devlet fikrinin bu bölgeyi ve coğrafyayı birleştirecek bir idare fikrinin ve arayışının sistemin tepesine bile otursalar bu idareci sınıfın zihninde ciddi anlamda kök salmadığını görüyoruz. Sonrasında da bu çekilme kararı geldi. Bunun muhtelif boyutları var.
- Bu boyutlar herkesi etkileyecek. Belirli sorular soruluyor. Amerika gerçekten yenildi mi? Yoksa planlı bir geri çekilme mi var? Orada 300 bine yakın bir silahlı güç vardı. Askeri ve polisiyle beraber. Birçok zırhlı araç, hava gücü vs. Bunlar savaşmadılar. Gerçekten de geriye dönüp baktığımızda karşımızda Afganistan haritası var. 2018'de Taliban'ın o harikada etkin olduğu bölge %4'tü.
- Amerika'nın içinde, Afganistan ordusunun Taliban'a direnmeden teslim olması konusu çok tartışılıyor. Ama şunu da görüyoruz orada. Onların kendilerine mahsus bir siyasi dinamikleri var. Amerikan halkı uzayan bir savaştan kendi ülkeleri bir ülkeyi işgal de etmiş olsa hoşlanmıyor. Belli bir süre sonra savaşın bitirilmesini istiyor. Yani savaşı bitirmek prim yaptıran bir iş.  Biden'ı sarsan bu çekilmenin bu kadar çarpıcı sahnelerle gerçekleşmiş olması. Oradan daha çok puan kaybediyor ama anketlere bakıldığında buradan çekilmeli miydik sorusuna daha büyük bir çoğunluk bu savaşın bitirilmesi lazımdı diye bakıyor. Tabii Amerikan iç siyasi dengelerinde liberal müesses nizamı sarsan bir bumerang etkisi oldu. Terörle savaş konseptinin 20 yıl devam etmesi. Şunu hatırlayalım sadece. Biden 25 bin Amerikan askerinin koruduğu bir Waşhington'da yemin edebildi. Yani Kabil'de, Afganistan'da ve Irak'ta da o kadar Amerikan askeri yoktu. Niçin oldu bu? Kongre Baskını’nın ardından oldu. Kongre Baskını'nı uzun uzadıya kendi içlerinde yorumladılar. Çıkan sonuçlardan bir tanesi şu: Uzayan bu savaş Amerika'nın içinde bir insan tipi üretti. 20 yıl boyunca Irak'a, Afganistan'a ve diğer bölgelerdeki küçük savaşlara muharip olarak gönderilen sürekli bir askerî kadro sınıfı oluştu. Bunlar belli bir süre savaşıyorlar ve daha sonra yerlerine yenileri geliyor. Ve ordudan ayrıldıktan sonra da bunları kontratlarına göre değişik devlet dairelerinde şurada burada istihdam ediyorlar. Bunlar bir savaş ideolojisi ile yetiştirildi. İslamofobi dediğimiz şey bu savaş ideolojisinin bir parçası olarak var. Bu bakış açısıyla ırkçılığın muhtelif renkleri ülkelerine döndüklerinde kendi toplumsal hayatları ve devlet düzenine bakışlarını da etkiliyor. Vietnam Savaşı sonrasında da böyle bir şey olmuştu Amerikan sisteminde. İçeride milisleşme yaşanmıştı. Şimdi burada da 20 yıl boyunca askerlik yapıp o travmalarda dönenler kendilerince sahipsiz bırakıldıklarını, yarı yolda bırakıldıklarını ve bunları da hep o Waşhington'daki liberal elitlerin yaptığını düşünüyorlar. İçeride âdeta bir isyan görüntüsüne varan silahlı bir yapı oluşturdu. 2020 Ekim'in de Amerikan İç Güvenlik Bakanlığı içerideki en büyük tehdit olarak artık uluslararası terör örgütlerinin Amerika'ya saldırma ihtimalini ve tehlikesini değil içeride yetişmiş teröristlerin terör yapma ihtimalini yerleştirdi. Her yıl bunların istatistikleri var. İçeride adam öldüren terör örgütü saldırılarının %85'ini değişik isimlerle tanımlanan bu unsurların yaptığı belirtiliyor. Bunun gittikçe kıvam kazandığını görüyorlar. Aynı zamanda savaş ekonomisinin beslediği çevreler var. Onların siyaseten destekledikleri unsurlar var. Trump iktidarı ile birlikte bu yapının da müesses nizama karşı tehdit oluşturabileceğini gördüler. O yüzden Pentagon'un daha büyük harcamalarını başka bir mecraya kanalize edebilecek yeni bir mantığı doğru geçilmek üzere olduğunu görüyoruz. O da büyük güç rekabeti. Büyük güç rekabeti de para harcatan bir şeydir. Ama biz Soğuk Savaş'tan biliyoruz. Soğuk Savaş mevzilenmesi bir Sıcak Savaş'a dönüşmedi. Dolayısıyla orada konuşlandırdığınız askerlerin dışında, terörle savaş çerçevesinde dağ bayır sürüyorsunuz ve ona göre içeriye alıyorsunuz. Bir sebep de içerideki bu iktidar kavgasıdır.  Çünkü hegemonya dediğimiz şey içeride bir mutabakat oluşturur ve Amerikan sistemi de öyle oluşmuştur. Şimdi ise hem ideolojik hem ekonomi politik büyük bir iç kavganın içerisinde bu da neticelenmiş ve sona ermiş bir mücadele değil.
