Yüzüncü Yılında Mondros Mütarekesi

05 Aralık 2018 13:26 Salim KARA
Okunma
255
Yüzüncü Yılında Mondros Mütarekesi

Yüzüncü Yılında Mondros Mütarekesi
Salih KARA*
Osmanlı Devleti 28 Temmuz 1914 yılında başlayan Birinci Dünya Savaşı’na İttifak Devletleri yanında yer alarak savaşa dâhil oldu. Ancak bu savaş Osmanlı Devleti açısından sonun başlangıcı olmuştur. Osmanlı Devleti, yıkılış evresine girmiş içerisinde farklı milletleri barındıran çok uluslu bir devlet yapısına sahip olan imparatorlukların hiç istenmeyeceği şekilde savaştan yenik ayrılmıştır. Bu yenilgi sonucu İtilaf Devletleri ile 30 Ekim 1918 yılında Limni Adası’nın, Mondros Limanında Agamemnon zırhlısında imzalanmıştır. Bu antlaşma içerdiği ağır şartlar neticesinde Osmanlı Devleti’nin fiilen son bulmasına sebebiyet vermiştir. Bu çalışmada Mondros Ateşkes Antlaşması’na giden süreç antlaşmanın imzalanması ve Osmanlı Devleti'ne etkileri konu olarak alınmıştır.
Dünya, tarih boyunca birçok medeniyet ve devletin çatışma sahası olmuştur. Bu çatışma alanındaki değişiklikleri ise devletlerin gücü belirlemekteydi. Bu gücün şiddeti ise elde edilecek toprakların coğrafi olarak jeopolitik konumuna göre değişiklik göstermekteydi. Osmanlı Devleti bu gücü arttırabilecek konuma sahipti. Özellikle Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Devleti’nin konumu ve jeopolitik durumunu son derece büyük önem taşıdığı anlaşılmaktadır. Osmanlı Devleti konumundan ve sahip olduğu topraklardan dolayı savaşı etkileyebilecek birçok stratejik yerleri elinde bulunduruyordu. Bu da Osmanlı Devleti’ni diğer devletler için vazgeçilmez bir müttefik olarak görülmesine neden olmaktaydı. Ancak Osmanlı Devleti’nin son dönemlerde içinde bulunduğu ekonomik buhranlar gerek içeride gerekse dışarıda yaşadığı birtakım sıkıntılar ve girmiş olduğu savaşlardan yenilgiyle ayrılması ve çok ciddi manada güç kaybetmiş olması savaş öncesi İtilaf ve İttifak Devletleri’nin Osmanlı Devleti’ne seviyeli bir şekilde yaklaşmalarına sebep olmuştur. Bu bakımdan Osmanlı Devleti Birinci Dünya Savaşı’nın başlangıcında hem devletlerin kendisine seviyeli bir şekilde yaklaşmasından dolayı hem de stratejik olarak tarafsız kalmayı seçmiştir. Bu sebeplerden dolayı Osmanlı Devleti, savaşa üç ay kadar geç girmiştir. Daha sonra Almanya ile Doğu (Kafkas), Çanakkale, Batı (Galiçya, Makedonya, Romanya), Güney (Hicaz, Yemen, Irak, Kanal, Filistin, Suriye) olmak üzere cephe ve on farklı yerde fiilen savaşmaya başlamıştır. 1918 yılına gelindiğinde savaş bütün cephe ve bölgelerde son bulurken Güney Cephesinde (Filistin) Mondros’un imzalanmasına kadar devam etmiştir. Filistin Cephesinde görev yapan Mersinli Cemal Paşa ve Cevat Paşa'nın 8. Orduları büyük ölçüde imha edilip esir alınırlarken, İngiliz ve Arap Ordularını Halep’in kuzeyinde durdurmayı başaran 7. Ordu Komutanı Mustafa Kemal, hiç mağlup olmayan komutan unvanını kazanmış bulunuyordu. Mustafa Kemal‘in 7. Ordusu 26 Ekim 1918 tarihinde Halep’in kuzeyinde Haritan’da savaşın son muharebesini yaparken Osmanlı Devleti’nin Mütareke Heyeti aynı gün içerisinde bir İngiliz gemisiyle Limni Adası’na Mondros Limanı’na ulaşmış bulunuyordu…
Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı’na Girişi ve Mondros Mütarekesi’ne Giden Süreç
1914 yılına gelindiğinde dünya üzerinde bloklaşma son safhasına ulaşmış durumdaydı. Artık bu bloklar savaş için bir bahane aramaktaydılar. Aranan bahane 28 Haziran 1914 yılında Avusturya-Macaristan Veliahdı François Ferdinand ve eşi Saraybosna ziyaretleri esnasında suikasta uğrayıp Sırp Gabriel Prençip tarafından öldürülmeleri olmuştur. Avusturya 23 Temmuz’da Sırbistan’a çok ağır şartlarla dolu bir ültimatom gönderdi. Bunun üzerine Almanya’nın da desteğini alarak Sırbistan’a savaş ilan etti.
