PAKRADUNİLER VEYA BİR ERMENİ-YAHUDİ CEMAATİ

21 Eylül 2021 12:43 Prof.Dr.Abraham Galanté
Okunma
144

PAKRADUNİLER
VEYA
BİR ERMENİ-YAHUDİ CEMAATİ (*)

FransızcaYazan: Prof. Abraham Galanté (**)
Fransızca’danTercüme Eden: Prof. Dr. Abdurrahman Küçük (***)


I
V. yüzyılda yaşamış Ermeni Yazar Horenli Musa (Moise de Khoréne), İsak Pakraduni’nin (İsaac Pacradouni)  istemesi sonucu, aşağıda bahsedilecek olan, Ermeni dilinde iki ciltlik Ermenistan Tarihi’ni (Histoire d’Arménie) hazırlıyor. Horenli Musa, Ermeni tarihçilerin babası ve onun zamanına kadar uzanan olayların yazarı kabul ediliyor. O (Horenli Musa), ateş gözlü olarak nitelendirilen Ermeni Kralı Hiraçya’nın, Yahudi köleler edinen Babil Kralı Nabukadnazar’ın çağdaşı olduğunu kaydediyor. Hiraçya’nın, Nabukadnazar’dan Yahudi kölelerden önemli birini istediği ve Babil Kralı da ona Şambat adında birini gönderdiği, Hiraçya’nın Şambat’ı önemli görevlere getirdiği ve yönetiminde Yahudi kölelerden yararlandığı ifade ediliyor. Bu Şambat’tan, Pakraduni soyu geliyor.
  Bu Şambat Kimdir?
  Bize göre Şambat, Tanah’ın (Bible)  birçok yerinde zikredilmiş olan Şafat’tır. Bu Şafat; Tanah’ın I. Tarihler Kitabı’nın 3.Babı’nın 22. cümlesinde de zikredilen, Babil Kralı Nabukaknazar’ı yok eden Yeçonya veya Yeoyakin ve Hizkiya’nın soyundandır. Gelenlerden biridir. Hıraçya’nın, Babil Kralı’ndan önemli esirlerden birini, başka bir ifadeyle seçilmiş bir esiri kendisine vermesini istediği bir önceki paragrafta belirtildi. Bu seçilmiş esir, Yahuda Krallık ailesinden gelen Şafat olmalıdır. Günümüzde İstanbul’da bir Şafat Yahudi ailesi ve bir Ermeni Pakraduni ailesi vardır.
İbranî metinde p(פ) harfi, pş eklinde değil de niçin ph şeklinde okunuyor? Bu bir fonetik (sesbilim) meselesi diye cevap verilebilir. Aralarında p, k, b (פ, כ, ב) gibi harflerin bulunduğu harfler de değişikliğe uğrayabiliyor. Bu değişiklikler, sesli harflerin söylenmesi sırasında Grek fonetiğinin etkisi altında kalınmasından dolayı olmalıdır. Grek fonetiğinin etkisinde kalınması, Kitab-ı Mukaddes’in (Bible) okunmasını kolaylaştırmak içindir. Bugün Arap ülkelerinde yaşayan Yahudiler indinde, semitik olmayanlara ve semitik kabul edilmeyenlere Bible’nin/Kitab-ı Mukaddes’in okunmasını kolaylaştırmağa yönelik bir etkidir.
Büyük İskender’in (MÖ 356-323) ölümünden altmış yıl sonra kahraman Arşak, Partlar’ın tahtına oturdu. O, doğuya hâkim oldu. Arşak’ın otuz bir yıllık hükümdarlığından sonra yerine oğlu Ardaşes geçti ve yirmi altı yıl hükümdarlıktan sonra öldü. Ardaşes, Büyük ismi ile anılan Arşak’a halef oldu. O, kardeşi Vagarşag’ı Ermenistan Kralı yaptı. Birçok savaştan ve Makedonları itaat altına aldıktan sonra Vagarşag; yiğitlikleri kadar iffetleriyle de bilinen savaşçı görevlileri, Yahudi Şampa Pakraduni’nin hizmetlerini ödüllendirdi. Bu kral; Şampa Pakraduni’nin soyuna, Arşaguniler’in başına şövalyelik göstergesi ve soyluluk tacı olarak bilinen tacatir taşımak, kapıya ve saraya altınsız ve kıymetli taşsız, kabartmalı üç sıralı küçük başlık koymak gibi imtiyaz verdi. Şampa, soyunun Pakraduni olarak adlandırılması, Ermenistan valisi ismiyle anılması imtiyazını elde etti. Bu Pakarad; Makedonlara karşı Arşak’ın savaşından önce Vagarşag’ın hizmetine kendini adayarak devletin yüksek görevlisi, Ermenistan’ın uç bölgesi yöneticisi, şef, batıda on bir bin insanın prensi oldu.
