GASPIRALI İSMAİL BEY’E VE KIRIM’A HAKSIZLIK YAPMAYALIM

11 Haziran 2014 11:11 Prof. Dr.Mehmet SARAY
Okunma
3788
GASPIRALI İSMAİL BEYE VE KIRIMA HAKSIZLIK YAPMAYALIM

Birleşmiş Milletlerin Kültürle ilgili birimi UNESCO, 2013 yılında aldığı bir kararla 2014 yılını Gaspıralı İsmail Bey’i anma yılı olarak ilan etmiştir. Yani Türk-İslam dünyasına büyük hizmetler yapan bu büyük fikir adamı ve muallimin aramızdan ayrılışının yüzüncü yılında bütün insanlık tarafından anılmasını istemiştir. Böyle bir yılda Ukrayna’nın içine düştüğü veya düşürüldüğü dramatik durumu düzeltme kavgası birdenbire Kırım’a sıçramış ve Ruslar tarafından bir defa daha haksız yere işgal edilmiştir. Osmanlı Devleti’nin gereksiz yere Rusya ve Avusturya’ya karşı girdiği 1768 Savaşı’nı kaybetmesinden sonra imzalanan 1874 Küçük Kaynarca Antlaşması’nın ardından Rusya, Osmanlı idaresindeki Kırım’ı işgal etmişti. Rus işgaline ve zulmüne dayanamayan Kırım Türklerinin yarıya yakını ana vatanlarından Osmanlı Devleti’nin muhtelif yerlerine göç etmişti. Bu Kırım Türklerinin uğradığı ilk felaket idi. İkinci Dünya Harbi yıllarında, tıpkı bir kısım Ukraynalıların yaptığı gibi, Kırım Türkleri de yeniden istiklallerini ilan etmek isteyince, Stalin tarafından Sibirya eteklerine sürgüne gönderilmişti. Bu sürgün hayatı ile Kırım Türkleri yeniden büyük acılar çektiler. Brejnev zamanında Sovyet Anayasa’sında yapılan bir değişiklik ile Kırım Türklerinin anavatanlarına dönmelerine izin verildi. Fakat Kırım’ın önemli bir kısmı, özellikle sahil kıyıları, Ruslar tarafından işgal edilmiş ve sayfiye yeri olarak kullanılmaya başlamıştı. Bu arada Stalin döneminde büyük haksızlıklara uğrayan Ukraynalıların gönlünü almak için Khruşçev, Sovyet yönetimini ikna ederek Kırım’ı Ukrayna’ya bağlanmasını sağlamıştı. Bu arada, ana vatanlarına dönmek isteyen Kırım Türklerine Kırım’a yerleşmiş olan Ruslar ve Ukraynalılar yer vermek istememişler, dolayısıyla Kırım Türkleri yeni bir haksızlıkla karşı karşıya kalmışlardır. Olaylar bu şekilde devam ederken Sovyetler Birliği dağılmış ve pek çok cumhuriyet gibi, Ukrayna da istiklaline kavuşmuştu. Müstakil Ukrayna’nın NATO’ya ve Avrupa Birliği’ne girmek istemesi Rusya’yı son derece rahatsız etmiş ve bilinen olaylar cereyan etmiştir. Şimdi ne yapılmalı sorusuna gelince: Eğer bu dünyada insanlık diye bir kavram var ise,  Gaspıralı İsmail Bey’in evlatları olan Kırım Türklerine reva görülen bu hukuk dışı muameleler derhâl durdurulmalıdır. Türkiye ve UNESCO’nun bağlı bulunduğu Birleşmiş Milletler derhal harekete geçmeli ve Kırım üzerinde oynanan bu oyuna dur demelidir.

 Bu gelişmelerle ilgili ileride daha geniş bilgi vermek ümidiyle, izin verirseniz Gaspıralı İsmail Bey kimdir, Türklüğe ve insanlığa ne gibi hizmetleri olmuştur ana hatları ile anlatmak istiyorum. Türk dünyası üzerinde kırk yılı aşkın bir süredir çalışmakta olan biri olarak iki kişinin bilgeliğine ve uzak görüşlülüğüne hayran olmuşumdur. Birincisi Atatürk, ikincisi ise Gaspıralı İsmail Bey’dir. Bu iki bilge insanın Türklüğün selameti için verdikleri mücadeleler genç nesiller tarafından maalesef yeterince bilinmemektedir.

