TÜRKÇE BİR MEDENİYET DİLİDİR

05 Aralık 2018 12:55 Prof. Dr.Derya ÖRS
Okunma
243
TÜRKÇE BİR MEDENİYET DİLİDİR

TÜRKÇE BİR MEDENİYET DİLİDİR
Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanı Prof. Dr. Derya Örs, 86. Dil Bayramında yaptığı konuşmada, Türkçenin bir medeniyet dili olduğunu belirterek, "Bu bizim için büyük bir sorumluluk, kıvanç ve iftihardır. Dilimizi seviyor ve sayıyoruz. Atalarımızdan gelmiş olan bu büyük mirasa hiçbir şekilde ihanet etmememiz gerekiyor." dedi.


Haber :EVİN GÖKTAŞ

Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanı Prof. Dr. Derya Örs, dünyada her dilde kültürün yaratıldığını ama her dille medeniyetin kurulamadığını ifade ederek, "Türkçe aynı zamanda bir medeniyet dilidir. Bölgemizi şöyle bir düşündüğünüzde, milyonlarca insanın onlarca, yüzlerce devletin bulunduğu bir coğrafyada medeniyet dili yaratabilmiş olan Türkçe dışında bir elin parmağını geçmeyecek kadar millet sayabiliriz. Bu bizim için büyük bir sorumluluk, kıvanç ve iftihardır. Dilimizi seviyor ve sayıyoruz. Atalarımızdan gelmiş olan bu büyük mirasa hiçbir şekilde ihanet etmememiz gerekiyor." dedi.
Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Prof. Dr. Ahmet Haluk Dursun, "Şahsi kanaatim, bu dönemde üzerinde en çok çalışmamız, en çok seferberlik ilan etmemiz gereken konu Türk diline sahip çıkma konusudur." diye konuştu.
Türk Dil Kurumunda (TDK) 86. Dil Bayramı törenle kutlandı. TDK'nin Konferans Salonu'nda yapılan törene TDK Başkanı Prof. Dr. Gürer Gülsevin, Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Prof. Dr. Ahmet Haluk Dursun, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanı Prof. Dr. Derya Örs ile TDK personeli katıldı. Törenin sonunda ATV'de yayımlanan "Kim Milyoner Olmak İster?" isimli yarışma programına, "Türk Diline Katkı Ödülü" verildi. Ödülü, programın sunucusu Murat Yıldırım, Bakan Yardımcısı Dursun'dan aldı.
Törende konuşan Örs, 86'ncısı kutlanan Dil Bayramının Türk diline emek veren herkese ve millete hayırlı olması temennisinde bulundu.
Dil Bayramının ruhuna yaraşır birkaç noktaya değinmek istediğini vurgulayan Örs, Türkçenin geçirdiği tarihî süreç içerisinde, bugün ulaştığı zenginliği de dikkate alarak, Türkçeyi küresel çapta bilim, sanat, edebiyat ve kültür dili hâline getirmenin arayışı içerisinde olduklarını vurguladı.
Örs, "Dünyada her dille kültür yaratılmıştır ama her dille medeniyet kurulamamıştır. Türkçe aynı zamanda bir medeniyet dilidir. Bölgemizi şöyle bir düşündüğünüzde, milyonlarca insanın onlarca, yüzlerce devletin bulunduğu bir coğrafyada medeniyet dili yaratabilmiş olan Türkçe dışında bir elin parmağını geçmeyecek kadar millet sayabiliriz. Bu bizim için büyük bir sorumluluk, kıvanç ve iftihardır." şeklinde konuştu.