Vagarşag, Armavir’de bir mabet inşa etti ve oraya güneşin, ayın ve atalarının heykellerini koydu. Doğuştan Yahudi olan, kralın başına taç koyma imtiyazıyla şövalyeliğe ulaşan Şampa Pakarad, Yahudilik kanunlarını/kurallarını bırakmaya ve putlara tapınmaya davet edildi, hatta sıkıştırıldı da. Şampa Pakarad’ın bunu kabul etmemesi üzerine Vagarşag, onu, özgür bıraktı.
Vagarşag, yirmi üç yıllık hükümdarlıktan sonra öldü. Onun oğlu I. Arşag ,Vagarşag’a halef oldu. Pakarad’ın çocukları Arşag tarafından işkenceye tabi tutuldu ve putlara tapınmaya mecbur edildi. Onlar arasından iki kişi, atalarının inancı yolunda yiğitçe şehit oldu. Pakarad’ın diğer oğulları, ava gitmek ve savaşa katılmak için sadece cumartesi ata binmeye ve doğan erkek çocuklarını sünnet ettirmemeye razı oldu. Arşag, bekâr oldukları zaman diliminde sünnet olmayı yemin ederek terk etmedikleri sürece, evlenmelerine müsaade edilmemesini bütün valiliklere bildirdi. Onlar, sadece bu iki noktaya uymayı kabul etti fakat putlara tapınmayı reddetti.
I. Adaşes’in oğlu Dikran (MÖ 149-123), mabetler yaptı, bütün valiliklerde tanrılara kurbanlar sunmayı ve onlara tapınmayı emretti. Pakraduni ailesi, bunu kabul etmedi. Asut olarak isimlendirilen aile üyelerinden biri, putları aşağılamasından dolayı dili koparıldı. O, başka işkenceler denemedi, çünkü Pakraduniler, putlara kurban sunmamalarına ve putlara tapınmamalarına rağmen, kurbanların etinden ve domuz etinden yemeye razı oldu. Bu inat karşısında Dikran, toplulukların emirliğini onlardan aldı fakat kralların başına taç koymalarından mutluluk duydu.
Ardaşes’in oğlu ve Dikran’ın kardeşi Arşam; kralların başına taç koyma imtiyazıyla övünen şövalye Enanus’a çok öfkelendi. Enanus, Dikran’ın hükümdarlığı döneminde hapsedilmiş olan Yahudi Başhahamı Hırıcanus’u özgür bırakmıştı. O, Hırıcanus’un kendisini özgür bırakması karşılığında Enanus’a yüz talent vadettiğini ve kendisinin bu yüz talenti krala vermek amacıyla kabul ettiğini söyleyip kralın huzurunda özür diledi. Arşam da Seneşiyas olarak isimlendirilen kardeşlerinden birini, acele olarak, vadedilmiş fidye değerini Hırıcanus’tan almak için Yahuda Krallığı’na gönderdi. Ancak elçi varmadan bir süre önce Hérode, tahtına zarar vermesini önlemek için, Hırıcanus’u öldürmüştü. Vadedilen fidyenin ödenmesi zamanında, Yahudilerin Hahambaşıs’ından fidye bedelini alamayan Enasus; Arşam tarafından, şerefi ve unvanı elinden alındıktan sonra, hapishaneye konuldu. O sırada Kentoumi (Kenanîlerden gelen) soyunun şefi Zora; Kral Arşam’ın huzurunda Enanus’u suçladı, ona Yahuda Kralı Herode’ye yemin etmesini önerdi. Bu yemin teklifi üzerine Herode, Yahudileri kabul etmekle kendini yükümlü saydı ve Yahudilere atalarının ülkesinde mülkler vermeyi kabul etti. Çünkü Yahudilerin Ermenistan’da çok acı çektiklerini dillendirmesini istediği, Zora da buna karşı geldiği için Başhaham Hırıcanus’u serbest bıraktığını söyledi. Aldığı bu bilgilere kızan Arşam, her türlü işkencenin Enanus’a uygulanmasını istedi. Bu işkenceler; Enanus’u, Yahudi kanunlarını tamamen bırakmaya, güneşe ve kralın tanrılarına tapmaya zorlamak amacı taşıyordu. Kral, Enanus’a, önceki konumunu iade etti. Aksi takdirde, dik kafalılığının karşılığını, konumunun gerçekleştiği şartlarda, canıyla ödemesi gerekiyordu. Onun gözünü korkutmak için Saria olarak adlandırılan ebeveynlerinden biri, bizzat gözünün önünde infaz edildi. Onun Saphadia ve Azaria adındaki iki oğlu işkence yerine götürüldü. Çocuklarının ölümünü görmekten ve karısının yalvarmasıyla sarsılmış olan Enanus, bütün ailesiyle, bu duruma, kralın iradesiyle razı oldu ve ilk görevi ona iade edildi. Bununla beraber ona pek güven duymayan kral, Mezopotamya’dan uzaklaştırmak amacıyla onu Ermenistan’a gönderdi ve ona sadece memleketin yönetimini verdi.