- Ben buradan hareketle Afganistan'dan çekilişin planlı olduğunu biliyoruz. 2020'de yapılmış olan anlaşmalar var. Ama çekilişin son safhasında Biden'ı zora sokacak işlerde de bundan hoşlanmayanların ispatı dışarıdan hiç kolay olmayan bazı dokunuşlarının da olabileceğini görüyoruz. Bazı diğer faktörler de rol oynar. Mesela açıkça çekileceğini söylemeye başladığınızda cephedeki Afgan ordusu sonrasında ne olacak sorusunu soruyorlar. Bu defa savaş motivasyonları düşmeye başlıyor. Burada tabii Taliban'ın arkasında örgütlü güçler var. Bu anlamda Pakistan ve İran'ı unutmayalım. Her iki ülke de Amerika'ya karşı Taliban'ı destekledi. Amerika'nın çekilme kararına karşı yerel unsurlar böyle bir geleceği göre oynamaya başladılar. Taliban'ın da ilerleyiş sürecini hızlandırdığını görüyoruz. Amerikan sisteminin içinde oturmuş olan o 20 yıllık çıkar çarkları ve çatışmaları ile de bağlantılı bir tarafı vardır son sahnelerin. Genel plan itibarıyla bu tasarlanarak yapmış olan bir geri çekilmedir. Amerika'nın burada tahmin ve hesapları var. Bunlardan birisi DAEŞ'le çatışan bir Taliban var. Bu çatışmanın sonraki safhaları ile ilgili öngörüleri var. O öngörülere göre de yine Taliban'a belli imkânlar geride bırakmak pahasına bu anlaşmayı yaptılar. Ben bu konuda şöyle düşündükleri kanaatindeyim Amerikalıların: ‘Zararlı saydıkları unsurları ancak birbirleriyle çarpışarak yok edilmesini istiyorlar.’ İzole edilmiş bir alanın içerisine toplama, içerideki dengeleri kollayarak kimin kazanmasını istiyorsanız ona birazcık imkân verirsiniz ve böyle bir dengeyi kurarak o çatışmayı yönetmek sonrasında eğer bu hesapların hiçbiri tutmazsa o gruplar oraya toplandıktan sonra Rusya'nın veya Çin'in arka bahçesi gibi olacak. Ve bunlarla çatışma yaşamalarının daha muhtemel olabileceğini düşünüyor olabilirler. Bu hesap tutar tutmaz ayrı. Ama böyle düşündüklerini resmen en üst düzeyde gösteren pek çok örnek var. Trump anlaşmayı imzalamıştı. Onun konuşmaları var. 'Bizim öldürdüklerimizi Taliban öldürecek bundan sonra.' diye. Bir müzakere edebilecek bir heyet oluştu orada. Mesela, şimdi fiilen Afganistan'ı yönetecek bir Taliban devleti doğuyor.  Sünniliye atıf yapan Sünni coğrafyada daha önce görülmemiş yeni devlet tipi bu. Yani kendi örgüt ulemasının devlet yönetimini üstlendiği bir model bu. Biz Osmanlı hilafetinden bu tarafa Müslüman dünyanın içerisinde farklı modellerin kendilerine taraftar toplamaya çalıştığını gördük. Afganistan üzerinden de bu yapı oturursa o ülkenin kaynaklarını işletmek için Çin'le anlaşma yapmayı planlıyorlar vs. O zaman bu da bir mesele olarak karşımıza çıkacak.