    Aslında Almanya ve Rusya bağdaşıklarını bazı sebeplerle engellemeyi başarmışlardır. Fakat bu sefer her iki tarafta meseleyi halletmekte kararlıydılar. Almanya, Rusya ve Fransa arasında ve her iki tarafa karşı savaşmak zorunda kalacaktır. Ancak Almanya bu duruma daha önceden hazırdır ve tüm hazırlıklarını buna göre yapmıştır. Fransa 6 hafta gibi kısa bir sürede Almanya’ya yenilecektir. Öte yandan ise Avusturya’nın görevi ise bu süre zaafında Rusya’yı oyalamak oldu. Coğrafî konumu sebebiyle savaşa geç hazırlanması ve toparlanacağı düşünülmekteydi. Ancak düşünülen gibi olmamış ve Rusya temmuzda seferberlik ilanı yapmıştır. Almanya bu seferberlik ilanından rahatsız olup seferberliği durdurması için Rusya’ya karşı bir ültimatom vermiş olsa da bu ültimatom Rusya’yı kararından vazgeçirmemiştir. Bunun üzerine Almanya 1 Ağustos’ta Rusya’ya savaş ilan etmiştir. Tam da bu sırada Fransa’da seferberlik ilanı yapmıştır. Almanya, Fransa’ya Belçika üzerinden saldırmayı planladığı için Belçika topraklarından geçiş izni almıştır. Ancak İngiltere’ye güvenen Belçika teklife olumlu cevap vermeyince Almanya, 3 Ağustos’ta Belçika’ya bir gün sonra ise İngiltere’ye savaş açmıştır. Savaş başlangıçta Avrupa savaşı gibi şekillense de Osmanlı Devleti’nin de girmesiyle bir dünya savaşı hâlini almıştır.
     Savaş başladıktan üç ay sonra Osmanlı Devleti İttifak Devletleri safında savaşa girmiştir. Osmanlı Devleti'ni İttifak Devletleri safında yer almasını sağlayan sebep ise İtilaf Devletleri’nin kendisine karşı tutumları olmuştur. Savaş genele yayılmadan önce Osmanlı Devleti İtilaf Devletleri’nin yanında yer alma uğraşına girmiş her uğraşında olumsuz cevap almıştır. İtilaf Devletleri’nin bu olumsuz tutumundan endişelenen Osmanlı Devleti yalnız kalmanın da verdiği rahatsızlıktan dolayı bir ittifak arayışına girmiş bulunuyordu. Bunun sonucunda ise 2 Ağustos 1914 yılında Almanya ile gizli bir ittifak anlaşması imzalamıştır. Savaşın başlarında Osmanlı Devleti tarafsızlığını ilan etmesine rağmen Almanya’nın baskılarına daha fazla dayanamayarak bu tarafsız tutumunu sona erdirmek zorunda kalmıştır.
