KARAMANLI HEKİMBAŞI BEŞİR ÇELEBİ

22 Mart 2018 15:44 Şerafettin GÜÇ
Okunma
1847
KARAMANLI HEKİMBAŞI BEŞİR ÇELEBİ

KARAMANLI HEKİMBAŞI BEŞİR ÇELEBİ

 

 

Şerafettin GÜÇ

 

 

Rivayetolunur ki taht-ı Yunan’da yani Konya şehrinde, bir hekim-i hâzik var idi. AdınaBeşir Çelebi derlerdi. Ana cümlehalkın itimadı var idi, gayet usta idi.

Birgün atıyla giderken, bir cenazeye rast gelüp, götürün giden kimesnelere çağırupeyitdi: ”İşbu getürüp gittiğiniz kişi diridir,” didi. Dahi atından aşağı indi.Meyyitin tabutunu açıp ol kişiden kan aldı. Bir zamandan sonra ol kişi gözün açıp ve kalkup oturdu.

Beşir Çelebi’ye eyitdiler: “Sultanum, neden bildiniz bu kişi diri idigûn?

Beşir Çelebi itti: “Getirenlerinden bildim, zira bu meyyit gayet ağır olur, diri adamhafif olur, andan bildim.

Beşir Çelebi, Fatih Sultan II. Mehmet döneminde yaşamış önemli bir hekimdir. Onun Edirne tarihi ve kendisine atfedilen bir Devlet-iAliyye (Osmanlı) tarihinden başka, “MECMÛ'ATÜ'L-FEVÂ’İD”adlı önemli bir tıp kitabı bulunmaktadır. Bu kitap ilk tıp terimleri kitabıdır.E. Blochet‟in Catalogue des Manuscrits Turcs’ta bahsettiği bu hacimli eser 282 varaktan oluşmaktadır ve "Bibliothèque Nationale de France’de, SUP TURC234 numarada kayıtlıdır.

Türklere ait en eski yazılı tıp metinleri Turfan seferleri sırasında bulunan Uygur Dönemi yazmalarıdır. Şu anda Berlin Üniversitesi Turfan Yazmaları Koleksiyonu’nda bulunanbu metinler Prof. Dr. Reşit Rahmeti Arat tarafından Zur Heilkunde der UigurenI, II (1930-1932) adlı Almanca kitapta ele alınıp incelenmiştir.

Söz konusu eserde ele alınıp incelenen yazmalardan anlaşıldığına göre, bu dönemde Türkler, hastalıkların tedavisinde kuş eti, yılan derisi, kunduz hayası gibi hayvansal tedavi maddeleri ve soğan, sarımsak, turp, ayva, bal gibi muhtelif sebze-meyveler, otlar ve gıdalar kullanmışlardır.[1]

Selçuklular Dönemi’ne bakıldığında ise açılan birçok darüşşifa, bu dönemde de tıp ilmine verilen önemin devam ettiğini göstermesi bakımından kayda değerdir.

Tarihî sırayla bu önemli darüşşifalardan bazıları şunlardır:

 

·                   1205’te Kayseri’de Gevher Nesibe Darüşşifası ve

·                   GıyasiyyeTıp Mektebi,

·                   1217’de Sivas’ta Keykâvus Darüşşifası,

·                   1217-1236’da Konya Darüşşifaları,

·                   1235’te Çankırı’da Selçuklu Emirlerinden Atabey Ferruh Darüşşifası,

·                   1272’de Kastamonu’da Ali Pervane’nin Darüşşifası,

·                   1275’te Tokat’ta Pervane Bey’in Darüşşifası,

·                   1282’de Turan Melik Sultan’ın Divriği’de inşa ettirdiği darüşşifa vb.

 

Yukarıda adı geçen müesseselerde pek çok değerli hekim yetişmiş ve yetişen hekimlerin birçoğu da bu darüşşifalarda çalışmıştır. Yine bu dönemde başka İslam memleketlerinden hastanelere davet edilen hekimler de olmuştur. Musullu Şemsüddin ibn-i Hibl, Tiflisli Ebulfadl, Cerrah Fasil, Tabib Kutbüddin bu isimlerden sadece bir kaçıdır.[2]

 

Osmanlı Dönemi’ne gelindiğinde tababetin esasen Selçuklu ve dolayısıyla İslam tıbbının bir devamı olduğu söylenebilir. Osmanlılar Anadolu’yu fethettikten sonra Selçuklulardan kalma bütün sıhhi müesseseleri muhafaza etmekle beraber Anadolu ve Rumeli’de bazı katkılarda bulunmuşlardır.