- Şöyle düşünelim: Şimdi devlet ve ulema dengesi Osmanlıda nasıldı? Şeyhülislamlık vardı, Meşaî makamı vardı. Ama devleti temsil eden de hükümdar ve hanedandı. Ve halife sıfatına sahiptiler. Sünni dünyanın içinde bir de Vehabilik de çıktı. Vehabiler hem geleneği reddettiler, yani mezhepleri. Onunla birlikte Türkleri ve Osmanlı hilafetini reddettiler. Çünkü Kur'an sizden olan emir sahiplerine itaat edin diyor. İsyan edebilmek için bir doktrine ihtiyaçları vardı. Bir isyan doktrini ürettiler. Ama bu isyan doktrininde ulema yine hanedanla anlaştı. Suudi ailesi ile. Suudi Arabistan'daki iki kılıç hurma ağacının kenarındaki biri ulema ve onu desteklediği hanedanı anlatıyor. İkincisi Velayeti Fıkıh'la İran'da oldu Şii dünyada. Normal şartlarda Şii ulema devlete uzak durur ve bir zulüm aracı olarak görür. Fakat İran'da Humeyni'nin ürettiği Velayeti Fıkıh doktrini ile biz Vatikan'a benzer bir modeli yani ruhbanın devleti doğrudan yönettiği bir modeli rehberlik adı altında İran'da müesses olduğunu gördük. Yani devletin tepesinde rehber var, bir seçim olsa bile kimin seçimle geleceğini tayin eden kurulları da o atıyor. Ve kendisine bağlı özel bir ordu var. İşlerin çığırından çıktığını düşündüğünde o siyasete müdahale edebiliyor. Dini de yorumlama yetkisi doğrudan ona ait. Çünkü Kur'an’ı imamlar yorumlayabilir. Böyle bir rehberliğin söz konusu olduğu bir teokrasi. Yani Müslüman dünyada daha önce görülmemiş bir modeldir bu. Sünni dünyada hiç yoktur. Ayrı bir dinî anlayışları var. Buradan bir model oluşturmaya çalışıyorlar. Böyle bir modelin yayılması ve serpilmesini istiyorlar mı? Amerika geri çekildi ama bu geri çekilişin biz örgütlendiğini biliyoruz. Mesela şöyle söyleyeyim: O müzakereyi yürüten heyetleri Amerika yıllarca her gününü takip ettiği heyetlerdir. Afganistan'ı yeni yönetecek kadronun bizim Türkistan'a olacak tesiri bakımından Taliban'ın uzun soluklu etkilerini bizim iyi anlamamız ve takip etmemiz lazım. Neler getireceğini, yeni bölünmeler getirecek mi bunlar çok önemli. Mesela bölgede başka devlet tipleri var. Değiştirdikleri devlet sistemi de İslam Cumhuriyeti adını taşıyordu Afganistan'da. Ama seçimli bir tarafı vardı halka soruluyordu. Şimdi Taliban mesela bunu reddediyor. Bunun ve diğer tezahürlerinin şu anki karmaşa atmosferinde geleceğe dönük olarak tartışılacak başlıklara arasında yer alacağını bilmemiz lazım.
- Çin meselesi mühim bir mesele. Çin'in uzun zamandır bölgeye ilgisi var. Bölgedeki doğal kaynaklara yatırım yapmaya Amerika orada iken başladı. Kabil'in kuzeyinde bir bakır madenine 3 milyar dolarlık bir yatırım yaptı ama işletemedi. Niçin? Çünkü güvenlik sorunu var. Temel altyapı ile ilgili meseleler var. Dolayısıyla bu bölgede Taliban'ı bir tehdit unsuru olmaktan çıkarmak istiyor. Pakistan'la ilişkisi var. Bu sayede Afganistan üzerinde de bir nüfuz kurmak istiyor Çin. Gelecekte ne olacağını biz bilemeyiz. Taliban'ın şu anda kaynağa ihtiyacı var. Çin de orada en kuvvetli ve en zengin bir devlet olarak duruyor. Hindistan'ın hem Pakistan'la hem de Çin'le olan rekabeti bakımından Afganistan'ın ne olacağı mühim. Çünkü Hindistan da Çin gibi büyüyen bir ekonomi ve büyük bir nüfusa sahip. Dolayısıyla enerjiye ihtiyacı var. Bunun için de Türkiye'ye ulaşmaya çalışıyor. Türkistan kaynaklarına. İran üzerinden bir güzergâh kurmaya çalışıyor. Çünkü ne Pakistan ne de Çin geçit vermiyor Hindistan'a. İran'dan kara yolu ile Türkmenistan'a diğeri İran'dan Afganistan'a oradan Özbekistan'a vs. filan buralar üzerinden Türkistan'a ve oradaki enerji kaynaklarına ulaşmak. Rusya ile temas için de yine İran üzerinden Zangezor koridorunun bulunduğu bölgeyle kara irtibatı kurmaya çalışıyorlar. Afganistan hattı özellikle çok mühim gelecek dönemde. Aradaki çatışma sebebi ile de rakipleri bölgeye sokmamak için Afganistan'daki nüfusu önemsiyorlar.