HALK OYLAMASI YERİNE HÂLÂ REFERANDUM KULLANILIYOR
Prof. Dr. Derya Örs, günlük dilimizde öz Türkçe yerine kullanılan yabancı kökenli bazı kelimelerden örnek verirken, şunları söyledi:
"Referandum, bugün büyük ölçüde insanların dilinde 'halk oylaması' ifadesi yer aldı. Ancak hâlâ referandum kullanılıyor mu evet kullanılıyor. Öyle düşünüyorum ki biz Türkçe olan ve anlaşılan kelimeyi tercih ettiğimizde bizim kelimemiz yerleşecek, diğer kelime de ömrünü tamamlayıp Türkçeden çekilecektir. Bunun gibi pek çok hususta Türkçeleri var iken yabancılarını kullanmayalım diye bir kampanya başlattığımızda bu duyarlılığımızı, bu özen ve itinamızı topluma vermek istediğimizde şöyle şeylerle karşılaştık: 'Ama bu kelime bunu karşılamıyor ki.' deniliyor. Bu tamamen zihinsel ve yanlış bir yaklaşım. Bir kere bir kelimenin diğerini tamamen karşılaması diye bir kaide yok. Dışarıdan almak zorunda olduğumuz kelimenin anlamını ve çerçevesini ifade eden Türkçe kelimeyi rahatça kullanabiliriz. Çünkü biz o kelime sayesinde anlayabiliyoruz. Dolayısıyla biz sadece toplumun bir kesiminin bildiği kelimeleri Türkçenin mal varlığı olarak kabul edemeyiz. Ama bugün 5 yaşındaki bir çocuktan 80 yaşındaki bir ihtiyara kadar Türkçe olarak kabul ettiği her yabancı kelime Türkçeleşmiştir. Böyle bir bağnazlığımız yok. Biz bir televizyon kelimesinin yerine bir arayış içerisinde değiliz. Ama eğer 'etkinlik' kelimesi var iken, 'faaliyet' kelimesi var iken 'aktifite', 'aktivasyon', 'aktif' gibi kelimelerin kullanılmasını arzu etmiyoruz. Ama bakıyorsunuz bunlar her yerde kullanılıyor."
SEVMEDİĞİM VE NEFRET ETTİĞİM İKİ KELİME MODERATÖR VE LANSMAN
Prof. Dr. Örs, "Benim sevmediğim ve nefret ettiğim iki kelime var ve bunu her yerde söylüyorum. Birisi 'moderatör', diğeri 'lansman.' 'İlk tanıtım' denilebilecek 'lansman' kelimesini bir türlü dillerden alamıyoruz. Bütün kamu kurumları da yaptıkları ilk işlerin hepsinde 'lansman' diyorlar. Ben de 'Başınıza lansman düşsün.' diyorum. Bir de her toplantı yöneticisine iki kişi bile olsalar ona 'moderatör' diyorlar. Oysa 'moderatör' öyle bir şey değil. Bilgisayar ilk çıktığında çet sohbet odaları vardı onu yöneten ve dışarıdan girip çıkanlara yön evren kişiye 'moderatör' deniliyor. Ben YÖK'te böyle bir toplantıya katılmıştım ve baktım orada 'moderatör' yazmışlar. Dedim ki 'Gidiyorum. Bunu kaldırın. Ya bu adamı yönetici veya oturum başkanı yapın ya da ben katılmayacağım.' Bu tür hassasiyetlerimizi her yerde göstermemiz lazım. Çünkü dilimizi seviyoruz, dilimizi sayıyoruz. Dilimiz bize atalarımızdan en büyük miras. Atalarımızdan gelmiş olan bu büyük mirasa hiçbir şekilde ihanet etmememiz gerekiyor. Yunus Emrelerin, Âşık Paşaların bize bırakmış olduğu bu muhteşem dili, bu dünya dilini, bu edebiyat, kültür ve sanat dilini mutlaka hak ettiği yere oturtmamız gerekiyor. Türkiye Türkçesi başta olmak üzere bütün Türk dillerinin ileriki zamanlarda dünya dilleri içerisinde çok daha etkin ve küresel anlamda olacağına yönelik inancımı yineliyorum. 'Kim Milyoner Olmak İster?' programını çok güzel yürütüyorlar. Bugün burada kendisini ödüllendireceğimiz Murat Yıldırım Bey de programı çok güzel sunuyor. Türk diline katkı verdikleri için kendilerini tebrik ediyorum. Dili ile birlikte edebiyat içerikli soruların da artırılmasını kendilerinden istirham ediyorum. Çünkü günümüzde insanımız maalesef teknolojiye yenik düşmüş durumda. İnsanlarımızın en büyük eksiklerinden biri de siyaset ve ekonomi dışında bir dünyanın var olduğunu fark etmeden bir hayat sürmeye başlamış olması. Ben her sabah güne bir şiir okuyarak başlıyorum ve her gece yatarken de bir şiir okuyarak uykuya dalıyorum. Edebiyatsız ve şiirsiz bir hayatı asla tasavvur edemiyorum. Bunun da toplumumuzda yaygınlaşabilmesi için gençlerimizin şiir, sanat ve edebiyata yeniden yönelmeleri, bugün mirasyedi bir topluma dönüştüğümüz edebî sahada yeni verim ve üretimlerin yapılmasını hasretle bekliyorum."