Kral Abgar’ın ölümünden sonra Ermenistan Krallığı ikiye bölündü. Abgar’ın oğlu Ananun, Urfa’ya ve kız kardeşinin oğlu Sanadrug da Ermenistan’a kral oldu. Kahraman Pakraduniler’in desteğiyle toplulukları bir araya getiren Sanadrug, Pers Kralı Ardaşes’in hükümdarlığının ikinci yılında, tahta oturdu ve bütün krallığın yönetimine sahip olmak için, Abgar’ın çocuklarına savaş açtı.
Sanadrug’un ölümü üzerine hiçbir özelliği olmayan Eruant, tacını başına koymak için hiçbir Pakraduni’nin hazır olmamasına rağmen, krallığını ilan etti. Eruant, tahtta iken, Sanadrug’un çocuklarından sadece bir defa zarar gördü. Eruant da Sanadrug’un Ardaşes isimli çocuğu hariç diğer çocuklarını ortadan kaldırdı. Ardaşes, sütannesi tarafından Her ülkesine götürülmesi ve Magıkhazan (Maghkhazan) ağıllarında kalması dolayısıyla ölümden kurtuldu. Sütanne, Sempadavan köyünde, Sber Kantonu’nda ikamet eden Piurad Pakraduni’nin oğlu prens Sempad’ın babalığını durumdan haberdar etti. Sanadrug’un hazin sonunu, çocuklarının katledildiğini öğrenen Sempad; Sempadoniş ve Sempaduhi isimli iki kızını yanına aldı, onları Paiperte’ye yerleştirdi ve kalenin korunması için yiğit askarler bıraktı. Bundan sonra Sempad, birkaç kişiyle beraber, Ardaşes’in bulunması için harekete geçti. Bu gelişmelerden bilgilendirilmiş Kral Eruant, Pakraduni’nin hareketlerini takip etmek için casuslar gönderdi ve çocuğu bulmayı başardı. Bulunan çocuk, çobanlar arasında, ağılın içinde yetiştirildi. Bu durum; Pers Kralı Darius’un yanına ulaşma fırsatı buluncaya ve genç prensin Pers Kralı’nın çocuklarının arasına kabul edilinceye kadar sürdü. Genç Prens’in kaderinden haberdar olan Eruant, bir taraftan Ardaşes’i kendine vermesi talebi için Pers Kralı’na elçiler ve hediyeler gönderdi, diğer taraftan da çocukla ilgilenmesini durdurmasını istemek için Sempad’a başvurdu. Sempad, cevap vermedi. Bu durum karşısında Eruant, Paiperte’de bulunan yiğitleri bertaraf etti; Sempad’ın kızlarını ele geçirdi ve onları, işkenceye tabi tutmaksızın, Ani Kalesi’nde muhafaza etti. Romalılar tarafından korunmuş Eruant; Vespasien ve Titus İmparatorluğu’nun hâkimiyeti altında, Mezopotamya’daki haklarını onlara devretme şartıyla hiçbir zarar görmedi. Sempad, Pers Kralı’nın gözetiminde büyümüş olan Ardaşes’in tahta çıkmasına yardım etmesini rica etti. Kral, buna razı oldu ve toplulukları Sempad’a emanet etti. Sempad, genç Ardaşes’e destek oldu. Ardaşes, Eruant’a ve ordusuna saldırdı. Savaşta Eruant kaçtı ve Sempad, onu şehrin girişine kadar kovaladı, o da teslim oldu. Sempad’ın bir askeri, kılıç darbesiyle Eruant’ın başını yardı. Bu zaferden sonra Sempad, Sanadrug’un tacını buldu ve onu Ardeşes’in başına koyup bütün Ermenistan’ın kralı ilan etti. Ardaşes, sarkık iki küpe ve kırmızı ayakkabı hariç, Sempad’a aynı şerefi bahşetti. Ardaşes; kralların başına taç koymak hakkıyla Sempad’ın şövalyelik mirasından, Batılı güçlerin kumandanlığından