    Osmanlı Devleti’nin savaşa fiilen katılmasını sağlayan hadise, Almanlara ait Goeben ve Breslau adındaki iki harp gemisinin Akdeniz’de bulunan İngiliz donaması önünden kaçarak Çanakkale Boğazı’na sığınmasıyla başlamış oldu. Bu iki gemi daha önce Almanya ile imzalanan ittifak anlaşması gereğince hükûmetin onayı ile içeri alınmıştır. Uluslararası hukuk kurallarının gereği olarak bu iki harp gemisinin silahsız bırakılarak savaş bitinceye kadar denetim altında tutulması gerekmekteydi. Ancak Osmanlı Devleti bu iki harp gemisinin satın alındığını bildirdi. Bu iki geminin adlarını Yavuz ve Midilli olarak değiştirerek donanmasına kattı. Bu gemilerin satın alınmasından kısa süre sonra ise Alman Amirali Souhon Osmanlı donanmasının başına getirildi. Bu gemiler Enver Paşa’nın bilgisi dâhilinde getirilmişti. Enver başa bu dönemde Osmanlının savaşa kesinlikle katılması taraftarı idi. Olası bir savaş hâlinde bu iki gemi İstanbul’u koruyacaktı. Aynı zamanda Osmanlı donanması bu iki modern harp gemisi sayesinde Karadeniz’de Rus donanmasına karşı üstün konuma geçmiş bulunmaktaydı. Enver Paşa içerisinde Yavuz ve Midilli gemilerinin de bulunduğu Osmanlı donanmasını 27 Ekim 1914 yılında tatbikat sebebiyle Karadeniz’e çıkarttı. Ancak gemi komutanlarına Karadeniz’e çıkmadan önce kapalı zarflar verilmişti. Komutanlar limandan ayrıldıktan sonra bu kapalı zarfları açtıklarında kendilerine Karadeniz’deki Rus deniz üstlerini ve limanları bombalama talimatının verildiğini görmüşlerdir. 29 Ekim’de verilen bu talimatı yerine getirmişlerdir. Böylece oldubittiye getirilerek Osmanlı Devleti Birinci Dünya Savaşı’na girmiş oldu.
     Osmanlı Devleti savaş boyunca birçok cephede İtilaf Devletleri’ne mücadele etmiştir. Bu cepheler kara ve deniz cepheleri olarak ikiye ayırmak lazımdır. Osmanlı orduları; Galiçya, Sina, Irak ve Doğu Cephelerinde kara savaşları verdiler. Bunlara Hicaz ve Yemen müdafaalarını Azerbaycan operasyonunu eklemek mümkün olacaktır. Çanakkale’de hem kara hem de deniz savaşı yapılmıştır. Osmanlı donanmasının Karadeniz’de Rusya’ya karşı vermiş olduğu savaşlar Birinci Dünya Savaşı’nın deniz cephelerini oluşturmaktaydı. 1918 yılının güzüne ulaşıldığında Birinci Dünya Savaşı’nda dengeler İtilaf Devletleri lehine bozulmuştur. Dengelerin bozulmasında İngilizlerin deniz teknolojisinden ötürü denizlerde üstün konuma gelmesi sömürgelerden destek alması ve en mühim olanı ise bir yıl önce Amerika Birleşik Devletleri’nin İtilaf Devletleri yanında savaşa girmesi olmuştur. Ayrıca 1917 yılının kış bitiminde Bolşevikler, Rusya’da iktidara yönelerek 7 Kasım 1917 yılında yönetimi ele geçirmişlerdir. Bu durum ise Almanya ve ittifaklarının Doğu Avrupa’daki harpten galip olarak çıkmasına sebep olmuştur. Nitekim Sovyet Rusya 15 Aralık 1917 yılında imzaladığı anlaşma ile savaştan çekilmiştir. Bu anlaşmayla Rus orduları Ukrayna ve