1974 Kıbrıs Barış Harekâtı'nın 45. Yıl Dönümü'nde Doğu Akdeniz Vurgusu KTKD: RUM-YUNAN EMELLİRİNİN ÖNÜ TÜRKİYE VE KKTC TARAFINDAN KESİLMELİDİR

29 Ekim 2019 10:24
Okunma
245
1974 Kıbrıs Barış Harekâtının 45. Yıl Dönümünde Doğu Akdeniz Vurgusu KTKD:  RUM-YUNAN EMELLİRİNİN ÖNÜ TÜRKİYE VE KKTC TARAFINDAN KESİLMELİDİR

Temmuz ve ağustos ayları, Kıbrıs Türk halkının geleceğini belirleyen ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Devleti’nin kuruluşunu sağlayan tarihsel dönüm noktalarının oluştuğu anlamlı, coşkulu, onurlu kutlamaların yapıldığı aylardır.
20 Temmuz 1974 Barış ve Özgürlük Bayramı, 1 Ağustos Toplumsal Direniş Bayramı ve 8 Ağustos Erenköy Savaşı, Kıbrıs Türk halkı için tarihî günlerdir.
Merkezi Ankara'da bulunan Kıbrıs Türk Kültür Derneği (KTKD), 20 Temmuz 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı'nın 54. yıl dönümünü çeşitli etkinliklerle kutladı.
KTKD tarafından Barış Harekâtı'nın 45. yıl dönümü ile ilgili yapılan açıklamada, Doğu Akdeniz'de Rum-Yunan emellerinin önünün Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) tarafından mutlaka kesilmesi gerektiği bildirildi.
Açıklamada, şöyle denildi:
"Kıbrıs Türk halkı olarak, geçmişimizi, bugünümüzü ve geleceğimizi değerlendirirken Kıbrıs gerçeklerini, görmezden, bilmezden gelemeyiz, yaşanmamış olarak kabul edemeyiz, geleceğimizi güvenli ve yaşayabilir güçlü temeller üzerine inşa edemeyiz. Kıbrıs’ta tarihten günümüze kendi geleceğini belirleme hakkı olan iki millî halk, bu iki halkın kurdukları egemen ve bağımsız iki devlet ve Kıbrıs üzerinde değiştirilemez iç ve dış dengeler vardır. Bu temel unsurlar inkâr edilemez Kıbrıs gerçekleridir. Kıbrıs Adası'nda bu gerçeklerin dışında başka bir gelecek oluşturulamaz ve kabul edilemez. Kıbrıs Türk halkı egemenliğe, bağımsızlığa, gerçek özgürlüğe ve güvenliğe 45. yıl dönümünü coşkuyla, onurla ve kıvançla kutladığımız 20 Temmuz 1974 Kıbrıs Türk Barış Harekâtı ile çizilen siyasi coğrafyamızın sınırlarıyla kavuşmuştur. Ana vatanımız Türkiye’nin garantörlüğü, kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) ve KKTC Güvenlik Kuvvetlerimizin kesin güvencesi altında 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramımızı insanca yaşama hakkımızın bilinciyle kutluyoruz. Siyasal tarihimizin en önemli günü olan 20 Temmuz Barış Harekâtı, Kıbrıs Türk halkının yeniden doğuşu olan ve Kıbrıs'taki varlığını sonsuzluğa taşıyan tarihî bir gündür. Rum-Yunan ikilisinin Eonisis hayallerinin gerçeğe dönüşmesini önleyen 20 Temmuz 1974 Barış Harekâtı geriye