TÜRK DİLİNE YETERİNCE SAHİP ÇIKMAK İÇİN TOPYEKÛN SEFERBERLİK BAŞLATILMALI
Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Prof. Dr. Ahmet Haluk Dursun, Dil Bayramına ilişkin, "Gençleri ve çocukları mutlaka bu bayramların içerisine dâhil etmeliyiz. Onların alanlarına gitmek suretiyle, bayramlaşmayı onlarla yapmayı gündemimize almamız lazım. Bizim muhatap kitlemiz, gözümüzün bebeği yeni yetişen nesillerdir." dedi.
Türk diline sahip çıkma konusunda sadece akademik alanlarda yürütülen çalışmaların yeterli olmadığını vurgulayan  Dursun, "Yeterli olmadığının en büyük delili gençlerimizin ve sokaktaki insanın Türkçemize sahip çıkma, Türkçeyi doğru kullanma noktasındaki eksikliğidir. Çok güzel akademik çalışmalar yapıyoruz, kitaplar basılıyor, sayısız tez, paneller yapılıyor ama halkımıza, sokağa mutlaka bir şekilde hitap etmemiz, onlarla iletişimi kurmamız lazım." değerlendirmesinde bulundu.
Dursun, gençlerin kitap okumak, felsefi ve kültür ağırlıklı sohbetlere katılmak yerine teknolojik ağırlıklı ve baskılı bir ortam içerisinde bulunduklarına dikkati çekerek, "Bu işi bir topyekûn seferberlik olarak ele almamız lazım. Yani sadece görev tanımında bu iş olan biz kravatlılar olarak değil; halkın içinden gönüllülerin de bu işin içinde olması lazım. Millî Eğitim Bakanlığının mutlaka dil konusu başta olmak üzere kültür konusunu eğitimin içerisinde ilk planda ele alması lazım." diye konuştu.
Gençlik ve Spor Bakanlığını da çok önemli bir paydaş olarak gördüklerinin altını çizen  Dursun, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bayram en çok çocuklar ve gençlerle yapılır. Biz bu bayramları büyükler olarak salonlarda birbirimizle yapmak yerine, gençleri ve çocukları mutlaka bu bayramların içerisine dâhil etmeliyiz. Onların alanlarına gitmek suretiyle, bayramlaşmayı onlarla yapmayı gündemimize almamız lazım. Bizim muhatap kitlemiz, gözümüzün bebeği yeni yetişen nesillerdir. O nesillere nasıl ulaşırız, bu toplantıları bu salonlardan nasıl onların yanlarına indiririz, bu Millî Eğitim ve Gençlik Spor Bakanlığının içinde olduğu ortak eylem planıyla olur kanaatindeyim. Onun için Türkiye'nin birçok sorunu var, ben kendi baktığım yerde en büyük sorununun yeniden bir millî kültür seferberliği olması şeklinde özetliyorum."
Dil Bayramını kutlayan Ahmet Haluk Dursun, “Kültür ve Turizm Bakanlığı, birçok görevlendirme ve görev tanımı içerisinde konularını seçiyor. Bunlara öncelik sırası koyuyor ama benim şahsi kanaatim odur ki, bu dönemde üzerinde en çok çalışmamız gereken, en çok seferberlik ilan etmemiz gereken konu Türk diline sahip çıkma konusudur." dedi.