Finlandiya’dan çekilmiş, Polonya, Litvanya, Estonya ve Letonya’yı da boşaltmış ve daha önce işgal ettiği Ardahan, Kars ve Batum’u ise Osmanlı Devleti’ne geri vermek zorunda kalmıştır. Bu başarı İttifak güçlerinin İtilaf güçleri karşısında bir yıl dayanabilmelerini sağlamış oldu. İttifak devletleri arasında ilk çökeni Bulgaristan olmuştur. Savaşa son vermek için İtilaf Devletleri büyük bir saldırı başlattılar ve Makedonya içerisinde Bulgaristan’ı yenilgiye uğratarak Selanik’te bir mütareke imzalayarak savaştan çekilmesini sağlamıştır. Bulgaristan’ın savaştan çekilmesinin en büyük tesiri şüphesiz ki Osmanlı Devleti’ne olmuştur. Böylece Osmanlı Devleti’nin Almanya ile olan bağlantısının kesilerek gerekli silah ve cephane yardımını alamamasına İstanbul’un savunmasız kalmasına sebebiyet vermiştir. Nitekim bütün İtilaf güçleri tüm cephelerde aniden hücuma geçtiler. İngilizler, Irak ve Suriye’nin kuzeyine doğru ilerlemişlerdir. 6 Mayıs 1928 yılında Kerkük işgal edilmiştir. Tam da bu esnada Osmanlıda taht değişikliği meydana gelmiştir. Sultan V. Mehmet Reşad ölünce tahta VI. Mehmet Vahideddin geçmiştir. Osmanlı ordusu kısa bir direniş sergilemişse de Nablus’un düşman eline geçmesi ve Şeria nehri hattının yarılması düzenli şekilde bulunan Osmanlı ordusunun savunmasını dağıtmıştır. 23 Eylül’de Akka ve Hayfa İngilizlerin eline geçmiştir. Şam’daki Araplar Osmanlı garnizonuna karşı ayaklandılar. Bunun üzerine Şam 1 Ekim’de boşaltıldı. Bu sırada bölgede bulunan Mustafa Kemal Paşa 7. Ordu mevzilerini başarı ile savunmuştur. Mustafa Kemal Paşa Arapların niyetini iyi biliyordu. Bunun üzerine Türk ordusunu Türklerin olduğu yere çekilmesini istemiş ve bu hususta mücadele etmiştir. Bütün bu mücadeleler Osmanlı Devleti’nin savaştan şartsız çekilme ve kendine söylenen her şeyi kabul edip uygulaması anlamına gelen 30 Ekim 1918 tarihli Mondros Mütarekesi’ni imzalamak mecburiyetinden alıkoyamadı.


Mondros Mütarekesi’nin İmzalanması ve Sonun Başlangıcı

    Mart 1918 yılında sadrazamlık makamında bulunan ve aynı zamanda İttihat ve Terakkinin ileri gelenlerinden olan Talat Paşa Mütareke’nin imzalanması için gerekli şartların ve hükûmetin oluşması için Ekim 1918’de sadrazamlık görevinden istifa etti. Onun istifası üzerine sadrazamlık makamına Ali İzzet Paşa, geçmiştir. Ali İzzet Paşa Kütü’l-Amâre’de esir alınan ve Türk ordusu tarafından Büyükada da esir olarak tutulan İngiliz General Towshend vasıtasıyla Londra’ya haber göndererek bir ateşkes yapılmasını istedi. İngiltere’nin bu teklifi kabul etmesi üzerine Limni Adası’nda bulunan Agememnon zırhlısında ateşkes müzakerelerine başlanmıştır. Müzakerelerde İngiltere’yi, Akdeniz donanması başkomutanı olan Visamiral Calthorpe, Osmanlı Devleti’ni ise Bahriye Nazırı Rauf Bey (Orbay) Hariciye Nazırı Reşat Hikmet Bey ve dönemin Erkân-ı Harb Kaymakamı Sadullah Bey temsil etmekteydiler.