başka bütün Ermenilerin komutanlığını, ülkedeki bütün devlet memurlarının denetimini ve krallığın kâhyalığını da yine Sempad’a emanet etti. Ardaşes, Sempad’a, Eruant şehrinin yakınında kurulmuş Pakaran Kalesi’ne, Eruant’ın kardeşi Eruaz’ı öldürmek için gitme emrini verdi. Aldığı emir üzerine Sempad, Eruaz’ı öldürdü, ele geçirdiği hazineleri ve esirleri krala getirdi. Ardaşes, Armavir’den oraya yerleştirilmiş olan Yahudi esirleri Eruant’tan çıkardı, onları, Krallık Saray şehri olan Arşabat’a yerleştirdi.  Ardaşes’in oğlu Dikran, Perslerin Birinci Kralı Beroze’nin üçüncü yılında, Ermenistan’a kral oldu. Kral, kızı Eraniag’ı, Pakraduniler soyundan Sempaduhi’nin oğlundan ve yiğit Sempad’ın kızından olma Dertad ile evlendirdi. Dertad, boy olarak küçük ve dıştan cılız görünümlü fakat cesur ve sağlam yapılı biriydi. Prenses (Eraniag); kocasından nefret ediyordu ve o kadar çirkin bir adamla oturmaktan, o kadar çirkin bir adamla evlenmiş olmaktan, meşhur bir ailenin kızı olmasına rağmen daha alt soydan bir ailenin gelini olmaktan yakınıyordu. Karısına kızmış olan Dertad, ona karşı kaba davranıyor, karısının saçlarını koparıyor, onun sürüklenerek odanın dışına çıkarılmasını emrediyordu. Prenses de Dikran’a isyan ediyordu. O (Dertad); Arşabad’da ve Vagarşabad’da yerleşmiş ve daha sonra İsa Mesih’in  inancını benimsemiş olan Yahudileri esir eden Dikran’a isyan ediyor ve sonra da tahkim edilmiş Medie bölgesine çekip gider. O, Siuni’nin memleketine vardığında kralın öldüğünü öğrenir. Bir gün Dertad, Siuni ailesinin şefi Pagur’un masasına davet edildi. O, orada çalgı aleti eşliğinde şarkı söyleyen çok güzel bir kadın gördü. O kadının adı Nazining idi. Bir aşk sarhoşluğu içerisinde Dertad, Pagur’a, “Bu şarkıcı kadını bana ver.” dedi. Pagur, “Hayır! Çünkü o, benim nikâhsız eşimdir.” diye cevap verdi. Bunun üzerine kavga çıktı ve Dertad, masada olanları kovdu,  Pagur’un nikâhsız eşiyle ata bindi ve Siber  Kantonu’na gitti.
Otuz yıl hükümdarlık yapan II. Arşag’ın ölümünden sonra Şabuh, Ermenistan’ın yönetimini Merujan’a verdi. Büyük Nerses, Ermenistan’ı saran kötülüklerden İmparator Teodose’yi haberdar etti, ondan destek ve himaye istedi. Teodos, Ermenistan’ın tahtına Arşag’ın oğlu Bab’ı koydu ve onu desteklemek için, Merujan’ı tahtından eden, onun durumundan Şabuh’ı haberdar eden, güçlü bir ordu verdi. Şabuh, bu orduya, hemen Perslerin bütün güçlerine karşı, Merujan ile savaş yapmak için Ermenistan’a gitmesini emretti. Şabuh tarafından verilmiş emirlerden bilgilendirilmiş olan Teodose, bir generali Bab’ın yardımına gitmekle görevlendirdi. Muharebe/Savaş, Tzirav Ovası’nda gerçekleşti. Taraflar, birbirine yaklaştı. Ermenistan’ın kahraman valilerin gençliği, onun özel gayretiyle oluşmuş olan gençlik, onun generalinin yönetiminde kendini muharebeye attı; Pakraduniler soyundan Pakarad’ın oğlu şövalye Sempad ve ülke, bu savaştan sonra, Bab’ın  egemenliği altına girdi.