Gaspıralı İsmail Bey, Türk ve İslam âleminin geri kalış sebeplerinin başında cehaletin geldiğine inanan büyük fikir adamlarımızdan birisi idi. Rus işgaline uğrayan Türk ülkelerinde yaptığı eğitim reformu (usul-ı cedit) ile Türklerin İslam'dan ayrılmadan Avrupai manada modern bir eğitim görerek başarılı olabileceklerini ispat etmiş bir insandır. Onun bu mücadelesini "Türk Dünyasında Eğitim Reformu ve Gaspıralı İsmail Bey" adlı bir araştırmada anlatmaya çalıştım. Fakat Gaspıralı İsmail Beyin çalışmaları ve başarıları yalnız eğitim sahası ile sınırlı kalmıyordu. O, iyi eğitim görerek muasır medeniyet seviyesine hızla ilerleyen Türklerin dil ve kültür alanında birleşmeleri zaruretine de inanıyordu. Aksi takdirde, dil ve kültür alanında birleşemeyen Türk topluluklarının bir millet hâline gelemeyeceğini ve arzu edilen başarıyı elde edemeyeceğini söylüyordu. Türklerin mutlaka “dilde, fikirde ve İşte birlik” prensibi ile hareket etmelerini isteyen Gaspıralı İsmail Bey, ancak o zaman siyasi ve ekonomik alanlarda istedikleri konuma gelebileceklerine inanıyordu. Türkiye Türkçesinin örnek alınarak mutlaka dil birliğinin sağlanması gerektiğini belirten Gaspıralı, bunu yaparken diğer Türk lehçelerinin de unutulmamasını söylüyordu. "Gaspıralı İsmail Beyden Atatürk'e Türk Dünyasında Dil ve Kültür Birliği" adlı kitabımızda Gaspıralı’nın bu yönlerini ele almaya çalışmıştık. Bu iki çalışmanın dışında kıymetli meslektaşım Prof.Dr.Yavuz Akpınar’ın Gaspıralı ile ilgili neşrettikleri ile rahmetli Cafer Seyitahmet Kırımer Bey’in Gaspıralı’nın vefatından sonra hazırladığı ve bir nevi hatıra kitabı olan "Gaspıralı İsmail Bey" adlı kitabı -ki bu yeniden basıldı- dışında,  bazı konferans tebliğlerinin ve makalelerin haricinde, üzülerek ifade edeyim ki, bu büyük insan hakkında fazla bir araştırma bulunmamaktadır. Hâlbuki Türkiye'de Türkolojinin gelişmesine büyük katkıları bulunan Fuat Köprülü Hoca, 7 Mart 1928 tarihli Cumhuriyet gazetesinde neşrettiği bir makalenin sonunda, Türk milletinin onun hakkındaki hislerini veciz bir şekilde şöyle dile getiriyordu: "Bütün hayatını Türklüğün yükselmesine sarf eden bu büyük adam, Türk milletinin ebedî şükranına layıktır."

Ne hazindir ki, ne bu güzel sözleri söyleyen Köprülü Hoca ne de diğer fikir ve bilim adamlarımız Gaspıralı'ya layık ne yeterli derecede ve sayıda araştırma yaptırmış, ne de onunla ilgili bir enstitü veya araştırma merkezi kurdurmuştur. Hâlbuki bu büyük insan ve mütefekkir hakkında başta Türkiye olmak üzere kardeş Türk ülkelerinde sayısız araştırmaların yapılması gerekirdi. Dileğim bu hatayı ve eksikliği yeni neslin aydınları ve akademisyenleri tamamlar.