 

Sultan Vahdeddin Han bu heyetin başında Damat Ferid Paşa’yı göndermek istemiştir. Ancak sadrazam ve vekillerinin itirazı üzerine bu isteğini gerçekleştirememiştir. Padişah Mondros’a giden delegelere hilafet, saltanat ve hanedan hukukunun korunması ve bazı eyaletlere verilecek olan özerkliğin yalnızca idari olup siyasi bir özerklik verilmemesini, verilecek siyasi özerkliğin, Âlem-i İslam’a ihanet olarak nitelendirileceğini tembihlemesini istemiştir. ‘‘Biz şimdi mütareke ediyoruz akdediyoruz, muahede değil. Bunları muahede müzakerelerinde düşünürüz.’’ diye cevap verdi.
          24 Ekim 1918 yılında gece yarısından sonra bir vapurla Mondros’a hareket eden heyetin ateşkes müzakereleri dört gün sürmüştür. Dört gün süren müzakereler neticesinde dört yıldır büyük zorluklarla verilen savaş hali son bulmuştur. İngiliz hükûmeti müttefiki olan Fransa’ya haber vermeden İngiltere hükûmeti, müttefiki olan Fransa’ya haber vermeden Akdeniz Başkomutanı Visamiral Arthur Calthorpe yirmi beş maddelik Mondros Mütarekesi’ni telsizle bildirmiştir.
 
Mondros Mütarekesi’nin imzalandığı Agememnon Zırhlısı
Osmanlı temsilcilerine dikte ettirerek hiçbir direnişle karşılaşılmayacak şekilde imzalattı. Osmanlı tarihinde eşi benzeri görülmemiş esaret ve teslim oluş örneği olan Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasını takip eden günlerde keyfi yönetimleri, arzu ve makam hırsları sebebiyle, Osmanlı Devleti’nin yıkılmasına sebebiyet veren İttihat ve Terakkinin üç paşası Talat, Enver ve Cemal Paşalar ile ileri gelenleri yurt dışına kaçmışlardır. Sadece Birinci Dünya Savaşı’na değil, Batılı devletlerin ifadesiyle 618 yıllık büyük Türk devletinin de son bulmasına sebep olan Mondros Mütarekesi’nin maddelerini kısaca şunlardır:
1-    Karadeniz’e geçişi sağlamak üzere açılacak ve geçiş güvenliği için Çanakkale ve İstanbul Boğazlarındaki korunaklar İtilaf Devletleri tarafından işgal edilecek.
2-3 Osmanlı deniz sınırlarındaki bütün mayın tarlaları ve diğer engelleri gösterecek ve kaldırılmasına yardım edecektir.
4- İtilaf Devletleri halkından olan esirler ve Ermeni esirleri İstanbul’da toplanarak İtilaf Devletleri’ne teslimi sağlanacaktır.
5- Orduda bulan askerler terhis edilecek terhis edilen askerlerin silah, cephane ve mühimmatları İtilaf ordularına teslim edilecek.
6- Güvenliği sağlamakla görevli tekneler ve gemiler dışındakiler tespit edilerek İtilaf güçlerine teslim edilecek.
7- İtilaf Devletleri güvenliklerini tehdit edecek herhangi bir stratejik yeri işgal edebilecek.
8-9- Osmanlı Devleti’nin bütün liman ve tersaneleri İtilaf güçlerinin her türlü faydalanmalarına açık olacak. 10- Toros tünelleri İtilaf kuvvetlerince işgal edilecek. 11- Kafkasya ve İran’ın kuzeybatısında bulunan Türk güçleri eski yerlerine çekilecektir ( Ermeni devleti kurma çapaları).