- Bölgede tabii bir DAEŞ meselesi var. DAEŞ, El-Kaide'den ayrıldı. Şimdi Taliban'dan da ayrıldı. Siz kâfirsiniz dedi. Tıraşlı zalimler gitti sakallı zalimler geldi dedi ve çatışma başladı. Tabii DAEŞ'le ilgili çok sayıda soru işareti var. Bu da Türk devletleri açısından önem arz eden bir mesele Afganistan'ın geleceği açısından. Taliban'ın DAEŞ'le çatışması var ve devam edecek. Ama bu çatışma Afganistan'ı nereye götürecek bunu bilmiyoruz. Acaba Taliban'ın karşısındaki gücü dengeleyecek bazı gelişmeler olacak mı? Suriye iç savaşının mahiyetini değiştiren şey, Ebu Gureyp Cezaevi'nin boşaltılması idi. Oradan çıkarılan El-Kaide unsurları işte bu DAEŞ ve diğer yapılara bölünerek oradaki çatışmanın mahiyetini değiştirdiler. Böylece farklı sonuçlar doğdu. Şimdi yine Afganistan'da da hapishaneler boşaltıldı. Taliban'ın kendisi de boşalttı. Bizim bölgemizde başka hapishaneler var. Mesela, Suriye'nin kuzeyinde Suriye PKK'sının denetiminde DAEŞ'lilerin tutulduğu yerler var. Önümüzdeki dönemde biz buralarda birtakım şeyler görecek miyiz? 2020 tarihli haberler. Bazı DAEŞ'li unsurlar Amerika'nın bilgisi dâhilinde bunlar alt düzeydeler ve orada daha fazla radikalleşmesinler diye salıverildiklerini biliyoruz. Bu coğrafya birbiri ile etkileşim hâlinde. Bugünden yarına farklı dengelerin de oluşabileceğin görebiliyoruz. Bundan da Türk Cumhuriyetleri çok tedirgin. Şimdi bu tedirginliği bölgede biz size güvenlik sağlarız diyen güçler kullanmaya çalışıyorlar. Rusya bölgede bir sınır tatbikatı yaptı. Orada Tacikistan Rusya'nın askerî güvenlik örgütünün bir parçası ve bu ülkede büyük bir Rus üssü var. Ama Özbekistan ve Türkmenistan bu örgütün üyesi değiller ama bu tatbikatı katıldılar.  Çin Tacikistan'da karakol filan inşa etti. Dolayısıyla Türkmenler kaygılılar. DAEŞ Peştun bölgesinden ziyade kuzey bölgesinde daha etkin durumda Afganistan'ın. Böyle olunca benim bir teklifim var. Biz geçtiğimiz dönemde Türk dünyasında siyasi, ekonomik ve kültürel birlikle ilgili pek çok adımlar atıldı. Şimdi yeni bu Afganistan dengesi Türkistan-Türkiye münasebetlerinde güvenlikle ilgili bir sayfa açmak bakımından da bize bir imkân sağlıyor. O da şudur: Türkiye DAEŞ'le çok yoğun şekilde mücadele etti. Çok şehidimiz var. Suriye'nin kuzeyindeki mücadelelerde ve Türkiye'nin içinde de çok terör saldırıları oldu. Dolayısıyla biz bu üç cumhuriyetle anlaşmalar yaparak bir güvenlik iş birliği yapabiliriz. Bunun iki tane boyutu olur. Bir boyutu Türkiye'nin bu mücadele sırasında edindiği bilginin aktarılması yani bu örgüt nasıl bir yapıdan oluşuyor, propaganda yöntemleri nelerdir, nasıl insan devşirirler, tüm bunlarla ilgili Türkiye'nin askerî anlamda mantığı nedir? Bir diğeri de bölgeye sınır güvenliği faaliyetlerini destekleyecek müşterek IHA ve SİHA üslerinin kurulması olabilir. Türkiye doğrudan kendisi bir üs kurmayı teklif edebilir. Bu Türk Cumhuriyetlerinin bağımsızlıklarını destekleyebilecek bir şeydir. Orada komşu bulunan devletler bu DAEŞ tehdidini bahane ederek Türkistan'daki askerî varlıklarını artırmak isteyecekler, güvenlik bağımlılıklarını hatırlatmak isteyecekler ama Türkiye bu sınır güvenliği konusunda çok büyük acılar yaşayarak büyük deneyim sahibi oldu. Şimdi teknolojisini kendisinin ürettiği imkânları var. O