ATATÜRK'ÜN TALİMATMARIYLA TÜRK DİLİ TETKİK CEMİYETİ KURULDU
Törende konuşan TDK Başkanı Gülsevin, “Bundan 86 yıl önce 12 Temmuz 1932’de Atatürk’ün talimatlarıyla Türk Dili Tetkik Cemiyeti kurulmuştu." diyerek konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Sonradan adı Türk Dil Kurumu oldu. Hemen onun ardından iki ay sonra İstanbul’da 26 Eylül günü, yani bugüne denk gelen gün Türk Dil Kurultayı toplandı. Kurultay dokuz gün sürdü. Bilim adamları, edebiyatçılar, aydınlar, halk, hatta Toroslar’dan Yörükler getirildi. Çok geniş katılımla dokuz gün sürdü. Mustafa Kemal, dokuz gün kurultayı takip etti. Radyo vasıtasıyla kurultay halka da ulaştırıldı. Kurultayda kurultayın başlangıç günü olan 26 Eylül tarihinin dil bayramı olarak kutlanması önerildi ve oy birliğiyle kabul edildi. TDK da 86 yıldır Türk Dil Bayramını kutluyor, çeşitli etkinliklerle kutluyor. Dört yılda bir kurultaylar tekrarlandığı için dört yılda bire denk gelen büyük kurultay ile beraber dil bayramı kutlanıyor. Onun dışında Türkiye’nin çeşitli şehirlerinde veya Ankara’da sempozyum, panel gibi toplantılarla birleşerek kutlanıyor. Bazen de Türk diline hizmet eden kurumlara, kuruluşlara ve yarışma programlarına ödül verilerek kutlanıyor.”
1932'de ilan edilen Dil Bayramının Avrupa ülkelerine ilham olduğunu kaydeden Gülsevin, şunları kaydetti:
"Avrupa Konseyinin dil politikaları bölümü tarafından Nisan 1997 tarihinde yapılan projenin son konferansı sırasında Avrupa Dil Günü fikri ortaya atıldı. Üye ülkelerin desteği ile öneri çeşitli organlarca işlendi ve Avrupa Komisyonu da katılım için o toplantıya davet edildi. Ocak 1999’da Bakanlar Komitesi, 2001 yılını ‘Avrupa Diller Yılı’ olarak ilan etti. Daha sonra sürekli hâle getirilen bu organizasyon, her yıl 26 Eylül gününde Avrupa’da da Avrupa Diller Günü olarak anılıyor."
TOPLUM, TDK'Yİ TÜRKÇE SÖZLÜK VE YAZIM KILAVUZU OLARAK GÖRÜYOR
Kurumun çalışmaları hakkında da bilgi veren Gülsevin, şunları kaydetti:
"Bu programda TDK'nin çalışmalarını planladık ancak bütün çalışmalarını burada söylememiz mümkün değil. 2023 yılına kadar olan stratejik plan yapılmış durumda. Ben burada bazı genel şeyler söylemek istiyorum. Konuşmama TDK'nin görev ve amaçlarını hatırlatarak başlamak istiyorum. TDK'nin görevleri, Türkçenin yazılı ve sözlü kaynakları üzerine bilime dayalı araştırma yapmak. Türkçenin bilim, sanat, edebiyat ve öğretim dili olarak gelişmesinin her alanda doğru kullanılmasını sağlamak. Hedefi de Türk dilinin zenginliğini ön plana çıkarmak. Onu yeryüzü dilleri arasına değerine yaraşır yüksekliğe çıkartmak. Türk dünyasında anlaşma dili, dünyada ise yaygın ve geçerli bir dil konumuna getirmek. Aslında bu çok şey ifade ediyor ama, kanunda Türk Dil Kurumunun görevleri 18 madde şeklinde sıralanıyor. 18 madde hâlinde TDK'ye görevler verilmiş. Orada her şey var, aklımıza gelen de var gelmeyen de var. Bu kadar geniş görevler yüklenen TDK, toplum tarafından nasıl algılanıyor? Bu konuşmamı yapma sebebim de buydu. İyi mi görüyor kötü mü görüyor? Gerekli mi görülüyor kurum gereksiz mi görülüyor? Başarılı mı bulunuyor kurum başarısız mı bulunuyor? İtibarlı mı görülüyor itibarsız mı? Bu soruya öncelikle beklentiler açısından cevap vermek istiyorum. Şu anda toplumda 18 maddedeki görevi herkes bilmiyor ama toplum TDK denilince sözlük, yazım kılavuzu, yabancı kelimelerin Türkçe karşılığını bulan bir merkez olarak görüyor. Bu doğrudur. 18 maddenin içerisinde bunlar da vardır. Toplumun asıl algıladığı bu."