dönülemeyecek sonsuzluğa ulaşacak yeni bir dönemi başlatmıştır. Rum-Yunan ikilisinin Enosis hayaliyle başlayan ve 11 yıl süren katliamların yarattığı kanlı gelişmelerin ve Crans Montana'da tamamıyla çöken müzakere süreçlerinin net olarak ortaya koyduğu gerçekler ve yaşanan bütün tecrübeler artık Kıbrıs'ta iki ayrı egemen devletin varlığı temelinde bir uzlaşmadan başka bir yol olmadığını kanıtlamıştır. Birleşmiş Milletler (BM) parametrelerine dayalı bir anlaşma ve federal bir uzlaşma mümkün değildir. Bu geçekler ışığında Türkiye ve KKTC, günümüzde artık iki devletli bir uzlaşmayı sağlayacak yeni bir strateji ve politika sürecini başlatmıştır. Rum-Yunan ikilisi, uluslararası güçlü aktörlerle Doğu Akdeniz’de yaratmaya çalıştıkları egemenlik hakları iddialarına ve ulusal haklarımızın ihlaline, stratejik ve jeopolitik oldubittilere izin verilmeyeceği kararlılığı karşısında Türkiye ve KKTC'ye karşı oluşturdukları cephe ile ölmüş görüşmeleri, temel tezlerimize aykırı öngörülerle BM aracılığıyla yeniden başlatma girişimleriyle Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki kıta sahanlığındaki aramalarını durdurma amacıyla sözde öneriler geliştiriyorlar. İki eşit halkın ve egemen iki devletin tamamen eşit statüler ve koşullarla iki devletli, Türkiye’nin etkin ve fiilî garantörlük hakkının devam edeceği bir yapı dışında farklı arayışlar sonuç vermeyecektir. Doğu Akdeniz'de Rum-Yunan emellerinin önünün kesilmesi ve stratejik/jeopolitik çıkarlarımızın korunabilmesi için öncelikle Türkiye ile KKTC arasında münhasır ekonomik bölge anlaşması yapılarak deniz yetki alanlarımızın ilan edilmesi, KKTC'de Türk deniz ve hava üsleri kurulması gereği vardır. Barış ve Özgürlük Bayramımızı coşku, sevinç ve gururla kutladığımız Barış Harekâtı'nın 45. yıl dönümünde KKTC'yi yaşatmak kararlığımızı vurguluyoruz. Kıbrıs'ta yaşadığımız toprakları Türk halkına vatan yapan, KKTC Devleti’nin koşullarını ve sınırlarını yaratan şehitlerimizi ve ebediyete intikal etmiş gazilerimizi minnetle, şükranla anıyor, hâlen hayatta bulunan gazilerimize de sağlıklı ömürler diliyoruz. Kıbrıs Türk halkının var oluş savaşını zafere ulaştıran Türk Mukavemet Teşkilatı (TMK) mensuplarına, kahraman Mücahitlerimize ve TSK'ye, muharip gazilerimize şükranlarımızı sunar, halkımızın Barış ve Özgürlük Bayramını kutlarız."

1 AĞUSTOS TOPLUMSAL DİRENİŞ BAYRAMI
20 Temmuz 1974 Barış Harekâtı'nın 45. yıl dönümünü coşkuyla kutlayan Kıbrıs Türk halkı, hemen arkasından gelen 1 Ağustos Toplumsal Direniş Bayramına da aynı coşkuyla kutladı.