yüzden bu imkânlardan başlayarak bir güvenlik sayfası da açabiliriz Türk dünyasında birlik için. Bu pek açıdan faydalar getirir Afganistan'ın kuzeyinde yani Güney Türkistan dediğimiz bölgeyi biz kendi İHA'larımızla gözlerimizle görebilir ve takip edebiliriz. Orada henüz Afganistan'ın iç dengeleri oturmadı. Oradaki Türk topluluklarına yönelik olarak hak ihlalleri yeni çatışmalar olur mu? Öyle bir şey olursa orada biz bölgeyi anlayan ve takip edenler olarak o tür olası çatışmaları durduracak adımlar atabilmek için bilgiye ve güce de ilk elden sahip olabiliriz. Bölgeyle olan temaslarını da artırır. Türkiye yeni Kâbil'le de ilişki kuracaksa eğer işin diğer boyutunu da ihmal etmemeli. Bunlar bizim Türkistan bölgesine yönelik olarak güvenlik açısından çok önemli adımlar olabilir.
- Benim tahminim daha önce Türkiye'de öğrenim görüp de hâlen Afganistan'a bulunan Afganlıların tamamı sistem dışı bırakılacak. Taliban'ın şimdiye kadar izlediği çizgisine baktığımızda o kendi doktrinine sahip olmayan unsurlarla çalışma konusunda istekli görünmüyor. Bu nasıl bir model olacak derken bu bizim sıkıntımız. O coğrafyada yerleşen bizim itikadımız bir millet itikadı idi. Orada bulunan bütün Müslümanları eşit sayan ve devlet dediğimiz müesseseyi de bu eşitlik fikri üzerine kuran bir İslam idrakimiz var. Şimdi sadece kendi dokrinini ve anlayışını esas kabul eden diğerlerini sapkın sayıp ve onu da devlet ideolojisi kabul eden bir katılıkla eğer karşılaşırsak ki 1996-2001 arasında öyle bir şey söz konusu idi. O zaman bu kadroları da tehdit sayacak ve devlet sistemi içerisinde yer vermeye pek yanaşmayacaklardır muhtemelen. Ama daha kapsayıcı ve daha yumuşak belli alanlarda söyleniyor böyle bir evrim söz konusu olursa o zaman bu yetişmiş olan kadrolar Afganistan'ın derdine deva olabilecek işlere bakabilirler.
- ABD'nin Afganistan'a müdahale sebebi ile ilgili bir soruya karşılık şunları söyledi:
"Hemen Çin ve Rusya'nın yakınında bir stratejik merkez elde etmek amacında idi Amerika. Fakat burada şunu başaramadılar: ABD'nin mantığı, işgal ettiği topraklarda devletleri yeniden kurarak onların enerjisinin seferber edilmesi ile işler. Mesela Almanya. İkinci Dünya Savaşı'nda Amerika'nın hasmı idi. Almanya işgal edildi, anayasasından kadrolarına kadar yeniden kuruldu ve bugün hâlen Almanya, Atlantik ötesi ilişkiler denildiği zaman Avrupa'da Amerika'nın en önemli dayanağıdır. Japonya yine öyle İkinci Dünya Savaşı yıllarında Amerika tarafından işgal edildi. Sonra Anayasa’sı ve eğitim sistemi tamamen yeni baştan kuruldu ve bugün hâlâ Uzak Doğu denildiğinde Amerika'nın en yakın müttefiği olarak Japonya'yı görüyoruz. Güney Kore'yi vs. filan hepsini buna ekleyebilirsiniz. Fakat İslam coğrafyalarının hiçbirinde bu şekilde bir politika tutmadı. Bu 19. yüzyılın bir gerçeğidir. İslam ve milliyetçilik dışarıdan gelen bir işgali ve istilayı hiçbir zaman içselleştirmiyor. Dışarıdan gelen istila ve işgaller uzun bir müddet çaba harcadıktan sonra tam netice alamadan oradan ayrılıyorlar. 19. yüzyıldaki dalganın da akıbeti aynı benzer oldu. 20. yüzyılda da bunu denediler. Başka bölgelerde bu politika sonuç veriyor ama bu bölgelerde yani İslam coğrafyasında sonuç vermiyor. Ama geride bir kırılma ve parçalanmışlık bırakıyor.