TÜRKÇE SÖZLÜĞÜMÜZDE 122 BİN SÖZCÜK VAR
TDK Başkanı Gülsevin, TDK deyince toplumun ilk akla gelen hususlardan birinin "Türkçe Sözlük" olduğunu ifade ederken, "Son baskıda Türkçe Sözlük’te 122 bin sözcük var. 77 bin madde başı, 34 bin küsur örnek cümle verilmiş. Yani çok büyük bir sözlük. Daha küçük sözlükleri hazırlamak güç ama bu çok büyük bir sözlük." diye konuştu.
Zaman zaman TDK'ye sözlükle ilgili maddelerin anlam ve yazılışları ile ilgili eleştirilerin geldiğini belirten Gülsevin, bu eleştirileri şöyle değerlendirdi:
"Bu eleştirilerin bazıları yanlışı tespit etmek yönünde oluyor. Aslında onların bir kısmını bizim uzmanlarımız haftada iki gün bütün sözlüğü tekrar inceleyip gözden kaçan noktaları tespit ediyor. Bir kısmı da uzmanlarımız tespit etmesine rağmen, kişilerin direkt ulaşmaları ya telefonları ile ya da basın aracılığı ile haber yazıyorlar böylelikle öğreniyoruz. Ancak hepsi çok da iyi niyetli olmuyor. İyi niyetli olup düzeltilenler akılda kalmıyor. Akılda kalanlar ise kasıtlı olarak çarpıtarak sunulan şeyler. Türk Dil Kurumu olarak bu tür şeylerle anılıyoruz. Otobüse 'çok oturgaç, çok götürgeç' denildiğini vatandaşlar bize soruyor. TDK her dönemde kelime türetmiş ve hâlâ da türetmeye devam ediyor. Bu kurumun vazifelerinin içerisinde bulunmakta ama bunu hiçbir zaman TDK belirtmemiş, üretmemiş uydurmamış. Bu kelimeleri iki öğretmen espri ile bir yerde yazı yazmış ve herkesin aklında o kalmış. Ben de şimdi durumumuzun gerçek yönünü tanıtmak istiyorum. 25 uzmanımız var. Çalışıyorlar ve görüldüğünden daha çok iş yapılıyor. Türkçe Sözlük’te her ne kadar tenkit edilse de şu anda Türkçe sözlüklerin en prestijlisi durumunda. Otorite durumunda bulunuyor. O zaman bu eleştiriler niçin yapılıyor? Çünkü bizim insanımız nereye baksa TDK görüyor. Orada görebildiğiniz en ufak bir şeyi tenkit ettiğiniz zaman yer buluyorsunuz."
 TDK ŞİMDİYE KADAR TOPLAM 184 AYRI SÖZLÜK YAYIMLADI
Gülsevin, "Oysa TDK'nin bu son sözlüğü dâhil olmak üzere 1945'teki Kurumun basılan sözlüğünün güncellenerek devam eden kısmı. Ama tüm kurum ve kuruluşlar ile şahısların sözlüğünün temelinde de bu var. Hepsinin kapağında zaten yazıyor TDK'nin sözlüğünden uyarlandığı yazılıyor." dedi.