II
Buraya kadar Horenli Musa’nın Pakraduniler konusunda yazdıklarını aktardık. Bazı modern kritikçiler, bu tarihçinin (Horenli Musa’nın) hayatını, Arap fetihlerini takip eden yüzyıla yerleştirdi, diğer bazı tarihçiler de onun tarihini İsa’dan sonra altıncı yüzyılda yazdığını kaydetti. Ne zaman yazılırsa yazılsın ne zaman yaşarsa yaşasın, birkaç olayın tarihinin yanlışlığına, geleneklerin her zaman gerçekleri yansıtmamasına, modası geçmiş birkaç olayın olmasına rağmen, Horenli Musa’nın eserinin değeri her zaman takdirle anılacaktır.
Şimdi de Jacque de Morgan’ın Histoire du Peuple Arménien  isimli kitabında Pakraduniler konusunda yazdıklarına göz atalım. Yazar (de Morgan), Pakradunileri, Bagradiler veya Pagradiler olarak isimlendiriyor ve onlarla ilgili olarak şunları kaydediyor: “Yerli kitap yazarlarının belirttiğine göre Bagradiler, Yahudi kökenliydi. Onlar, soylarının şefi Sembat’ın Nabukadnazar tarafından Yahuda’dan Ermenistan’a esir olarak götürülmüş olduğunu iddia ediyorlardı. Bu zamandan sonra beş yüz yıl, Ermenistan’ın Arsasidler hanedanının ilki Vagarşak, Bakarat ile görüştü. Pakarad, Sempat sülalesinden gelen bir kişi idi. Asped unvanlı, süvari sınıfı komutanı Bagarat/Pakarad, Vagarşag’ın ona takdir etmiş olduğu thagatir görevine layık görülmüştü. Böylece bu aileye, onun tahta çıktığı gün, krala tacı giydirme imtiyazı verilmişti.”
“Pakraduniler sülalesi, devletin resmî görevinin zirvesine yükselmiştir. Onların bu yükselişi, yazarların onların kökenlerine dair yaklaşımlarıyla çelişki oluşturuyor. Devletin zirvesine yükseliş dikkate alındığında onların daha çok Bagarat içinde, Ermeni soylu bir senyör olarak görülebilir. Bu senyör, belki bizzat bu komutanlardan birinin soyundan, Hayk milletinin yürüyüşünü Ararat ülkesine doğru götüren Hayk’ın torunu olabilir. Vagarşak, şüphesiz Ermenistan’ın krallarının başına tacı koymak şerefini ona vermek için yabancı bir hükümdar seçmemiştir. Bizzat Vagarşak, Hayıkıyen ırkının ailelerinin en eskisi ve en soylusu için bu ayırt edici rütbeyi ısrarla istemiştir. Zaten, çağımızdan önce, Bagratiler; yüksek Çoruh Vadisi üzerinde, Sber tımar sahibi idiler ve atalarının bu malikânesini yönettiğine inanıyorlardı.”
Aynı eserin yazarı (J.de Morgan), ekinde, Ermeni Bagradiler hanedanının hükümdarlarının listesini veriyor. Bu liste, Hristiyan yüzyılının MS 885’ten 1079 yılına kadar, on hükümdarı içine alıyor. Vaspuragan Krallığı’nın dokuz Bagrati (914 yılından 1080 yılına kadar), Kars Krallığı’nın üç Bagrati (962 yılından 1064 yılına kadar) ve Ermeni Albanya (Dağıstan) Krallığı’nın iki tane Bagrati (1046 yılından 1082 yılına kadar) kralı oldu. Biz, önce zikredilen Horenli Musa’dan sonra, Jacque de Morgan’a dikkat çekmek istiyoruz. De Morgan, Vagarşag’ın (MS 378-386), Ermenistan Krallarının başına tacı koyma şerefini ona vermek için yabancı bir prens yani Yahudi bir Bagrati prens seçmediğini söylüyor. Eğer, bizzat bu Vagarşag çağının, Ermeni soyluluğunun bir üyesi Yahudi kökenliyse, bunda şaşılacak bir şey yoktur. Yukarıda, Yahudiliği terk ettirmek için Pakradunilere dinlerini değiştirme yönünde baskı yapıldığı belirtiliyor. Bu baskı, Yahudilerin din değiştirmesi, Ermeni Hristiyanlığı benimsemesi ile sonuçlanıyor.