KTKD, 1 Ağustos Toplumsal Direniş Bayramı ile ilgili şu açıklamayı yaptı:
"Bugün 1 Ağustos Toplumsal Direniş Bayramını, Kıbrıs'ın Türkler tarafından fethinin 448, Rum-Yunan terör örgütü EOKA'nın Enosis mücadelesine karşı varlığını korumak için kurulan TMT’nin kuruluşunun 61 ve KKTC Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığının kuruluşunun 43. yıl dönümü olarak kutluyoruz. Kıbrıs Türkleri varoluş savaşını, toplumsal direniş örgütlenmesini bir gece derin uykularında gördükleri korkunç bir rüya nedeniyle yapmadılar. Varoluş savaşı, adı üstünde yok edilmeye karşı var olmak için verilen bir savaştır. Toplumsal direniş, planlı ve hedefli bir saldırıya karşı bir halkın topyekûn direnişidir. Kıbrıs Türk halkının Yunanistan'ın 'Megalo İdea' hedefinin bir parçası olan Kıbrıs'ı Yunanistan'a ilhak etmek için başlattığı Enosis terör saldırılarına karşı toplumsal direniş örgütlenmesini yaparak uzun yıllar varoluş savaşı vermiştir. Yayılmacı Rum-Yunan tarafı tarihî gerçekleri inkâr ederek günümüzde de Enosis mücadelesini, uluslararası antlaşmaları ve devletler hukukunu çiğneyerek sürdürmektedir. Yunanistan ve Kıbrıs Rumları, insan haklarının temelini oluşturan yaşam hakkını Kıbrıs Türk halkına çok görmüştür. Kıbrıs Türklerini yok etmek için yıllarca planlı katliamlar, etnik temizlik ve soykırım yöntemleri uygulamıştır. Rum-Yunan ikilisinin Türk halkının Kıbrıs'taki varlığına ve kimliğine son vermek için 1878 yılına kadar uzanan çabalarını günümüzde de siyasi, diplomasi ve yayılmacı eylemleriyle sürdürmekte, Türkiye'ye ve Türk halkına karşı yaratmaya çalıştıkları uluslararası baskılarla Kıbrıs Adası’nın tamamına ve denizlerde egemen olma hedefine ulaşmaya çalışmaktadır. Rum-Yunan ikilisinin hukuk, adalet ve insan haklarını tanımaz mücadelesine karşı Kıbrıs Türk halkı, tarihten gelen haklarını ve uluslararası antlaşmalarla elde ettiği hak ve statüsünü kaybetmemek, azınlık statüsüne düşmemek, Rum egemenliği ve baskısı altında yaşamamak için egemen KKTC Devleti’nde direnişini sürdürmektedir. Doğu Akdeniz'de, emperyalist güçler günümüzde, İsrail, Yunanistan, Rum Yönetimi, Mısır gibi devletleri bölgedeki enerji kaynakları konusunda kullanarak KKTC'ye son vermek ve Türkiye'yi Kıbrıs’tan çıkarmak, Türk halkını Rum yönetiminin insafına bırakma planlarını yeni yöntemler ve girişimlerle uygulamaya koyma çabasını sürdürmektedirler. Yunanistan'ın yeni Başbakanı Miçotakis Güney Kıbrıs Rum yönetimini ziyaretinde tarihî gerçekleri ve Türk halkına yaptıkları soykırım eylemleriyle yarattıkları sorunları görmezden gelerek skandal açıklamalarıyla bunun işaretini vermektedir. Miçotakis Rum Yönetimi Başkanı Anastasiadis ile görüşmesinden sonra basına yaptığı açıklamada 'Kıbrıs sorununun çözümü, eskimiş garantörlük sistemlerinin devamı ve işgal kuvvetlerinin varlığı ile olmamalı. Türk işgalinin sona ermesi asıl amacımızdır. Yunanistan dış politikasının en üst stratejik talebi Türk işgaline son verilmesidir. Modası geçmiş garantiler kaldırılmadan Kıbrıs sorununun çözümünün manası yok' sözleriyle asıl hedeflerinin ve gerçekleştirmek istedikleri amaçlarının ne olduğunu ve niye bir anlaşma yapmak için siyasi iradelerinin olmadığını ortaya koymuştur. Onlara göre bir 'çözüm' ancak Garanti ve İttifak Antlaşmalarının tamamen ortadan kaldırılması ve TSK'nin son askerinin Kıbrıs'tan ayrılması, Türk halkının azınlık statüsüne düşürülmesi durumunda ve görüşmelerin yeniden başlaması için bu ön koşulun yerine getirilmesiyle mümkün olabilir; aksi hâlde 'Kıbrıs sorununun çözümünün manası yoktur.' Rum yönetimi, başkanı, Rum hükûmeti sözcüsü ve Rum yetkilileri her fırsatta ve her uluslararası ortamda 'Amacımız işgal birlikleri ve garantiler veya müdahale haklarının olmadığı bir Kıbrıs'tır. Rumlar uyandıkları zaman pencerelerinden Türk bayraklarını göremeyecekleri bir anlaşma istemektedirler.' açıklamaları da gözden uzak tutulamayacak gerçek hedeflerini ortaya koymaktadır.