Birkaç çarpıtmanın dışında yazılanları takdir ve tebrik ettiğini belirten Gülsevin, şunları kaydetti:
"50 tane haber varsa mükerrerler hariç medya takip merkezinden bize gelenlere baktığımızda, herhangi bir gazetenin köşe yazısında veya haberinde bir kelime verilirken TDK Sözlüğü'ne diye başlıyor. Başka bir sözlük örnek verilmiyor. Yazım Kılavuzu o kadar çok değişmiyor. Bazı zamanlarda günün şartlarına göre değişiklikler yapılıyor. Buna rağmen herkes bu Yazım Kılavuzu’nu kullanıyor. Yani müracaat TDK. TDK'ye yaslanmadan ya da TDK'nin şemsiyesi altına girmeden bir şey yapamıyorsunuz. 'TDK İmla Kılavuzu'na ve Yazım Kılavuzu'na göre hazırlanmıştır.' deniliyor her yerde. Onun için biz bunu kendimize problem etmiyoruz. Gördük ki TDK'nin sözlüğü bir otorite. TDK sadece Türkçe sözlük yapmıyor çok büyük sözlük yapıyor. 120 binlik sözlük yapmak çok büyük iş. İki dilli sözlükler var 20 adet. Terim sözlükleri 89 adet. Arapça, Farsça ve Osmanlıca sözlükler var. Lehçe sözlükleri 25 adet ve toplam 184 sözlük yapılmış. İşin büyüklüğünü söylüyorum. İki dilli sözlükler, Almanca, Türkçe, Boşnakça, Türkçe sözlükler. Terim sözlükleri, fizik terimleri sözlükleri, matematik terimleri sözlüğü gibi. Zooloji terimler sözlüğüne kadar bu tür Osmanlıca, Arapça ve Farsça sözlükler 19 adet, yaşayan lehçe sözlükleri, açıklamalı sözler sözlüğü, Anayasa Sözlüğü, 184 sözlük yayımlanış TDK."
TDK SIĞINILACAK BİR ŞEMSİYE VE OTORİTE OLARAK GÖRÜLÜYOR
TDK Başkanı Gülsevin, kurumun görevleri ile ilgili daha sonra şu bilgileri verdi:
"Yayıncılıkta TDK Türkiye'de %12'de. Yayın yapma açısından da çok sayıda yayını var ve birinci. Üç ayrı dergisi var. Bir tanesi 86 yıldır her ay yayımlanan bir dergi. Akademik dergileri var. Satışlar sadece burada değil elektronik mağazada TDK'nin kendi bünyesinde devam ediyor. 'Kitap' sözcüğü Türkçedir üç yaşındaki çocuk da anlar ama kökeni Arapçadır. 'Gözlük' de aynıdır. Bakış açıları değişirse tabii kelimeler türetilirken de ona göre politikalar izleniyor. Burada bir şey söylemek istiyorum. TDK çalışanlarının mesaisinin çok büyük kısmı bu sorulara cevap vermekle geçiyor. Çok güzel sorular geldiği gibi çok da ilginç sorular da gelebiliyor. Uzmanlarımız tarafından çeşitli kurum kuruluş ve okullarda dersler ve seminerler veriliyor. Bu sene Ankara'daki yurtlarda 29 ayrı seminer ve kurslar verildi. Kredi ve Yurtlar Kurumu güzel bir şekilde Türkçeyi öğretmenin yolunu bulmuş. Çünkü kurslara sürekli katılanlara yurt dışına gönderiyormuş çekilişler sonucu. TDK'nin çalışma alanları ile master, doktora ve yüksek lisans yapan ve tez hazırlayan 127 kişiye burs veriliyor. Fuarlara gidiyoruz. TÜYAP'ın hepsine gidiliyor. Kütüphanemizde 65 bin eser var. Bunların tümüne ulaşılabiliyor. Ziyaretçi sayımız 1487. Toplumda nasıl görünüyor TDK?  İyi, kötü, başarılı mı başarısız mı, gerekli mi gereksiz mi, itibarlı mı itibarsız mı, Kim Milyoner Olmak İster yarışma programında TDK sözlüğüne göre soruyu soruyor. TDK sığınılacak bir şemsiye olarak görünüyor. TDK toplumda bu konuda bir otorite olarak kabul ediliyor."