III
Günümüzdeki Durum Nedir?
Horenli Musa’dan ve Jacques de Morgan’dan yaptığımız alıntıları bir yana bırakıp bugün Ermeniler arasında Pakraduniler konusunda söylenilenlere bakalım.1928 yılında Haménora  dergisinde yayımlanan, bu konuyu ilk kez ele aldığımız, İsrail’in Kaybolmuş On Kabilesi başlıklı çalışmamızda şunları yazdık:
“Son olarak, İstanbul’da Ermeni sahaf M. Diran Mardirossian bir konuşmada bir Ermeni-Yahudi cemaatinden bahsedildiğini duymuş olduğunu anlatıp, bize, bu konuda daha iyi bilgi sahibi olan birinin adresini vermişti. Bu kişi Toros İsraélyan adındaki bir Ermeni profesörü idi. Onun bize vermek istediği detaylar şunlardır:
“Eğin’de (Eğin, Karasu’nun sağ kıyısında veya Fırat’ın batı yakasında kurulmuş Anadolu’nun bir şehridir. Bu şehir; kuzeyde Erzurum vilayetiyle, batıda Sivas vilayetiyle, güneyde Arapkir şehriyle ve doğuda Dersim’le çevrilmiştir. Onun toprakları dağlık bir alandır.) Hristiyanlığa inanan ve Ermenice konuşan bir Ermeni-Yahudi cemaati tanıdığını söylüyor(*). Bu cemaatin üyelerinden bir kısmı, Marmara Denizi’nin Avrupa kıyısındaki Rodosto’ya yerleşmişlerdir. Onlar; kendilerine özgü görünümleriyle, dolikosefal(**) olmalarıyla tanınırlar. Diğer Ermenilerde bilinmeyen geleneklere sahiptirler. Onlar da şunlardır:  
a) Ölüm hâlinde, evdeki bütün eşyaları değiştirirler.
b) Evdeki suyu kullanmaz ve boşaltırlar.
c) Yedi yas günü boyunca çalışmazlar.
Bunun dışında ticaret ve finans konusunda çok kabiliyetlidirler. Şiir, bilim ve sanat alanında yapılan bütün seçmelerde Ermeniler, bu mezhep mensuplarınca temsil edilirler. Artin Paşa Dadian (Dadıyan), Sultan II. Mahmut’un bankacısı Cazas Artin gibi büyük Ermeniler ve Türk hükûmetine borç veren Ermeni 12 sarraf (banker) Eğin kökenlidir. İstanbul’da bu tiplere rastladığımda kendimi Hasköy’de (İstanbul’da büyük bölümünde Yahudilerin oturduğu mahallede) zannederim. Müzik konusunda, bazı Çaragan ilahilerinin ezgisi ya da Ermeni Kilisesi’nin derleme ilahilerinin kesinlikle Doğu Sinagogu’nun bazı ilahilerinin ezgisiyle aynı olduğunu gözlemledim. Müzikle meşgul olduğumdan ve birçok kez İstanbul sinagoglarının ayinlerinde bulunduğumdan bu benzerliği tespit edebildim.”
Ermeni toplumunun ileri gelenlerinden, İstanbul Temyiz Mahkemesinin eski üyesi ve bugün de İstanbul Hukuk Fakültesi Profesörü olan Stephan Carayan da bize bu cemaatten bahsetti ve Puzantiyon (Poüzantion) adlı Ermeni gazetesinin sahibi ve yöneticisi merhum Puzant Keçiyan (Pouzant Kétchian)’ın kendisine, bazı görüşmelerinde, diğer vatandaşlarından ayrılan Yahudi kökenli bu Ermenileri anlatmış olduğunu ilave etti.
Şimdi Toros İsraélyan tarafından yukarıda zikredilen üç noktayı tahlil edelim:
1- Doğu Yahudilerinde, ölüm hâlinde, yas görünümü verme tarzında evin içini değiştirmek gelenektir.