1399’daII. Sultan Murad Edirne’de bir leprozeri (cüzzamhane). 1470’te Fatih Sultan II.Mehmet İstanbul’da ve 1486’da II. Sultan Bayezid Edirne’de birer hastane yaptırmışlardır.

Edirne’de açılan bu son hastanede delilere mahsus bir kısım olduğu gibi burada maddi veruhi tedaviler de yapıldığı, hatta müzikoterapiye bile başvurulduğu söylenir.

XIV veXV. yüzyılda birçok hekim yetişmiş olmakla birlikte bilhassa şu isimler dikkat çekiyor:

Hekim Bereket, Geredeli İshak bin Murad, Sivaslı Hekim Ali, Hacı Paşa, Ahmedi, Şeyhi(Yusuf Sinaneddin), Ahmedi Dai, İbni Şerif, Akşemseddin, Şirvani, Eşref binMuhammed, Kutbeddin Ahmed, Altuncuzade (Altunizade, İbni Zehebî), Mehmed binLütfullah, Beşir Çelebi, Lârî(Abdühamid Çelebi), Yakup Paşa, Hekim Arap, Hoca Ataullah, Ahi Ahmed Çelebi,Amasyalı Mehmed bin Abdullah, Sabuncuoğlu Şerefeddin vb.

Beşir Çelebi Karamanlıdır.[3]Doğum tarihi kesin olarak belli değildir. Babası Mahbûb Çelebi’dir.[4]Fatih Sultan II. Mehmet’in hekimi ve sohbet arkadaşıdır. Onun Fatih’e intisabı ve kaynaklarda Fatih’in sohbet arkadaşı olarak gösterilmesi Hikâyet-i Beşir Çelebi adlı risalede geçen şu ibarelere dayanmaktadır:[5]

 

“… Ol zamânda Sultân Mehemmed Hân-ı Gâzî tâbeserâhu şehr-i Edirne’de yeni taht-ı saâdete cülûs[6]buyurup pâdişâh oldukları zamânda ittifâk Beşir Çelebi anılup hazâkati[7]evsâfı[8]meclis-i şerîflerinde zikr olunup ziyâde tarîf ve tavsîf it düklerinde SultânMehemmed hekîm-i mezbûra[9]derûn-ı dilden meyl idüp derhâl Karamanoğlı İbrâhîm Beg’e nâme tesvîd olunup[10]kâsıd[11]birle irsâl olunup[12]hekîm-i mezbûr taleb olunmağa emr eylediler çünki nâme birle kâsıd İbrâhîm Beg’e vâsıl oldı emr-i âlîleri üzre imtisâl idüp[13]hekîm-i merkûmı tamâm ikrâm ve hürmet birle âsitâne-i devlet-bahşlarına irsâlitdüklerinde menâzil kat idüp gelüp şehr-i Edirne’de Sarây-ı Atîk’de pâdişâhhazretlerine mülâkât idüp haylî musâhabet eylediler.[14]Zîrâ Sultân Mehemmed âlim ve kâmil pâdişâh idi ve ulemâya muhabbet idüp ve muhibb olup her kanda[15]bir âlim ve fâzıl istimâ[16]buyursalar elbette tâlib olup getürüp musâhabetleri ile müşerref olurlardı. Peshekîmden ol tabaka hazz eylediler ki ilm ü hazâkatine küllî tahsîn idüp birnice rûzigâr[17] hidmet-i şerîflerinden gidermeyüp bir ân ve bir sâat musâhabet-i ilmîden hâlî olmazlardı…”

Yukarıdaki metinde de anlatıldığı gibi, Fatih Sultan II. Mehmet 1451’de yeniden tahta oturduğunda ilk işlerinden birisi tanınmış âlimleri çevresinde toplamak olmuştur. Ayrıca, onun tıbba ve felsefeye özel ilgisinin bulunduğu bilinmektedir. Fatih‟in hekimliğe gösterdiği özel ilgi, kütüphanesinde bulunan eserlerinde de açık bir şekilde anlaşılmaktadır. O, yaşadığı dönemde mesleklerinde başarılı olmuş, ün yapmış bilim adamlarını nerede olursa olsun bulup, hiçbir fedakârlıktan kaçınmadan sarayına davet etmiş, zaman buldukça onlarla günlerce süren konuşmalar yapmış, bilimsel tartışmalarda bulunmuştur.