12- Hükûmet haberleri dışındaki bütün haberleşme İtilaf kuvvetlerince denetim altında tutulacak.
13- İtilaf kuvvetlerine ait askeri hiçbir malzemeye zarar verilmeyecek.
14- Ülkenin ihtiyacından fazla olan kömür, akaryakıt İtilaf Devletleri tarafından satın alınacak.
15- Bütün demir yolları İtilaf Devletleri memurlarınca denetlenecek; Kafkas demir yolları ise, doğrudan İtilaf kuvvetleri tarafından idare edilecek, Batum’un işgaline karşı durulmayacak.
16- Suriye, Irak, Hicaz, Yemen, Trablus, ve Bingazi’de bulunan Türk güçleri İtilaf kuvvetlerine teslim olacak.
17- Trablus’ta ve Bingazi’de bulunan Osmanlı zabitleri İtalya güçlerine teslim olacak. 18- Mısır, Trablus ve Bingazi’de işgal edilen tüm limanlar İtilaf kuvvetlerine teslim edilecek.
19- Almanya ve Avusturya uyruklu bütün görevliler ve siviller bir ay içerisinde sınır dışı edilecek.
20- Ordunun terhisinden elde edilen bütün teçhizatlar İtilaf kuvvetlerinin talimatıyla muhafaza edilecek.
21- İtilaf Devletleri görevlilerin çıkarlarını savunmak için iaşe nezaretinde memurlar bulunduracak.
22- İtilaf kuvvetlerince esir edilmiş Türkler hemen iade edilecek.
23-Osmanlı bütün merkezî hükûmetlerle olan bütün ilişkilerine son verecek.
24- Vilayet-i Sittede (Erzurum, Sivas, Diyarbakır, Elâzığ, Van, Bitlis) karışıklık çıkarsa İtilaf devletleri bu illerde önemli gördükleri yerleri işgal edebilecek.
25- Ateşkes 31 Ekim 1918 günü öğle vakti itibariyle uygulanmaya başlayacaktır. Ateşkes anlaşması olmaktan ziyade barış anlaşması mahiyetinde olan ve Osmanlı Devleti’ni idam sehpasına çıkaran Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasından, sonra kendi çıkarlarını düşünen, savaşın aslan ayını ele geçirerek dünya siyasetinde ön planda yer almak niyetinde olan İngiltere’nin izlediği siyaset diğer İtilaf Devletleri tarafından hiçte iyi karşılanmadı.
İş, Osmanlı topraklarını paylaşmaya gelince İtilaf Devletleri ayrılığa düşerek kendi menfaatleri doğrultusunda hareket etmeye başlamışlardır. Buda aralarının açılmasına sebebiyet vermiştir. Fransa, Almanya’nın parçalanarak Alsas Loren’in tarafına verilmesini talep etti. İngilizler ise Almanya’nın parçalanmasını istemiyordu. Zira Avrupa’daki dengeler Fransa’nın lehine değişmiş olacaktı. İngiltere Avrupa’da karşısında büyük bir güç istemiyordu. Bu nedenle İngiltere parçalanmış değil birleşik bir Almanya olmasını savunmaya başlamıştır. Ayrıca Amerika’da Almanya’nın parçalanmasını istememekteydi. Bunun üzerine Fransa, İngiltere’ye karşı koymaya başlamıştır. İngiltere’nin yakın doğuda takip etmekte olduğu İslam âlemini parçalayıp himayesine alma siyasetinden Fransa hiç hoşnut değildi. Kendi payına Suriye ve Kilikya’nın verilmesini reddetmiştir. Ayrıca Osmanlının yıkılması ve parçalanması durumunda kapitülasyonlar sebebiyle en çok zarar görenin kendisi olduğunu bilmekteydi. İngiltere’nin Osmanlıyı yıkma siyaseti gütmesi nedeni ile bir kez daha ayrı düşmüş oldular. Gerek İtalya gerek sömürgeler gerekse de doğunun paylaşımı hususunda birçok kez daha karşı karşıya geleceklerdir.