2- Doğu Yahudilerinde, ölüm hâlinde komşu evlerdeki gibi cenaze evinin sularını boşaltmak da gelenektir. Bu gelenek, öldürdüğü kişinin canını alan şeytanın kılıcını, cenaze evinin ve bazen de komşu evinin suyunda yıkadığı inancına dayanır. Bu suyla yapılmış bütün yemekleri ya da yoğrulmuş her ekmeği yemekten kaçınılmalıdır. Kemah Solet (*) קמחסולת kitabı, konunun ayrıntısıyla meşgul oluyor; bununla birlikte, bize göre kökenini belirtmeksizin Yahudi esirlerin Asur ve Babil halkıyla ilişkide bulunduğu gelenekleri ve görenekleri ile batıl inançlarını aldıkları Asur-Babil dönemlerine kadar götürmektedir. Bunların arasında Lilit’i zikredelim. Lilit, Babilli dişi bir şeytandır.  Bugün bile Doğu Yahudilerinde Lilit ile mücadele etmek için yazılan muskalar, bu şeytana karşı, saldırıya uğrayan yeni doğmuş çocuğu korumak amacıyla lohusanın yatağının etrafındaki perdelere iğne ile tutturulur.
3- Yedi günlük yas tutmanın kökeni çok eskilere dayanır. Yusuf (Joseph) babası Yakub’un yasını yedi gün boyunca tuttu.”  (**)
M. Toros İsraélyan tarafından bize verilmiş olan bilgiler çok ilginç bulunduğundan bu Ermeni-Yahudi cemaati arasında dinî ya da ailevi karakterli bir Yahudi damgası taşıyan başka gelenek ve görenekler olup olmadığını bilmek için ondan, Eğin kökenli Ermeniler hakkında bilgi toplamasını rica ettik. M. İsraélyan, onunla ikinci karşılaşmamızda, bu konuda yeniden öğrenmiş olduğu şeyleri bize iletti:
a) Bu Ermeniler arasında asla domuz eti yemeyen Yahudi kökenli aileler var.
b) Yılın birkaç cumartesi tatiline uyanlar var (M. İsraélyan bu cumartesileri bize belirtmedi).
c) Birbirini kaybetmemek için cemaat üyeleri arasında evlilik akdi yapmaya çalışanlar var.
d) Kendileri ya da cemaatin üyeleri tarafından yapılan şarabı içmeye çok önem verenleri var.
M. İsraélyan, diğer Ermenilerde bilinmeyen bu geleneklerin ve göreneklerin, eğitimin etkisi ile geleneğe bağlı olmayı tercih eden cahil aileler tarafından bir gün ortadan kalkabileceğini de ekledi. Eğinli Ermeni tipi Yahudi tipidir; hemen tanınır. Geçen yıl, Marmara bölgesinde  (Kınalıadalı) dostumuz Dicran Kazazyan, bize, üzerinde büyük Ermenilerin portrelerinin yapılmış olduğu bir tabloyu gösterdi. Yahudi tipini hemen tanımak için bir göz atmak yetiyordu. Son olarak, Pakraduniler konusunda konuştuğumuz Ica’nın eski temsilcisi ve bugün Béné-Bérith Derneği Doğu Merkezi Büyük Locası’nın başkanı Joseph Niégo; bize, Dünya Savaşı’ndan önce Ica hesabına arazi satın alma imkânını incelemek için Adana Ovası’na yapmış olduğu bir seyahatte, Ermeni Katolikosluğu’nun merkezi Sis şehrinin manastırını ziyaret etme fırsatı bulduğunu ve bu manastırda papazların tamamen Yahudi tipinde olduğunu görmekten dolayı şaşırdığını anlattı. Gördükleri karşısında Niégo, birçok hahamın uğradığı, eski bir Doğu Yeşiva’sında olduğu zehabına kapıldığını da ilave etti. Sivas vilayetinin Kesme köyü kökenli Kınalıada Ermeni Okulu Müdürü Mr. Hamparzun Hallacıyan (Mr. Hamparzoun Halladjyan) bize, geçen yıl Sivas vilayetine bağlı Divriği ve Eğin şehirleri arasında kurulmuş bugün Pékridun diye telaffuz edilen Pakradun harabelerinin hâlen görüldüğünü anlattı. On dört yıl önce İstanbul’a yerleşmek için Kesme’yi terk eden H. Hallaciyan, Yahudi kökenli Pakraduniler’in hatırasının Pekridun çevresi halkı arasında yaşamaya devam ettiğini ekledi. Geçen yaz dostumuz Kazazyan ile yaptığımız bir görüşmede kendisinden ibadet hizmeti ve dinin kurban ile ilişkili bazı kelimelerinin tercümesini istedik.  Ondan böyle bir istekte bulunmuş isek bu, hangi tür olursa olsun Yahudi ve Ermeni ibadet hizmetleri arasında bir ilişki olup olmadığını bilmek içindi.