Türklerin yakın tarihinde Atatürk'ten sonra Türklük mücadelesi uğruna her türlü zorluğu göğüsleyerek mücadele eden ikinci büyük adam olan Gaspıralı o kadar büyük bir medeni cesarete sahip idi ki meşru zeminlerden ayrılmadan Türklüğün hak ve menfaatlerini sonuna kadar savunmuştur. Lütfen onun yaşadığı devri hatırlayın, 19. asrın ikinci yarısı Panslavizmin doruklara çıktığı bir devirdir. Ama o, Panslavistlerin bütün baskısına göğüs gererek Rus idaresinde kalan Türklerin hak ve hürriyetlerini yine Rus kanunları çerçevesinde müdafaa eden bu büyük fikir mücahidinin medeni cesaretine hayran olmamak mümkün değil.

Buradan sevgili gençlere seslenmek istiyorum. Artık Türklük mücadelesi için güzel kalplerinizde ve dimağlarınızda ateşi yakma zamanıdır. Bakınız Gaspıralı İsmail Bey bu işi nasıl yapmış: O cesur insan, gerekli hazırlıkları yaptıktan sonra mücadeleye atılırken neler hissettiğini ve neler yapmak istediğini "Gündoğdu" adlı hikâyesinde şöyle anlatır:

"Milletin hâline aşina olmadan, millete hizmetin mümkün olamayacağını anlayan Danyal Bey, bu hususta ilmini ve marifetini artırmaya karar verip milletin arasına atıldı. Köy düğünlerinde, derviş ve ulema meclislerinde, beyler ve ağalar ziyafetlerinde, medrese hücrelerinde vesair her türlü içtimada bulunup az söyleyip çok dinleyip birkaç sene amelî dersler aldı. Her zümrenin yahşi cihetlerini ve uygunsuz hâllerini görüp öğrenmiş, millî zaafın neden ibaret ve milletin neye muhtaç olduğunu anlamıştı.  Ne işlemeli, işi nereden tutmalı, sönmüş kalpleri ne ile yandırmalı, basireti örtmüş perdeleri ne ile kaldırmalı, gaflet sahrasında serilip kalmış koca bir milleti ne ile ayağa kaldırmalı gibi suallerle hayli zaman uğraşmıştı."

İşte sevgili gençler ve okurlar, Gaspıralı’nın, ilgisizlikten cehalet uykusuna dalmış Türklüğü uyandırmak ve ayağa kaldırmak gibi yüksek emelleri olduğunu ve bunun için de milletin her zümresini tetkik ederek mücadeleye hazırlandığını görüyoruz. Onun bu çalışmasını ve düşüncelerini bugünün gaflet uykusuna dalmış Türk milleti için lütfen sizler uygulayın ve bu milleti ayağa kaldırın. Ama bunun için, Atatürk’ümüzün dediği gibi, her şeyden evvel iyi bir hazırlık yapın.

Gaspıralı İsmail Bey, 10 Nisan 1883'te kendi fikirleri ile birlikte şöhreti dalga dalga bütün Türk ve İslam dünyasına yayılacak olan "Tercüman" gazetesini sevgili eşi Zühre Hanım ile birlikte çıkarmaya başlamış ve fikirlerini kısa zamanda önce Türk aydınlarına sonra da Türk halklarına kabul ettiren Gaspıralı İsmail Bey, tamamıyla düşmanca davranan bir Rus idaresi altında, bir nevi Türk Rönesans'ı diyebileceğimiz yenilik hareketleri için, başlattığı mücadelesini sağlam seciyesi yüksek azim ve sebatı, yılmadan ve kopmadan devam ettirdiği çalışması ve bütün bunları tamamıyla kanunlar çerçevesinde, yani meşru zeminlerde, yapması sayesinde tuttuğu yolda başarıyla ilerleyecektir. Onun ilk başarısı eğitim sistemini modernleştirerek yani eski mektep ve medreseleri, usul-ı cedit mektep ve medreseleri şekline getirerek Türklerin İslam’dan ayrılmadan çağdaş bir eğitimle muasır medeniyet seviyesine doğru yürümelerini sağlamak olmuştur.

Gaspıralı İsmail Bey’in eğitim reformu üzerinde ısrarla durmasının sebeplerinden birisi Rusların Nikolay İlminski önderliğinde başlattığı eğitim sistemi ile Türk çocuklarını Ruslaştırma faaliyetidir. 1552'de Rus işgaline uğrayan Kazan'da 19. asrın başlarında bir üniversite kurulmuştu. Bu üniversitede Türk lehçeleri ve ilahiyat üzerinde çalışan Prof. Nikolay İlminski'ye göre, Rus idaresinde yaşayan Rus olmayan milletleri Ruslaştırmanın bir tek yolu vardı: Rus dilinin ve Hrıstiyanlığın (bilhassa Ortodoksluğun) öğretilmesi.