Savaşın akabinde İngiltere’de bir buhran yaşanmaya başlamıştır. Gizli hırslarına Yunanistan’ı da dâhil etmek isteyen İngiltere Türk mukavemetini kırmak, Türkleri isteğine boyun eğdirmek için, İzmir’i Yunanistan’a bırakarak onun Anadolu’ya saldırmasını istedi.
Savaştan Bolşevik İhtilali ile çekilmek zorunda kalan Rusya’nın Doğu Anadolu’da terk ettiği yerler konusunda yine görüş ayrılıkları meydana gelmiştir. İngilizler terk edilen yerlerde bir Ermenistan ve Kürdistan kurulmasını kendi çıkarları gereği uygun görüyordu. Fransa ve İtalya ise İngilizlerle aynı düşüncede değillerdi. Fransa kendi payına düşen Kilikya’yı Ermenilere vermek istemiyordu. Ermeniler ise İngilizlerin kendilerine bahşetmek istediği yerleri yeterli görmüyorlardı. Çıkarları için çatışan, savaş kazanıldıktan sonra büyük çıkarları ele geçirmek isteyen sömürgeci İtilaf Devletleri’nin vaktiyle kendilerinden faydalanmak için istiklal ve özgürlük vaat etmiş oldukları milletler de haklarını istediler.
Mondros ateşkesinin imzalanmasından sonra 8 Kasım 1918 tarihinde Ahmed İzzet Paşa sadrazamlık makamından istifa etti. Yerine Tevfik Paşa sadrazam olarak atandı. Ortada hiçbir neden olmadan anlaşmanın yedinci maddesini yürürlüğe koyarak 13 Kasım 1918 tarihinde İngiliz, Fransız, İtalyan ve Yunan gemilerinden oluşan İtilaf donanması karaya asker çıkararak İstanbul’un çeşitli yerlerini işgal ettiler. Şehirdeki Rumların çılgın gösterileri Yunan bayrakları arasında büyük bir kutlama ile şehre girip yerleştiler. İtilaf güçleri İstanbul’a girdikten sonra Haydarpaşa’dan Ankara’ya kadar olan tren yolu güzergâhındaki istasyonlar; Karadeniz boğazından Batum’a kadar olan limanlarımız İtilaf güçleri tarafından işgal edildi. Zonguldak ve Ereğli’yi Fransızlar; Samsun, Merzifon, Batum ve Bakü’yü İngilizler ele geçirdiler.
İngilizler 19 Nisan 1919 yılında Kars’ı ele geçirerek, Ermenilere teslim ettiler. 20 Nisan’da ise Gürcüler Ardahan’ı, 29 Nisan’da İtalyanlar Antalya’yı, Yunanlar 11 Mayıs’ta Fethiye’yi, 15 Mayıs’ta da İzmir’i işgal ettiler. Yunan vahşileri karaya çıkınca fes giyen veya "Zito Venizelos" demeyen herkesi masum ve silahsız insanların hepsini vahşice katletmeye başlamıştır. Türk zabitlerini şehit etmiş, dükkânları yağmalandılar ve çeşitli işkenceler tecavüzler yapmışlardır. Kendini medeni sanan Avrupa ve Amerika bu dehşet erici sahneleri zevkle izlemiştir. İzmir’in işgalini yeterli görmeyen Yunanlar; Manisa, Salihli, Denizli ve civarını işgal ettiler. İtalyanlar Kuşadası’ndan başlayarak Muğla, Antalya ve Konya çevresini işgale başladılar. İngiltere ve Fransa da paylaşım sonunda kendilerine düşen yerleri işgal ettiler. Bu işgallerle birlikte Osmanlı Devleti sona yaklaşırken daha sonra yeni bir devletin kurulmasına vesile olacak olan Millî Kurtuluş hareketi başlamış oldu.