İşte bu öğrenme isteğimizin sonucu:
Ermenice Kelimeler Okunuşu - İbranice ve Ermenice Kelimeler Okunuşu     [a1](*)

Ermenicesi
[L2]
Transkripsiyonu    Türkçesi    İbranicesi    Transkripsiyonu    Türkçesi
Այս [L3]
ays    teke/keçi     עז[u4]
ez    teke/keçi
Գառ    kar    kuzu    כר    kar    kuzu
Պախրէ    bakhre    inek    בקר    bakar    inek
Զոհ    zoh    kurban    זבח    zevah    kurban/
sunu
Ձէթ    dzet’    zeytin    זית    zayt    zeytin
Քահանայ    k’ahanay    rahip/ kahin    כהנא    kahana    kohen/rahip
     tsom    oruç    צום[u5]
tsom    oruç
Շաբաթ    şapat’    cumartesi    שבת    şabat    cumartesi
Քուսան    k’usan/ gusan    Kilise görevlisi/müzisyeni
    חזן    hazan     Sinagog görevlisi/ müzisyeni

Սատանա    sadana    şeytan    שטנא    satana    şeytan

Birbirinin peşi sıra gelen farklı sayıda bilinen Yahudi cemaatleri ortaya çıkmaktadır, bunlara bir başkası da ilave edilebilir: Pakraduniler. Dört yüz yıldan fazla bir süreden beri Yahudi geleneğinden ve Yahudilikten bir şeyler muhafaza etmeye devam eden Portekiz Maranlarını (açıkça Yahudiliğe dönenlerin dışında) biliyoruz. Dönmeler ya da Sabatay Sevi taraftarları gibi iki yüz yıldan fazladır bir şeyler muhafazaya devam eden birincileri ve Meşhet (Perse) Maranlar gibi bir asırdan fazla bir süreden beri bunu yapmaya çalışan ikincileri de biliyoruz. Kökeni Yahudi Krallığı’nın sonuna kadar götürülen bu Pakraduniler’e ne demeli? İnsanlık Tarihinde, kendi türü içinde, tek ne müthiş bir Yahudi dinamizmi!
Bu çalışmayı bitirmeden önce, Pakraduniler ile ilişkili olmamasına rağmen bu dinamizme bir başka örnek verelim.1932 yılının 2 Temmuz’unda, katıldığımız Ankara’da yapılan Tarih Kongresinden demir yoluyla İstanbul’a dönüyorduk. Yolculuğumuz esnasında Siirt Millî Eğitim Müdürü’ne rastladık. Konuşmanın konusu vilayetle ilgili başka konular gibi halkının durumu da oldu. Muhatabımız bize, sayıları 20 bin civarında Siirt şehrinin halkının nüfusunun büyük bir bölümünün net olarak Yahudi tipli olduğunu, birçok ailenin mayasız ekmek yediğini ve yazın yılda bir kez sıkça nişanlanmaların olduğu Djıgor dedikleri bir şenliği kutlamak için kırlara gittiklerini söyledi. Bir kısmı hâlâ atalarının geleneklerinin kalıntılarını muhafaza eden asimile olmuş eski Yahudilerin atalarının yaşadığı Siirt şehri, Diyarbakır’ın doğusunda, Fırat ve kollarının kıyısında olduğu gibi Dicle kıyılarında kurulmuştur. Djigor Bayramına gelince, genellikle nişanlanılan piknik partileri düzenlemek için kırlara giden beyazlar giymiş Yahudi kızlarının bayramı gibi, Talmut’ta  tasvir edilmiş 15 Ab Bayramına benzemektedir.
Tekrar edelim, ne müthiş Yahudi dinamizmi!