Devrin Rus eğitim bakanı Tolstov'un da desteğini alan İlminski, Türk ülkelerinde açtırdığı, "Rus-Tatar, Rus-Kazak, Rus-Kırgız, Rus-Özbek, Rus- Azeri" okullarında okuttuğu binlerce Türk gencine ana dilini ve Müslümanlığı yasaklayarak Rus dili ve Hrıstiyanlığı öğreten bir eğitim vermiştir. Gaspıralı'nın yaptığı işler İlminski'yi son derece rahatsız etmiş ve Rus hükûmetine Gaspıralı'nın faaliyetlerini durdurması için büyük baskılar uygulamıştır. Eğitim bakanına yazdığı mektupta İlminski: "İslam dini var oldukça Rus harflerinin Arap alfabesine karşı savaşı güç olacaktır." Rus kilisesinin başkanı arkadaşı Pobedomostsev'e yazdığı bir mektupta ise Gaspıralı ve Tercüman gazetesi hakkında şöyle yazıyordu: "Gaspıralının bir tek gayesi var: Rusya idaresinde yaşayan milyonlarca Türk kökenli Müslümanı birleştirmek, modern eğitimle ve Avrupa medeniyetinin imkânları ile daha kuvvetli hâle getirmek ve İstanbul'un bu hususta desteğini sağlamak. Bu bizim yaptıklarımıza ve yapmak istediklerimize ters düştüğü gibi, Rus Ortodoksluğu için de büyük tehlike teşkil edecektir. Bunun için, Gaspıralı’nın ve gazetesinin susturulması gerek. Bunu temin için mutlaka hükûmet ricali ile görüşmelisin ve gerekeni yaptırmalısın." İlminski, mektubuna şöyle devam etmiştir: "Reform yapmış, terakkiye yönelik Müslümanlığın, Batı medeniyetinin ortaya koyduğu teknik imkanları da kullanarak ve aynı zamanda modern okullar açarak yeni bir hüviyete girmesi Ortodoksluk için büyük tehlike teşkil edecektir. Bu sebeple, Gaspıralı’nın önderliğini yaptığı ceditçilik akımına mâni olmak mecburiyetindeyiz. Cedit mekteplerinin açılmasına izin vermekle Rus hükûmeti ve aydınları kendi bindikleri dalları kesmişlerdir."

İşte Gaspıralı İsmail Bey, İlminski'nin ve yandaşlarının insanlık ve medeniyet dışı tutumlarıyla da boğuşmak mecburiyetinde kalmıştır. Gaspıralı'nın bütün bu direnişine ve başarısına rağmen İlminski önderliğinde açılan Rus okullarında okuyan on binlerce gençten 8.544'ünün Hrıstiyanlığı kabul ettiğini görmekteyiz. Fakat bunların bir kısmı ilk fırsatta eski dinlerine yani İslamiyet’e dönmüşlerdir.

Gaspıralı İsmail Bey’in bütün Türk ülkelerinde açılan modern mektep ve medreselerde okutulacak dersler şöyle tespit edilmişti: Dinî ilimler (hadis, fıkıh, kelam), Türk dili ve edebiyatı, Arap dili ve edebiyatı, İslam tarihi, tarih felsefesi, umumi tarih, coğrafya, tabiat bilgisi, matematik, fizik ve kimya, psikoloji, pedagoji, sağlık bilgisi, Rusça ve Fransızca.

Gaspıralı İsmail Bey bu derslerin okutulması esnasında her kardeş Türk kavminin ilköğreniminde kendi ana dillerini yani lehçelerini kullanmalarını; ortaöğrenimde Türkiye Türkç'si ağırlıklı Türk dili; Yükseköğrenimde ise Türk ve Tatar dilinde tahsil görmelerini ve böylece dildeki birlik ilkesinin gerçekleşmesini istemiştir ki bunu, bütün Türk halkları kabul etmiştir.