- Amerika'nın bütünüyle plansız çekildiğini düşünmemek lazım. Afgan ordusunun en elit gücü özel kuvvetler idi. Bunlar nitelikli askerlerdi ve savaşı biliyorlardı. Son gelen bilgi en az bin tane özel kuvvet mensubunu aileleri ile birlikte Amerika çıkardı. Yani biz bunları belli süre sonra yeniden bu sahada görebiliriz. Geri çekilme şu demektir: ‘Çekilirsen siz bazı nüveler bırakırsınız bazı nüveleri beraberinde götürürsünüz.’ Dışarıdan tahmin edilmeyecek senaryolarınız vardır. Sahadaki aktöre tanırsınız. O hazırlıklarla birlikte geri çekilmenin olduğunu görüyoruz. O yüzden geleceğe dönük pek çok ihtimal var. Afganistan'da yaygın bir yoksulluk var, milyonlarca insan açlık ve sefaletle yüz yüze bulunuyor. Dolayısıyla bu insanlara insani yardımın ulaştırılması lazım. Bu hem millî hem dinî hem insani önemli bir vecibemizdir. Bununla ilgili adımların atılması lazım. Kardeş kavgasının dinmesi mümkün ise eğer bunu sonuna kadar desteklemek lazım. Orası savaş ve acılar yorgunu bir bölge. Fakat bizi de çok ümitli olmamızı engelleyen birçok soru işaretleri ve birçok olumsuz ihtimaller var. Bunları da göz önünde bulundurmamız ve konuşmamız gerekiyor.
-  Yeni oluşacak yönetimde Taliban'ın kenevir üretimine müsaade edip etmeyeceği ve müsaade etmemesi hâlinde yeni etnik çatışmalara yol açıp açmayacağı o ile ilgili bir soruya karşılık şunları belirtti:
"Kenevirin tarihi Afganistan'da oldukça eski. Taliban 1996-2001 arasında kenevir üretimini yasakladı. Daha önce ekip biçilenlerin satışına izin verdi ama yeni ekimi durdurdu. Sonraki dönemde bundan vergi aldı. Ekimi ve ticaretiyle kendisi Taliban doğrudan uğraşmadı. Şimdi nasıl olacak? Burada yine bahsettiğim gibi Taliban'ın dünyadan bekledikleri var. Bu beklediklerini almak için de bir yerlerin de istekleri var. Bu o pazarlık masasında görülecek. Nedir bekledikleri? Afganistan'ın parası var. 10 milyar dolar civarında altını var. Amerika ve İngiltere'de bunlar. Bunların kilidinin çözülmesi için Amerika'nın Taliban'ın yeni yapısını tanıması lazım. Uluslararası hukukta tanıma iki türlü. Afgan Devleti sınırları ile tanınıyor ama yeni bir rejim kurduğunu söylüyor Taliban. Mevcut devlete yeni başkan olmuyorlar. Yeni bir sistem ve yeni bir rejim. Tabii bunun meşruiyetinin tanınması söz konusu. Devletseniz eğer dışarıdan kredi kullanabiliyorsunuz uluslararası kuruluşlardan. Bunun için de bu tanınmanın olması lazım. BM'deki sandalyesini alması lazım. Dış temsilciliklerini alması lazım. Mesela Türkiye'deki Afgan Büyükelçiliği de kime teslim edilecek nasıl olacak bunu önümüzdeki dönemde göreceğiz. Silah alımından bir devlet neyi yapabiliyorsa hepsini yapabilmek için uluslararası tanınmaya ihtiyacı var. Onun için de masanın karşı tarafındakilerin yapacağı şeyler var. Tanınma yarım olabilir. Çin vs. büyük devlet olarak tanırlar diğerleri tanımazlar. O zaman Afganistan'ın yöneliminin daha da farklılaşabileceğini görüyoruz. bu narkotik mesele de onunla bağlantılı olarak görüşülebilecek bir iştir.