İşte,Beşir Çelebi de bu şekilde Fatih tarafından saraya çağrılan âlimlerden biridir.Karamanoğlu İbrahim Bey’in[18]hassa hekimi olan Beşir Çelebi’nin bilgisi ve mesleğinde göstermiş olduğu başarısından doğan ününü duyan Fatih,İbrahim Bey’e özel mektup yazarak, Beşir Çelebi’yi Edirne’ye davet etmiş ve oda bu davet üzerine Edirne’ye gelmiştir. Fatih, Çelebi’yi Edirne’de Eski Saray’da yani Saray-ı Atik‟te kabul ederek, onunla görüşmüştür.

Ermenek'teki Tol Medrese 1339 yılında Karamanoğulları Beyliğinin Ermenek Emiri Burhaneddin Musa Bey tarafından yaptırılmış olup, Beşir Çelebi burada yetişmiştir. Fatih Sultan II. Mehmet’in hekimbaşısı olmuştur. Edirne tarihinde yerini almıştır.  

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 



[1] Uygur Dönemi tababetini ele alan başka bir çalışma da Arat’ın eserinden hareketle Prof. Dr. A. Süheyl Ünver tarafından hazırlanan Uygurlarda Tababet, İstanbul Üniversitesi Tıp Tarihi Enstitüsü Yayınları, İstanbul, 1936 adlı kitaptır. 

[2] Ayrıntılar için Ünver, Süheyl (1943), Tıb Tarihi, İstanbul,İstanbul Üniversitesi Yayınları.

[3] Bazı kaynaklarda Beşir Çelebi’nin Konyalı olduğuna dair bilgiler yer alsada Ali Gülcan onun Karaman’lı olduğunu birtakım delillerle ispatlamayaçalışmıştır (Gülcan 1978: 5-6). Burada Beşir Çelebi’nin Karaman’ın Ermenek ilçesinden olduğu şeklinde bilgiler bulunduğunu da ifade etmek gerekir.

[4] Ayrıntılar için Fatih Devrinde Karaman Eyaleti Vakıfları Fihristi‟nin 23. sayfasındaki dipnota bakınız.

[5] Zaten Beşir Çelebi hakkında kaynaklarda bulunan bilgilerin hemen hepsi Hikâyet-i Beşir Çelebi’de anlatılanlar kadarıyladır.

[6] Tahta çıkma, tahta oturma.

[7] Hekimlikteki ustalığı, becerisi.

[8] Vasıfları, özellikleri.

[9] Adı geçen hekime.

[10] Mektup yazılıp.

[11] Ulak, haberci.

[12] Gönderilip, yollanıp.

[13] Alınan emre uyup.

[14] Sohbet ettiler.

[15] Nerede.

[16] İşitme, duyma.

[17] Zaman.

[18] Karamanoğlu II. İbrahim Bey, Karamanoğullarından II. Mehmed Bey‟inoğludur. Büyük babası Ebulfeth Alaaddin Ali Bey zamanında henüz on beş yaşındaiken devlet kademesinde görev almaya başlamış, Akşehir dolaylarının yönetimi dekendisine verilmiştir. Osmanlı-Karamanlı mücadelelerinde Timurtaş Paşa ve SinanPaşa kumandasındaki Osmanlı ordularına karşı direnişlerde bulunmuş;Karamanoğulları ve Ertanaoğulları arasındaki sürekli ve çetin savaşlardayararlılıklar göstermiştir. 1424’te de Karaman Beyliği tahtına oturmuştur.Hükümranlığı müddetince Karamanoğlulları Beyliği içindeki bütün şehir, kasabave köylerde birçok sosyal, kültürel ve dinî müesseseler kurmuştur. Bu eserlerinyaşaması ve işletilmesi için gelir kaynağı olarak da pek çok emlak ve arazivakfetmiştir. Beşir Çelebi’nin Mecmû‘atü’l-Fevâyid’i, Hatiboğlu Mehmed’in deFerahname’yi onun adına yazdığı bilinmektedir.

Şerafettin GÜÇ